Benim burada ne işim var hissi

Pazar, Kasım 02, 2014

 Kendimi bildim bileli ne zaman arkadaşlarımla bir yerde olsam aklıma hep bu soru takılıp duruyor: ''Benim burada ne işim var?'' Bu soruyu olabildiğince kendimden uzaklaştırmaya çalışsam da bir yerde gelip yine beni buluyor.  
  Daha önce de bahsettiğim gibi birkaç hafta önce Özge sevgilisiyle birlikte okula beni görmeye gelmişlerdi. Hazır beni görmeye gelmişken sevgilisinin burada tanıdığı arkadaşlarını görmek istemişler. Ben o gün ders arasında onun mesajını gördüm. Okul civarında olduklarını çıkışta görüşmek istediğini söyledi. Bende dersten çıktıktan sonra onların yanına gittim. Fakülteyi uzun yoldan dolaşarak geldiğim için bir hayli şaşırdılar. Normalde daha kestirme bir yol var ama ben uzun yolu tercih etmişim nedense. Ben fakülte dışında sandığımdan dolayı da öyle dolaşmış olabilirim. Onlar fakültenin bahçesinde bir bankta oturmuş beni ve dersteki arkadaşlarını bekliyorlardı. 
  Sevgilisiyle uzun uzun konuşma fırsatım olmamıştı hiç. İlk defa bu kadar uzun konuşuyorduk. Normalde kız arkadaşlarımın erkek arkadaşları beni pek sevmezler. Bu durumdan nefret ettiğimi defalarca söylemiştim zaten. Bu zamana kadar kimse ''Ya Vişneyi de kabul edersin ya da ben yokum bu ilişkide'' diyen bir arkadaşım bile olmadı. Hep başkalarına tercih edilen taraf oldum. ''Hayır abi hiçbiri senin kadar değerli değil gözümde'' diyen bir tek allahın kulu olmadı etrafımda. ''Cnm svgilim görüşmemezi istemio .s.s'' diyen gerizekalılar vardı daha çok. Böyle zamanlardan onlardan daha da soğurdum.Bu tür şeylere önem veren bir insanım. 
   Sevgilisi sandığımdan daha olgun çıktı. Arkadaşları dersten çıkıp yavaş yavaş yanımıza gelmeye başladığına dair mesaj attı. Ben onlara katılıp katılmama konusunda tereddütte kaldım bir süre. Sevgilisi Özgeden önce davranıp ''Gelsene ya'' dedi. Yeni insanlar tanımak içi iyi fırsat olarak gördüm ve gittim. Grubun çoğunluğunu kızlar oluşturuyorlardı. Tokalaşıp kendimi tanıttım. Aynı okulun farklı fakültelerinde okuyoruz işte. 
  Dersten çıkıp yanımıza gelenler ilk önce Özgelerle tanışıyor. Sevgilisinin arkadaşı beni görmezden gelerek sadece onları tanıştırdı başkalarıyla. Görünmezmişim gibi davranılmasından nefret ettim o an. '' Bu arada ben de Vişne. Her ne kadar kimse tanıtmasa da'' diye de lafımı koydum bir güzel ortalığa. Bu kadar aptalca birşey olabilir mi ya. Madem oradayız, madem bizi tanıştıracaklar o zaman hepimize eşit şekilde yaklaşmaları gerekir. ''Bu Özge ve sevgilisi. Bu da yaa ismin neydi senin'' diyen bir orospu için ne dememi bekliyorsun? İmkanım olsa kafasını masaya vura vura bayıltırdım. 
   Onlar birşey anlatıyor ama ben hiç oralı olmuyorum nedense. Yapmacık yapmacık gülümsemeleri beni daha da uzaklaştırdı sohbetlerinden. Zorla güldükleri çok belliydi yani. Grubun birbiriyle olan samimiyetine imrendim biraz. Etrafımdaki arkadaş potansiyeli arasında dağlar kadar fark vardı resmen. Daha canlı bir sohbet havası vardı aralarında. Bizimkilerde hiç öyle birşey yok. Öff onlar da ayrı bir dünya zaten. 
   Yemek yiyelim dediler. Saatlerdir birilerinin gelmesini bekliyoruz. Yok o da gelecek yok bunu da bekleyelim yok nerede yiyelim derken iyice asabım bozuldu. İçlerinden biri bir ara bana ''Sen sıkıldın galiba, pek sessizsin'' diyerek sinir kat sayımı arttırdı. Ben de ''Evet sıkıldım, genelde çabuk sıkılan bir yapım var'' diyerek cevap verdim. Özgeler masanın biraz ötesinde başka arkadaş grubuyla ayaküstü konuşurken yanına gidip ''Benim eve gidip ders çalışmam lazım'' dedim, sevgilisine veda edip oradan ayrıldım. Çocuk kalsaydın falan dedi ama yok dedim. Hem yanımda da fazla para yoktu zaten. Yolda yürürken o ortamdan nefret edişim aklıma geldi her seferinde. Yemek yemeye bile tahammül edemedim onlarla. 
    Vizeler gelip çattığı için bizim sınıfta bir göt korkusu oluşmaya başladı. Not arıyor, fotokopicileri zengin ediyorduk. Arkadaşlığını sevdiğim bir kız var onunla konuştum hukuk dersinde. Hani bana niye yanımıza gelmiyorsun diyen kız işte o. Enerjisini falan seviyorum kızın. Hocalar hakkında yaptığı yorumları, yardımseverliğini sevdim diyebilirim. Ders çıkışı elinde notlar vardı. Sınıftan çıkarken ''Hangi dersin notları bunlar'' diye sorunca notları bana verdi bakmam için. ''Fotokopicide bunları çektirmem lazım ya baksana ne kadar çok :('' diyerek hafif bir serzenişte bulundu. Notlara baktıktan sonra ona verdim. Birkaç kişiyi daha yanımıza alarak fotokopi çektirmeye gittik. 
    Beni biliyorsun öyle arkadaş grubuyla takılan bir yapım yoktur pek. Alışmamışım çünkü böyle şeylere. Ne zaman bir arkadaş grubuyla yolda yürüsem geride kalan hep ben oluyorum.Eşit uzaklıkta yürümemize rağmen her seferinde arkada kalıyorum ya. Ne boktan bir şey bu bi bilsen. En nefret ettiğim durumlardan birisidir bu. 
    Ben bu arkadaşlarımla lakap takarak olayları anlatayım en iyisi. Başka türlü olayları anlatamıyorum. Çok tatsız geliyor böyle anlatınca. Gerçi lakap takmaktan ölesiye nefret ederim ama başka türlü anlatamıyorum. İyi anlaştığım kıza Minik diyeyim çünkü kısa boylu sempatik birisi. Arkadaşlarıma ben şöyle lakaplar buldum; Zaza, Hindu, Crow, Sarışın, Arap Faik, Anwar, Cindy, Ortega. Hepsinin isim veriliş sebebi farklı. Benim için ne diyorlardır acaba çok merak ediyorum. Aslında tahmin edebiliyorum ama artık umursamıyorum. Bütün eğitim hayatım boyunca aynı şeyle karşılaştığım için bağışıklık kazandım artık küçük düşürücü söylemler etkilemiyor artık beni.
    Fotokopicide Minik, Faik ve ben sohbet ederken sınıftan bir çocuk geldi yanımıza. Fotoğrafçılık ders notunu çektirecekmiş. O gün birçok insanın elinde gördüm notu merak ettim haliyle. Çocuğa ''Nota bir bakabilir miyim'' dedim hiç duymadı bile. Notu işaret ederek tekrar söyledim ama duymamazlıktan geldi gerizekalı. Akşam çocuğun profiline baktım Face'den. Nihat Doğanla fotoğraf çektirmiş embesil. Benim CIA ajanı gibi araştırmacı olduğumu söylemiş miydim? Böyle aptallar nasıl üniversiteyi kazanıyor anlamıyorum ya. Allahım neden bütün gerizekalıları bulunduğum koordinata gönderiyorsun yarabbim. Kanser olacağım bunların yüzünden bir gün valla. Ama ben Vişne isem bunun intikamını bir şekilde alırım. Zaten sınıfta insandan çok gerizekalı var yemin ediyorum. Sohbeti güzel, olgun, elit bir arkadaş çevresi edinemeyeceğim bu gidişle. 
   İşimizi hallettikten sonra cafede oturalım dediler. Ben gidip gitmemek konusunda kararsız kaldım. Çünkü onlar çok birbirleriyle kaynaşmış. Benim orada olmamın bir önemi olmayacak çünkü birbirlerine seslenerek konuşacaklar. Yolda yürürken arkada kalınca onları atlatırım diye düşündüm ama yokluğumu fark edip arkaya baktılar. Hızlanıp onlara yetiştim ve birlikte mevlevihane gibi bir cafeye gittik. 
   Anam bunlar paso mercan dede çalıyor cafede. Garson desen pek agresif. Girişte Faik'in şemsiyesini aldılar kimse merdivenden kayıp düşmesin diye. Sipariş verirken garson adeta bizi dövecek gibi konuşuyordu. Hepimiz müzikten ve garsonun tutumundan rahatsız olduk. Müziği değiştirin dedik burada bu tarz müzik çalınır, başka müzik çalmayız dediler. Tutuma bak, müşteriye karşı tavırlara bak. Ulan keşke şikayet etseydim ya.
   Sohbetleri pek iç açıcı değildi. Yine o lanet soru kafamda dönüp durdu: ''Benim burada ne işim var?'' Babama gecikeceğime dair mesaj attım onlar konuşurken. Bu gibi durumlarda gecikeceğimi bildirerek haber veriyorum. Çünkü ben gelmeden yemek yiyemiyorlar. Sanırsın tencereden tabaklara ben yemek doldurucam ha. 
   O ortamdayken neden böyle hissediyorum? Çünkü telefonda fotoğraf gösterdiklerinde sadece birbirlerine gösteriyorlar. Ben bakayım demedikçe göstermiyorlar. Bana bakarak konuşmuyorlar,  sınav hakkında sohbet açsam kapatalım konuyu diyorlar. Birşey anlatırken beni dinliyormuş gibi yapıyorlar ama dinlemiyorlar. Hiç rahat hissetmiyorum kendimi. Sanki ayaklarına takılmış bir pranga gibiydim. Rastgele yollarına çıkmışım da nereye giderlerse peşlerine takılmışım gibi hissettim. Kendi aralarında konuşuyorlarken kendimi kahkaha efekti gibi hissettim. 
   En kolay anlaştığım insan Minik. Diğerleriyle anlaşıyorum ama minik kadar sohbetleri güzel olmuyor. Ortegayla o gün tanıştık. Çocuk eskilerden olduğu için yeni insanlara karşı gayet ılımlı yaklaşıyor. Sınıfa yeni gelenler olarak eskiler tarafından pek benimsenmedik hala. Düşman gibi birbirimize bakıyoruz sınıfta.
   Yağmur yağarken sınıfın penceresini açan Rus kızla inatlaştım geçen gün. Bunun bi Rus kankası daha var ders arasında bıdı bıdı rusça konuşuyorlar başım şişiyor.Türkçe de biliyorlar tabii. Her seferinde de benim arkamda oturuyorlar nasıl başarıyorlarsa. Benim için küfrediyorlar mıdır diye düşünmeden edemiyorum. Neblim Rusça konuşuyorlar sonuçta anlamıyorum ne dediklerini. O gün hava aşırı soğuk üstelik yağmur yağıyor. Ders başlamadan önce pencereler sınıf havalansın diye açıktı. Ben üşüdüğüm için pencereleri kapatayım dedim hem ders başlamak üzereydi. Ben kapattıktan sonra gitti tekrar açtı. Dondurucu bir soğuğa rağmen hala ısrar ediyor pencereyi açmaya. O yine açmaya çalışınca ben tekrar kapattım. İnadım inat abi. Boşuna inek sütü içmedim ben. Bu arada ben üç ay anne sütü içebildim. Ondan sonra paso inek sütü içtim. Aşırı inatçıyımdır bu arada.
  Cafeden ayrılırken kasanın orada ''Cuma namazında kapalıyız'' gibi bir uyarı görünce yanlış yere geldiğimizi anladım. Benim gibi düşündü gruptakiler de. Oraya bir daha gelmemeye karar verdik. Ya muhafazakar yapıyı sevmiyorum ben. Muhafazakar bir ortamda rahat edemem hiç. Dini bir yapılanmaya karşıyım. Daha doğrusunu dinini gözüme soka soka yaşayan insanlardan rahatsızım. Benimle aynı görüşte olmayan insanlar olabilir elbette normal bişey bu. Ama böyle düşünüyorum diye kötü biri olduğum sanılmasın. İsteyen istediği dini yaşayabilir tabi ama cafenin içinde mescid olması bana pek doğru gelmiyor. Orası cafe ya adı üstünde dini vasıflar yüklemenin ne anlamı var? Çıkışta Faik'in şemsiyesinin kırıldığını fark ettik. Faik bir güzel tartıştı adamlarla. Bilerek mi yaptılar bilmiyorum ama yanlış yaptılar. 
   Eve geldikten sonra kendimi biraz daha iyi hissettim. Dışarısı beni çok yoruyor. Sürekli bir koşuşturmaca halindeyim. Sürekli birşeylere yetişmek zorunda kalıyorum. Vizelere çalışıyorum işte birkaç gündür. O kadar çok not var ki hangi birine çalışacağımı şaşırdım. Her gün iki tane sınavım var. Bu hafta 7 sınavım var ya. Olacak iş değil. Kafamı toparlayamıyorum. Üzüntüden insanın başı ağrır mı? Ağrıyor işte. Ne bileyim kendimi bir türlü mutlu edemiyorum. Hep bir şey eksik gibi sanki. Sürekli burada ne işim var diye düşünmekten tükendim. 
   Bide bazen boşuna çabalıyormuşum gibi hissediyorum. Yani o kadar kıçımı yırtıp sınavlardan geçiyorum falan ama torpili olan elemanları alacak iş veren. Benim gibi yıllarını vermiş birinin emeğini gözardı edecek. Hani Cristina Yang Harper Avery ödülü niye alamadığını anladığında duş kabininde suyun altındayken ''What's the point?'' demişti ya aynen o ruh halindeyim. ''Ne önemi var?'' diyerek üzüntüsünü dile getirmişti o sahnede. 
  Bu hafta nasıl geçecek bilmiyorum. Çok stres dolu günler geçiriyorum. Elim ayağım birbirine dolaşıyor, okuduğum notları anlamıyorum bazen. Sınavda kitlenmekten korkuyorum. Tüm bildiklerimi unutma korkusu başladı bende. Ne yaptığımı hatırlayamıyorum bazen. Var ya kesin alzheimer başlangıcı var bende. Ondan böyle unutuyorum her şeyi. Umarım bu hafta hepimiz için güzel geçer canısı.
Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran

You Might Also Like

14 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. ben de arkadaş ortamında insanların kendi kendilerine baktıkları fotolara uyuz olurum aynı masanın etrafındayız işte bir tek karşındaki mi var yanında falan... neyse vizelerde başarılar,..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok sinir bozucu bir durum ya gerçekten. Sonuçta aynı masada oturan kişilere böyle davranılmamalı diye düşünüyorum ben. Teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Grup içinde arkada kalma durumlarını iyi bilirim ben de. Öyle kalabalık bir grubum yoktu; ama ikişerli yürümek zorunda kaldığımızda arkada tek başına kalan çürük yumurta olurdum hep. Konuşurken de yüzüme bakmadıkları zaman gıcık olurdum. Sanki yokmuşsun gibi. O ne öyle?!! Üniversiteye gelirsek de her ne kadar yeni başlasam da aradığım, hayal ettiğim ortamı ben de bulamadım, ne arkadaş ne de sohbet bakımından. Bazen, çevremdekilere bakıp bu kadar sığ olamazsınız diye düşündüğüm bile oldu. Sınavlarında başarılar Vişne ve umutsuzluğa da kapılma. Yang'in başarı hırsını hatırla ve onun gibi olmaya çalış. Sayende Porcupine Tree ile de tanışmış oldum, şarkı yine 10 numara.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. O arkada tek başına kalma durumundan ölesiye nefret ediyorum. Her seferinde aynı şey başıma geliyor ya. Teşekkür ederim başarı dileğin için. Yang benim idollerimden birisi. Onun azmine hayranım. Onun kadar başarılı biri olmak istiyorum. Kız acayip başarılı çünkü. Bu üniversitede ben de beklediğimi bulamadım pek. Belki de doğru insanları tanımadım henüz. Ondan da olabilir. Şarkıyı beğenmene sevindim :)

      Sil
  3. bu başlık sık sık düşündüğüm cümlenin aynı, hep bir uygunsuzluk ruh hali.ortama falan değil de bulunduğum koca şehre soruyordum benim burda ne işim var diye.sınav konusuna gelince ok da takma bi şekilde geçip gidiyor boşa stres yapma kendine.şu keep calm lı fotolar falan var ya onlardan gelsin sana

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu cümle kafamda çok yer edinmeye başladı ve yaşadığım anı sürekli sorgulamaya başladım. Acaba gerçekten olmak istediğim yerde miyim diye düşünmeden edemiyorum. Valla ben ne kadar takmamaya çalışsam da en ufak bir sorunda dünyam başıma yıkılmış gibi hissediyorum. Bu çok yanlış aslında ama bunu engellemiyorum maalesef. Keep calm and carry on fotosu benim için gelsin o zaman :)

      Sil
  4. bence sen de eksik olan şey arkadaş vs, değil, bir "amaç".amacın olmadığı için çevrendeki insanları, dersleri vs. fazla takıyorsun çünkü kendine ait bir gündemin yok. sen de gördüğüm diğer şeyse kendine acımayı ve kendini madur olarak görmeyi seviyorsun. "benim burada ne işim var" seni sıradan olmaktan kurtaracak ve doğru okunursa seni yukarıya taşıyacak bir his. bu hisse tutun boş şeylerden zihnini temizle ve daha fazla cesaretli ol.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Amaç konusunda söylediklerin kısmen doğru evet ama kendime acıdığımı sanman pek doğru gelmedi bana. Sana bu konuda katılmıyorum. Ben sadece ne düşünüyorsam, ne hissediyorsam onu yazıyorum burada. Kendime acıdığım için değil. Bu his sayesinde iyi şeyler hedeflemek doğru bir söylem, teşekkür derim.

      Sil
  5. yalnız olmaya, kendiyle vakit geçirmeye, kitap okumaya, müzik dinemeye, alışmış, ne bileyim her şeyini tek başına yapmayı ögrenmiş insanlar kalabalık ortamlarda yarım saatten fazla duramıyorlar. ben de böyleyim. böylesin. böyleyiz. sevgilimiz olsa dahi bir gün gidecegini bile bile yaşıyoruz. gidince de üzüntü haricindeki hayatımıza bir bakıyoruz ki yine tek başımıza yapmaya alıştıgımız şeylere devam ediyoruz.
    yolda toplu yürüyemiyor bizim gibisi, yürürken yalnız olmalı çünkü. yürüyüşün tek tadı budur bizler için; kulagında kulaklık güzel bir müzik... hayal kurarak yürürsün. bazen yavaşlar bazen hızlanırsın. ancak yanında biri varken konuşmak zorundasındır. biz buna katlanamıyoruz.

    demem o ki, sorun sende değil. kendi başımızın çaresine bakmayı ögretmişler zamanla. biz fark etmeden. şimdi kalabalık bi ortama girince herkesin evlerine dağılıp akıllarının ucndan dahi gemeyecegini biliyorsun. ne gerek var diyosun. ne işim var benim burada?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya Selnur o kadar güzel anlattın ki içinde bulunduğum durumu, ne söyleyeceğimi bilemedim inan bana. Bu şahane yorumun için sana çok teşekkür ederim. Hala durup durup bu yorumunu okuyorum. Yazıya o cuk oturdu resmen yazdıkların ya. Yazdığın her satırı sana hak vererek okudum. Aynı şeyleri düşünüyordum ben de. Beni anladığın için çok şanslıyım. Çünkü kafamda bu söylediğin şeyler geçiyordu hep. Kendi başımızın çaresine bakmayı bu kadar çabuk öğrenmeseydik keşke. Yalnız yürümenin, müzik dinleyerek hayal kurmanın tadı gerçekten bir başka oluyor :)

      Sil
  6. Ağa Kapısı'na gitmişsin sanırım. İlk gittiğimde mekanın kalabalık olması beni biraz sıkmıştı ama daha sonra manzaranın tadını çıkarmış ve mükemmel ötesi Osmanlı çayıyla kendimden geçmiştim :) Yani demem o ki, ortam kötü bile olsa tadını çıkarmaya bak çünkü olmadık yerlerden beklenmedik güzellikler çıkabiliyor.

    Cafenin içinde mescit olması beni rahatsız ediyor demişsin. Namaz kılan biri olarak, cafelerde mescit olmasını büyük rahatlık olarak görüyorum kendi açımdan. Özellikle vakitlerin arasının bir iki saati bulduğu kış günlerinde namaz kalabilmek için cami aramak çok büyük sıkıntı olabiliyor. Bunun için rahatlık olarak görüyorum, sonuçta müslüman çoğunluğun olduğu bir ülke ve ihtiyaç doğrultusunda hareket ediliyor.

    Sana kızdığımı falan düşünme lütfen. Bir de kendi açımdan açıklayayım dedim, senin düşüncenin elbette ki saygı duyuyorum :)

    Senelerdir okuyorum blogunu ve her defasında diyorum ki aynı okulda olsak ne iyi anlaşırdık vişneyle :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Öncelikle fikirlerini şahane bir şekilde ifade ettiğin için sana teşekkür ederim Ruby. Olgun bir yorumda bulunmuşsun. Cafede mescit olmasından rahatsızlık duymadım sadece orada mescit olmasını doğru bulmuyorum dedim. Sadece ilk defa böyle bir uygulamayla karşılaştığım için şaşırdım. Teşekkür ederim böyle düşündüğün için. İyi anlaşırdık bence :)

      Sil
  7. Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Ben o mimi yaptım yanlış hatırlamıyorsam :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe