Şarkı Söyleyen Kadınlar..

Cumartesi, Nisan 26, 2014

 
Depresiflerin efendisi Vişne Çürüğünüz film köşesiyle karşınızda probislerim. Bu hafta sizlere Şarkı Söyleyen Kadınlar filmini tanıtacağım. Bu yazıyı aslında geçen hafta pazartesi günü yazmam gerekiyordu ama o gün nedense uğramadım hiç buralara. Bu ay 33. İstanbul Film Festivali kapsamında bir sürü film izleyicisiyle buluştu. Bunlardan biri de Şarkı Söyleyen Kadınlar filmiydi. Bu filmi kıymetli arkadaşım Bayan Nisbiyle izledim. Filmi izlemeden önce neler yaşadığımı anlatayım biraz.
  Ben daha önce film festivallerine gitmemiştim. Bunun en temel sebebi yalnız film izlemeyi sevmeyişim olmam, ikincisi ise bu etkinlikten hiç haberdar değildim. İstanbul gibi mega köyde yaşıyorum ama hiçbir şeye yetişemiyorum. Burada her şey çok çabuk gelişiyor. Bayan Nisbi bu festivale gitmeyi çok istiyordu. Bizim vize haftamıza denk geldiği için çoğu filmi kaçırdık. Eğer vize haftamız olmasaydı muhtemelen birkaç filme daha giderdik. 
  Programları inceledik uzun uzun ve şarkı söyleyen kadınlar filmine karar kıldık. Gitmeden önce ona ''Bak bilet kalmaz önceden alalım'' dememe rağmen yine beni dinlemedi. O gün bölüm dersinden erken çıktıktan sonra bana çok şık olduğumu söyledi. Bu iltifat karşısında sevindim haliyle. Erken çıkmanın rahatlığıyla kahvaltı yaptık bir cafede. 
  Taksime uzun zamandır gitmemiştim. En son ne zaman gittiğimi bile hatırlamıyorum valla. Atlas gişesinden bilet almaya gittik ilk önce ama biletler çoktan tükenmişti. Benim suratım anında asıldı. ''Nasıl biter ya, ne ara bitti'' gibi serzenişlerde bulunuyorum hafiften. Bileti satan adam bize istersek merdivenlerden bilet verebileceğini söyledi. Koca salonda 2 saat merdivenlerde oturmak istemedim açıkçası. 
  Film kataloğu alıp bir süre istiklal caddesinin ortasında filmleri inceledik. Arkadaşım ''Şu halimize bak ya caddenin ortasında film arıyoruz aval aval katalogda'' deyip gülünce ben de güldüm haliyle. Filmin başlamasına daha çok  vakit olduğunu fark ettik tünele kadar yürüyelim dedim. Bir yandan yürüyor bir yandan da okul hakkında konuşuyorduk. Göçmen'in tavırlarını beğenmediğimizi söyledik. ''Göçmen beni sınavmatik olarak görüyor. Bundan çok rahatsızım'' dedim ona. Ona da aynı şeyi yapıyormuş o da rahatsız olmuş. 
  Tünele doğru gelirken sol tarafta Gratisi gördüm. Bayan Nisbi için velinimet olduğunu düşünerek oraya gittik. Meğer kız kozmetik mağazalarından nefret ediyormuş. Bir keresinde beni oranın çalışanı sanmışlardı biliyor musun. ''Pardon sizde balm var mı?'' diye soru sormuştu bir kadın. ''Ben müşteriyim hanımefendi'' dedim sitemvari bir sözle. Kadın kızarıp bozardı ve özür diledi. O gün Bukionka ile birlikte epey gülmüştük bu olaya.
   Gratisten erkek parfümlerinin testerlarını koklayıp bir güzel kendime sıktım. Ya bu alışkanlık hep var bende. Ne zaman erkek parfümlerinin testerlarını görsem koluma, kıyafetime sıkmadan edemiyorum. Tatlı krizim tuttuğu için albeni alıp çıktık. Bayan Nisbi albeni almama çok güldü. ''Koca gratisten albeni alan tek insansın ya tebrik ederim'' diyerek kahkahaya girdi. 
   Film gişesindeki sıradan bilet bulmaya çalışıyoruz efil efil. Ekstra bileti olan insanlar sıraya gelip bilet satıyorlar. Biz alamadık tabi. Nisbi bilet destesi taşıyan bir kızın peşine düştü. Bilet almak için nasıl tazı gibi koşuyordu görmen lazım. Ben de şaşkınlık içinde onun peşinden koştum. Allahım çok komik bir andı o an ya. Kızla konuşup bilet almaya çalıştı ama bileti satmadı gitti biletixe verdi ekstra biletleri, alamadık. 
   Ve o sırada hayatımın şokunu yaşadım. Atlas sinemasının girişinde Hakan Günday'ı gördüm. Böyle hipnotize olmuş gibi adama bakıyorum. Sigara içip arkadaşlarıyla konuşuyordu. Gördüğüme nasıl mutlu oldum anlatamam. ''Olm Hakan Günday burada ya gördün mü'' diye söylüyorum arkadaşıma neşeli bir tavırla. Hakan Günday ile kısa bir konuşmamız oldu. 
   +Hakan Bey merhaba.
   - Merhaba 
   + Kitaplarınızı büyük bir keyifle okuyorum. Çok başarılısınız gerçekten
   - Teşekkür ederim, beğenmenize sevindim. dedikten sonra gitmesi gerektiğini söyledi ve gülümseyerek oradan salona gitti. Onunla bu kısa konuşmayı yapmak bile günümün güzelleşmesine yetti.
    En sonunda koltuk numarası olmayan biletleri satın aldık. Salona girdiğimde Hakan Günday'ı jüri koltuğunda en yukarıda tekrar görünce japon çizgi film karakteri gibi gülümsedim. Sonrasında boş koltuk aramaya başladık. Şimdiye gördüğüm en büyük sinema salonuydu. Üstelik çok kalabalıktı salon. Bu kadar kalabalık bir seyirciyle en son G.O.R.A filminde karşılaşmıştım. Böyle bir kalabalığın içinde olmak beni sevindirdi açıkçası. En sonunda şahane bir yer bulduk kendimize. Binnur Kayayı aramızda görmeyi çok istiyordum valla. O kadının oyunculuğuna bayılıyorum ya. Film analizine gelecek olursak;

   Film Binnur Kaya'nın karanlık, ıssız bir ormanın içinden gelişiyle başlıyor. Boynuna bağladığı el feneriyle kendine yol gösteriyor bir yandan. Büyükada'da büyük bir fırtına vardır ve sert rüzgar ağaçları devirmektedir. Adada deprem tehlikesi var ve her geçen gün insanlar adayı boşaltıyor. Filmi izlerken bu kadar şiddetli rüzgarı hissetmeyi arzuladım açıkçası çünkü ağaçların o sert rüzgarla savrulması hoşuma gitti. 
   Esma karakteriyle karşımıza çıkan Binnur Kaya kardeşiyle birlikte yaşayan hizmetçidir. Filmde iki farklı hikaye anlatılıyor. Hizmetçisi olduğu ailenin hikayesi ve onun oğlunun hikayesi. Mesut, ailenin reisi ve adanın önemli şahsiyetlerinden biridir. Oğlu Adem ile arasında problem var yıllardır. 
   Adem İstanbul'da hostes karısıyla yaşıyor. Karısıyla arasında iletişim problemi bariz belliydi. Aralarında kopmaya hazır bir ip vardı sanki. Adem hasta olduğunu fark ediyor ve babasından yardım istiyor. Babasının sert tutumu karşısında ne yapacağını bilemiyor. Karısını bir düşman olarak görüyor. Öyle ki uçuştan dönen karısında silah doğrulatarak ona ne kadar düşman olduğunu sergiliyor.

    Karısı ilişkisinden zerre mutlu değil. Bu yüzden olabildiğince evden uzaklaşmak için uçuşlara gidiyor. Kafasını o şekilde dağıtıyor kendince. Adem ise karısını aldatıyor gizli gizli ama karısı bu durumun çoktan farkına varmış. Aldatıldığını bile kabulleniyor ve tepkisini susarak dile getiriyor. Adada ise her şey daha farklıdır. Esma sürekli inşallah kelimesini kullanarak Allaha olan bağlılığını dile getiriyor. Esma'nın Allahla olan diyalogunu çok sevdim. ''Allahım yanlışım nerede'' diyerek durmadan doğru yolu bulmaya çalışıyor. Çok sevdim ben Esma karakterini. Adada sürekli atlar hastalanıp ölüyor bir yandan da elektrik ve su kaynakları tükeniyordu. Esma karakteri çok saf, iyi niyetli ve kendisiyle barışık birisi. Mesut ise sınırlarını bilen, köpeğini seven birisi. 
    Daha sonra geçmişinden kaçan Meryem'i karanlık ormanın karanlık bir köşesinde görüyor bizim Esma. Bu arada Esma herkese geyik gördüğünü ve güzelliğini etrafındaki insanlara anlatmaya çalışıyor ama kimseler ona inanmıyordu. Meryem kocasından kaçıp hiç bilmediği bir yere gelip kendi ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor. Esma ona evini açıp yatağını veriyor ve zamanla abla kardeş oluyorlar. Burada ''kadın kadının halinden anlar'' ifadesi anlatılmaya çalışılıyor sanki. 
    Adanın yaşlı doktoru Meryem'den hoşlanıyor ama Meryem bunun farkında değil henüz. Karısından fayda görmeyen Adem eşyalarını toplayıp karısının bileziklerini çalıp adaya gelir. Bu arada ada yavaş yavaş kimsesizliğe doğru bir yol alıyor. Ada yetkilileri durmadan anons yaparak bir avuç kalan ada sakinlerini uyarmaya çalışıyor. Atlar ölmeye başlıyor ve ölümlere çare bulamıyorlar.
    Hostes rolüyle karşımıza çıkan Aylin Aslım oyunculuğuyla pek göz doldurmuyor açıkçası. İskelede sigara içişi çok karizmatikti. Kendi şarkısının karanlıkta söylemesinden etkilendim. Hayat geri gelir şarkısını söylüyordu. Kısa zamanda Esma ile arkadaş oluyorlar ve arkadaşlığıyla adaya renk katıyor. Sigara isteyip sonra peşine takılan erkeği reddetme sahnesi çok komikti. Burada Reha Erdem aslında erkeklerin her şeye çok çabuk tav olacağını dile getirmek istiyor. Erkeklerin dünyasının ne kadar güvensiz ve kötülüklerle dolu olduğunu işaret ediyor. 
   
    Ada iskelesinin girişinde oğlunun fotoğrafını boynuna asıp ağlayan kadın benim çok dikkatimi çekti filmde. Burada annelik ve devlet ilişkini irdelemiş Reha Erdem. Çaresiz, acılı anne feryatlarıyla oğlunun bulunamayışına üzülüyor. Üzüntüsünü herkes duysun yardım etsin istiyor. Burada kadın ''Devlet oğlumu bulamayacak kadar yetersiz'' mesajı feryatlarıyla ada sakinlerine aktarmaya çalışıyor. Kadının yüzündeki o mutsuz ifade her şeyi anlatıyor aslında. 
    Meryem'i yanına yardımcı olarak alarak yaşlı doktor bir süre sonra ona göz koyuyor ve onunla evlenmek istediğini söylüyor. Babası yaşında adam nasıl olur da böyle şeyler söyler aklım almıyor valla. Kız zaten başka bir adamdan kaçmış bir de seninle mi evlenecek hırbo. Zor durumda olduğu için mecburen kabul etmek zorunda kaldı. Evlendikten sonra ise adam ile kızın arasında görünmez bir duvar örülüyor. Adam ne yaparsa yapsın kendini kıza sevdiremiyor. Boş zamanlarında Meryem Esma'nın yanına gidiyor ve birlikte kırlarda şarkı söyleyip keyifleniyor. Filmdeki diyalogları bana yetersiz gibi geldi. Sönük bir karakter olarak kalmış sanki. Daha iyi canlandırılabilirdi bu karakter. 
    Filmin belki de en çarpıcı sahnelerinden biriydi bu. Birincisi Esma'nın Ademi hayata geri döndürüşü ikincisi ise Adem'in Esmaya tecavüz girişiminde bulunması. Esma'nın çaresizliği o kadar güzel ifade edilmiş ki izlerken üzülüyorsunuz. Türkiye'de çoğu kadının bu durumu yaşamak zorunda kalması ne kadar acı bir şey. Esmanın ''Yapma abi nolur beni Allah yarattı'' sözüyle çaresizliği bariz belli oluyor zaten. Bu sözlerden sonra Adem ''Peki beni kim yarattı?'' diyerek isyan ediyor ağlayarak. 
    Adem kanser olduğu için babasının yanına gelip ondan maddi yardım etmek istiyor. Ancak beklediğini bulamıyor. Babasının köpeği nedense onu hiç sevmiyor ve ne zaman onu görse havlıyor. Bu sahnede ''Gökyüzü gibi şu çocukluk hiçbir yere gitmiyor'' dizesini söylemesini beğendim. Ademin ölmekte olan hasta at için ''Çektiğin acılara kör kaldım'' deme sahnesi çok güzeldi..
   Binnur Kaya oyunculuğuyla her zamanki gibi farkını ortaya koymuş bence. Kardeşinin bu kadar sessiz olmasını hiç sevmedim. İnsan bir iki kelime bir şey söyler ya. Mesela Adem Esma'nın kardeşinin okuduğu kitabı almak istiyor ama kardeşi bunu görüp engel oluyor. Ne tokat atıyor, ne küfür ediyor ne başka bir şey yapıyor. Sadece masaya oturup düşünüyor. Olm bu nasıl bir iş anlamadım ben ya. Sanat filmlerinin bu yönünü hiç sevmiyorum açıkçası. Zeki Demirkubuz filmi olsaydı adam anında küfür etmişti.

  Genel anlamda iyi bir filmdi diyebilirim. Hayat var filmini izlemiştim daha önce ama pek beğenmemiştim. Bu filmi daha iyi üstelik metaforları çok iyi kullanmış. Sahnelerin uzunluğunu biraz kısa yapsa çok iyi olur. İnşallah, okunan kara kaplı kitap, kadınlar, atlar, bir annenin ağıdı kullanılan metaforlar arasında.
  İzlenmeli mi? Görüntü kaliteli açısından beğenimi kazandı. Özellikle manzaraların güzelliğini çok iyi ifade etmiş Reha Erdem. Bu durum Hayat var filminde de vardı. Görsel açıdan doyurucu bir film. Diyalog açısından eh işte bence. Sanat filmi olduğu için pek fazla diyalog kullanmıyorlar nedense. Kullanılan müzikleri de beğendim. Filmde kadınlar ne yaşarsa yaşasın sonunda hep acıyla karşılaşır ifadesi kullanılmaya çalışılmış. Bu sayede yakınlık kurdular zaten kadınlar. Acı çekmiş insan acı çeken insanın halinden anlar misali. Filmin sonuna doğru insanın sevme duygusunun ne kadar değişken olduğunu göreceksiniz izlerseniz. 

  Ha bu arada Halit Ergenç'in film aralarında söylediği cümleler çok ama çok güzeldi. İyi ki böyle bir şey yapmışlar. Hikayenin güzelliğine güzellik katmış. Esma karakterini tanıdığım için çok mutlu oldum. Film 33. Film Festivali kapsamında En iyi kurgu film dalında altın lale ödülünü almıştır.
Filmin fragmanı da burada
Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran ^_^

You Might Also Like

0 kişi benim de tuzum olsun dedi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe