Ben başaramıyorum kırmızı

Cumartesi, Eylül 20, 2014

  Yeni üniversitedeki yeni haftam pek beklediğim gibi geçmedi. Hatta geçen seneki gibiydim diyebilirim. İlk günün heyecanı diğer günlere yansımamıştı. Salı günü derse geç kaldım. Derse yetişmek için ışık hızıyla hareket ettim diyebilirim. Normal şartlar altında derse geç kalmayı pek sevmiyorum. Ders hocası da aynı şeyi söyledi zaten. Nefes nefese sınıfa girip dinlendim bir süre boyunca. 
  Birinci sınıflar o kadar çoktu ki sınıfta epey şaşırdım. Diğer haftalarda da bu kadar kalabalık olacaklar mı merak ediyorum. Okula alıştım ama içindekilere bir türlü alışamadım. Zaman geçtikçe daha da içime kapanıyorum galiba. 
   Benim gibi geçiş yapan birkaç kişiyle tanıştım, sohbet ettik. Adam daha ilk günden kızın numarasını aldı ya. Bu ne hız anlamıyorum. Benim numaramı da istediler maalesef vermek durumunda kaldım. Numaramı öyle her önüne gelene vermeyi sevmiyorum. İlk gün tanıştığım birine numara vermenin manasız olduğunu düşünüyorum. Nisbi'nin numarasını bir iki hafta sonra almıştım. Böyle şeyleri neden bu kadar aceleye getiriyorlar ki. Kimsenin numarasını almadım. Onlar kaydetti numaramı ama çaldırmadılar bile.
  Onların yanındayken kendimi rahat hissedemiyorum sorun burada. Kendi aralarında kürtçe konuşuyorlar. Anlamıyorum ne söylediklerini. Huzursuz oluyorum. Yani konuşuyoruz ama öylesine konuşuyormuşuz gibi. Ben böyle bir arkadaşlık istemiyorum. Bide çıkarcı gibi geldiler bana. Yemek yerken ''Artık notları senden alırız, bizim yerimize imza atarsın'' gibi salakça cümle kurdu birisi. Bütün keyfim kaçtı anında. ''Elin var ayağın var gel bi zahmet okula'' dedim. Hayır neden her gittiğim yerde inek muamellesi görüyorum bir türlü anlamıyorum. Geçen bir derste hoca her sıraya bir fotokopi dağıttı. Yatay geçişli yeni tanıştığım çocuk anında kaptı kağıdı. Ortak dağıtılan kağıdın üstüne kendi adını yazdı, kendisine aldı anlayacağın. Hocanın yanına gidip fazla var mı dedim elindeki kağıdı verdi. İşte o çocuğun yaptığı şey bencillikti. Bunun başka bir açıklaması yok.
   Derslere girmek, not tutmak, kitap okumak ne zamandan beri ineklik olarak sayılıyor? Çoğu şehir dışından gelmiş. ''Ya nolucak aralarına karış işte'' diyebilmek kolay tabii senin için. Ama benim gözümden baksan onlara, ne kadar yanıldığını anlayacaksın. Arkadaş grubumun olması için illa çıkarcı, riyakar biri mi olmam gerekiyor? Ben çıkarcılığı sevmiyorum. Beni olduğum gibi kabul eden anlayışlı insanlar olsun istiyorum etrafımda sadece. 
   Not için arkadaşlık yapanlar hakkında ne düşündüğümü söylemiştim önceki yazılarımda. Düşüncelerimin arkasındayım hala. Çünkü hiçbir zaman bu konuda yanılmadım. Bu yüzden yalnız kalmış olabilirim. Bir insandan ilk başta elektrik alamıyorsam gerisini getirmiyorum. Böylesinin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bide karşımdaki insanla kafa yapılarımızın uyuşması önemli benim için. Mesela Bukionkayla Taksimde gezerken aşırı rahat oluyorduk. Ya da Nisbiye bir konu hakkında şey söylediğim zaman ''Ben de aynı şeyi düşünüyordum abii'' diyerek gülüyorduk. 
   Sanırım benim algımda bir problem var. İstesem başkası gibi davranabilirim çok rahat ama istemiyorum. Çünkü o kişi ben değilim. Ben daha çok kendim olarak var olmayı tercih ediyorum. Bu yüzden her seferinde yalnız kalıyorum. Emel ''Çok yoğunum yaa'' deyip beni her seferinde atlatıyor. Halbuki kız arkadaşıyla cafe cafe dolaşıyor. Ben nerede hata yapıyorum?
   Bak daha yeni gelmişim, aynı üniversitede okuduğum bir sürü eski arkadaşlarım var ve onlar hiçbir şey söylemedi ya. Bu kadar mı istenmeyen biri oldum ben. Babam bir keresinde bize gelen misafirlere benim için ''Onun hiç arkadaşı yoktur, odasında kitap okuyup müzik dinler hep'' demişti. Kapı aralıktı, duymuştum söylediklerini. İçim acımıştı. Erkan bana lise ikide dışlanmış biri olduğumu söylemişti kavga ettiğimizde. Keşke onların bu söylediklerini hafızamdan silebilsem.
   Üzüntüden ne yapacağımı şaşırdım. Büyümek yalnız kalmak demekmiş sanırım. Yaşadıklarımdan öyle anlıyorum ben. Yalnızlığın bazen güzel taraflarını görüyorum. Mesela yemek yedikten sonra kampüsün bahçesinde oturup etraftaki kuş seslerini dinlediğimde iyi hissediyorum bir nebze. Ama sınıfa girdiğimde bütün kötü düşünceler üstüme üşüşüyor.
   Sınıf yeni gelenlere karşı çok ama çok soğuk. Cuma günü birinci sınıftan tesadüf ederi biriyle tanıştım. Hem bir işte çalışıp hem okumaya çalışıyor. Ders hocası gelince gitmek zorunda kaldı. Dünkü derste hoca bir türlü bitirmedi dersi. O kadar açıktım ki çantamdaki simit parçalarını yemek zorunda kaldım alttan alttan. İlaç kullandığım için çok çabuk acıkıyorum bu aralar. O gün de en sevdiğim yemek vardı. Bilgisayar bozulunca hoca dersi bitirmek zorunda kaldı. Çantamı kaptığım gibi yemekhaneye gidip yemek yedim. Ne ara o yemekleri yedim hatırlamıyordum. 
   Profesörlerin egolarından nefret ediyorum. Ciddi anlamda çok itici oluyorlar. ''Ben herşeyi bilirim, sen kimsin lan tırt. Seni bilgimle döverim ben'' havalarında dolaşıyorlar. Halbuki bilgili insan daha alçakgönüllü olur etrafına karşı. Bu egolarını nasıl görmezden geleceğim bilmiyorum. Onlardan ders almanın keyfini çıkarıyorum elbette. Düşünsene alanında aşırı donanımlı biri sana ders anlatıyor. Bundan büyük şans mı var allesen. O egolarını bir törpüleseler gerisi hallolur bence.
  Alttan dersimle başka bir ders çakışıyor. Alttan alacağım dersin hocasıyla görüşmek için hocanın yanına gittim. Adam bana hademe gibi davrandı ya. İçeri girmeme bile izin vermedi. Cümlelerim yarım kaldı hep. ''Haa. Nee. Eeee. Eee. Eveet. Sonra gel'' dedi. Sonra beş on dakika beklememi söyledi. Yarım saat kapının önünde bekledim. Koridordan geçenler kesin benim için cezalı bu herhalde diye düşünmüştür. Kendimi kötü hissettim. Yani böyle aşağılayıcı bir tavırda davranılmayı hak ettiğimi düşünmüyorum. Salakmışım gibi benimle öyle konuşması da ayrı bir aptalca davranışıydı. 
   Baktım bu hoca benimle konuşmayacak, oradan ayrıldım. Okulun kulüplerine üye olmayı düşünüyorum. Belki orada benim gibi birileri vardır. Sınıf ortamına alışamadım. Nisbi'nin eski arkadaşlarıyla aynı sınıftaymışım. Beni onlar hakkında uyardı, ''Onlara yaklaşma arkadaş değil onlar sinsi şeytanlar'' dedi. Perşembe günü bir profesör dersime girdi. Adam tam iki saat boyunca aralıksız ders anlattı. Bir saat sonra öğrenciler sınıftan çıkmaya başladı. Adam hiç istifini bile bozmadı, konu anlatmaya devam etti. Ne kadar profesyonelce bir davranış. Ben olsam sinirlenirdim sınıftan çıkan öğrencilere. Hoca da hatalıydı bir yerde. Ara vermesi gerekiyordu normalde ama vermedi.
   Yeni gelen insanlara karşı neden bu kadar soğuklar anlamadım doğrusu. İnsan merak edip sorar kimsin, nereden geldin, nasıl geldin vs. Yok anam yok bunlardan bir halt olmaz. Buraya gelmekte hata mı ettim diye düşünüyorum bazen. Sınıfta türbanlılar kendi aralarında grup kurmuş, üçlü kız grupları var, herşeyle dalga geçen müptezeller var, kibir canavarı kızlar var. Ben böyle hayal etmemiştim ya. 
   Diğer okulumda en azından Nisbi vardı, kütüphane başkanıyla tatlı sohbetlerim vardı. Okulun kütüphanesine uğradım geçenlerde berbattı. O dağınıklığa tahammül edemedim. Başka kütüphaneden kitap alışverişi yapıyorum. Eski okulum bu yönden iyiydi. Dvd arşivi bile yok bu okulun ya. Eski okulum ben gittikten sonra en sevdiğim filmleri dvd arşivine eklemiş. Bu nası bir iştir arkadaş ya.
  Kitap okuyorum, yemek yiyorum, bahçede yürüyüş turları yapıyorum, kuş cıvıltılarını dinliyorum, metroda dinlediğim şarkılarla hayal kuruyorum. Çoğu günüm hep böyle geçti bu hafta. Arkadaş grubumun olması için illa rol yapmam gerekiyor yani. Başka biri gibi davranarak mı yaşamımı sürdüreceğim yani? Hiç sanmıyorum. İnsanlarla çok zor arkadaşlık kuruyorum. Bu yüzden yalnız kaldım ya. Bukionkayla eskiden daha çok görüşürdüm. Şimdi sevgilisi oldu diye görüşmüyor benimle. Durmadan bahane üretiyor, nefret ediyorum bu durumdan. Nisbi desen sevgilisiyle vakit geçiriyor daha çok. Bu seneki film festivallerine tek başıma gideceğim anlaşılan. Nisbi, sevgilisiyle el ele gider artık sinemalara. Vişne kim ki zaten? Dış kapının dış mandalı. 
   Akşam yemeği yerken aileme ''Artık arkadaşım yok gibi'' dedim. Babam ''Sen onları aramazsan onlar da seni aramaz'' dedi. Sürekli benim aramam da normal değil ama ya. Sürekli ben mesaj atıyorum, sürekli ben arıyorum. Artık bu durumdan nefret etmeye başladığım için mesaj atmıyorum. Çünkü beni basit biri olarak görüyorlar sürekli mesaj atınca. ''Haa o mu aman siktir et onu yaa çantada keklik o'' diye düşünüyorlar bir süre sonra benim için. Benden o kadar eminler ki kıllarını kıpırdatmaya meyletmiyorlar. Bazıları ben mesaj atınca benimle zorla konuşuyorlar. Öyle hissediyorum.
   Alttan alacağım dersleri düşünüp üzülüyorum. 2 tane ve ikisi de aynı günde çakışıyor. Kimliğim hala çıkmadı. Profesörlerin egolarına maruz kalıyorum. Dersten bırakacaklar endişesi sardı şimdiden. Eskiden Taksime giderken çok mutlu olurdum. İstiklal Caddesinde yürürken çok keyifli hissederdim kendimi. Şimdi hiçbir şey hissetmiyorum oraya karşı. Pazartesi günü o yüzden erken gelmiş olabilirim oradan. 
   Sevdicekle olan durumumuz bok gibi. Ben zorla kendimi hayatına dahil etmeye çalışıyorum. ''Salak Vişne, o seni istemiyor işte ne diye kıçını yırtıp duruyorsun.'' diye kızıyorum kendime. Bir keresinde Ahmet Kaya şarkısı açıp koltuğa oturmuş pencereyi açıp ağlamıştım beni neden sevmiyor diye. Düşünsene ya, kendin olarak dürüst bir şekilde onun karşısında duruyorsun ama o seni istemiyor. ''Beni gözünde çok büyütüyorsun, yapma bunu kendine'' diyor sana mesela. Gel de üzülme şimdi bu cümleye. Bu cümleyi durmadan düşünüp durdum. Çok abartıyormuşum. Çok sevdiğimden olsa gerek. Ben ne ara onu bu kadar çok sevdim hatırlamıyorum. Yani bu aşk değil ama hayatımda olsun her gün benimle konuşsun istiyorum. 
   Rüyamda sarılmasıyla sevinmek ne kadar acı verici. Bu belkide evrenin bana mesajıdır. Anca rüyanda görürsün demek istiyor herhalde, bilmiyorum. Tek bildiğim bu aptal sevdadan kendimi kurtarmak istiyorum. İmkanım olsa kendimi yok etmeyi tercih ederdim. Çünkü her geçen gün hayata olan tahammülüm azalıyor. Ben mesaj atmadıkça hiç mesaj atmıyor. 
   Keşke böyle olmasaydı ya. Orta yol bulamıyorum inan bana. Metrodaki boş koltuklara sevdiğim insanların oturduğunu hayal ediyorum, hepsi bana gülümsüyor. Hayal dünyam epey geniştir. Gülümsüyorum hafiften. Yanımdakiler bana deli gözüyle bakıyorlar. Aldırış etmiyorum. Yanımdaki boş koltuğa sevdiceğin olduğunu hayal ediyorum. Başını omzuma yaslayıp koluma girmiş, müzik dinliyoruz öylece. Bu şarkıyı çok seviyorum diyor hayalimde. Gözlerim doluyor hayalimden uzaklaştığımda. Ağlamamak için durak isimlerine bakmaya çalışıyorum.
   Fotoğraf dersi hocası kendi fotoğrafımızı çekmemizi istedi. Ben nasıl kendi fotoğrafımı çekeceğim bilmiyorum. Ne zaman bir kamera görsem anında kaçıyorum. Lisede fotoğraf delisi birisiydim. Beni ne ara bu hale getirdiler. Fotoğraf makinelerinden kaçar oldum. Aynalara alışamıyorum. Aynadaki aksime ''Sen çok iyisin, çok mutlusun'' diyorum ama o da inanmıyor bana. 
  Sevdicek benimle görüşmek bile istemiyor. Onun gözünde ben, sokakta selamlaştığı sıradan biriyim sadece. Daha ötesine gidemiyorum, gidemeyeceğim sanırım bu gidişle. Aşktan çuvallıyorum, babamın bana hakaret edişini unutamıyorum, kısaca ben hiçbir haltı başaramıyorum. Olmuyor işte olmuyor. Bu odanın içinde çürüyüp gideceğim öylece. Düşünmekten delireceğim. Nedenlerin yakasına yapışacağım. Kendi gerçekliğimden kaçamıyorum. Keşke yok olsam. O zaman bu denli acı çekmezdim.
  Umay Umay'ın sözleriyle noktalıyorum yazımı: Kırmızı. Sana sadece kırmızı demeliyim. Ben başaramıyorum kırmızı. Hatırlamak dışında bir mucizem yok. Bir şeye inandım. Bir şeye ve sadece bir kere ağlayarak dans ettim. Oysa hayata bağlanmak için ayağa kalkmıştım..
Bu da şarkımız olsun.

You Might Also Like

10 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Bir kaç şey söylemek istiyorum izninle..

    İlk olarak, niye senin üniversite konusunda yüzün hiç gülmüyor ya! Bir süredir takip ediyorum, yazılarının çoğunu da okudum. Senin anlattığın çemkirdiğin insanlara teker teker ben de burada sinir oldum. Ben üniversiteye başladığım zamanlarda çok umutluydum, böyle yeni başlangıçlarda nedense ben de değişiyorum bir neşe bir sürekli konuşma hali etrafımdakilerle kaynaşma isteği doğuyor içimde. Nitekim bir süre de devam ettirdim bunu hatta evet dedim bak hayat boyu sürecek arkadaşlıklarım burada başlayacak galiba. Zira lisede bu konuda hiç şanslı değildim. Ama biraz zaman geçtikçe, insanlar gerçek yüzlerini göstermeye başladılar. Herkes kendi çıkarını düşünen,sadece kendine benzeyen onları sürekli güldürüp eğlendirecek birini isteyen garip insanlara dönüştü. Sanırım ilk zamanlarda bu kadar yakın olabilmemizin sebebi de oydu, ben çokça eğlendiriyordum çünkü onları. Ama diğerleri gibi ben de gerçek yüzümü göstermeye başladım çünkü o ilk heyecan, yeni başlangıcın getirdiği o enerji içimden geri çekilmeye başladı ve normal halime döndüm. Sessiz sakin, kampüsün olmayacak yerlerini mesken edip saatlerce kitap okuyan, çağırılan yerlere gitmeyen, ballandırarak anlattıkları hikayeleri önemsemeyen biri oldum ve doğal olarak insanlarla aram açıldı. Aram açıldıkça daha iyi görebildim onları, daha iyi değerlendirdim, ara verdiğim bir dönemde, normalde her gün selam veren ağzımın içine bakan insanlardan birinin bile arayıp sormadığını farkedince zaten tamamen vazgeçtim dost kazanacağım inancından. Sen en azından yolun başında bunları görebilmişsin deyip teselli etmek isterdim ama bi işe yaramayacağını biliyorum.
    Erkek arkadaş meselesinde ise ne gariptir ki aynı cümleleri ben de çok sevdiğim bir adamdan duymuştum. Nasıl üzebildiğini tahmin edebiliyorum. Vazgeç ondan demem de bir işe yaramayacak ama sen yine de vazgeçmeye çalış olur mu? En azından ruh sağlığın için.
    Ve dediğim gibi sabırlı ol, bir süre sonra o yalnızlığın ya da insanların seni dışlanmış olarak görmesinin bile eskisi kadar acıtmadığını farkedeceksin. Zamanla umursamayacaksın. Aynalara bakacaksın hem de gururla. İnsanların o yapaylıkları ve iğrençlikleri gözüne o kadar batmamaya başlayacak, boşvereceksin bir noktadan sonra. Ve daha mutlu bir insan olabileceksin o zaman. Kendi kendinle olmak da yeterince güzel, yapay arkadaşlıklar edinmektense kendinle arkadaş ol,kendinle sohbet et, geceleri uyumadan önce okuduğun kitapların karakterleriyle hayaller kur. Gününü güzelleştirmek için başkalarına ihtiyacın yok, gerçekten! Ve otobüslerde tramvaylarda gülümsemeye devam et, bırak deli desinler. Ben de yapıyorum bunu. Eskiden çok utanır sıkılırdım biri gördü mü acaba diye gerilirdim böyle durumlarda ama artık kulaklığımda çalan müziğe eşlik etmeye bile başladım. İnan böyle daha güzel :)

    Umarım sen kimsin kalkıp bana öneride bulunuyorsun ne yapmamı söylüyorsun diye kızmazsın ya da umarım haddimi aşmamışımdır bunları söyleyerek ama sadece okuduklarımdan yola çıkarak kendimle özdeşleştirdiğim çok şey var sende o yüzden bir kaç şey söylemek ve yalnız olmadığını bil istedim.. Artık mutlu ol, olur mu? :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Üniversite konusunda bir türlü istediğim gibi bir ortam oluşturamadım. Ondan kaynaklanıyor memnuniyetsizliğim. Pazartesi günü ben de senin gibi umutlu bir şekilde okula geldim. Yeni ortam güzel olur bir sürü insan tanırım dedim ama her yerde aynılar. Vakıf üniversitesinde de aynı devlet üniversitesinde de aynı. Zaten insanlar kendilerini güldüren, sürekli eğlendiren insanları etrafında tutmak ister. Diyorum ya çoğu çıkar ilişkisine dayalı gruplar. Ben böyle bir grubun içinde var olmak istemiyorum. Çıkara dayanan arkadaşlıklar ne kadar sağlıklı olabilir ki? Sen kendini geri çekmeye başladığında nedenini bile sormazlar, hayatlarına devam ederler. Bu mu şimdi arkadaşlık? Hiç sanmıyorum. Benim olayları önceden görebilme yeteneğim var. Gözlem yeteneğimden kaynaklanıyor sanırım. Dolayısıyla ona göre hareket ediyorum. Bide Tutunamayanlar romanı hayata olan bakış açımı çok değiştirdi. O kitabı okuduktan sonra eskisi gibi olamadım.
      Bir şeyi düzeltmek istiyorum. Ben kız değilim, erkeğim. Erkek arkadaşım falan yok yani. O konuda yanlış anladın sanırım. Headerımda yalnız bir adam yazıyor dikkat edersen. Vazgeçmeyi alışkanlık haline getirdim sürekli. Artık buna dur demek istiyorum. 21 yaşındayım. Bu zamana kadar hep sabrettim. Delirmekten korkuyorum sadece. Sabretmek bir süre sonra deliliği de beraberinde getirir diye düşünüp endişeleniyorum. Yapay arkadaşlıklar etrafımda olduğu sürece yalnızlığı tercih edeceğim sanırım ya da yalnızlığa ittirileceğim. O umursamama olayını yapsam kafam epey rahat olur ya. :)
      Hayır öyle bir şey söylemem ben. Saygı çerçevesinde anlayışla yapılan her yoruma cevabım vardır. Hakaret içeren yorumlarla muhattap olmuyorum. Değerimi düşürmek istemiyorum. Yalnız olmadığımı bilmek güzel. Mutlu olmaya çalışacağım. Benim mutluluklarım hep kısa sürüyor. Gerisi gelmiyor maalesef.

      Sil
    2. Şu an cidden utandım yalnız :) Erkek olduğunu biliyordum ama bu yazıyı okurken nedense aklımdan çıkmış erkek arkadaş olarak yazdım kusura bakma :)
      Bir de, 'uzun süreli mutluluk' olayına inanmıyorum ben. Bence hayatımız uzun mutsuzluklar içindeki küçük mutluluklardan ibaret, ben hep mutluyum diyen birisi varsa o da yalan söylüyordur. Kısa süreli mutluluklara devam, başka türlü dayanılmaz zaten hiçbir şeye.

      Sil
    3. Problem değil, bir dahaki sefere okurken dikkat edersin :) Ben de inanmıyorum. Zaten uzun süreli mutluluk pey gerçekleşmiyor. Bence de yalan söylüyor. Ben daha gerçekçi yaklaşıyorum olaylara. O yüzden mutsuzum sanırım. Çikolata yiyerek mutlu olabiliyoruz en basitinden ama geceleri üzülmemize engel olamıyor bu küçük mutluluklar.

      Sil
  2. Ahh mertcigimm yaa ~~~ keske ayni okulda olabilseydik o kadar iyi bir insansin ki o arkadaslarin ne kadar sansli ve farkinda degil kekolar okuz bunlar ya medeniyetden ne anlarlar kitap okumakdan filme gitmekden sen uzme kendini ....

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aynı okulda olduğum halde benimle görüşmeyen bir sürü eski arkadaşım var Artemis. Hepsi benim için aynı şeyi söylüyorlar ama görüşmek bile istemiyorlar. Çok sıkıldım bu durumdan. Hiçbir şeyden anlamıyorlar, ilgi bile duymuyorlar.

      Sil
  3. Ah Vişnem ahh! Okulumun ilk haftasını tamamladım da geldim, bu ne yoğunlukmuş daha şimdiden.. Dersinin 2 saat sürmesine şükret valla pazartesi ve perşembe günü TAM 5 SAAT çıkamadık sınıftan, 5 saat boyunca taburemsi sandalyelerde oturdum. Ölüyorummm!
    Büyümek yalnız kalmak demektir sözüne katılıyorum. Ama bir yandan başkalarına bağımlı olmamak, kendi kendimize yetebilmek de güzel bence..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Rocunzel hoşgeldin ^_^
      5 saat aralıksız ders işlemek çok saçma ya. İnsan dayanamaz ya o kadar saate. Sen nasıl başarıyorsun. Bide taburede. İşkence resmen ya. Bir bağlamda söylediğine hak veriyorum. Bağımsız olma fikri bazen hoşuma gidiyor bazen gitmiyor. Bu içinde bulunduğumuz ortama göre değişebiliyor. Okulun hakkında daha çok yazı yazmalısın bence. Odtü ortamını aşırı merak ediyorum :D

      Sil
  4. İnsanlar rol yapmayı ve rol yapanları seviyor malesef.Onlar kendi dünyalarında çok mutlu. Bizim gibi rol yapmayanlarsa biraz yalnız kalıyor. Sende kendimi gördüm aslında. 4 yıllık üniversite hayatımda yurtta kaldığımdan dolayı çok arkadaşım oldu.İstesem de istemesem de sevsem de sevmesem de.Çünkü 6 kişilik bir odamız vardı ve herkes biribirine tahammül etmek zorundaydı. Bunda bir mecburilik olduğu için arkadaşlıktan bile saymıyorum. Zaten okul bitti kimsenin kimseyi aradığı yok. Üniversite hayatım boyunca tek bir dostum oldu.Hala da görüşüyoruz ve ikimiz de karakter olarak aynıyız.Yapmacıklığa tahammül edemiyoruz,çıkarcılık aklımızın ucundan bile geçmedi.Ve bir insana ısınamadıysak o iş bitmiştir :) Bu yüzden dört yılı sadece ikimiz olarak tamamladık.Başka kimse olmadı etrafımızda. İzin vermedik daha doğrusu.Seni çok iyi anlıyorum o yüzden. "İdare etme" gibi bir felsefe edinemedim kendime hiçbir zaman. Mesela bakıyorum insanlara herkes birbirini sevmiyor ki idare ediyorlar işte bazı şeyleri görmezden geliyorlar.Ama ben bunu yapamadım hiçbir zaman. İnsan kendisi gibi birini istiyor çevresinde. Umarım iyi insanlarla, kendin gibi olan birileriyle karşılaşırsın.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sadık Hidayet Kör Baykuş kitabında bu rol yapma konusunda çok güzel şeyler söylüyor. Şimdi aklıma geldi. Yurtta kalmanın en iyi yanı da bir sürü arkadaş edinebilmek bence. 6 kişilik bir odada bir sürü insan tanıyorsun. Bazıları iyi oluyor bazıları kötü. Öyle bir insan bulmana sevindim doğrusu. Çok şanslısın, gerçekten :) Kendisi gibi istiyor cümlene harfiyen katılıyorum. Kafa yapımın uyuşmadığı biriyle anlaşamıyorum. İnşallah senin bulduğun gibi ben de bulurum öyle sahici bir arkadaş. :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe