Geçen sene bugün..

Pazartesi, Eylül 09, 2013

  Geçen sene bugün hayatımın belki de en karmaşık gününü yaşamıştım. Hatırlarsın belki, geçen sene bu zamanlarda üniversiteye kayıt yaptıramamış üniversite kaydımın olduğu gün iki tane iş görüşmesine gitmiştim. Hayatımın en kötü günüydü ve bunu hiçbir zaman unutamayacağım sanırım.
  Eylül ayını sevmiyorum. Yeni başlangıçları sevmiyorum. Neden direk Ekim ayına geçemiyoruz? Neden illa o başlanmanın stresini yaşıyoruz anlamıyorum. Televizyonda haber izlerken okulların açılacağından bahsediliyorsa, anla ki kış gelmiştir. Yeni arkadaşlar, yeni ortamlar, yeni düşünceler, özlenen arkadaşlıklar, özlenen kahkaha sesleri. Bu aralar en çok özlediğim şey sanırım kahkaha sesleri. 
  Sonbaharı seviyorum sevmesine de bu Eylül ayını bir türlü sevemedim. Birden havaların soğuması, okul için alışveriş telaşı, ''O kadar ay ne çabuk geçmiş ya'' şaşkınlığı, ayakların üşümeye başlaması beni hep Eylül ayından soğutmuştur. Yağmuru, sararan yaprakları çok severim ama bu Eylül ayı beni bazen strese sokuyor. Zamanın ne kadar çabuk geçtiğini en iyi hatırlatan ay bence Eylül.
  Ne diyordum? Ha geçen sene tam bugün işe başlamıştım. Evraklarımı teslim etmeye giderken nasıl endişeliydim. İlk işimdi bir de ne yapılır, nasıl gidilir bilmiyordum. Sonra çoğu şeyi öğrendim tabii. Metrobüsle boğaz köprüsünden geçerken boğaza bakmanın tadını yakalamıştım mesela. İnanılmaz bir keyifti benim için.
  O gün ilk iş günüm olduğu için dakikalar öncesinden gidip alışveriş merkezinin açılmasını bekledim. Saat 10'da iş alacağım için hiçbir yer açık değildi, içeri de almıyorlardı. Etrafımda tanımadığım koca koca adamlar sigara içip alışveriş merkezinde çalışmanın zorluklarından bahsediyorlardı. Servislerden çalışanlar inip güvenlikte kart okutuyorlardı. Tam 45 dakika dışarıda beklemiştim diğer insanlarla birlikte. Çoğu oranın personeliydi. O bekleme sırasında hayatımın yeni bir döneminin başladığını fark etmiştim.
  İçeri girip mağazaya giderken halime üzülüyordum. Acemiliğime, duygusallığıma, terk edilmişliğime üzülüyordum içten içe. Sonra mağazadaki insanları tanıdım tek tek. İlk müdür yardımcısıyla tanışmıştım. Gözleri yeşildi, kısa boyluydu ve aşırı sempatik biriydi. Bu yüzden onu çok sevmiştim. Aramızdaki samimiyet hiçbir zaman bozulmadı. Aylar sonra kravatını bana düzelttirirdi. Çok iyi bir adamdı.
  Sonra depoya gitmiştim. Kapının ağzında durmuş yeni eleman olduğumu söylemiştim. İnsanlar şaşkınlıkla bakıyordu yüzüme. '' Millet yeni eleman geldi'' seslenişinden sonra insanlar etrafımda toplanmıştı. Hepsi elimi sıkıp hoş geldin demişti. Şaşkınlıkla karışık bir heyecan vardı o an içimde. ''Yeni yuvan şimdilik burası, alış bakalım Vişne efendi.'' demiştim o an.
  Depoda o kadar çok şey vardı ki, gözümde büyüdü bir an. Kitaplar, müzik albümleri, filmler, oyuncaklar.. ''Allahım bir sene burada nasıl duracağım ben'' sorusuyla baş ediyordum depoyu incelerken. O sırada hobici arkadaşım Nazan kahvaltı yapıyordu. ''Otursana ayakta kaldın'' demişti. Sanırım kanımın kaynadığı ilk insandı. Kocaman gözleri, şahane bir gülümsemesi vardı. Buz devrindeki Sid'in babaannesine benziyordu. İnsanın ona baktığında mutlu olası geliyordu. Onunla konuşmayı çok seviyordum. En kötü anlarımda hep yanımda olmuştu. Kaç kere istifadan döndürdü beni. Her seferinde destek olup mücadale etmem için teşvik etmişti beni. Bu yüzden onu severdim. Daha gördüğüm ilk anda sevmiştim zaten.
  Sonra depodaki diğer arkadaşlarımla tanıştım. Can diye birisi vardı, bütün işi bana o öğretmişti. Henüz üniversiteden mezun olmamıştı. Alttan dersleri vardı. Film yıldızı gibi bir havası vardı. Ona üniverisiteye gidemediğimi anlattığımda üzülmüştü. Her zaman beni motive etmişti. Aramızda bir gün olsun sorun çıkmamıştı. Ona sarılmayı çok seviyordum. Onun yanındayken çok güvende hissediyordum. ''Beni bundan sonra abin olarak bil, yanındayım'' demişti ilk hafta. Yemek yemeğe onunla gittiğimde kendimi çok huzurlu hissederdim. Sanki öz abimle yemeğe gidiyormuşcasına rahat olurdum. Bir keresinde yemek ısmarlamıştı. Beraber sigara molalarına çıkardık. Yanında durur sigara içişini izlerdim. Eski bir telefonu vardı. Sadece iki tane şarkı alıyordu. Yıldız Tilbe ve Niran Ünsal. Bütün gün o iki şarkıyı dinlerdik depoda. 
  İlk zamanlar insanlar ''Fazla dayanmaz bu gider'' demişti arkamdan. Sonra onları yanılttığımı anlayınca beni daha çok tanımak istediler. Her gün gelen ürünlerle uğraşıyordum. Kitaplar, müzikler, filmler.. Bunlarla uğraştıktan sonra kitapları raflara dağıtıyordum. 
  O sorumlum olacak gıcıkla ertesi gün tanışmıştım. Kitapları arabaya koymuş depoya götürüyordu. ''Yardım edeyim mi?'' demiştim, ''Gerek yok'' demişti. Sonra benim yeni eleman olduğumu söyleyince isteksizce elini uzatıp adını söylemişti. Daha o gün beni sevmediğini anlamıştım.
  Depodaki yaşadığım o yabancılığı hiç unutmuyorum. Her şeye o kadar yabancıydım ki bütün bunların nasıl üstesinden geleceğim diye düşünüyordum. Annem işe girdiğim için çok sevinmişti. Bense okuyamadığım için büyük bir depresyonun içindeydim. Etrafımdaki arkadaşlarım ne kadar kötü durumda olduğumu göremeyecek kadar kördüler. Sonra, çoğunu kaybettim. Sadece 3-5 kişiyle konuştum.
  Mağazaya beni ziyarete gelen her arkadaşım şaşkınlık içerisinde aşırı zayıfladığımı söyler dururdu. Onları bir şey söylemezdim. Ani üzüntüden kaynaklı kilo kaybı nedir bilmiyorlardı çünkü. Onlara çalışmaktan yemek yemeye fırsatımın olmadığını söyler dururdum. Kafamın içindeki ses durmadan '' Buraya alışma, seneye burada olmayacaksın. Para biriktirmek için buradasın unutma, bir hedefin var. Kimseye aldırış etme'' yankılanırdı. 
  Aylarca sabrettim. Tek başıma çıktığım yemek molalarında kulaklığımı yanıma alıp dışarıda müzik dinlerdim. Gözlerimi avuç içime gömüp kulağıma gelen şarkıyı hissederdim. Karanlıkta hayaller kurardım, mutlu olduğum hayalleri. Bazen gözlerim dolardı. Gökyüzüne bakıp hayatımın mahvoluşunu anlamaya çalışırdım. Bunları sana daha önce söylemiştim hatırlasana.
  Bir ara mağazadaki ürünleri toplayıp merkeze gönderme görevine vermişlerdi beni. Bir ay boyunca her gün ürün toplayıp merkeze gönderiyordum. Benim için kabus dolu bir aydı. En sonunda kurtuldum. Sinirlerim o kadar yıpranmıştı ki o ay çoğu akşam yemek bile yiyemiyordum. O strese tahammül edemiyordum.
  Sonra bölge müdürü gösterdiğim başarıdan dolayı beni terfi ettirdi. Kitap bölümünde çalışmaya başladım. Can ile çalışma alanımız ayrılmıştı. Onunla çalışmayı çok seviyordum. Her şeyi sabırla, sesini yükseltmeden öğretiyordu. Onunla olan samimiyetimiz çok güçlüydü. Beni üzenlere karşı düşman kesilirdi. 
   Sorumlumla anlaşamadık. Onun boyundan büyük egolarına tahammül edemiyordum. Benim dışımdaki herkese iyi davranması midemi bulandırıyordu. Sürekli azarlayarak bir şeyler öğretmeye çalışmasından nefret ediyordum. Aramız hiç iyi olmadı. Toplantıdan sonra aramız daha da açıldı. Ben çok çaba sarf ettim düzeltmek için ama o hiç yanaşmadı, hep uzak kaldı. En sonunda yemek sırası yüzünden sesimi yükselttim ve sürgün yedim. Beni bölge müdürüne şikayet edip gönderilmemi istedi büyük ihtimalle. Onu hep nefret ederek hatırlayacağım.
   Sonra sürgün yediğim mağazada 3 ay çalıştım. Geldiğim ilk günden beri oradan nefret etmiştim. Bütün bunların bana ceza olarak yaşatıldığını sanarak çalışmıştım orada. Her gün nefret ederek, baş ağrılarıyla geçiyordu. O kadar sinir bozucu insanlar vardı ki ve o kadar samimiyetsiz bir ortamda çalışıyordum ki ikiyüzlülükleri midemi bulandırıyordu. Bu yüzden kendimi onlara kapattım. Zaten arkamdan konuşmuşlardır, hala da konuşuyorlardır eminim. Orada en çok sevdiğim insan hamile arkadaşımdı. İçlerinde en samimi olan oydu çünkü. Dünya tatlısı, sevecen biriydi. Hatalarımı yüzüme vurmaz, ne zaman zorda kalsam yardım ederdi. Ben hediye paketi konusunda beceriksizdim. O bana hep yardım ederdi. Onun bu yaptıklarını hiçbir zaman unutmayacağım ve onu hep iyilikle hatırlayacağım. 
  Şimdi bunları düşündüğümde hayatımın ne kadar çabuk ilerlediğini fark ettim. Dönüp arkama bakacak vaktim bile yok baksana. Ben ne ara çalıştım, ne ara üniversite sınavına girip istediğim bölümü kazandım, ne ara doğum günümde pasta kestim ve bunları bir seneye nasıl sığdırdım hala anlam veremiyorum. Demem o ki ilk iş gününü kimse unutmaz. Ben de unutmadım, unutmam da. O günden sonra çoğu şeye olan heyecanımı yitirmiştim. Gelecekten bir beklentim yoktu. Ailemle papaz olmamak için çalışıyordum bir yandan. Çünkü babamın gözüne çok batıyordum. Gün gelir yediğin ekmek bile batar başkalarının gözüne. Kah üzüldüm, kah nefret ettim, ''Bütün bunlar geçer mi'' dedim, ''Geçer, sabret'' dediler.
  Sonra kendime bir hedef belirleyip bu hedef doğrultusunda çalıştım işte. Benim için çok zor bir dönem oldu. 2013 yılını sevmedim, sevemedim. Bu yıl nedense beni çok üzdü. 2011 yılında daha mutluydum. Ama yıllar geçtikçe içinde bulunduğum şartlar daha kötü hissetmeme neden oluyor. 
  Demem odur ki içinde bulunduğun durumun vahimliği bir süre sonra geçiyor. Alışıyorsun. Üzülüyorsun, ağlıyorsun, ''Bunu mu hak ediyorum ben şimdi?'' sorularıyla kafayı yiyecekmiş gibi oluyorsun ama geçiyor. Al bak yaşadıklarımın üzerinden bir sene geçti. İçimdeki acı hala aynı mı? Değil. Bayat bir bisküvi gibi dağılıyor yavaş yavaş içimdeki acı. Unutamıyorsun. İşte böyle bazı günlerde aklına geliyor. Her şeye rağmen iyi ki o insanları tanımışım diyorum. Her biri hayatıma farklı şeyler kattı. 
   En çok neyi özlüyorum biliyor musun? Akşamları mesai bitişlerinde arkadaşlarla birlikte dışarı çıkıp saçma sapan şeylere gülmeyi ve yol boyunca tatlı tatlı sohbet etmeyi. O sohbetin tadı hiçbir yerde yok. O gülümsemenin bir arada olmanın verdiği sevinç hiçbir yerde yok. 
Şimdi gözlerimi avuçlarımdan çıkarıp gökyüzünün maviliğinde kayboluyorum.
Eylül'ün telaşından bir an önce kurtulmaya çalışıyorum.
Keşke bir an önce bitip gitse şu ay. Gereksiz stresten kurtulurdum.
Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran.

You Might Also Like

10 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Çok güzel yazmışsın diyecek söz bulamadım...

    YanıtlaSil
  2. sana herşeyi akışına bırak demek isterdim ama olmuyor biliyorum. hepimiz kaderin akışını değiştirmeye çalışırız. ama kader bildiğini okur.
    tek bildiğim acıların bi gün mutlaka geçtiği. umarım bundan sonraki hayatın çok güzel geçer Vişne.

    YanıtlaSil
  3. ''Bunu mu hak ediyordum şimdi ben?'' Sorularıyla kafa yemekten kötüsü ne olabilir ki? Geçiyor değil mi? Geçecek... Ufalarak, azalarak kaybolacak. Bazı günler hatırlanacak ama ''o insanları da iyi ki tanıdım'' olarak kalacak, değil mi? Umarım.

    YanıtlaSil
  4. Vişneee şu şarkıları lütfen "Yeni pencerede açsın." kutucuğunu işaretler misin linki yerleştirirken. sağ tuş yasak olduğu için ben yorum yapmadan youtubea geçiyor. :(
    Bende artık yaşadığımız her şeyin bir tecrübe olduğunu anladım. Yaşamamız gerekiyormuş yaşadık bitti. Hayatımızda kimse uzun süreli olmuyor. Yani bende olmuyor. Bir tek ailem sabit. Gerisi sürekli değişiyor.
    Geçen sene gerçekten zorlu bir sene geçirdin. İnşallah bu sene her şey yoluna girecek. Bak artık üniversiteyi kazandın. İstediğin bölümdesin. Bunları düşün ve mutlu ol.
    Ben de eylül ayını sevmem.:)

    YanıtlaSil
  5. cok guzel yazmissin cok begendim insanin hayati nasil degisiyor ama suan boyle yazmak ne guzel icindeyken bazi seyler hic bitmeyecekmis saniyorsun..

    YanıtlaSil
  6. Şu an için diyeceğim şeyi yapabilmek gerçekten çok çok zor, söylemesiyse kolay belki. Ama ilerde tüm bu sıkıntılar bittiğinde hepsi bir anı, tecrübe olarak geride kalacak. Hatta bütün bunları atlatabilmiş olmanın güveni, güçlülüğü eklenecek üstüne. O yüzden canını çok da fazla sıkmamaya çalış :)

    YanıtlaSil
  7. Seni çok iyi anlıyorum. Bende şuan o durumdayım. Ama zaman akıp gidiyor bir şekilde iyi veya kötü. Biz sadece bu zamanda doğru şeyler yapmaya çalışalım. En azından bi hayalimiz olsun onun peşinden gidelim. Ama muhakkak bir hedefimiz olsun. Örneğin bir işte insanın bir hedefi varsa o hedefe ulaştığı zaman ki mutlululuğu hiç bişey veremez. İşini daha çok sever, mutlu olur. Tabii en azından ben öyle düşünüyorum. Nasıl bir duygu daha tadamadım.
    Hadi rastgele, kendine iyi bak :)

    YanıtlaSil
  8. Bu yazıyı okumak bana iyi geldi.

    YanıtlaSil
  9. Yaaa sana mail atabilicegim bi mail adresin yok mu baktim ama bulamadim :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe