Bütün renkler griye dönüyor giderek.

Pazartesi, Temmuz 15, 2013

   Son birkaç hafta yaşadığım kararsızlığı sanırım bu zamana kadar hiç yaşamadım. Bir yandan iş stresi, bir yandan yeni başlangıçlara adım atma telaşı aldı götürdü başımı. Otobüsteyken o kadar çok düşünüyorum ki her şeyi başıma ağrılar giriyor bazen.
   Her sabah aynı halsizlikle uyanıyorum. Aynı dakikada otobüsü yakalıyorum aynı dakikada durakta iniyor, her zaman aynı şarkıları dinliyorum. Günlerin artık bir farkı kalmıyor bende. Sadece tarih ve üzerimdeki kıyafetlerin rengi değişiyor. Giderek aynılaşıyor her şey sanırım.  Kendimi hala bir yere ait hissedemiyorum. Bulunduğum yerde varlığımı kabullenemeyen insanlar olduğunu seziyorum ara sıra. Mesela iş yerinde yemeğe sonradan çağırıyorlar. Molaya çıkıyoruz müdür ve arkadaşla, onlar birkaç dakika durup beni yalnız bırakıp gidiyorlar. Sinir oluyorum böyle şeylere. Ya ikiniz çıkın ya da benim yanımdan ayrılmayın. İnsan kendini dışlanmış gibi hissetmesin de napsın allah aşkına?Dombili gittikten sonra onun arkasından konuşuyorlar mesela. Benim arkamdan da böyle konuşuyorlar mıdır diye sorup duruyorum kendime. Büyük ihtimalle konuşuyorlardır. Arkamdan konuşulduğunu hissetmek beni tedirgin ediyor bazen. ''Acaba benim için de böyle mi söylemişlerdir?'' diye düşünmekten kendimi alamıyorum çoğu zaman.
   Bankacıları gördükçe hayattan soğuyorum bazen biliyor musun. Yani cillop gibi işleri var ama çok mutsuzlar. Her gün durmadan aynı işi yapıyorlar. Üstelik sevmedikleri insanlara katlanmak zorundalar. İyi maaş aldıkları için borç harç olayına giriyorlar. Çoğunun bir yerlere borcu vardır eminim. ''Nasılsa maaş geliyor, öderiz'' mantığından yola çıkarak borç yapıyorlardır diye düşünüyorum. Demek istediğim yüzlerindeki o mutsuzluk ifadesini okuyabiliyorum. Özellikle kadınlar çok mutsuzmuş gibime geliyor. Hayat şu sıralar benim için tekdüzelikten ibaret. Bu monotonluk canımı sıkıyor. Şu sıralar tek aksiyonum aynı anda iki kitabı okumak. Tutunamayanları ve Zaman Yolcusu'nun Karısını okuyorum. Zaman yolcusunun karısı çok sıkıcı sanki. Kurgusu çok zayıf bir kere. Beni kendine çekmiyor roman. Bu da uzun bir süre elimde patlamasına neden oluyor. Niye bu kadar uzatmış anlamıyorum. Ayıp olmasın diye okuyorum resmen. Tutunamayanlar güzel, hatta şahane diyebilirim. Vaktim olsa epey okurum ama günde 9 saat ayakta kalınca evde ağız tadıyla kitabımı okuyamıyorum.
   Minibüsteyken denize giden insanları görüyorum. O güneş kreminin kokusu geliyor burnuma. Bir garip oluyorum. ''Bu mu şimdi adalet? Ben neden tatil yapamıyorum?'' diye başlayıp lanet olsun bu hayat lanet olsun bu sevgim şarkısıyla sonlandırıyorum isyanımı. Ya çok saçma değil mi ama. Sen her gün aynı sıkıcılıkla çalış millet hayatın tadını çıkara çıkara tatil yapsın. İzin günümde bile doğru dürüst dinlenemiyorum. Öğlene kadar camış gibi uyuduğum için günü kaçırmış oluyorum. Ama uyku benim için çok önemli. Uykumu almazsam hiçbir şekilde kendimde olmam. Zaten haftanın çoğunu bu şekilde geçiriyorum. Gözümden uyku akıyor her gün. Gündüz uyusan uyanınca miden bomboş oluyor. O durumu da sevmiyorum. Bugün Özge ve Emreyle tercih yaptık. Özge'nin benden bıktığını bugün bir kez daha anladım. ''Her sene aynı yerleri yazıyoruz, gına geldi artık'' diye bir cümle kurdu Özge bugün. Kendimi o an gerizekalı gibi hissettim. Sanki hayatta hiçbir şey başaramamış biri gibi. Ne bileyim üzüldüm işte. Her zaman olduğu gibi Çiğ köfte yiyip geçmişten bahsettik. Mahalledeki en yakın arkadaşlarım onlar sanırım. Onların dışında çoğu insanla konuşmuyorum.
    Kimse için yeteri kadar iyi olamayacağım sanırım. Hep başkalarına tercih edilip yüz üstü bırakılacağım hayatım boyunca. Bunu bilmek o kadar kötü ki bazen bununla nasıl başa çıkacağımı kestiremiyorum. ''Sen diploma istemiyorsun, sen kampüsün kapısından geçmek istiyorsun sadece'' dedi bu akşam Özge. '' Ben o ortamı hissetmek, birazcık olsun mutlu olmak istiyorum sadece. Bir mahkum için özgürlük gibi bir şey benim için o kampüs.'' dedim. Eskiden insanların beni dinlediğini sanırdım. Artık öyle düşünmüyorum. Dinliyormuş gibi yapıyorlar sanki. Sürekli dinleyen taraf ben olunca bunun farkına daha iyi vardım. Geçen gün dershaneden arkadaşlarım buluşmaya çağırdı. Gittim ama bir bok anlamadım açıkçası. Beleşçi insanları sevmiyorum. Düşüncesizce hareket eden insanları hiç sevmiyorum. Kız arkadaşımla fast food siparişi veriyoruz kasa önünde. Bana  ''Sen çalışıyorsun ısmarlarsın'' dedi pişkin pişkin. Bu cümle kadar itici bir cümle yok. Resmen enayi yerine konulduğumu hissettim o an. Aslıyla hiç böyle problem yaşamazdık. Demek ki insandan insana fark varmış. 
   Ne zaman kafamı dinleyeceğim çok merak ediyorum. Eylül ayında parta geçme olasılığım varmış ama ben sıcak bakmıyorum. Tamam bir yandan çok faydalı olacak benim için ama okulum için tehlike arz ederse? Düşünsene dersleri veremediğimi. ''Part çalışan nası yapıyor?'' diye çemkirme bana. İnsandan insana fark var. Ben kendimi tamamıyla derslere vermek istiyorum sadece. Zaten küçük yaştakilerle okumanın ceremesini çekeceğim. Olmadı öyle yaparım ya. Bir seneye yakın çalışıyorum nerdeyse. Kafam yandı artık çalışmaktan. Durup dinlenmeye ihtiyacım var. Bak bugün mis gibi uykumu aldım. Ama yarın uyku uyku diye dolaşıcam ortalıkta. Mağazada küçücük zaten. İki adım atsan bitiyor. Afakanlar basıyor bana o mağazada valla.
Umudumuzu kaybetmeden günleri saymaya devam edelim öyleyse. 
Yapacak en iyi şey bu olsa gerek. 
Ne derler bilirsin; Umut fakirin ekmeğidir.
Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran.

You Might Also Like

6 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Hayırlı olsun inşallah tercihlerin. Eminim seni şahane bir gelecek bekliyor vişnecim. Bu çalışmalarının ödülünü kesinlikle alacaksın.

    YanıtlaSil
  2. Bence en başta diğer insanların hayatının mükemmel olduğunu düşünmeye son vermelisin vişne... Belki de o tatile giden sene boyunca köpek gibi çalışmıştır, zar zor biriktirmiştir parasını, hatta belki de bankacıdır :) Herkes zorluklar yaşıyor, önemli olan kendine güzel zamanlar güzel anlar yaratmayı öğrenmek.

    Arkadaşlarının yorumlarını bence çok fazla takma. Ben de aynı senin gibiyim aslında. En yakın arkadaşlarm saçma bir yorum yaptığında nasıl kafama takıyorum nasıl üzülüyorum anlatamam. Ama emin ol insanlar çoğu zaman ağızlarından çıkanın farkında bile değil. Hayat insanların düşüncelerini bu kadar önemseyecek kadar uzun değil. Bu söylediklerimi bu ara kendim de uygulamaya çalışıyorum...

    YanıtlaSil
  3. Yaşından küçüklerle okumanın kötü olacağını düşünme. Bölümde bir kız var, 24 yaşında, evli ve bu onun 2. okulu. Ama bizle anlaşıyor. Tabii ki onun can yoldaşı, dert ortağı olamıyoruz ama sohbet ettiği insanlar var, yapayalnız değil. Bir başka arkadaşım da bizden 2 yaş büyük sanırım. ilk senesinde kazanamamış. Aslında ya 2. ya da 3. girişinde kazanmış, emin değilim. Ama onunla çok yakın arkadaşız. Yani sen de kafana göre birilerini illa ki bulacaksın.

    Bak bana bir hocam bir kitap önerdi, onu sana az önce yakınız diye sözünü ettiğim arkadaşım da okudu. Kitabın ismi Hayatın Kaynağı, yazarı da Ayn Rand. Biz kitap üzerine haftalarca konuştuk sanırım. Ve özgür olmak ve olamamak üzerine. İstersen sen de bir bak o kitaba. Gerek duyarsan seninle de konuşalım, hatta üçümüz konuşalım *.*

    Sevgiler

    YanıtlaSil
  4. vişneeem...

    sen takma artık şu iş yerindekileri. herkes herkesin arkasından konuşuyor zaten.

    özge'de stres yapmıştır belki. yoksa öyle demezdi sana boşver.

    ayyrııcaaa seni özledim! :*

    YanıtlaSil
  5. Çoğu kişi 3.senesinde kazanıyormuş üniversiteyi vişne.
    Takma kafana.. An'ı yaşa.

    YanıtlaSil
  6. Her şeyin hayırlısı olsun, insanları da kafaya takma, insanlar düşüncesiz olabiliyor..

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe