Tahliller, anksiyete ve geriye kalan herşey..

Perşembe, Ağustos 07, 2014

  Günlerdir süren karın ağrım artık dayanılmaz bir noktaya ulaşınca doktora gitme kararı aldım çifte kavrulmuş lokumlarım. Bu ağrı beraberinde sistit hastalığını da getirdi. Bilmeyenler için söylüyorum, sistit idrar yolları enfeksiyonuna verilen isimdir. Sistit yüzünden iki saatte bir tuvalete gidiyordum ya olacak iş değil. Üstelik tam olarak idrarımı da yapamıyordum. Enfeksiyon kaptığımı zaten hissetmiştim. Bir insan iki saatte bir tuvalete gidiyorsa o işte anormallik vardır. Nitekim doktor da aynı şeyi söyledi. Ee boşuna doktor dizisi hatim etmiyorum yani karşim. 
  
   Dün babamla düştük hastane yollarına. Ben hastaneler oldum olası sevmedim. Çünkü insanların yüzlerindeki o umutsuz bakışları, saatlerce beklemeleri içimi sıkıyor. İnsan hasta sırasında beklerken bile hasta olabiliyor. İşini iyi yapan doktorları çok seviyorum. Daha doğrusu işini severek yapan doktorları seviyorum. Bence bu çok önemli bir kriter.
   Aslında hastaneye tek başıma gitmem gerekiyordu ama gidemedim. Çünkü kan verme sırasında fenalaşıyorum. 21 yaşındayım ama hala kan verirken fenalaşıyorum ya olacak iş değil. Kan verdikten sonra bayılacak duruma geliyorum. Dün yine aynı şeyi yaşadım. Bu durumdan nefret ediyorum. Askerde bu durumla karşılaşırsam ne yapacağım kara kara düşünüyorum şimdiden.
   Gittiğim üroloji doktoru bir sürü tahlil istedi. İdrar, kan, ultrason, röntgen. Bir günde hepsini yapmak büyük bir işti benim için. Tahlilleri istediğini söylerken ''Ben bunları bir günde nası halledicem olm'' dedim içimden telaşla. Neyse ki hepsini hallettim. Bütün bir günüm hastanede geçti resmen. O kadar kalabalık ki hastane bir an olsun sakinleşmiyor ortam.
   İlk önce kan vermeye gittim. Korkulu rüyamla uzun zamandır görüşmüyordum. Fenalaşma durumumu etrafımdaki sağlıkçılara sordum normal bir durum olduğunu söyledi. O alkollü pamuğu kan alacağı bölgeye sürdükleri sırada irkiliyorum. Hiçbir sıvı beni bu derecede ürkütmüyor. Yaşlı bir adam ''Sinek ısırığından farkı yok, fazla düşünme'' dedi. Benim kan vermekle sıkıntım yok sonrasında sıkıntım var. Çünkü kendimi toparlayamıyorum. Başım dönüyor, düşüncelerim bir araya gelemiyor, gözlerim kararıyor. 
   Bir keresinde annemle kan vermeye gitmiştim. Kadın ortalığı ayağa kaldırmıştı. Onu öyle korkmuş bir şekilde başımda durduğunu hala görebiliyorum. O anı hiç unutamıyorum. ''Çocuğum kötüleşti, oğlum iyi misin'' diyordu  ben koltukta uzanırken. Korkusu sesine yansımıştı çünkü ilk defa beni baygın görüyordu. Elindeki vişne suyuyla kendime gelmemi bekliyordu. Bir yandan da ağlıyordu bana sezdirmeden ama ben fark ediyordum. Annemi hiç bu kadar çaresiz görmemiştim. 
    
   Neyse işte dün kan verdikten sonra yine fenalaştım ben. Yanımda babam vardı. Kendimi yine koltuğa uzanırken buldum. Babam ayaklarımı havaya dikti ve öyle dakikalarca durdum. Sonra meyve suyu almaya gitti. Yanıma bir sürü insan geldi. ''İyi misin'' diye sordular. ''Kan verdim de kan şekerim düştü. İyi sayılırım. Teşekkür ederim'' dedim ama kendimi kötü hissediyordum. Çünkü herkesin bakışları üzerimdeydi. Güvenlik görevlisi babam gelene kadar başımda durdu. Yolda geçen doktorlar yüzümün bembeyaz olduğunu söylediler. Bu durum önceden babamda da varmış, sonradan ortadan kaybolmuş. Şekerim olsa gittiğim doktorlar mutlaka söylerdi ama şekerim yok ki benim. Bu yüzden kan vermekten kaçınıyorum olabildiğince.
   Kan verdikten sonra idrar tahlili vermeye gittim. İdrar kabını alıp erkekler tuvalete gittim, gördüklerime inanamadım. Bu erkekler yemin ediyorum tuvalet eğitimi nedir bilmiyorlar ya. Bir insan hiç mi su dökmez tuvalete, bu ne pisliktir be arkadaş. Nefret ettim valla. Gerçi kadınlar da aynı şeyi yapıyormuş, kız arkadaşlarım söylerdi hep. Ülkece tuvalet eğiminden yoksun muyuz acaba? Tuvaletten çıkarken bile elini yıkamayan insanlar gördüm ya. Yok artık abi!! Elimi yıkadıktan sonra selpakla kapı kollarını açıp öyle çıktım. Çünkü adeta bir mikrop yuvası gibiydi orası. 
   Röntgen çektirmek çok zevkli lan. İlk defa doktor önlüğü giydim. Yeşil ameliyathane gömleğini giyip karın bölgesinden röntgen çektirdim. O önlüğü giymek bile stresli günümü güzelleştirmeye yetti. Röntgencilerin elinde telefon vardı hep, iş saatinde telefonda oyun oynuyorlar anca. İnsanların yüzüne bile bakmıyorlar ya. Bu nasıl iştir anlamadım ben. 

   Ultrason en zor durum. Litrelerce su içtim o ultrasona girebilmek için. Çişim gelene kadar bekletiyorlar. Eğer sıram gelmeseydi direk tuvalete gidecektim koşa koşa. Babama ''Ben daha fazla tutamıyorum artık ya'' diye serzenişte bulunurken bir anda ismim okundu sekreter tarafından. İçimden ''Allahım bu bi mucize :D'' diyerek odaya girdim. Oda da pek kasvetli anam. Karanlık, ürkütücü bir yer. Ultrason çektirmeye değil de organlarımı satmaya gelmişim gibi hissettim valla. Doktor jeli sürüp karnımı inceledi ekrandan, sekretere sayılar söyledi. Ben çişimi tutuyorum hala. Allahım o nası bir acı! Tam bir işkence anlayacağın. Sonuçları aldıktan sonra koşa koşa tuvalete gittim ve inanılmaz bir rahatlık hissettim. 
   Sonuçları doktora gösterdik. Herhangi bir problemim olmadığını söyledi enfeksiyon dışında. Onun içinde ilaç verdi iki tane. Onları düzenli olarak içip bitirmemi söyledi. Ağrı için başka babamın doktoruna yönlendirdi. O doktorun yanına gidip karnımın sol tarafının ağrıdığını söyledim. Ne dese beğenirsiniz? ''Ultrason çekmemiz gerek batın bölgesinde'' 
   Odadan çıkıp babama ''Ya yine mi ultrasona giricem, off o kadar suyu içemem valla yine'' deyip isyankarlığımı gün yüzüne çıkardım. İlaçlarımı aldım, kullanıyorum. Bu enfeksiyon olayı bende giderek kronikleşmeye başladı ya. Doktor acıyı azaltmamı söyledi. Babama ''Bu durumda çiğköfteye veda mı edeceğim ben şimdi :('' diyerek üzüldüm haliyle.

   Aslında bu duruma çiğköfte sebep oluyor. Çünkü içinde bakteri var. Sindirim sistemini tıkıyor ve orada bakterilerin yayılmasını sağlıyor çiğköfte. Ben fazla tüketmiyorum sadece bir dürüm yiyorum. Hayatımdan çoğu yiyeceği çıkardım zaten. Mesela kolayı artık tüketmiyorum. Lisedeki hocam kolanın zeka geriliğine sebep olduğunu, beyin hücrelerini öldürdüğünü söylemişti bir dersinde. 
   Anksiyeteye gelecek olursam, ben bu aralar yine çok düşünüyorum herşeyi. Üniversiteyi, arkadaşlık ilişkilerimi, geleceğin nasıl olacağını durmadan düşünüyorum. Düşünmekten yakında hindiye dönüşeceğim. Herşey giderek nasıl da anlamsızlaşıyor diyorum bazen. Bu durum bazen uykumu kaçırıyor. Mesela iki sene üniversite kaybım var ve bu durum beni çok üzüyor. Lisedeki arkadaşlarım bu sene mezun olacak. Ben ikinci sınıftayım hala. İnsan geride kaldığını gördüğünde ister istemez üzülüyor hacı. 
   Okulla alakalı bir durumum var. Bunu şimdi söylemeyeceğim burada şimdilik. Gün sayıyorum. Kesinleşsin de öyle söyleyeceğim. Kötü bir durum yok aksine iyi birşey benim için merak etme. 
  
   Sylvia Plath'ın Sırça Fanus romanını çok beğendim. Back to the future film serisi ne kadar güzelmiş meğersem. Adamlar o zamanda harika bir bilimkurgu filmine imza atmışlar. Spotify'e üye oldum ama aşırı müzik dinlediğim için sınırlama uyarısı aldım. 10 saat müzik dinlediğim için aylık müzik dinleme hakkımı doldurmuşum. Saçmalığa bak ya. Ben müzik dinlemeden yaşayamam ki. Mutlaka şarkı dinlemem lazım yoksa düşüncelerim beynimi kemiriyor. 
   Son olarak gönül işlerinden bir halt anlamadığımı fark ettiğim. Yani ben ne kadar çabalarsam çabalayayım olmuyor. Eskiden benimle konuşurdu, şimdi konuşmuyor. Bazen keşke onu sevdiğimi söylemeseydim diyorum. Bak kızlar sonra ''Erkekler niye adım atmıyor :('' diye üzülüyor ya işte bu yüzden. Sevdiğimi söylüyorum aldığım karşılığa bak: Hiç. Tamam hadi sevmiyorsun bizden bir halt olmaz diyorsun anladım ama en azından konuş ya. Üzülüyorum. Hem de çok. Böyle olmamalı diyorum ama oluyor. Üzülmemeliyim diyorum ama üzülüyorum. Bir şarkı açıyorum ve mutluluk oyununa devam ediyorum. İtiraf etmeliyim ki bu oyunda çok beceriksizim. Bu geminin sonu nereye varacak bilmiyorum. İşin kötüsü gemi su alıyor ve bu durum giderek kötüleşiyor.
Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran

You Might Also Like

8 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. aaa demek sende iki yıl kayıpla başladın üniversiteye :) benim gibi. Üzülme böyle olması gerektiği için oldu
    o enfeksiyon en beteri çok geçmiş olsun sana, biran önce iyileşirsin umarım :)
    karamsar olmakta senin elinde kendini neşelendirmekte :) bazen bardağın dolu tarafına bakabilmek lazım

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet iki yıl kaybım var maalesef. Sanırım böyle olması gerekiyormuş. Keşke böyle olmasaydı ya. Önemli olan bardağın dolu tarafına bakabilmek zaten. :) Ama nedense ben hep boş tarafını görüyorum Myna.

      Sil
  2. Anksiyeteden korktuğum kadar hiç bişiden korkmuyorum, düşüncelerine söyle biraz rahat bıraksınlar seni. Kendini bu çirkin psikolojinin içine atma. Bak ben hala diplomamı alamadım, erken girmekte önemli bi olay değil, geç olsun güç olmasın. Sen nerelerden geçtin, buralara nasıl geldin unuttun mu? Umutsuzluğa kapılmak yok! :)

    Herşey çok güzel olacak, senin için.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O düşünceler birden üstüne üstüne geliyor nefes almanı engelliyor ya hani, işte o durumdan nefret ediyorum Melo. Evet bu sözlerinden sonra düşündüm de epey badireler atlatmışım ya. İnşallah hepimiz için güzel olur her şey :)

      Sil
  3. Vişne şu üniversite işi tahmin ettiğim şey mi? :))
    Çok geçmiş olsun ya. Haplarını aksatmadan iç mutlaka. Allah şifa versin en kısa sürede :)
    Bir yerden sonra düşüne düşüne,özür dileyerek söylüyorum, kafayı yiyebilirsin. Kalbinle aklını dengede tutman lazım. Gerçi diyene bak ama. Neyse :)
    Kendine iyi bak Vişne :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Aksatmadan içiyorum hepsini. Bu yaşta hapçı oldum çıktım ya :D Evet kafayı yeme noktasına geldim. Bundan sıyrılmaya çalışıyorum olabildiğince. Sen de kendine iyi bak :)

      Sil
  4. Öncelikle geçmiş olsun. En kısa zamanda iyi ol inşallah. :)
    Kan vermekle alakalı bu yaşıma kadar hiç sorun yaşamadım ben. Aksine hastahaneleri sever, kan almaya-vermeye bayılırım! (böyle de psikopatım işte. :D )
    Çok düşünmek de bir tür intihar. Her şey olacağına varıyor nasılsa. Sadece kendini hırpalamış oluyorsun ve sonuçlar asla değişmiyor. Bu yüzden az düşün çok mutlu ol, doktor tavsiyesi. :)
    kendine çok iyi bak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Biraz daha iyiyim şimdilerde :)
      Ben nedense hiç sevmiyorum. Ne zaman kızılay çadırı görsem kaçıyorum yavaş yavaş. Kan vermeye alışkın biri değilim. Sevmiyorum sanırım hastaneleri. Hastane dizilerini seviyorum ama hastaneleri sevmiyorum. Öyle de çelişki dolu bi insanım. Bir doktorun yazımı okumasına çok sevindim. ^_^

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe