Dona'nın Öyküsü.. Vol-2

Cumartesi, Ocak 15, 2011

 Yılbaşı gecesinde gökyüzü renklere bürünürken ben çocuklarıma daha sıkı sarıldım. Hava çok soğuktu. Sabah ayaza yakalandık. İçim titremişti. Kaldırımda uyumanın da en kötü yanı buydu. İnsan donma tehlikesi geçirebilirdi. Zatürre olmaya kadar giderdi bu durum. Üstelik ısınamıyorduk. Duma ve Jukoyu içime çektim. Duma elini ağzına getirmiş öylece uyuyordur. Yüzünde alışılmamış bir huzur vardı. Juko öyle değildi. Halinden pek memnun değildi. O daha büyüktü kardeşinden. Olanların farkında yani. Babasının ölümünü hala unutamıyor sanırım. Sabahın ilk ışıkları yüzümüze vurunca içimiz ısındı. Özellikle Juko derin bir oh çekti. Onları böyle görmeyi özlemişim doğrusu. Sokaklar yine kalabalıktı. Yollar araçların gürültüsüyle yıkanıyordu. Korna sesleri birbirine karışıyordu. Dumayı kucağıma aldım, Juko^nun elinden tutup yola koyulduk. Bütün gece kaldırımda oturmak her tarafımı ağrıtmıştı. Üstelik açtım. Karnımın aç olmasına alıştım. Ülkemde hemen her gün açtım zaten. Doğru düzgün yemek dahi yiyemiyorduk. Hoş, burada da değişen bir şey yok. Burada da açım. En azından çocuklarımın karnı aç değil. İçimi rahat ettiren tek şey bu sanırım. Simitçiden bir simit aldım. Adam beni pek anlamadı. ''Sen, vermek,simit'' dedim. Elime 2 simit tutuşturdu. bana ''Sen vermek 5 lira'' 2 simit parası 5 lira olamazdı. Böyle kazık nerde görülmüştü? Tabii ki itiraz ettim. 2 simit yerine bir simit aldım ve 1 lirayı attım önüne. Arkama dahi bakmadan yürüdüm çocuklarımla birlikte. Adam beni çok zengin sandı galiba.. Neyse ki bir tane simit alabilmiştim. Simiti koparıp yarısını çocuklarıma verdim yarısını da ben yedim. Duma güldü. Ben de onunla birlikte güldüm. Güneş yüzümüze vuruyuordu. Karşıdan vapur geçiyordu. Deniz sakindi. Güneşin parlaklığıyla başka bir güzeldi bugün deniz. Yılın ilk günü bizim için iyi başlamıştı. Evet, paramız çok yoktu ama hep beraberdik ve mutluyduk. Şu an işin bununla yetinmekten başka seçeneğim yoktu..
..
Güneşin batmasına çok az kalmıştı. Sıcaklığın son demlerini yaşıyordum çocuklarımla. Gece olmak üzere. Geceleri sevmiyorduk. Gece demek tehlike demekti. Korku demekti. Kötülüğün buram buram hissedilmesi demekti. Üstelik sürekli üşüyorduk. Isınmamız pek mümkün değildi. Gündüz çocuklarımı yanıma alıp metronun girişine gittim. Mendil sattım. Para kazanmak zorundaydım. Elime para geçmesi gerekiyordu. Çocuklarımı az bırakamazdım. Neyse ki halimi anlayan insanlar vardı metroda. Benden mendil satın aldılar. Fazla fazla paralar verdiler. Para verenlerin gözlerinin içine tek tek baktım. Ve kocaman bir gülümsemeyle teşekkür ettim. Duma ve Juko aç kalmayacakları için sevinç çığlığı koyverdiler. Akşam kaldırımın üzerinde yine otururken önümden takım elbiseli bi adam geçti. Bana tuhaf tuhaf baktıktan sonra;
- Ne işin var burada dedi?
Ne diyeceğimi bilmiyordum. Sırtımı dikleştirdim ve gırtlağımı temizleyerek şöyle dedim
- Bu hale gelmeyi istemiyordum efendim. Kocam öldü ve ben sokakta kaldım. Gidecek yerim yok. Gündüzleri metroda insanlara selpak satmaya çalışarak çocuklarımı doyurmaya çalışıyorum. Geceleri de kaldırımda uyuyorum. Çok şükür çocuklarım hasta değil. Öyle ya da böyle yaşamaya çalışıyorum efendim. Sizi rahatsız ettiysem özür dilerim. Amacım sadece kaldırımda çocuklarımla birlikte oturup, güvende olmak.
Adamın başından aşağı kaynar su dökülmüştü sanki. Dili tutulmuş, gözleri dolmuştu. Gözlerini elinin tersiyle sildikten sonra;
- Kaldır çocuklarını bize gidiyoruz
-Ama efendim size rahatsızlık veririz. Bunu istemem
- Soğuktan donmana göz yumamam. Üstelik çocukların bir süre daha kaldırımda yatarsa soğuktan hasta olabilirler.
- Efendim size yük olmak istemiyoruz biz.
- Bir kase çorba içmekle, bir köşede uyumakla bana yük olmazsınız merak etme.. Bu arada adın ne senin ?
- Dona efendim. Adım Dona.
- Ne güzel ismin var senin. Benim adım da Mehmet. Memnun oldum. Hadi gidiyoruz
..
Mehmet Beyle birlikte yollara düştüm. Hiç bilmediğim yerlerden geçiyorduk.Yollar değişiyordu. İnsanlar hala aynıydı. Bana sürekli tuhaf tuhaf bakıyorlardı. Mehmet Bey bu durumu fark etmiş sanırım. Yolda ilerlerken bana
-  Sakın umursama. İnsanlar ten rengi farklı olan insanlara daima böyle bakmıştır Dona. Bu böyle sürüp gitmiştir. Onlara tuhaf geliyor zenci birini görmek. Lütfen kafana takma. Yolumuza devam edelim hadi.
Bir apartmana girdik. Eve girdik. Duma ve Juko bir kanepenin üstüne çıktı. Sevindikleri çok belliydi. Sobayı açtı Mehmet Bey.. Odaya ısı yayıldı. Bedenimize sıcaklık yayıldı. Rahatlamıştım. Ona gülümseyerek;
- Her şey için teşekkür ederim. dedim.
- Lafı bile olmaz dedi.
...
Aradan 2 ay geçmesine rağmen hala bu evdeydim. Mehmetle evlendik. Aslında her şey çok çabuk gelişti.. Onunla evlenmekten başka bir seçeneğim yoktu. Bir kış gecesinde salonda otururken Mehmet geldi. Elinde yüzükle yanıma oturdu. Bana baktı.
- Bak Dona. Kısa zamanda tanışmamıza rağmen kanım kaynadı sana. İlk gördüğüm andan beri seviyorum seni. Cevabın ne olacak bilmiyorum ama sana şunu sormak istiyorum. Benimle bu evde bir ömür boyu kalmayı kabul eder misin? Benimle evlenir misin?
Böylece bir daha kaldırımlarda yatmamış olursun. Sıcak bir evin olur. Karnın doyar.
  Ne diyeceğimi bilmiyordum. Eşimin ölümünü hala atlatamadan tekrar evlenmek bana göre değildi. Eşime ihanet etmek gibiydi bu. Ben ona ihanet edemezdim. Ona baktım ve üzülerek;
- Üzülerek hayır diyorum Mehmet.
-Beni sevmiyor musun?
- Seviyorum ama vefat etmiş eşime bunu yapamam. Ona ihanet etmiş gibi olurum. Bana yaptıklarını asla unutmam tabii ama onu düşünmek zorundayım.
- Dona, eşin senin mutlu olduğunu görse inan bana çok sevinirdi. Kaldırımda yatmana sevinecek mi sanıyorsun? Soğuk sokaklara geri dönüp, tinercilerin yakana yapışmasını mı istiyorsun? Gel,evlen benimle. Mutlu edeyim seni. Yeterince çile çektin zaten. Bari ikinci baharında yüzün gülsün kara gözlüm..
 Bir süre tereddüt ettim. Duma ve Jukoyu düşündüm. Onları tekrar kaldırımda uyutmak istemiyordum. Sokaklara tekrar dönüp, insanlara tekrar mendil satmak istemiyordum. Utanıyordum çünkü. Başımın sürekli eğik olmasından sıkılmıştım. Mutlu olmak benim de hakkımdı. Üstelik kocam beni yukarıda izliyordu. Benim mutlu olduğumu görünce ruhu huzura kavuşacaktı. Mehmet döndüm ve ona;
- Evet. Seninle evlenmeyi kabul ediyorum dedim. Mehmet sevinç çığlığı basıp beni dudaklarımdan öptü. Çok utanmıştım. Allahtan çocuklarım uyuyordu. Bu manzarayı görmemişlerdi.
Ertesi hafta yıldırım nikahıyla evlendik. Mutluydum. Eskisi gibi çile çekmiyordum en azından. Ve en önemli Çocuklarımın yüzü gülüyordu. Bu her şeye değerdi..
2 aydır burdayız. Mehmetle evliyim. Çocuklarımın yüzü gülüyor. Karnımız aç değil. Her gün tanrıya teşekkür ediyorum. Ve sokaktaki insanlara yardım etmesi için ona dua ediyordum. Mehmetle birbirimize olan sevgimiz her geçen gün arttı..
Artık mutluyduk.. Şimdi, sokakta geçerken yolda yatan insanlara para verip onları mutlu ediyordum. Onların mutlu olmasına seviniyordum. Kimbilir belki onlar da  bir gün benim gibi mutlu olurlar.. Bazen mutlu olmak için şanslı olmak gerek..
Hepimizin şansı var aslında. Bu şansı doğru kullanmayı bilmeli insan..
Şansınız açık olsun kader arkadaşlarım..
Tanrı bir gün sizin de yüzünüzü güldürecek.. Bundan hiç şüphe duymayın..
Sadece yarına umutla bakabilmeyi öğrenin
Çünkü Yarına umutla bakmak, Mutlu olmanın ilk adımıydı...


You Might Also Like

5 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. sonunun güzel bitmesi iyi olmuş, her yerde üzüntü, sıkıntı bari yazdıklarımızda mutlu olalım :)

    ellerine yüreğine sağlık :)

    YanıtlaSil
  2. Umutlarımız hiç tükenmesin öyleyse.

    YanıtlaSil
  3. Oha! Çok iyi :) Tebrikler ;)

    YanıtlaSil
  4. yaaaa içim eridi okurken resmen!

    YanıtlaSil
  5. @Zennube
    Valla iyi bitirmeye çalıştım. Umarım becerebilmişimdir :)

    @Marla
    Tükenirse zaten yaşamanın bi manası kalmaz Marla ^^

    @Miyuki
    Teşekkür ederim Miyuki. Beğenmene sevindim

    @T.B
    Sen beğendiysen, işlem tamamdır. :) Yorumun için teşekkür ederim canım :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe