İşçi Tayfası..

Perşembe, Ağustos 22, 2013

  Hayatta işçi tayfası diye bir tayfa var. Biraz onlardan bahsetmek isterim size. Bu insanlar sabah 9 akşam 6 saatlerinde çalışır daha çok. Sabah kahvaltısı nedir bilmezler. En son mutlu bir sabah kahvaltısı yaptıklarını dahi hatırlamazlar. Poğaça, simit ya da sandviç yiyerek karınlarını doyurmaya çalışırlar. Poğaça yiyerek kahvaltı yapmaya çalışanlar her gün farklı poğaça alır mesela. Bugün patatesli poğaça yedim yarın da peynirli poğaça yerim büyük ihtimalle diyerek kafalarında hesap yaparlar. 
  Uyku problemleri vardır mesela. Sabahları daima erken uyanırlar. Sadece izin günlerinde alabilirler uykularını. Eğer akşam eve geldiklerinde uyurlarsa bu sefer gece uyuyamazlar. Hal böyle olunca uyuyamıyorlar tabii.
  Bu insanlar bazen iş yerine geç kalabiliyor. Bazıları otobüste ya da minibüste kahvaltı eder. Çünkü iş yerinde kahvaltı yapmak yasaktır. Çünkü geç kalmışlardır ve müdürleri kahvaltı yapmalarına izin vermez. Bunun için otobüste garip bakışlar altında poğaçalarını yerler usul usul. Uykusuz oldukları için gözlerinin altı mosmordur. Bu insanlar sabahları çok mutsuz uyanırlar. Gülmek onlar için zahmetli olduğu için daha çok somurtmayı severler.
  İş yerlerinde bütün gün bir o yana bir bu yana koşarlar. Ha yüzlerinde mutluluk maskeleri olmadan çalışamaz bu insanlar. Paşa gibi gelip maskelerini takarlar, sonra da çalışmaya başlarlar. Müşterilerin aptal kaprislerini çekerler. Müdürleri için onlar birer kum torbasıdır. Egolarını bu masum insanları ezerek tatmin etmeye çalışırlar. Tek derdi geçinmek olan bu insanları ezerek bir bok olduklarını düşünürler akıllarınca. 
  Bu tayfa çoğu zaman her şeyi alttan alır. Hele bir sinirlenip kudursunlar, hemen kapının önüne koyarlar. Gün içerisinde çok sinirlenirler ama yatıştırırlar kendilerini iç sesleriyle. Çünkü bu insanların paraya ihtiyacı vardır. Çünkü bu insanların babaları ya da anaları evde ekmek bekler. Bazıları işini severek yapar. Onlar için hayat yaşanılması keyifli bir şeydir. Bazılarıysa işini yapıp bir an önce evine gitmek ister.
  İşçi tayfasının birbirleriyle olan arkadaşlık ilişkileri tamamen sahtedir. Ancak iki kişi yakın arkadaş olabiliyor. İki kişi birlikte yemek yiyorlar mesela. Başka yerde karşılaşsalar birbirlerine suratlarını çevirirler, hiç tanışmamışlar gibi, yabancıymış gibi.
  Bazılarının hiçbir şeye tahammülü yoktur. Elinde gelse müşteriyi kovup kafa dinleyecek. Mesela gıda bölümünde çalışan her üç personelden birinin ağzından ''Zıkkım yiyin'' cümlesi çıkar. Bu cümleyi daha çok yoğun oldukları zamanda ya da  bulaşık yıkarken söylerler. Hem zaten yüzlerinden ne söylemek istediklerini çok rahat anlayabilirsiniz. Gözlerinde öfke gizlidir çünkü. Dikkatlice bakarsanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.
  Bazıları müdürüne tahammül edemez. Bazıları müdürünü çok sever. Genel olarak bu insanlar işlerini yapıp bir an önce gitmek isterler. Yemek paydosundan sonra çalışmak istemezler mesela. Oturup doyasıya dinlenmek isterler ama yapamazlar. Çıkış saatini sayarlar içlerinden. Bitse de gitsek nidalarıyla doldururlar içlerini. 
   En ufak bir hatalarında azarı işitirler. Her azar işittiklerinde işinden ve yaşadığı hayattan soğur işçi tayfası. Hem zaten bu insanlar istedikleri hayatı yaşamıyorlar. Onlar daha çok istediği hayatı yaşayan insanları uzaktan izleyebiliyorlar sadece. Bu insanlar kendilerini müzik dinleyerek de oyalayabiliyor. Müzik onlar için sığınabilecekleri en güvenilir liman. Bu yüzden işçi tayfasının çoğu güne müzik dinleyerek başlarlar.
   Mesai saatleri içerisinde olabildiğince sabırlı olurlar. Öfkesini, neşesini içlerinde yaşar. Dışarıya pek bir şey belli etmezler. Çoğu işçi istediği işte çalışmıyor. Çalışmak zorunda kaldığı için sevmediği işte çalışan o kadar çok insan var ki..
   Bu insanlar daha çok evden işe işten eve gelirler. İkisinden başka sosyal aktiviteleri yoktur zaten. Arada bir yerlere giderler ama her zaman gidemezler maalesef. Hele akşam 6'da çıktıklarına otobüste yer bulabilmek için durağa koşarlar, otobüs geldiğinde de  itiş kakış binerler otobüse. Mumyalanmış firavun gibi yolculuk yaparlar. Onlar için başkalarının ter kokusu önemsizdir. Çünkü onlar bu berbat kokuya çoktan alışmışlardır. Otobüs beklemeyi hiç sevmezler mesela. Bekleme eylemini hiçbir zaman sevmezler. Ama hayatlarının çoğu beklemekle geçer. Eve geldiklerinde yorgunluk seline düşerler. Ev halkından biri gününün nasıl geçtiğini sorduğunda kısa cevap verirler çoğu zaman. Bir koltuğa uzanıp günün yorgunluğunu atlatmaya çalışırlar. Televizyondaki gürültü başlarını şişirir, eve gelen misafirlerin yanında bile oturmak istemezler. Daha çok yemeklerini yeyip bir köşeye çekilmek isterler. Bu köşelerinde bilgisayarları olur. Sanal alemin kollarına atarlar kendilerini. Çünkü sanal alem onlara gerçek dünyada tadamadıkları mutluluğu verir. Sanal alemde sevildiklerini hissederler. Sanal aleminin soyutluğuna aldırış etmezler, onlar sadece mutlu olmak isterler.
  Bir kısmı alır kitabını, kahvesini oturur bir güzel dinlenir. Bir kısmı delicesine Candy Crush oynar. Jöle temizleyip bölüm atlamak için deli danalar gibi tepinirler. Çoğu zaman bölüm atlayamazlar. Sonra hava birden serinlediğinde rüzgarı hissetmek için dışarı çıkarlar. Rüzgarı hissetmek onlara iyi gelir. Zaten gün içerisinde kapalı alanlara tıkılıp kaldıkları için doğru düzgün temiz hava alamaz ciğerleri. Serin hava onları daima huzurlu kılar.
  İşçi tayfası erkenden uyumak zorunda kalanlardır. Onlar yan odadan gelen televizyon gürültülerini aldırış etmeden uykuya dalmak mecburiyetindeler. Hayatları bir şeylere katlanarak geçer. Uyumadan önce hayatlarını sorgularlar. Gerçekten hak ettikleri hayatın bu olup olmadığını, neden böyle sevgisiz bir hayata sahip olduklarını, ev-iş iş-okul ikilisinden başka neden başka bir sosyal aktivite yapamadıklarını sorgulayıp dururlar. Bu sorgulama yüzünden bazı geceler uykusuz kalırlar. 
   Ve güneş doğduğunda, telefonlarındaki alarm müziğini duyduklarında mahmur bir tavırla kıyafetlerini giyip, lavaboda yüzlerini yıkarlar. Sonra aynada kendilerine baktıklarında ''Senin hayatın bu işte, kabullen artık'' der içlerindeki ses. Ve onlar yine sıkıcı bir gün için yola koyulurlar. Her gün aynı şeyi yaşarlar. Onlar için sadece değiştirdikleri kıyafetleri ve günlerin ismi farklıdır. Geriye kalan her şey onlar için aynıdır..
Bu da şarkımız olsun
Kendinize iyi davranın..
  

You Might Also Like

18 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Yazının özet kelimesi "Kabus!" sanırım.
    Yoo dostum yo. Ben böyle bir hayat istemiyorum.
    Hala ne yapacağıma ne istediğime de karar veremedim zaten. Grafik Tasarım istiyorum diyorum ama ara ara sıkılıp "bu mu yani" dediğim de oluyor. Yazıdaki hayatı kabullenmek istemiyorum ve ne yapacağımı da bilmiyorum.
    Sen de kendine iyi davran Vişne'm.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Valla bir bakıma öyle.
      Kabusu güzel bir rüyaya dönüştürenler de var tabii. Ama bu gerçeği değiştirmiyor maalesef.
      Çoğumuz bu kararsızlıkla baş ediyoruz aslında. Ben de zaman zaman sorguluyorum bu durumu. Bölümün çok iyi. Hem çizimlerini de ben seviyorum, bölümünde başarılı olursun bence :)
      Ya kabulleniyorsun bir süre sonra. Yok olmaz, istemiyorum desen de bir süre sonra bu döngünün içinde buluyorsun kendini. :)

      Sil
  2. Merhabalar;
    Blogunuzu yeni keşfettim ve hemen takibe aldım.
    1429. takipçiniz benim.
    Bu arada çok hoş bir çekilişim var, muhakkak beklerim :)
    Sevgiler
    http://http://whiteglaze.blogspot.com/2013/08/beyaz-srn-buyuk-cekilisi.html

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba
      Bloguma hoş geldiniz :)
      Haber verdiğiniz için teşekkür ederim.

      Sil
  3. neden hep bu kadar karamsarsın ?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu benim doğamda olan bir şey. Karamsar olmayı ben istemiyorum ama içinde bulunduğum şartlar benim böyle düşünmemi sağlıyor çokomell.

      Sil
  4. eğer konu işçilerse bir de şunu dinlemeli: Yaşar kurt - dokuz altı yolları http://www.youtube.com/watch?v=XBxCGjz21fI

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aa bu şarkıyı bilmiyordum :D Sayende bir şarkı daha keşfettim Selnur
      Teşekkür ederim bu şarkıyı benimle paylaştığın için ^_^

      Sil
  5. Hello, I'm here again, seeing updates. Excellent post, congratulations.
    Greetings from:
    http://el-cine-que-viene.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  6. ne güzel anlatmışsın Vişne. sanki hayatım film şeridi gibi geçti gözümün önünden...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Selma.
      Valla birden yazıverdim. Aniden oluşan bir yazı bu, hayatının özeti gibi geldi sana dimi. Ben de yazarken aynı şeyi hissettim. Çalışan psikolojisine sahip olanlar bu yazıda çok şey bulacaklar kendileriyle ilgili :)

      Sil
  7. Unutmuşum burayı, uzuuuun bir süreden sonra yeniden merhabalar... :)

    Bu arada Kafa Dergi ve Ters Düz'ü açtım ben, bekliyorum mutlaka.

    Ne de olsa adlar da zevkler de aynı. :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oo adaş merhaba, hoşgeldin :)
      Kafa dergiyi inceleyeceğim ismi hoşuma gitti
      Evet bu konuda çok şanslıyım valla ^_^

      Sil
  8. Rutinliğin içine renk katabilmek ve canlandırabilmek biraz da senin elinde sanırım. Bu kadar karamsarlık çok fazla. İyi tarafından bak; şikayet edecek bir işin var.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet bir işe sahip olmak güzel bir şey ama burada belirtmek istediğim iş dünyasının insanı ne noktaya getirdiği. Kesinlikle bizim elimizde. Hem insan bir şeyleri düzeltmek için adım atmadıkça hayatında çoğu şeyi düzeltemiyor. :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe