Bazen kendimle geçinemiyorum..

Perşembe, Aralık 25, 2014

   Günlerdir aklıma takılan ''Ya bu insanlar beni hayatlarına neden yerleştiremiyor? Acaba ben mi ben bunu beceremiyorum?'' soru hala kafamda kurcalanıyor. İnsan yalnız kaldığında kendisiyle baş başa kalıyor ve düşünebildiği kadar çok düşünüyor. Benim yapabildiğim en iyi şeylerden birisi düşünmek. 
   Sürekli yaşadıklarımı sorgulayıp eksik parçaları tamamlamaya çalışıyorum. Sürekli aynı şeyleri düşünmeye çalışmak, geçmişteki pişmanlıkları ve öfkeleri hatırlamak bir süre sonra insanın üzerinde yük oluşturuyor. Düşünmemeye çalışıyorum olabildiğince geçmişi ama her seferinde karşıma çıkıyor.
   Bu hafta final heyecanıyla yanıp tutuştuk. Acaba ne sorulacak, acaba sınavlar kolay olur mu diye diye günleri yedik be canlarım. Bu hafta kendimle ilgili bazı şeyleri fark ettim.     Arkadaş ortamında bambaşka bi Vişne ortaya çıkıyor. Daha rahat, daha ağzı geniş bir Vişne karşıma çıktı bu hafta. 6-7 kişilik arkadaş grupları bir halta yaramıyor inanın bana. Yani konuşabileceğiniz ortak şey yok doğru düzgün. Zaten herkes ikili üçerli olup yol boyunca konuşuyorlar. Nedense ben her seferinde tek başıma yürümek zorunda kalıyorum. Bide hep arkada kalıyorum yürürken. Nasıl başarıyorum bunu bilmiyorum ama çok tuhaf ya bu durum.
    Bu hafta en çok Sırıkla konuştum. Sırık'ın arkadaşlığı biraz benim kafama uyuyor gibi. Anlaşamadığımız zamanlar oluyor ama genel anlamda iyi bir bağ kurduk aramızda diyebilirim. Gerçi onun Arap Faikle olan konuşması da çok başka. Onunla konuşurken gözlerinin içi gülüyor resmen. Matmazel de arkadaşıyla konuşurken pek neşeli. Ben mi neşelerini yok ediyorum anlamıyorum. Ulan bunlar nasıl lakaplar ya. Sanırsın kamyon şoförlerinden bahsediyorum ha. Şu lakap konusunda çok beceriksizim. İnsanlara lakap takmayı hiç sevmediğim için aklıma lakap gelmiyor pek. Bana küçük düşürücü lakaplar takılmasından hiç hoşlanmam bu arada. Nisbiyle aramızda bir lakap bağı var ama bunu çok seviyeli bir şekilde yapıyoruz. 
  Bendeniz Vişne, bir ajan gibi araştırmacı yönümü ortaya koyarak sınıftakilerin Twitter hesaplarını buldum tek tek. Benim hakkımda bir şey yazmışlar mı ne demişler okul hakkında diye diye dakikalarımı harcıyorum sürekli. Ya aslında fazla üzerinde durmuyorum bu olayın ama gözümden kaçırmıyorum işte. Benim kadar arkadaşlık ilişkilerini hakkında çok tweet atmamışlar. Demek ki o kadar anlamlı bulmuyorlar aralarındaki ilişkileri. 
  Gruptakilerin bir araya geldiğinde yaptıkları iğrençleri gördükçe o ortamdan direkt uzaklaşıyorum. Bugün Sarışın ve Bodur kantinde çaylarına mayonez sıkınca masadan kalktım hemen. İğrençliklere, çocuksu davranışlara gelemiyorum ben, yapıma ders. Cafeye gittik muhabbet etmek için, ne muhabbet ne muhabbet ama. Neyse işte ben Türk kahvesi içtim fal bakmak için kapattım. 5-10 dakika sonra bir baktım Arap Faik kapattığım kahveyi şak diye açtı. Benim sinirler tavan yaptı birden. ''Siktin attın kahveyi bırak ya'' diyerek tepkimi dile getirdim. ''Adam küfretti lan'' diyerek Sırağa baktı şaşkın bakışlarla. 
  Ya ben normalde küfür etmeyi hiç sevmem. Çok ama çok sinirlendiğimde küfür ederim. Onun dışında günlük hayatımda kullanmıyorum. Küfrün uğursuzluk getirdiğine inanıyorum. Sinirliyken küfretmek bana daha doğru geliyor çünkü o zaman anlam kazanıyor küfürler. Ya ben nerden nereye geldim böyle ya. Neyse işte ben böyle söyleyince ortam sessizleşti bir an.
   Minik tüm hafta olmayınca konuşacağım insanlar az sayıda oldu. Sınıf arkadaşım Fransız matmazel benimle sadece dersler hakkında konuşuyor. Ben konu bulmadıkça hiç konuşmuyor. Kendi arkadaşı geldiğinde şark bülbülü gibi konuşmaya başladığını fark ettim. Demek ki doğru iletişim kuramıyoruz. Baksana bir süre sonra tıkanıyor. Oysa kendi arkadaşıyla aralıksız konuşuyor. Ben nerede yanlış yapıyorum bilmiyorum. Geçen gün sarışın kaslı bir erkeğin fotoğrafını gösterdi. ''Alın azıcık erkek görün'' diyerek fotoğrafı gözümüzün içine sokunca ''Böyle erkekler karaktersiz olup karşısındakine değer vermiyor biliyorsun dimi?'' diye laf koyunca ben Sırık beni tebrik ederek öptü bi anda. Sarışın anında bozuldu tabii böyle dememe. Böyle zihniyete sahip bi insanla ne konuşabilirsin ki? Hiçbir şey.
  Dün aslında iyi bir gündü benim için. Zaza, Faik, Sırıkla epey iyi vakit geçirdik konuşarak. Ne fark ettim biliyor musun, artık erkeklerle çok kolay anlaşabiliyorum. Benimle normalde erkekler pek konuşmazdı. İlkokulda, lisede falan hep öteki birisi oldum onların gözünde. Çalışkan olmam ve kız arkadaşlarla iyi anlaşmam yüzünden ötekileştirildim. Beni gerçekten tanımak istemiyorlardı belki de bilmiyorum ama böyle davranmaları erkek gruplarından uzaklaşmama sebep oldu.
   Şimdi ilkokulda beni ötekileştiren erkekleri gördüğümde yüzlerine öfkeyle bakıyorum. Elimden gelse bıçaklayarak öldürücem hepsini. O derece bir öfke var içimde çünkü mahvettiler beni psikolojik baskı uygulayarak. Ama ne yaşatırsan onu yaşarsın derler ya hani, ben bu söze inanıyorum. Er ya da geç hayat size yaptıklarınızın bedelini ödetiyor.
  Hinduyla düşünce yapılarımız aynı gibi. Öğle yemeğini yedikten sonra bahçede dolaşıp bir süre sonra bankta oturduk. Bankta otururken bir ara ''Boşuna okula geliyoruz, hiçbir şey öğretmiyorlar ki doğru düzgün'' diyerek ufak bir serzenişte bulundu. Ben olayı da da felsefik boyutuna indirerek ona ''Hayatı boşuna yaşıyoruz bence. Çok anlamsız geliyor bana artık çoğu şey'' diyerek cevap verdim.
   Hakikaten de öyle bak. Ben çok gözlem yapan bir insanım, yolda giderken insanların hareketlerini izler, arkadaşlarıyla olan muhabbetlerini dinlerim. Çok yüzeysel olduklarını fark ettim dinlediğim konuşmaların. Bu aralar hayatım çok anlamsız bir hale dönüştü. İçimde geleceğe dair en ufak bir umut yaşıyamıyorum nedense. Eskiden kendimi ''Bak ailen yanında, sağlıklısın, azcık zekisin. Onları kaybedersen daha kötü olursun'' diye hep teselli ederdim. Artık edemiyorum çünkü anlamsız geliyor. Ailemi kaybetsem yıllarca acısını yaşarım ama o acı da eskir fakat ben aynı kalır mıyım? Hayır. İnsanın gözünde hayatın anlamsızlaşması kadar kötü birşey yok ya yemin ediyorum. Daha 21 yaşında hayatın anlamsızlığından dem vuruyorsam 30 yaşında ne yaparım hiç bilmiyorum.
   Salı günü sınıfta arka sıralarda önlü arkalı otururken Sarışın fotoğraf çekmek istedi. Selfie manyaklığı bunlarda da var biraz. Bilin bakalım kim fotoğraf karesine girmedi? Evet ben yine yeni ve yeniden o fotoğraf karesine alınmadım. Şimdi, böyle davranan bir grupla ne paylaşabilirim ben? O an bu davranışları yüzünden soğudum onlardan. Sarışın daha kahve otomatından kahve almasını bile bilmiyor biliyor musun. Üniversite öğrencisi bide ya, şaka gibi.
    Teyzelerimle aylardır görüşmüyoruz. Hep benim aramamı bekliyorlar. İlişkilerde sürekli çabalayan olmaktan çok yoruldum. Nefes alanım daralıyor böyle zamanlarda. İnsanlar neden ilk adımı hep benden bekliyor aklım almıyor. Bi kere de sen naber de yani nolucak incinmezsin ya. Ailemle fazla konuşmuyorum. Çünkü babam tablette oyun bağımlısı birine dönüştü. Annem desen Samanyolu Tv izlemekten paranoyak birisi oldu. Babamla ben izlemesine karşı çıkıyoruz ama yine izliyor işte. Evde hiç konuşmuyoruz öyle uzun uzun. Bi yemek yediğimizde bide elektrik gittiğinde birbirimizin farkına varıyoruz. Teknoloji ne boktan birşey ya. Aile denilen kavramı yok ediyor baksana.
    Çarşamba günü Özge kardeşinin doğum gününe çağırdı. Süs niyetine gittik resmen Emreyle. Ne oturup bizimle sohbet etti ne de ilgilendi. Kalabalık olsun diye çağırdı sanırım bilmiyorum ama dakikalarca Emreyle konuşmaktan başka bir şey yapmadık. Üçümüz sohbet edemedik çünkü bulaşık yıkayacağı tuttu onun. Misafirliğe gelmişiz kızın yaptığına bak ya. Resmen sizi iplemiyorum takılın kendi aranızda demek istiyor aklınca. Bir saat oturduktan sonra eve geldim. Konu mankeni gibi orada duracağıma evde oturup dizi izlerim daha iyi.
    Geçen hafta bahçede sevdiğim kediyle yine karşılaştık. Kucağıma oturup sevdim yine bir güzel. Çok tüy dökmese iyi kedi aslında ama döküyor kedicik. Ben bu insanlarla nasıl yaşamaya alışacağım bilmiyorum. Minik diğerleriyle pek uyumlu gözüküyor. Bugün kantinden gittiğimi bile fark etmedi. Matmazel aşırı kibar olduğu için onunla konuşurken bazen geriliyorum. Ne bileyim fazla kibarlığa alışkın değilim. Nisbiyle konuşurken rahatım mesela. Aynı şeyleri düşünüyoruz çünkü aynı anda. Onun gibisi yok yemin ediyorum. Eski okulumda kalsam mutlu olur muydum diye düşünüyorum zaman zaman. Her seferinde hayır diyor içimdeki ses. Çünkü aklım hep bu okulda kalacaktı, ailem daha fazla baskı yapacaktı ve ben hayatımdan daha fazla nefret edecektim. 
     Seni çok seviyorum bazı zamanlarda. Sanırım beni terk etmeyen bir sen varsın hayatımda. O yüzden belki de bu ay buraya çok sık yazı yazdım. Çünkü etrafımdakilerle artık eskisi kadar sık konuşamıyorum. Bilmiyorum tedaviye ihtiyacım var gibi ama o ilaçları da almak istemiyorum. Uyutup yemek yedirmekten başka bir boka yaramıyor o haplar. Hayatıma anlam kazandırmak istiyorum ama olmuyor bir türlü. Herkesin hayatında bir kırılma noktası var, benim kırılma noktam ne zaman gerçekleşecek bilmiyorum. Ve bu bilinmezlik beni deli ediyor.
Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran  

You Might Also Like

0 kişi benim de tuzum olsun dedi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe