Ben bu hayatı yaşayamıyorum.

Pazartesi, Kasım 17, 2014

Bir süredir hayattaki konumumu, ne derece önemli olduğumu sorguluyorum. Ben olmasam hayat nasıl devam eder, sevdiklerim yokluğuma çabucak alışır mı diye düşünüyorum sık sık. Sevgisizlik o kadar içime işlemiş ki öldükten sonra bile mutlu olamayacağımı hissediyorum. Mutlu olmak biraz da his meselesi bence. Sanki birileri o hissi benim bulamayacağım eski bir sandığa saklayıp gömmüşler. Hiçbir şekilde o hisse ulaşamıyorum. Ulaştığımı sanıyorum ama bir süre sonra aslında ona gerçek anlamda ulaşamadığımı fark ediyorum. 
  Hayatta çok farklı şeyler yaşayan insanlar var. Onların yaşadıkları benim yaşadıklarımdan daha acı verici. Mesela bi ara anne veya babası olmayan insanların acısını anlamaya çalıştım, gücüm yetmedi. O insanlar nasıl bir sabırla donatılmış öyle ya. Bazen ailemden birini kaybettiğimi hayal ediyorum acaba nasıl olur diye. Her seferinde gözlerim doluyor. Ya bide şöyle bişey var, büyüdükçe yanındaki insanlar daha kıymetli oluyor. Onları kaybetme korkusu başlıyor, ee onlar gittikten sonra nasıl baş edeceğim hayatla endişesi takılıyor ayağına. Bütün bu soruları çözmeye çalışmak logaritma sorusu çözmekten daha zor.
   Bazen çok düşünüyorum her şeyi. Bu hiç doğru bir şey  değil aslında. Hem Dostoyevski bile diyor: ''Her şeyi fazlasıyla düşünmek hastalıktır.'' Sanki kendi yalnızlığıma hapsolmuş gibiyim. Kendimi bir odaya kilitlemiş anahtarı da yutmuş gibi hissediyorum. İnsanlara yük olmaktan başka bir halta yaramadığımı düşünüyorum bazen. Mesela çalıştığım dönemde kendi paramı kazanmanın tatlı sevincini yaşıyordum. ''Evet yaa. İşte kendi paramla birşey başardım. İşte hayattayım'' gibi şeyler söyleyerek kendimi avutuyordum. Şimdi elimde avucumda hiçbir şey kalmamış gibi sanki. Sadece okula gidip dersleri dinleyip geliyorum. Çok güzel bir yerde okuyorum aslında ama etrafımdaki güzellikleri keşfedecek gücü bulamıyorum kendimde. Ne gerek var diyerek işin içinden sıyrılıyorum her seferinde.
  Bu hafta bol bol kabus gördüm. Björk'ün Dancer in the Dark filmi bilinçaltıma yerleşerek iki gün boyunca rüyalarımı etkiledi. Bi kabusum hücrede geçiyordu. Adam kızı alıp kızlarla dolu bir hücreye götürdü. Hücrenin kapısındaki kızları gördüm, hepsi nefretle bakıyorlardı. Adam kızlara ''Bu kızı parçalayın'' diyerek kolundan tuttuğu gibi kızı hücreye atıp kapıyı kilitliyor. Kapıda parçalayıcı yazıyordu. Kızlar, o kıza işkence edip öldürmeye çalışıyor. Kızın çığlıklarını duya duya oradan koşarak uzaklaştım. 
  Uyandığımda oh be rüyaymış diyebildim sadece. O kadar kötü oldum ki hala unutamıyorum kabusumdaki o görüntüleri. Bu arada izlediğim filmde hiç böyle kötü sahneler yok. Sadece bilinçaltım bana oyun oynuyor aklınca. Kabusun etkisinden kolay kolay çıkamadım. Annem suya anlat istersen rüyanı belki etkisi geçer dedi evin su faturası çok gelir diye anlatmadım. 
  Bütün bu kabuslar vizelerin stresinden kaynaklanıyor. Vizelerim genel olarak iyi geçti diyebilirim. Her gün sınavım vardı, üstelik ikişer tane. İki sınavım beklediğim gibi geçmedi. Cevaplarken çok zorlandım, büyük ihtimalle düşük puan alacağım. Bi ara vize haftasında beynim ciddi anlamda çalışmadı. Yazılan notları, etrafımı, zamanı algılayamadım. Babam ''Kendine çok yüklenme, olacağı kadar olsun gerisi hallolur. Sağlığından önemli değil'' diyerek beni teselli etmeye çalıştı ama dinlemedim pek. 
  Çarşamba günü sabah sınava girmeden önce kalbim felaket bir biçimde çarpmaya başladı. Nasıl bir ağrı girdi anlatamam. Adeta nefes alamaz hale geldim. Tamam dedim herhalde kalp krizi geçiriyorum. Aşırı stresten kaynaklanan bu kalp sıkışması beni çok zor durumda bıraktı. Sınavın ilk on dakikasında odaklanamadım sorulara. Soruları cevapladıkça stresim azaldı ve sınav bittiğinde stresten arınmış bir şekilde sınıftan çıktım.
   İki sınavda kitap açmak serbest olduğu için rahattım. Geçen hafta bir sınava kütüphanede tam dört saat çalıştım. Peki ne oldu dersin? Çalıştığım yerlerden tek soru bile sormadı hoca. O kadar emeğim, çabam boşa gitti anlayacağın. Sınavdan sonra yıkıldım resmen. Ben daha kaliteli sorular beklerken adam kolaya kaçmış. Elimden geldiğince cevapladım soruları ama düşük puan alacağım büyük ihtimalle. Aman en kötü bütünlemede veririm dersi ya. Birkaç tane sınav sonucum açıklandı, beklediğim gibi notlar aldım. Düşük değil yani ^_^
   Arkadaşlık ilişkilerinden bahsedeyim biraz sana. Valla ben bu okuldaki insanlara alışamadım. Bir türlü istediğim ortamı oluşturamadım. Bir süre uzak durmaya çalıştım sonra Ankaralı arkadaşım Sema ''Sen hayatı yaşamadan önüne duvar örüyorsun. Yaşayarak öğreneceksin insanlara güvenmemeyi. Şimdi böyle duvar örmek çok gereksiz, şans ver biraz insanlara'' diyerek beni kararımdan vazgeçirdi. Bende duvarlarımı görünmez moduna alıp hayata karışmaya çalıştım ama pek beklediğimi bulamadım.
   Sınav haftasında iki doğum günü kutlamasına katıldım onlarla. Miniğin doğum gününü kutladılar. Bence kutlamasalardı daha iyi olurdu çünkü gram samimiyet taşımıyorlardı bana göre. Kıza sürpriz pasta almışlar biz masadayken geldi. Ne iyi ki doğdun tezahüratları, ne içten gülümsemeler, ne sarılmalar hiçbiri yok. Uzaktan kutladılar sadece kızı. Bana pek anlamlı gelmedi kutlama. Böyle kutlayacaklarına hiç kutlamasalardı daha iyi. Minik ''Birileri tarafından önemsenmek çok güzel bir duygu.'' dediğinde aklıma kendi doğum günlerim geldi, sustum sadece. Bana pasta tabağı almadılar. Yemek tabağımın köşesine pasta koydular. Üstelik ben pasta yemeğe başladığım sırada hadi kalkalım dediler. Resmen ayıp ettiler yani. Ben pasta gelmeden önce yemek yedim, yemekten sonra pasta yiyeyim dedim. Yediğim lokma boğazıma dizildi resmen ya. Bu nasıl bir görgüsüzlüktür ya!
  İkinci doğum günü benim yine peşlerine takılıyormuşum gibi hissettiğim bir kutlamaydı. Sınavdan çıktıktan sonra 6 kişi yolun ortasında durmuş sohbet ediyorlardı. Doğum günü kutlaması yapmaya gideceklerini söylediler, davet falan etmediler sen de gel diye. Neyse, yanlarında sohbet ede ede gidiyorum sınavlarım bitmiş rahatım. Sarışın'ın eski sevgilisi gelince biraz ortam soğuk oldu. Ortega moralimi bozdu durduk yere. Beşiktaşlı olduğunu söyledi ben de beşiktaşlı olduğumu söyledim. ''Bişey derdim ama moralin bozulur şimdi boşver'' dedi yolda giderken. O andan sonra zaten benim moralim bozuldu. Niye geldim sorusu takıldı kafamda. 
  Minik desen söylediklerimi taklit ediyor zaman zaman. Hayatta en nefret ettiğim şeylerden birisi söylediklerimin taklit edilmesi. Bakın ben zaten kendi varoluşumdan nefret eden biriyim, böyle söylediklerimin taklit edilmesi kendime olan öfkemin daha çok artmasına neden oluyor. Bir daha yaparsa söyleyeceğim yüzüne karşı, hiç haz etmiyorum böyle şeyleri. Hiçbir arkadaşımın söylediklerini taklit etmedim bu zamana kadar bana yapılmasını da istemiyorum. Saygısızlık olarak görüyorum bunu.
   Doğum günü kutlaması bir güzel girdi bize. 13 kişi geldi 130 lira. Allahtan yanıma fazla para almışım yoksa mahcup olurdum orada. Muhabbet edecek konu bile yok biliyor musun masada. Haliyle susmak durumunda kalıyorum. Benim için kültürlü diyorlar ama beni gerçekten tanımak istediklerini sanmıyorum. Sınav haftasında kopya yardımı sayesinde biraz anlaştık ama gerisi gelmedi. Sanırım uzak durmayı deneyeceğim bu arkadaş grubundan.
    Minik dışında Anwar ile çok iyi anlaşıyorum. Hatta sınavda bana yardım etmeseydi büyük ihtimalle daha düşük not alabilirdim. Gerçi o sınavın notu tam belli olmadı ama en azından çocuğun söylediği cevap doğruydu. Onun arkadaşlığını seviyorum. Bana samimi geliyor konuşması falan. Mesela sınavdan önce koridorda beklerken birilerinden sınav sorularını alıyor ve bana da söylüyor sonradan. Başkası olsa sadece kendini düşünürdü ama o öyle yapmıyor. Bu davranışı arkadaşlığına olan inancımı pekiştirdi. Böyle ufak detaylara dikkat ettiğimi söylemiştim.
   Bugün sınıftan bir Fransız kadınla takıldım. Birlikte derslerden girdik edebiyattan çıktık. Çok donanımlı bir kadın olması bi hayli sevindirdi beni. Eminim adımı bile hatırlamıyor şimdi. Ya varya en sonunda alnıma kocaman harflerle adımın dövmesini yaptıracağım. Başka türlü akıllarında tutamıyor insanlar ismimi. Çok uzun bir ismim de yok aslında ama demek ki hafızalarında tutmak istemiyorlar. 
   Ha bide şöyle bişey yaşadım bu hafta. Emreyle birlikte İtirazım Var filmini izlemeye gittik.Film gösterimi ücretsizdi. Orada şahane bir ortamla tanıştım. Aslında Özge, Emre ve ben gidecektik ama Özge hanım yine bir kılıf uydurarak gelmedi. Test kitabı almaya gideceği için gelemeyeceğini söyledi. Her zamanki gibi bir bahane buldu yani. Peki ondan sonra ne yaptı dersin? Kardeşiyle birlikte sinemaya gitmiş akşam. Bu durumu söyleyince Emre neye uğradığımı şaşırdım. Sinirden camı pencereyi dağıtasım geldi sandalyeyle. Ya bi insan nasıl bu kadar satıcı olabilir aklım almıyor. İnsan gibi sinema gösterimi var gelin gidelim, beraber vakit geçirelim dedim. Karşılaştığım manzaraya bak. Bir daha o kızla hiçbir yere gitmeyeceğim. Çağırsa işim var deyip geri çevireceğim. Her seferinde aynı şeyi yapıyor. Bunu abisinin, babasının yanında da yüzüne karşı söyledim. Cevap bile vermedi.
   Emre'nin arkadaşlığı olmasa ne yapardım bilmiyordum. Çocuk beni kırmayıp film gösterimine geldi. Üstelik filmden epey keyif aldı. Sanırım benim ihtiyacım olan şey kültür- sanat etkinliklerinde yol arkadaşı olabilecek birisi. Ciddi anlamda tek başıma bir yere gitmekten nefret ediyorum. Filmi izledikten sonra heyecanlı heyecanlı film hakkında konuşmayı çok seviyorum. Tek istediğim arkadaşlarımla keyifli vakit geçirmek. Ama onu bile bana çok görüyorlar.
  Sevdicek'in doğum günü vardı, ona mektup yazıp gönderdim. Hediyelerimle onu mutlu etmek istedim. Bana hep iyi ol diyor. İyiliğimi istiyor ama onun yanında olmak istediğimi bir türlü anlamak istemiyor. Seni sevmeyen birinin, seni sevmesini beklemek tıpkı otobüs durağında vapur beklemek gibi. Bekliyorsun ama istediğin o vapur bir türlü gelmiyor. Üstelik bunun ne kadar saçma olduğunun da farkındasın ama beklemekten vazgeçemiyorsun. Hangi insan otobüs durağında vapur bekler allah aşkına. Birinin seni sevmesini beklemek tıpkı buna benziyor. Ne bileyim ben hayatım boyunca birisi tarafından gerçekten sevilmedim. Annemle babamla 10 yaşımdan sonra tanıştım. Öncesinde onlara abla-enişte diyordum. Büyüdüğüm evde sevgiye dair en ufak bir şey yoktu. Sanırım hayatım boyunca gerçek anlamda sevilmeyeceğim. İşin en acı olan tarafı da bu zaten. 
  Ne düşünüyorum biliyor musun, artık hayal kurarken mutlu olamıyorum. Gözüm sadece boşlukta takılı kalıyor. Eskiden şarkı dinleyerek hayal kurar gülümserdim metroda. Şimdi klostrofobi üstüme üstüme geliyor. Zamansız terliyorum, anons seslerine tahammül edemiyorum. Metroda kusmaktan korkuyorum. Bu korkudan bir türlü sıyrılamıyorum. Gerçi öyle zayıf bir bünyem yok, yediklerime falan dikkat ederim. İçkiyi bile dikkatli içerim. Sağlam bir bünyem var ama bu korku dönüp dolaşıp kendini bana hatırlatıyor. Çok berbat bir şey bu biliyor musun. Gece yatmadan önce iç sesinin sana sürekli kus kus kus dediğini düşün. Bir süre sonra çıldırırsın inan bana. Odanın penceresini açıp derin nefes alarak sakinleşiyorum. Anca öyle kendime gelebiliyorum. Bulimia da değilim. O durum daha beter tabii. Ama bu korkudan kendimi azat etmek istiyorum. Ve bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum. Tıp literatüründe buna sosyal emetofobi deniliyormuş. Tuhaf bir durum valla. Düşündükçe hastalanıyorum anam ya olacak iş değil valla.
    Düşüncelerim karışıyor bazen, nerede olduğumu, kim olduğumu, ne yaptığımı unutuyorum. Yürüyebildiğimi unutuyorum mesela. Yürürken nasıl adım atacağımı hatırlayamıyorum bazen. Nasıl bir depresyonsa bu gitmek bilmedi bir türlü. Zaman zaman çok iyi oluyorum ama genel olarak ruh halim hiç değişmiyor. Cuma günleri film gösterilerine gideceğiz Emreyle. Belki o biraz iyileştirir beni. Bendeki bu yalnızlık süreklilik haline dönüştü bir süre sonra. Önceki yazımda Kızılgının yorumu cuk oturuyor şu anki halime. Bir sonraki yazımda güzel şeyler anlatmaya çalışacağım. Allah sonumuzu hayretsin canısı.
Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran.

You Might Also Like

6 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Kusma ile ilgili olmasa da eskiden benim de bu tarz korkularım vardı ve hayatımı ciddi anlamda mahvediyordu :/ sonra ne oldu bilmiyorum olsa ne olacak ki demeye başladım kendi kendime. Rezil olacak olmayı dahi umursamamaya başladım. Bu boşvermişlik biraz da olsa ise yaradı şimdi daha iyi. Hala yapı itibariyle her şeyi kafama çok takıyorum genlerimizde var bence bu. Birine anlattığımda kişisel gelişim ci kesilmelerinden hiç hoşlanmıyorum. Bence kişisel gelişim olayları bir yalandan ibaret. Kendi kendimi telkin etmek kaçıyormuşsun hissi veriyor bana bu daha çok sinirimi bozuyor. En iyisi boşvermek ise yarar mı bilmiyorum ama dene bunu bence. Sonuçta bu ömür de bir yere kadar. Birinin hayatını yaşamadan ona tavsiye vermek çok saçma farkındayım ama yalnızca bunları yazmak istedim.

    YanıtlaSil
  2. selam vişne çürüğü:)
    neden anne babana enişte teyze diyordun? daha önce yazmışmıydın bilmiyorum ama yanıtlarsan seviniririm.

    YanıtlaSil
  3. merhaba vişne çürüğü yazıların ne kadar içten! sınav ve metro ile ilgili yazdığın şeyler ise çok tanıdık geldi bana. kardeşim de 1 yıl kadar önce böyle şeyler yaşamıştı. panik atak belirtilerine uyuyor söylediklerin. hatta ben de üniversitede benzer şeyler yaşadım. okula başladığımda hiç arkadaşım yoktu. her ortamda kendimi dışlanmış hissediyordum. ya da bir türlü kafa dengi insanlar bulamıyordum. ama zamanla hepsini aşıyorsun ve mutlaka senin de sevebileceğin sana değer veren insanlar çıkıyor karşına. kimse senden daha önemli değil. kendin gibi olamadığın bir ortamda olmak zorunda değilsin. bence okulundaki kulüpleri de bir araştır derim. çünkü bu gibi yerlerde sosyalleşmek ve ortak zevklere sahip insanlarla tanışmak daha kolay. çok düşünme ve boşvermeyi bil. kendini de çok sev!

    YanıtlaSil
  4. Sevgili vişne merhaba:) seni uzun,çok uzun bir zamandır buradan tanıyorum,dinliyorum..Sessiz bir arkadaşda diyebiliriz belki buna..Benim bir nevi erkek versiyonum gibisin:) Üniversite mezunuyum,büyük bir şirkette taze çalışanım,ama hayatımda çevremdeki kalabalığa rağmen tek başıma yolculuğa çıkmış gibiyim..Okul hayatımdada,iş hayatımdada istediğim gibi bir arkadaş,dost,çevre bulamadım,bulamıyorum.İnsanlar hep kendilerini düşünüyor vişne;kimin iyi,kimin kötü,kimin dost,kimin düşman olduğunu bilemiyorsun.Hep başkaları mutlu olsun diye uğraştım,hep kendimden taviz verdim.Ama artık kendime; tüm bu mutsuzlukların dışına çekmek için çalışmaya söz verdim..Acı çektin mi diye sorarsan evet çok çektim,halada çekiyorum ama bu hayatın bize bir gideri sanırım..tüm bunları yaşamadan bilemezsin,anlayamazsın,öğrenemezsin,hissedemezsin..birilerinin sürüsünde olmaktansa,değmeyen insanlara değer vermektense ve herşeye rağmen genede yokmuş gibi görünmektense kendin olmak en iyisi.Bizde bir sorun yok aslında vişne;biz bu dünya için belki de çok iyiyiz! Varsın kimse seni görmezden gelip bakmasın,yaralarını gizle bütün gözlerden ve kabuk tutmasına izin ver kendine.Ruhuna eziyet etmeyi bırak artık.Sen sensin,senden daha önemli başka birşey mi var hayatta? kendine eziyet ederek hayatına,hayallerine,aldığın nefese acımasızlık yapma.Değmeyenlere değer vererek kendini cezalandırma.Çevrendeki mutsuzlukları,insanların hor görmelerini,alaycılığını,vurdumduymazlığını görmezden gel,gelemiyorsan da gelmeye çalış.Güçlü ol vişne,seni mutsuz eden herşeyden,herkesten soyutla kendini.."düzenim bozulur,hayatım altı üstüne gelir diye endişe etme,nerden bilebilirsin hayatının altının üstünden daha iyi olacağını" der mevlana.Ne zaman yalnız,umutsuz hissedersen elini yüreğine koy ve buralarda bir yerlerde dost olduğunu unutma..kendine iyi davran vişne:) şimdi sil yaşlarını kalbinden,iyi bak ona..

    YanıtlaSil
  5. Vişne, uzun zamandır okuyorum yazılarını biliyorsun. O kadar temiz bir kalbin var ki, mutlu olmanı yakın bir arkadaşınmışım gibi istiyorum. Ama onca yazını okudum, ailenle ilgili bu ayrıntıyı hiç hatırlamıyorum. Belli ki sende büyük izler bırakmış. Küçükken yaşadıklarının ve hissettiklerinin insanların karakterlerini ne kadar derinden etkilediğini biliyorsundur. Sende de anne ve babanı tanıdığın an açılmış bazı yaralar var bence. İnsanlara olan güvensizliğin, kabul edilmemekten korkman ve sosyal ortamlarda gerilmen hep bu yüzden olabilir. Benim de küçükken yaşadığım bir travma vardı ve psikolojimi de hayatımı da mahvetmişti. İnsan ilişkilerinde berbattım. Psikologlar "emdr" gibi bazı yöntemlerle bu travmalara karşı duyarsızlaştırabiliyor seni. Ben öyle yaptım, şimdi daha iyiyim. Maddi olarak zorluyor aslında ama illa özel bir psikologa gitmek zorunda değilsin. direk ilaç önermeyen bir psikiyatra da gidebilirsn devlet hastanesinde. Ama annenle babanı sonradan tanımış olman çocuk aklında kim bilir nasıl sorular doğurdu. Belki de seni istemediklerini düşündün, o andan sonra kabul edilmemekten korktun. Kimseye de güvenmedin. Gerçek hayatta arkadaş olsaydık daha çok yardımcı olurdum. Ama klavyeden inandırıcı gelmiyor da olabilirim tabi. İstediğin zaman mail at lütfen. Yardımcı olmak için elimden geleni yaparım.

    YanıtlaSil
  6. Hayatı takma sen, senin algıladığın gibi yaşa hayatı, bırak onlar ayak uydursun senin gibi olmaya. :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe