Beklentilerimi düşük tutmayı bir türlü öğrenemedim..

Çarşamba, Ekim 02, 2013

Kronik mutsuzluğumun hüküm sürdüğü bir günden hepinize merhaba. Blogumu erotik bloga çeviren şoparlar kendinizden utanın. Ne kadar fesat zihniyetleriniz var sizin ya. Arama motorlarına neler yazıp da geliyorlar. Ben bakarken midem bulanıyor. Bir insan nasıl annesini arzular ya. Bu nasıl sapık bir zihniyettir. Hayvanlıktır bu abi! O hikayeler empati kurun diye yazıldı benim tarafımdan. Zevke gelin diye değil. Neyse sinirim azıcık geçti. Bu sabah annemin uyuyakalması sonucu doğru düzgün kahvaltı yapamadım. Onun alarmından yarım saat sonra benim alarmım çalıyor. Allahtan bu sabah çaldı yoksa geç kalıyordum. 
  Arkadaş 3 vasıta değiştererek okula gitmek nedir biliyor musun sen? Mesela bugün 11'de dersim vardı. O derse yetişmek için 2 saat önce evden çıkmam gerekiyor. 8'de uyanıp kahvaltı yapıp 9'da evden çıkmam gerekiyor. Sistemi oturttum kendi kafamda. Yani derslere geç kalmıyorum. Bu metrobüste bir gün bayılmaktan korkuyorum. Ya bir kişi iniyor 5 kişi biniyor. Tuttuğum demiri ele geçirmeye çalışıyorlar ona yaslanarak. Ben Survivor Vişne, bu mücadeleyi bırakır mıyım sanıyorsun? Tabii ki bırakmam. Mumyalanmış firavun gibi yolculuk ediyorum. 
  Otobüs, metro, metrobüs dilediğin her türlü ulaşım araçlarını kullanıyorum. En sevdiğim ulaşım aracı metro. Oradaki düzeni daha çok seviyorum. Bugün okula giderken çok keyifsizdim. Okula başlamadan önce ''Oo kesin şahane bir ortam olur, birlikte taksimde dolaşır, çimlere yayılıp karikatür dergisi okuruz'' demiştim. Babayı aldım. 
  Abi ortam o kadar sığ ki sıkılmadan duramıyorsun. O kadar kendime diyorum ''Lan bırak hayal kurmayı, dersi dinle git'' diye ama nafile. Her okul çıkışı suratım asılıyor. Okul ortamı daha çok birbirine hava atmak, sigara içip araba anahtarıyla hava atanlarla dolu. Bir insan neden araba anahtarını, cüzdanını, telefonunu masanın üstüne koyar anlamıyorum. Bunların cepleri yok mu ya?
  Boş zamanlarımda aklıma yaşadığım üzücü olayları getirip kendimi üzüyorum. Bilinçli olarak yapmıyorum aslında bunu. Birden aklıma geliyor sonra üzülüyorum. O uyuz sorumlumun bana yaşattığı kötü hatıralar gözümde canlanıyor. Bana sebepsiz yere söylenmesi, ters ters bakışları aklıma geliyor. Artık o kitabevine gitmiyorum. Geçmişimin olduğu hiçbir yere gitmiyorum.
  Bazen çok katı bir kalbe sahip olduğumu düşünüyorum. Vefasız biri değilim aslında. Sadece orada yaşadıklarım orada kalsın istiyorum. Bu yüzden mezun olduktan sonra okulumu ziyaret etmedim. Şu an etrafımdaki çoğu arkadaşım beni oyalamakla arkadaşlık görevini yerine getiriyor. Çoğuyla olan iletişimim şu şekilde;
  x kişi: Aa canım napıyorsun, görüşelim bir ara özledim :)
  Vişne: İyi olur valla ben de görüşmek isterim.
  x kişi: İyi o zaman haberleşiriz.
  Vişne: Tamam ben varım, haber ver mutlaka..
   Gerisi gelmiyor. Ayarlayalım ben varım demek bile yetmiyor.  Boş hissetmeme neden oluyorlar. Bak Özgeye kitabını kaç gündür veremiyorum. Çünkü hiç evde olmuyor okulda olduğu için. 
   Kötü günler yaşıyorum. Ailemde yaşadığım sorunlar var ve bunları tek başıma aşamıyorum. Babam okul taksitleri yüzünden surat astı geçen pazar. Uyku arasında anneme söylendiğini duydum. '' Ne diye bu okula gidiyor? Devleti niye kazanmadı, o kadar para bize kalırdı.'' gibi cümleler kurdu. 
   Düşün bunları yatağında uyurken duyuyorsun. Öyle üzüldüm ki yorganı başıma geçip yok olmayı diledim. Bütün gün surat astım evde. Annem her zamanki gibi yanımdaydı. ''Üzülme, istediğin bölümdesin, ben varım.'' dedi. İyi ki o var. 
  Pazar günü okul kitaplarını almaya giderken trip attı babam. ''Kafana göre kitap adı verme, o kadar para boşuna gidiyor sonra'' dedi. Bende atarlı bi şekilde '' Benden başarı bekliyorsan bu kitapları edinmem gerek. Kitap olmadan neye çalışıcam'' gibi şeyler söyledim. Babam beni ne zaman anlayacak çok merak ediyorum. Kendimi üvey evlat gibi hissediyorum böyle söylenince. 
   Sonra bi akşam annemin kıskançlık krizi tuttu. Babamı başka kadınlardan kıskanıyor zaman zaman. Bunu fevri bir biçimde söylemişti o akşam. Çok kötü bir andı benim için. Babam annemle tartıştı. Onu evden kovarcasına kapının oraya itti. Annemin üzerindeki kıyafetin kenarını yırttı iterken. O sırada odamdan koşup aralarına girdim. Bakışlarımla babama sert bakıp ''Tamam, uzatmayın'' dedim. Babam sinir krizi geçirip anneme kızdı. Ben onların arasında duvar örüp anneme dokunmasına izin vermedim.
  Sonra odasına çekilip kapısını kilitledi. Annem bütün gece salonda uyudu. ''Hadi kalk gidelim bu evden baksana bizi istemiyor'' dedim fısıldayarak. ''Bu saatte nereye gidicez, hem daha çok kızar boş ver'' dedi annem üzgün bir ses tonuyla. O kadar üzüldüm ki onu o halde görünce ölmek istedim. 
  Şimdi araları iyi, hiçbir şey olmamış gibi konuşuyorlar. Ama o an annemin görüntüsü aklımdan çıkmıyor. Eğer ben yetişip aralarına girmeseydim belki daha kötü şeyler olacaktı. Bütün hafta bu üzüntüyü üzerimden atamadım. Travma etkisi yarattı. Zaten o gece hiç uyuyamadım.
  Metrobüste üzüntüden ağlayacaktım neredeyse. Duygularımı belli etmeyeyim diye mermer heykele dönüştüm. İçi doldurulmuş hayvan gibi hissediyorum kendimi. Öyle boş, öyle duygusuz. Karikatür dergileri okuyarak kafamı dağıtmaya çalışıyorum. Yalan Dünya izleyerek gülmeye çalışıyorum biraz.
  Okuldaki ortam çok soğuk. Birkaç tane insan tanıdım ama tanımakla kaldım yani. Sohbet etmeye çalışıyorum kısa kesiyorlar. Hep böyle olmasından korkuyorum. Zaten okulun olduğu yer varoş semti. Hocalar desen ne anlattığını bilmiyor. Kantinleri çok kalabalık, bugün yemek bile yiyemedim doğru düzgün. Çünkü 15 dakika ara veriyorlar. Bu 15 dakikada ne yiyebilirim? Üstelik ekmek kuyruğu gibi kantin kuyruğu varken. 
  Yazmak bana iyi geliyor. Yazmadığım sürece kendimi daha kötü hissediyorum. Yazmak biraz olsun beni hissettiriyor. Sadece bir tane alan dersi görüyorum. Diğerleri hep ortak ders. İletişim bölümündekiler var hep. Kendi bölümümden çok az kişi tanıdım. 
  Hiç tanımadığım insan bana bugün kanka dedi ya. En sinir olduğum şeylerden birisi. Sen yakın arkadaşım değilsin, bir tanıdığım bile değilsin ne hakla bana kanka diyorsun. Haftada 3 gün dersim var. Cuma günleri sabahın köründe kalkıyorum.
  Bölümüyle alakası olmayanları bir araya toplamışlar resmen. Okumakla alakası yok çoğunun. Sanırım insanlar artık yeni birilerini tanımak istemiyor. Yani tanımak çok gereksiz diye düşünüyorlar. Ben başka açıklama bulamıyorum. 
  Vizelerden sonra ortam değişir mi bilmiyorum. Lisedeki arkadaşlarım bin kat daha samimiydi. Şu liseyi arkamda bıraktım çoktan ama böyle zamanlarda aklıma geliyor. Adam tuğla kadar kitap istiyor ama kitaptan ders işlemiyor ya. Şaka gibi.
  Lisa gibi başımı yastığa gömüp kara kara düşünüyorum işte bazen. Kendim gibi kalmak istiyorum, değişmemek istiyorum. Ama okuldaki ortam değiştirmeye çalışıyor. Samimiyetsiz olmayı beceremem ki ben. Kendim gibi davranınca da geri planda kalıyorum. Ortak derslerde çoktan ortam kurulmuş. Çoğu insan birbirine kanka diyor. Ya bildiğin yüksek meslek lisesi burası abi.
  Umut demişti. ''Vişne donanımlı bir ortam bekleme'' demişti. Nerede anarşistler, nerede entelektüel solcular, nerede fotoğraf meraklıları? Yok yok yok. Derse girip geliyorlar anca. Emel bi keresinde '' Ya okulda olay çıktı biz dersteyken savaş alanı gibiydi kampüs. Her gün olay oluyor zaten kanka'' demişti telefonda konuşurken. Bizimki de kolej gibi işte. Çoğu hava atmak için geliyor. Kendim gibi birini ne zaman bulacağım çok merak ediyorum. Gurbet kesik kesik konuşuyor. Zorla konuşturuyormuş gibi hissediyorum kendimi onunla konuşurken. Öyle izlenim yaratıyor bende. Bu yüzden onunla konuşmak yerine kitap okumak daha mantıklı geliyor bana.
  Lan o kadar kitap okuyorum sınıfta insan ''Aa o kitap güzel mi? Merak ediyorum :)'' diye bir sorar bi sohbet açar, nerdeee! Anca sus pus otursunlar. Sınıf çok kopuk. Sanırım en çok Motor Gizem ve Gülşahın olmasına seviniyorum. Gerçi bugün onları göremedim ama onların yanında çok iyi hissediyorum. Zaten Gizemle olan diyaloglarımız belli. Birbirimize hakaret etmeden duramıyoruz. Geçimsiz kardeşler gibiyiz. 
  Bir çıkış yolu arıyorum kendimce. İçinde bulunduğum durumu iyileştirmeye çalışıyorum. Lisedeki yakın arkadaşım Emele benzeyen bir kız var sınıfta. Ne zaman onunla göz göze gelsem aklıma Emel geliyor. O kadar benziyorlar ki ilk gördüğümde ''Aa Emel'' diye lafa girecektim. Sonradan renkli gözlü olduğunu fark ettim.
  Kronik bir mutsuzluğa sahip olduğumu biliyorum. Bendeki bu izleri silmeye çalışıyorum. Tek başımayken daha çok etki ediyor bana lanet şey. Hayatımın hep böyle olmasından korkuyorum. ''İyi arkadaşlarım olacak, dersler çok keyifli geçecek'' diye beklentiye girersen babayı alırsın Vişne efendi. Müstahak sana. 
Belki bir gün güneş benim için doğar. Kim bilir..
Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran.

You Might Also Like

8 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Ah Vişne ya, nasılsın bilmiyorum tam ama sana sarılmak geldi içimden, nasıl içten yazmışsın, resmen hissettim ya.
    İnşallah o güneş senin için doğar, çok içten diliyorum.
    Ve değişme, sakın, hiçbir şeye değmez ki insanın kendini kaybetmesi. Sonra hem bulamayabilirsin kendini, o kadar kötü bir durum ki bu. İnsan hayatının en büyük eksiği kendisini kaybetmesiyle doğar bence, en acı biçimde özlenilen şey "ben" olur bir zamandan sonra, sen çok iyi birisin bence, ve asla değişme.
    mutluluklar diliyorum sana, tekrardan.
    her şey herkes için güzel olsun !
    iyi geceler.
    :)

    YanıtlaSil
  2. umarım güneş çabucak seniniçin doğar. Ben de bu sene üniversiteye başladım. uafiyet geçtiğim ve böüm birincisi olduğum için düşman gibi bakıyorlar bana. Sen en azından bunu yaşamıyorsun. Düşünsene yanına geliyorlar defterlerine advanced bi ingilizcecümle yazmışlar senden cümle tahlili ve açıklaması bekliyorlar. İnsanlarla samimiyet kurmak için n'apılır? bu konuda benim de yardıma ihtiyacım var. Sıcakkanlı olmama rağmen. Annen için üzüldüm açıkçası ama her aileden olabilecek sorunlardan bir tanesi olarak bakarsan bu konuya belki bir nebze rahatlatır seni.

    YanıtlaSil
  3. hayat bazen çok zor oluyor Vişne. insanların çoğu mutsuz sanırım. mesela bende kronik mutsuzum. işyerinde de dostluklar sahte.
    sen sadece okula odaklan bence. pek güzel yazamadım ama kusura bakma olurmu :)

    YanıtlaSil
  4. seninle aynı okula giden biri olarak bütün hissettiklerine katılıyorum. Benim derslerim sabah 8 de başlıyor ve okula 1.5 saatte gidiyorum :( otobüs çok kalabalık. Şehir dışından gelenleri kıskanıyorum

    YanıtlaSil
  5. herkesin cebi elbette var Vişne :)
    Ben normalde telefonu çantam yerine cebimde taşırım. Yoksa duymam. Ve oturunca rahatsız eder çıkarıp masaya koyarım.
    Belki telefon ,anahtar, cüzdan rahatsız ediyor otururken?
    Bırak desinler kanka diye. Sen sevmiyorsun ama adam diyor.
    Senin yapın bu değil ama onun yapısı bu.
    Ondan sen gibi olmasını bekliyorsun.
    Bekleme.
    Sen kanka deme. İlk günden hissetmiyorsan deme. Ama bırak o desin. Demek istiyor demek ki. o da böyle mutlu demek ki...

    Üniversiteye hoş geldin. hiç bir şey bilmediği halde senin başına hoca diye gelen adamlarla tanıştın.
    Dersi işledim sayıyorum diyen hakkını derse veremeyen insanlarla.
    Seninle konuşmuştuk.
    bunları bekliyordum ben.
    Beklenti meselesi değil bu.
    Emin ol herkes üniversiteye başlarken büyük beklentiler içinde oluyor.
    Sadece beklentilerin karşılanmadığında başka çıkar yol bulmalısın.
    Bu :)

    YanıtlaSil
  6. napcas biz senin bu kronik mutsuzluğunu... bi kendi kendine mutlu ol sonra bak ister istemez diğer insanların ilgisini çekeceksin zaten

    YanıtlaSil
  7. offf herkeste bir mutsuzluk almış başını gidiyor.Aile kavgası kadar kötü bir şey yok ya.Üstünden atamıyorsun onun kötülüğünü.
    Üniversite.Ya ben şimdi lisedeyim.Ne hayaller kuruyorum ya.Ayyyyy ya olmasın öyle.
    ben de metrolara bayılıyorum.En azından daha sakin :D
    Ben zaten kanka lafından iğreniyorum bide tanımadığım biri bana öyle derse kriz geçiririm herhalde. :D
    ahhh vişne umarım en kısa zamanda mutlu olursun ve mutluluğun hiç bozulmaz

    YanıtlaSil
  8. Hemen umutsuzluğa düşme ama beklentilerin de yüksek olmasın. Umarım düzelir hayalindekileri yaşarsın Vişne Çürüğü

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe