Anlam veremiyorum..

Perşembe, Kasım 28, 2013

  Hayatımdaki sıradanlıkları ipe dizsem Ardahan'a kadar yol olur herhalde. Kimin hayatı daha sıradan yarışması olsa birincilik benim olurdu sanırım. O derece sıradan, o derece anlamsız bir hayata sahibim.. 
  Bu sıradanlığı değiştirmek için bugün değişiklik yapayım dedim. Dün Özgeye ''Yarın akşam müsaitsen sinemaya gidelim mi?'' diye mesaj attım. Saatler geçmesine rağmen bir türlü cevap vermedi. O kadar sinir oldum ki sinirden telefonumu kapatasım geldi. 'Canım görmemiştir' gibi bir şey söyleme çünkü 7/24 yanında taşıyor. Mesajımı gördüğü halde cevap vermedi. Sevgilisi mesaj yazdığında anında cevap veriyordu oysa. Bana karşı takındığı davranışa baksana ya. 
  Dün bütün gün ondan mesaj bekledim ama bir türlü tenezzül edip cevap vermedi. Hal böyle olunca kendime ''Oğlum hala insanlardan bir şeyler beklememeyi öğrenemedin mi sen! Madem kimse gelmiyor, tek başına git o zaman.'' dedim. Lisedeki felsefe hocama bir keresinde sinemaya tek başıma gitmekten nefret ettiğimi söylemiştim. O da bana '' Bence tek başına sinemaya gitmek çok keyifli. Yalnızlığın tadı orada daha bir güzel çıkıyor aslında. Ama bunu henüz keşfedememişsin'' demişti.
  Bugün tek başıma sinemaya gidip film izlemeye çalıştım. Çok kötü değildi aslında. Zaten salonda izleyici sayısı çok azdı. Ateşi yakalamak filmine gittim. Film beklediğim de güzeldi. Yani yer yer sıkıcı boyutlara ulaştı ama genel anlamda güzeldi diyebilirim. Kitabın neredeyse aynısıydı. Kitaba sadık kalınarak harika bir film çekmişler. Kafamda ne canlandırdıysam onu yansıtmışlar perdeye. İlk filmin acemiliği yoktu pek. Üçüncü film nasıl olacak çok merak ediyorum.
  Film boyunca düşünüp durdum. Hak ettiğim davranışların bu olup olmadığına kafa yordum. Çoğu zaman doğru cevabı bulamadım. Yanımda sadece romanım ve kulaklığım vardı. Tek tesellim de onlardı zaten. İnsan böyle zamanlarda konuşacak birilerini arıyor. Ben hiçbir zaman bulamadım. Bulduğumu sandım ama yanıldığımı iş işten geçtikten sonra anladım.
  Okulda çoğu insan kendine göre arkadaş buldu. İzmir'den gelen kız okul başladıktan sonra bir sürü arkadaş edindi. Ben sana onunla konuşmadığımızı anlattım mı? Bu kız ingilizce dersinde sırf hoşlandığı çocuk başka bölümde okuyor diye bölüm değiştirmek istediğini söyledi bana. Söylemedi ama bunu ima etti. ''Of ben bölüm hocasını sevmedim, bölüm değiştiricem'' dedi. ''Saçmalama bölümümüz çok zevkli bence.'' dememe aldırış etmedi. Okumaya değil koca bulmaya gelmiş resmen. Sonra Önümüzde oturan sarışın çocuğu dürttü ''Sen hangi bölümdesin, bölüm keyifli mi peki'' diye numaradan soru sordu. Hangi bölümde okuduğunu adı gibi biliyordu halbuki. Sonra aramızda şöyle bir diyalog geçti.
  Vişne: Sırf hoşlandığın biri için bölüm değiştirmeyi düşünmüyorsun herhalde dimi?
  İzmirli: Kimin için değiştiriyormuşum?
  Vişne: O sarışın çocuktan hoşlandığın için bölüm değiştirmek istiyorsun. Bak bu çok anlamsız bir şey.
  İzmirli: Tamam, boş ver. 
Böyle trip ata ata hızlıca gitti yanımdan. Bende arkasından ''Böyle trip atarak bir yere varamayacağını biliyorsun dimi!'' dedim ama ne çare. Salak gibi ortam delisi olma yolunda hızla ilerliyor bizim İzmirli. Facebook'ta üniversiteden arkadaşlarıyla olan fotoğraflarını görünce ''Lan bunlarla ne ara tanıştı bu kız'' soramadan edemedim kendi kendime. Haftanın büyük çoğunu ortak derslerle geçirdiğim bir sınıfım var. Bölümümdekiler ile cuma günü görüşebiliyorum sadece. 
  Siyaset dersinin vizesinden çıktıktan sonra Gülşahla karşılaşmıştım geçen hafta. Onu görüp, sarılınca kendimi iyi hissettim diyebilirim. Beni gördüğüne o da sevindi aslında. O kadar canlı ki arkadaşlığı diğer insanların arkadaşlığına bin basar azizim. 
  Midemde nedenini bilmediğim bir ağrı var bu aralar. Böyle süründürür cinsten değil. Sancı yaratmıyor ama orada bir yerde bir şey var sanki. Emreye sinemaya gidelim mi diye mesaj attığım gün başladı. Emre, ''Akşam bize gel konuşuruz'' demişti. Annesi oldum olası Emreyle beni kıyaslıyor. O kadar saçma bir şey ki anlatamam sana. Hayır, kıyaslayınca eline ne geçiyor anlamıyorum gerçekten. 
  Annesi patatesli gül böreği yapmıştı. Akşam saat 11'de gül böreği yiyen Vişne'nin karnı tabii ki ağrır. Fazla yağlı olmasından kaynaklanıyor sanırım bu durum. Ertesi gün dersim vardı. Midem o kadar kötüydü ki kontrol etmekten güçlü çekiyordum. Okulun revirine gidip durumu açıkladım. ''Tiksinmişsin sen yağdan'' dedi ve küçük bir hap verdi. Suyla birlikte yuttum ilacı. Biraz daha iyi oldum ama o his hala orada. Psikolojik bir şey mi anlamıyorum. Aşırı bir bulantı da değil. Bazen nefes almakta güçlü çekiyorum. Daral geliyor sanki. Otobüsten indikten sonra derin derin nefes alıyorum bu aralar. Pazartesi benim için tam bir kabustu anlayacağın.
  Sınıftaki bazı insanlara anlam veremiyorum. Özellikle vücut yapmaya çalışarak kendini bir halt sanan erkeklere. Kezban kızlar da salyalarını akıta akıta onlara bakıyor bide çok matah bir şeymiş gibi. İşin garip tarafı bu vücut geliştirmeyi yapan çocuk kundura ayakkabı giyiyor. Şaka gibi ya. Ve derslere hep geç geliyor. Hoca ders anlatırken gösteriş yapa yapa arka sıraya doğru ilerliyor her seferinde. 
  ''Ya kolum ağrıyor, ağırlık kaldırırken oldu herhalde'' deyip kızlara yaranmaya çalıştığını gördüm sosyoloji dersinde. Bıraksan kızlar çocuğun üstüne atlayacak yani. Herkesin elinde İphone olması ayrıca garip. Herkes mi zengin anlamıyorum ya. Metrobüste üç kişiyi yan yana iphone ile oyun oynarken gördüm geçen hafta. Ne zengin bir milletmişiz meğersem. 
   Bide neden kendisini değersiz hissettiren erkeklere aşık oluyor bu kızlar anlamıyorum. Ya sırf cool diye biri sevilir mi aklım almıyor. Sonuçta seveceğin insanın bir karakteri olması gerekmez mi? Dış görüşünüş bir noktada önemli, asıl noktayı oluşturan bence karakter. Dikkat et böyle cool olmaya çalışan tipler beyinlerini aldırmış gibidir. Yani tipi var diye her şeyi elde edebileceklerini sanırlar. Sen sırf yakışıklı diye birini sev, sonra sana değer vermedi diye kendini üz. Olacak iş değil ya valla. Sana değer veren insanları sevmek daha güzel bir şey bence. En azından duygularınız karşılıklı olur. Öteki türlü sürekli sen ilişkiye yön vermek zorunda kalıyorsun.
   İki dakikada Güzin ablaya bağladım iyi mi. Demek istediğim şu; sevgi ölçütü coolluk olmamalı, karakter, entelektüel birikim daha önemli bence. Zaten eninde sonunda kişilik sahibi biriyle evleneceksin nah buraya yazıyorum. Cool adam ev geçindirmesini ne bilsin anacım. O anca bir yandan saçlarına şekil verir, bir yandan da sigarasını içip, uzaklara bakar. Sen değerli bir insansın. Değerli bir insan tarafından sevilmeyi hak ediyorsun. Çünkü duygular değerli şeylerdir.
  Hiçbir zaman bu arkadaşlık ilişkilerinde dikiş tutturamayacağım sanırım. Lisedeyken ''Üniversitede beni anlayan birileri çıkar bence ya'' diye kendimi avuturdum. Babayı alıyorum her seferinde. Emele benzeyen kız sadece benzemekle kaldı benim için. Emel gibi dost canlısı biri değil sanki, daha çok ortam meraklısı gibi geldi bana. İnsanları sevdiğim insanlara benzetmekten vazgeçmeliyim. 
   Sosyoloji dersinde arkadaşım başka bir kızla konuşuyordu. Konuştuğu kız ayaktaydı. Konuşurken bana ''Sen diğer tarafa geçip otursana, o buraya gelsin bizle otursun'' demesin mi? Allahım o an var ya sırayı kafasına geçiresim geldi sürtüğün. Her seferinde aynı şeyle karşılaşıyorum. Sonra bana insanlara kendini açmıyorsun diyorsun. Böyle aptalca şeyler yaparak kendisinden soğumama sebep olan birine kendimi açıp ne yapacağım? 
  Hal böyle olunca kitaplardan başka sığınacak bir liman bulamıyorum. Üniversite ortamı hiç beklediğim gibi değil ya. Ben daha canlı bir ortam bekliyordum açıkçası. Sadece not istemeye gelen arkadaşlar istemiyorum. Yemeğe gittiklerinde ''Hadi sen de gel bizimle'' demelerini istiyorum. Filmler, kitaplar hakkında konuşmak istiyorum. Ne bileyim anlaşılmak istiyorum ama anlaşılmıyorum sanırım onların gözünde. 
  Bugün eve giderken Özgeyle karşılaştım. Kader bizi yine karşılaştırdı. Bana sarıldıktan sonra ''Senin okulun yokmuydu bugün?'' dedi. Ben de düz bir şekilde ''Yoktu'' dedim. ''Ee nereden geliyorsun böyle'' diye sorunca imalı bir sesle'' Sinemadan geliyorum. Ateşi yakalamak filmini izledim.'' dedim. Yanında da sevgilisi vardı. ''Yarın müsait değilim, başka zaman gidelim istersen'' dese gam yemeyeceğim ama hiçbir şey yazmadı ya. Bide beni çiğköfte yemeye davet etti. Sevgilisi benimle olan yakınlığını sevmiyor sanırım. Ben öyle hissettim. Arkadaşlarımın böyle sevgililerinin esareti altında yaşamalarından nefret etmeye başladım. 
  Klasik müzik dinlememi annem tuhaf karşılıyor. ''İçin sıkılmıyor mu senin böyle şarkılarda, ay bana gına geldi valla bu ne gıy gıy'' diye geçen akşam söylemişti bana. ''Yoo sıkılmıyorum aksine beni dinlendiriyor'' dedim. Annem ve babam tam bir sanat düşmanı. Ve ben tam bir sanat aşığıyım. Aradaki zıtlığa rağmen iyi idare ediyoruz birbirimizi.
  Sonuç olarak ben kendimi 50 yaşında gibi hissediyorum. Böyle hissetmemi sağlayanlar utansın. Bütün bu yaptıklarımın bir anlamı olmadığını düşünüyorum bu aralar. Dostluk kavramına olan inancımı yitirdim. Aşık olmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum. Çünkü ayrılmak gibi lanet olasıca bir şey var. Hem kimseyi hayatında tutamayan biriyim ben. Ne fark ettim biliyor musun büyüdükçe sarıldım insan sayısı azalıyor. Tek başına sinemaya gitmek tabii ki kötü bir şey. Keyif almaya çalıştım ama ı-ıh olmuyor azizim. Film izlerken bir yandan da yorum yapacağın biri yoksa keyfi çıkmıyor sinemanın. Sevgililer için şahane bir şey sinema tabii. 
Kasım ayından bir halt anlamadım. Bari Aralık ayı iyi geçsin ya. 
Bu da şarkımız olsun.
Kendine iyi davran.

You Might Also Like

12 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Allahım ya okurken resmen satır aralarında kendi mi buldum; bende üniversite 2. sınıftayım ve neredeyse hiç arkadaşım yok. zaten kitap okuyanı, film izleyeni hak getire seçiciliği falan bıraktım ben zaten çoktan. :( kendi blogumda da bu arkadaş satılması olayıyla ilgili bir yazı yazdım. link verip reklam yapmıyım ama resmen aynı şeyleri yaşıyoruz şu an :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba Bıkkın
      Bloguma hoşgeldin :)
      Sanırım üniversitede yüzeysel olamadığımız için yakın arkadaşlarımız yok. Acaba sorun bende mi diye çok düşündüm biliyor musun. Ama olmayınca olmuyor işte ya. En azından yalnız değilsin bak. Bir yerlerde seninle birlikte aynı kaderi yaşayan birileri var :)

      Sil
    2. Ben çözemedim bu işe bir tane yakın arkadaşım olsa ben zaen arkadaş dediğim insanlara hemen bağlanırım satma falan haytta yapmam ama hep arkamdan bıçaklanıyorum. iki üç gün çok iyi vakit geçirdiğimiz insanlara araya 2 gun giriyor mesaj atıp bir şeyler yapalım falan diyorum, hiç oralı olmuyor birden benle arkadaşlığı kesiyorlar. hiç akıl sır erdiremiyorum bu işlere. blogunu baştan sona okumaya başladım. nasıl güzel yazmışsın, nasıl zor şeyler atlatmışsın; benim yaptığım şeyler senin yanında şımarıklık kalıyor birazda. ama devam et bu yolda kendi doğrularınla ve de kesinlikle hemen bir kitap yazmaya başla, hiç gecikme bakarsın ilerde çook i,yi bir hayatın olur (inşallah) ama normal güzel hayatlardan iyi kitapalr çıkmaz. şu an ki yoğun duyguların tam kitap yazmak için. yaz yaz hiç bekleme. :D

      Sil
  2. Yaa mert senin gibi bi arkadasim olsa dunyalar benim olurdu benim arkadaslarimda hep bu dusuncedeler ben senin gibi dusundugum icin hep anarsist gibi goruluyorum piyano ogrenmek istemem japonca kursuna gitmem kendi yemegimi kendim odeyip hic bir erkege odetmemem falan hep dalga konusu olyordum benim gibi baskalarida varmis rahatladim .)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben sadece ihtiyaç duyulduğunda aranan biriyim Wassp. Yani öyle insanlar arayıp sormaz pek beni. Bende çello çalmayı öğrenmek istiyordum misal. Japonca konusunda ben de hevesliydim. Ama çok karışık olduğunu görünce geri adım attım. Tabii ki yalnız değilsin :)

      Sil
  3. Bana bazen üniversite değil de kolej gibi geliyor bizim okul üzülüyorum. Sence de öyle değil mi?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet. Çoğu zaman öyle hissediyorum ben de turnikeden geçerken. Tartışmayan, fikir sorgulamayan bir güruha dahil olmak bazen içimi sıkıyor. Üniversiteden beklediğim bu değil. Daha çok paraları ve kıyafetleri için hava atmaya gelen insanlar var. Üniversite bu değil. Meslek yüksek lisesi gibi hissediyorum orayı.

      Sil
  4. 5yıllık üniversite hayatımda ben arkadaş ortamını çözemedim vişne. bence sen de hiç ugrasma! ne zaman onları düşünmeyi anlamayı bıraktım ozaman rahatladım :) şimdi dünya bana güzel.. anlayamazsın çünkü. daha ilk senen ve neler neler göreceksin.. anlamayacaksın ugrasma.. dün birbirinin ardından atıp tutanları bir bakmıssın aynı masada kahkalar eşiliğinde kahve içerken görebilirsin :) samiyetsizler samimiyetsizlerle arkadas olur.

    üniversiteyi bende cok farklı düşünmüştüm tam 5 yıl önce.. oysa ne kadar sığ hersey.. bir tek hukuk fakültesindeki arkadaslarımın ortamını cok begenmiştim, okuyan araştıran akıllı genclerdi.. sahi sırf bunun için hukuk okuyalım mı senle? yok canım şaka yapıyorum bu aynı senin yazında anlattıgın kızın hoşlandıgı cocuk için bölüm değiştirmesi işine döner :)) o halde takılma sen bunlara kendini cok geliştir alanının en iyisi olmaya bak :) nacizane bikaç öneri ve kendine iyi bak ;)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında ben de öyle bir şey denedim biliyor musun. Ama an geliyor böyle yaptığım için kızdığım oluyor kendime. Düşünmemek elbette daha iyi hissetmeni sağlıyor. Sen önceden bunu başarabilmişsin baksana. Bana da çok sığ geliyor. O yüzden sohbetlerine dahil olmak bile anlamsız geliyor bana. Hukuk okumayı çok isterdim biliyor musun. Psikoloji de olurdu. Keşke öyle bir fırsatımız olsaydı :) Ben kitap okuyup film izlemeye devam edeyim o zaman. Başka yapacak bir şey bulamıyorum. Teşekkür ederim önerin için Nil ^_^

      Sil
  5. :))) benim de hep hayalimdi psikoloji okumak :) hala da cok severim şimdi öğretmen adayıyım kpss kursunda gelişim psikolojisi ve öğrenim psikolojisi rehberlik dersini agzım acık dinliyorum :D BAYILIYORUM :)) Aman bosver film dizi izle fakülten yakınsa hukuktakilerle arkadas ol ;)

    YanıtlaSil
  6. Kelin ilacı olsa kendi başına sürermiş Vişne. O yüzden bir şey diyemiyorum :(

    YanıtlaSil
  7. Çok güzel betimlemişsin insan tiplerini. Yazının çoğu yerinde sana katılıyorum. O tip insanlardan ben de nefret ediyorum, çok çapsız geliyorlar bana. Ben de klasik müzik dinlemeye bayılırım ! Ayrıca kitap okumaya da. Seni çok iyi anlıyorum. Sen diğer insanları eleştiriyorsun çünkü düz bir insan değildin, derin bir insansın. Düşünüyorsun, sorguluyorsun. Ama herkes bizim gibi olamaz, onlara sinirlenme sadece üzül onlar için. Bu arada aşık olmak o kadar da gereksiz değil. Bütün olay senin gibi ayrıntılara önem verebilen ve seni anlayabilen birini bulmakta, o zaman aşk o kadar tatlı ki :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe