Olduğu kadar güzeldik..

Pazartesi, Ekim 27, 2014

Vizelerin yaklaşmasıyla birlikte bende telaşla karışık heyecan dalgalanması başladı. Bu hafta benim için çok değişik geçti. Duygularımı nereye koyacağımı karar veremedim. Yeri geldi kendimden nefret ettim, yeri geldi keyiflendim, yeri geldi ağlamak istedim ama bir türlü ağlayamadım. Benim ağlayamama problemim var. Artık hiçbir şekilde ağlayamıyorum. Eskiden olsa Ahmet Kaya'nın şarkıları eşliğinde ağlayabiliyordum. Ama şimdi hiçbir şekilde ağlayamıyorum. Bu hafta bir ara kendime ''Ağlasana lan ağla diyorum sana'' dediğimi hatırlıyorum. Bu kadar mı kalpsiz birine dönüştüm bilmiyorum ama bundan hiç hoşlanmıyorum. 
  Ağladığında insan bir nebze olsun rahatlar, huzurlu hisseder en azından. Ağlayamadığında yüreğine fil oturmuş gibi hissediyor insan. Çok tuhaf bir duygu ya. 6 kadın gözlerimin önünde ağlarken sadece duvardaki takvime bakabilmiştim. Ne bileyim bazen ağlayıp bu içsel sıkıntılarımı dizginlemek istiyorum. Ama pek başaramıyorum.
   Geçen haftam çok tuhaf geçti telli turnalarım. Geçen hafta yemekhaneden çıkıp kampüs çıkışına doğru ilerlerken üç ispanyol bana yol tarifi sordular. Kadın tek kelime Türkçe bilmiyor ve ben çok az ingilizce biliyorum. Söylediklerini anlıyorum ama bir türlü cümleye dökemiyorum söylemek istediklerimi. Olm çok garip bir tıkanma bu ya. Yani biliyorsun ama bildiğini bir türlü söyleyemiyorsun. Bana o gün üniversitede yapılan konferansın yerini sordu kadın. Güvenlik görevlisine sorup yol tarifini aldım. Kadınlar okulu tam iki kez dolaşmış. Arkada yürüyen kadın ispanyolca küfür ediyordu herhalde. 
  Cahilliğimden ve ülkemdeki insanların cahilliğinden utandım bir nebze. Düşünsene üniversite kampüsündesin ama ingilizce bilen tek bir kişi bile bulamıyorsun. Büyük eksiklik bence bu. Hukuk hocasının derste söylediği ''İngilizceyi halledin'' nasihati burada da karşıma çıktı. Adam yine doğruyu söyledi ya.
  Ya ilk defa bu kadar uzun süreli konuşuyorum bir turistle. Dolayısıyla heyecanlandım cümle kurarken. Yarım yamalak cümleler kurup derdimi anlatmaya çalıştım. Kim bilir arkamdan neler demiştir. Yol tarifini veren güvenlik görevlisi bizi yanlış yere göndermiş. Oradan çıkıp yan taraftaki fakülteye gittik. Hangi bölümde okuduğumu sordu, cevap verdim. Sonra kadın ispanyolca arkadaşlarına ne okuduğumu söyledi. Cevabım karşısında kadınlar woww deyip kaşlarını kaldırdı. Rehber olmak çok zevkli iş aslında lan valla. Sadece doğru grammer kullanmak gerek. 
   Cem yılmaz bu konuda ''Ya benim vatandaşım sınırda TOEFL veriyor, diğer turistler hiç kasmıyor. Ezmeyin kendinizi'' derken doğru söylüyor galiba. Ben o vatandaşlardan biri olarak üst düzey ingilizce cümleler kurmaya çalıştım ama yapamadım. Lan ingilizce dizi izleyerek ingilizceyi geliştirme olur mu hiç. Altyapı sağlam olmalı her şeyden önce. Yabancı dizi izleme sadece bir pekiştireç olarak kullanılabilir.
  Yolda kadının anlatıklarını yarım yamalak dinlerken arkadaki kadınların serzenişlerini duydum ve onlara ''We will going to conference, I swear.'' dedim. Yardımcı olmama çok sevindiler. Koca üniversitede kimse yardım etmiyor dedi kadın. Dedim cahiliz anam, naparsın. Böyle demedim tabii, onu içimden dedim. Çoğu insan ingilizce bilmiyor dedim sadece. 
   Konferansın yapıldığı fakülteye bırakırken bana çok minnettar olduklarını söylediler. Tek tek teşekkür ettiler. Kapıdaki güvenlik görevlisine açıklama yaptım. Onları konferans alanında bırakırken bende evimin yolunu tuttum. Bu sefer metro turnikelerinin önünde suriyeli bir aile akbil dolduramadığını gördüm. Benden akbil doldurmam için yardım istediler. Onlara da yardım ettim. Kadın gülümseyerek teşekkür etti. Bu gidişle turist rehberi olacağım ha. İnsanlara yardım etmeyi çok seviyorum. Kendimi iyi hissettiriyor.
  İş yerindeki kıymetli arkadaşım hobiciyle buluştum geçen hafta. Nasıl özlemişim onu anlatamam. Aynı samimiyetle sarıldık birbirimize. ''Ya işten çıktın yine kitabevine geliyorsun. Bari izinli günümde getirme beni böyle yerlere. Görmek istemiyorum buraları'' dedi yarı kızgın yarı neşeli haliyle. Onun bu sözlerine cevap olarak ''Kızım seviyorum burada olmayı, gerçi sık uğramıyorum ama arada bakmak kafamı dağıtıyor'' dedim gülerek. Kahve içip hayatlarımızın nasıl gittiği hakkında konuştuk epey. Onunla konuşurken zamanın ne kadar çabuk geçtiğini fark ettim. Ama en güzel şey aramızdaki bağın hala aynı sağlamlıkta olmasıydı. Ben onu bana mayonezini verdikten sonra daha çok sevmiştim biliyorsun. Böyle ufak detaylara çok dikkat ederim genelde. Bu sefer kahvenin yanında verilen çikolatalardan birini bana verdi. Yine aynı fedakarlıkla gönlümü fethetti. Bu kızın arkadaşlığını, enerjisini seviyorum ya. 
   Konuşurken çok rahat ve içten. Konuştuğumuz her şeyde ya gülüyoruz ya da şaşırıyoruz. Bana eziyet eden sorumlum hala olduğu yerde kalmış. Diğerleri terfi alırken ona hiçbir şey vermemişler. İçimin yağları eridi resmen. Çoğu arkadaşım işten ayrılmış. Mağazanın eski tadı yokmuş zaten. Hobici arkadaşım bana ''Sen gittikten sonra işini düzgün yapan 1-2 kişi geldi sadece onlar da gitti. Kimse senin gibi olamadı'' deyince ben pek keyiflendim. Hakkımı yiyenlerin nasıl da hakkı yeniyor bak. Ona ''Benim ekmeğimle oynayıp ahımı aldılar, bunun acısını fena çıkarır Allah'' dedim, hak verdi bana. Kız çok çalışkan olduğu için şehir şehir dolaştırıp mağazalarda çalıştırmışlar. Hayatımda böyle bir insanın arkadaşlığına sahip olduğum için çok şanslıyım. Ablam, kardeşim, dostum adeta. 
   Cumartesi günü annemle kıyafet alışverişine gidelim dedik. Anam her şey ne kadar pahalı ya. Bir kazak nasıl 100 lira oluyor ben anlamıyorum. Annemle mağazalara girmemizle çıkmamız bir oluyordu. Bilader ben bir kazağa 80 lira verirsem ay sonunda aç gezerim ortalıkta. Etiketleri gördüğümüz an olay yerinden uzaklaşıyoruz. Her ne kadar annem ''Alalım ya bir şey olmaz'' dese de aldırmadım. Çünkü başıma gelecekleri biliyorum. Maliyetimizi aştığından dolayı kıyafet alışveriş olayını erteledik bu ay. Onun yerine gittik hiç ihtiyacımız olmadığı halde şampuan aldık. Ya bu avm olayından nefret ediyorum bu yüzden. Hiç ihtiyacım olmayan şeyi tak diye karşıma çıkarıyor alamadan edemiyorum.
   İstediğim botlar pahalı olunca taksitle almaya karar verdik. Gelecek ay bir ara almayı düşünüyorum. Hayat çok pahalı gerçekten. Ya ben masraflarımı kısmaya çalışıyorum olabildiğince ama yine de bu pahalılıktan kaçamıyorum. Teyzem kocasının abisinin kıyafetlerini verdi bana. Onlarla idare ediyorum şimdilik. Milletin eski püsküleriyle idare etmekten bir hal oldum. Gerçi hayatım boyunca öyleydim ya. Küçükken dayımın kıyafetlerini giyerdim hiç umursamazdım. Ama şimdi yetişkin olunca başkalarının kıyafetlerini giymek koyuyor adama bir yerde. Başkalarının kıyafetini giymektense kendi kıyafetimle dolaşmayı tercih ederim. En azından günün birinde ''Sen benim kıyafetlerimi giydin be'' diyen olmaz. Çünkü insanlar yaptıkları iyilikleri başkalarının yüzüne vurmaya meyilli varlıklardır. En ufak bir hatanızda yaptıkları iyilikleri başınıza kakar. Aldığınız onca şeye pişman ettirirler. O yüzden uzak durmak en iyisi. 
   Cumartesi akşamı Emreyle birlikte sinemaya gittik. Çok izlemek istediğim bir filme seans bulunca kaçırmayalım bu fırsatı dedik. Film pek beklediğim gibi güzel değildi. Labirent filmine gittik bu arada. Yani distopya filmi olarak güzel ama oyunculukta zayıflık hissettim. Bide çok gerilim sahnesi vardı. Ben sinemada gerilim izleyemiyorum. Yani bir şekilde etkileniyorum bu da kabus görmeme neden oluyor. O yüzden pek izlememeyi tercih ediyorum. Gözümü perdeden kaçırmaktan doğru düzgün film izleyemedim. Bir bakıyorum yaratık çıkıyor karşıma irkiliyorum. Çocuğa da rezil oluyorum bir yerde. Evde izlesek irkildim diye rezil olduğumu hissetmem ama sinema salonunda olunca rezil olduğumu hissediyorum.
   Okulda desen bir acayip ortam var. Hukuk dersinde sıramda oturmuş kitap okurken yeni tanıştığım arkadaşım yanına çağırdı beni. ''Niye yanımıza gelmiyorsun? Grup olayını sevmiyor musun yoksa?'' gibi sorular sordu. Bende ''Yok ya seviyorum, siz öyle grupça takılınca herhalde dışardan birini kabul etmezsiniz diye gelmiyorum pek'' dedim. 10 kişilik bir arkadaş grubu düşün işte. Çoğunluğunu erkekler oluşturuyor. Grupta kendimi rahat hissedemiyorum sorun orada. Çok kopuklar birbirlerine karşı. Benim istediğim entelektüel seviye de yok çoğunda. Hani oturup konuşabileceğin tek şey ders, siyaset falan. Geçen hafta Özge yanıma geldi sevgilisiyle, onlarla birlikte vakit geçirdim. Sevgilisinin arkadaşları benim okulumda okuduğu için onları da görmeye gelmişler. Arkadaşları tek tek dersten çıkıp gelmeye başladılar yanımıza. Görsen nasıl enerjik, konuşkan insanlar. Benim takıldığım insanlarla bunları karşılaştırıyorum ne düşüneceğimi bilemiyorum. Bu olayı aslında daha detaylı anlatacağım sana. Çünkü kendimi kötü hissettim onların yanından ayrılırken. 
   Geçiş yapan arkadaşların hepsiyle konuşuyorum. Bugün bir arkadaşımın itiraz dilekçesini yazdım mesela. Kurul kabul edince dilekçeyi çok sevindi arkadaşım. Dilekçemi çok beğendiklerini söyledi kuruldakiler. Grupta bu işlerden anlayan bir ben varım çünkü. Gel gelelim dersten sonra ortak bir paydada buluşamıyoruz. Rastgele karşılaşıp öyle konuşmaya devam ediyoruz. Sınıftakilerin çoğu benimle konuşmuyor. Eski oldukları için kendilerine has bir grup kurmuşlar ve öylece birbirleriyle konuşmaya devam ediyorlar. Önümdeki ya da arkamdaki sıradan herhangi biri bile konuşmuyor. Hal böyle olunca pencereden dışarıya bakıp Nisbi ile olan gülüşmelerimizi özlüyorum. O da beni özlüyormuş öyle dedi. 
    Skinsteki gibi bir arkadaş grubu hayal ederken Arka Sıradakiler gibi bir arkadaş grubu karşıma çıkıyor ya. Ben nerelere gidem! Vizeler olduğu için bu hafta başka yazı yazamayabilirim. Çünkü çok fazla konu birikti onları toparlamam lazım. Ya burada bir sürü yazmam gereken şeyler var aslında. Geçen gün film festivalini yazacaktım, tam açtım boş sayfayı Emre geldi oturmaya. Yazı da öylece kaldı ortada haliyle. Ben hem film, hem kitap tavsiyesi yazıları yazacağım. Albüm yazısı da yazabilirim belki. Moira'nın mimini unutmadım tabii ki de. Melodram bana ödül vermiş bu arada aşırı mutlu oldum ^_^
    Dün sevdicekle mesajlaşırken nasıl keyifliydim görmen lazım. Hayatımdaki en güzel şeylerden birisi o sanırım. Ne bileyim onunla konuşurken kendimi tüm dertlerden arınmış gibi hissediyorum. Bunun adı aşk mı bilmiyorum ama güzel bir duyguymuş. Dün bok gibi bir gün geçirmiştim ama attığı mesajlar mutlu olmama yetti valla. 
   Bu arada muaf olamadığım ders vardı ya hani, ben onu engin avukatlık genlerim sayesinde hallettim. Gittim hocalara anlattım tek tek derdimi. Gerekli delilleri sunup, dersi aldığımı ispat edince otomatik olarak muaf ettiler beni dersten. İçimdeki avukata bayılıyorum ya. Ben hakkımın peşinden koşmasaydım AA getirdiğim ders çöpe gidecekti neredeyse. Sonuç olarak hakkımı aldığım için pek huzurluyum canısı. Ya yine destan yazmışım görüyor musun. Bu seferlik böyle olsun bakalım.
Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran

You Might Also Like

4 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. bende insanlara yardım etmeyi seviyorum. çok cömertim bi gün beş parasız kalıcam sayemde. mesela sokakta bişi satan çocuklara dayanamam. ya da yaşlılara.
    vişne küçükken ben de başkalarının verdiği kıyafetleri giydim. çoğumuzun başına gelmiştir.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya ne güzel bir özelliğin var. Ben de olabildiğince yardım etmeye çalışıyorum. Bu hayatta olduğumu hissetmemi sağlıyor. Başkalarının verdiği kıyafeti giymeyi hiç sevmedim, sevmeyeceğim de. Kendimi kötü hissettiriyor. Hepimizin başına gelmiştir elbette :)

      Sil
  2. grup olayları beni de çok korkutuyor, keşke bana da istediğim insanlar öyle yaklaşsa :(

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Korkulacak birşey değil bence. Sadece doğru insanların bulmak gerek aynı grupta. Gerisi çorap söküğü gibi geliyor Lilly. İnşallah istediğin insanlar çıkar karşına :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe