Burası benim evim

Salı, Aralık 16, 2014

  Hayatımda yoluna koyamadığım şeyler var. Bunlardan birisi duygularım. Sürekli olarak duygu durum değişikliği yaşıyorum. Bu sadece benim başıma mı geliyor bilmiyorum ama çok boktan bir durum.
  Eski üniversitemde böyle bir şey yaşayan kız arkadaşım vardı. Kızla sabahki derste konuştuğumuzda çok samimi görünüyordu. İkinci ders bir bakıyorum soğuk nevale gibi oturuyordu. Hal böyle olunca ne yapacağımı şaşırdım. Bir dakikası bir dakikasını tutmuyordu. Neşeliyken birden aşırı somurtkan birine dönüşüyordu.
  Ben de zaman zaman böyle şeyler yaşıyorum. Kimseyi de ayıplamıyorum ama etrafımda ne yaşansa aynısını ben de yaşıyorum, olacak iş değil ya. Bir süredir burada ne kadar boktan hayat yaşadığımı anlatıp duruyorum size. Burası benim ikinci evim gibi. Dünyanın kirli gerçekliğinden kaçıp boş sayfaya içimi dökmek beni hafifletiyor açıkçası.
  Yaşadığımız dünya hiç güzel değil. Her şey bir yerden sonra çok boş görünüyor insanın gözüne. Beni tanıyanlar az çok saygıya ne kadar önem verdiğimi bilirler. Burada yazdığım yazılardan yola çıkarak bana çeşitli söylemlerde bulunanlar oldu son zamanlarda. 
  Bakın benim hayatta en tahammül edemediğim şey saygısızlıktır. Ailemden aldığım disiplin eğitimi yüzünden saygıya hayatım boyunca hep önem verdim. Hayatımın iki ucu boklu değnek zaten. 10 yaşıma kadar annem ve babamı göremedim doğru düzgün. Anneannemin evinde besleme gibi yaşayıp durdum 10 yaşıma kadar. Dedemden dayak yediğimde beni sakinleştirip seven hep anneannem oldu. Siz anne diye ağladığınızda yanınızda annenizin olmaması ne demek biliyor musunuz? Annenize sarılarak içli içli ağlayamadığınızı düşünün ve bunu 10 seneye yayın. Etrafınızda babasıyla iyi geçinen bir çocuğu gördüğünüzde içi cız eden çocuk hayal edin. Evet o çocuk benim. Annesine sarılıp ağlayamayan, babasıyla arkadaş olamayan küçük çocuktum bir zamanlar. 
  Sorunlarımın kaynağı çocukluğumdan kaynaklanıyor. İnsanlara kolay kolay güvenemeyişimin altında bu yatıyor aslında. Sevmeyi doğru düzgün bilmiyorum. Çocukları sevemiyorum çünkü sevmek eylemini tatmamış bir insanım. 
  Çok iyi hatırlıyorum ben küçükken bir akşam çok ateşim çıkmıştı, kabakulak geçiriyordum sanırım. Dayım bana sarılmış iyileşmemi bekliyordu dakikalarca. Bir süre sonra annemleri aradılar çocuk hasta gelin doktora götürün diye. Gelip gittiler çünkü babamın akrabaları gelmişti onları ziyarete. Babamın akrabaları kapıda kaldıklarını söylediklerinde babamlar hızla evden çıktılar. Dayım ''Çocuk hasta nereye gidiyorsunuz?'' diye babamlara çemkirmişti o zaman. Babam ''Akrabalar kapıda kaldı gitmek zorundayız'' diyerek kendi evlerine gittiler. Ben o alnımdaki o ıslak mendille, bana sarılan dayımla bir başıma yalnız kalmıştım. Böyle bişey yaşayan ben, nasıl olur da geçmişi unutabilirim? Nasıl olur da bunları yok sayabilirim sizce? Unutamıyorum, unutmuyorum, unutmayacağım yaşadıklarımı. 
  Yeni üniversite hayatında hiçbir şey istediğim gibi değil. Bok gibi kütüphanesi, rezil arkadaşlık grupları, berbat sıraları olan bir okuldayım. Eski okulumun kütüphanesini mumla arıyorum. Hem bir sürü kitap okuyordum hem de bir sürü film izliyordum. Yeni okulumda bırakın filmi kitap bile alamıyorum. Çünkü kaliteli bir kütüphane yok ortalıkta. Arkadaşlık ilişkileri yüzeysel, samimiyetten uzak ve anlık oluyor genelde.
  Böyle düşünüyorum diye bana saf denildi burada. İntiharı düşünüyorum diye bana ''yazık'' denildi. ''Sen kendinle arkadaş olur musun?'' gibi aptalca yorum geldi mesela. Cevap veriyorum, ben kendimle arkadaş olurdum. Hem de çok güzel arkadaş olurdum. Çünkü arkadaşlığıma güveniyorum. Kendimin arkadaşı olsaydım diğerlerinin arkadaşlığına ihtiyaç duymazdım. 
  İntiharı düşünüyorum diye yazık denilmesine aşırı içerledim. Bu fikir zaman zaman kafamdan geçiyor sadece ötesine gidemiyorum. Ama bunu nasıl böyle yorumlayabiliyorsunuz aklım almıyor. Bence çoğunuz empati yapmasını bilmiyor. Kaçınız ''Ulan bu çocuğun uyum problemi var, hayata karşı da bir nefreti var. Niye böyle şeyler düşünüyor'' diye düşündü çok merak ediyorum. İçinde yaşadığım durumu anlamak yerine yazık diyor bazılarınız. Böyle düşündükleri için asıl onlara yazık!
  Dört yıldır blogda yazı yazıyor bazı arkadaşlarımın yazılarına çeşitli yorumlar yapıyorum. Bu zamana kadar kimsenin yazısının altına onur kırıcı, aşağılayıcı kelimeler sarf etmedim. Kimsenin acısıyla dalga geçmedim. Hep orta yolu bulmaya çalıştım kırmadan. Ben ne kadar kırmamaya çalışsam da insanlar gelip bir şekilde moralimi bozuyor. Dün yaşadığım sinir krizi yüzünden uyuyamadım bile doğru düzgün.
  Saygısızlığa tahammül edemediğimi daha önce de söylemiştim. Bir insan saygı duymuyorsa bana onunla muhattap olmam mümkün değil. Beni çok sevmek zorunda değilsiniz. Benim için ölüp bitmek zorunda değilsiniz. Bunun için sizi asla zorlayamam, öyle bir hakkım yok yani istemem. Ama yeri geldiğinde yazdıklarıma saygılı olmanız gerekir. 
  Onca derdimin arasında birde böyle saçma sapan şeylerle uğraşıyorum. Zaten bok gibi şeyler yaşıyorum bunlar da üstüne tuz biber oluyor valla. Beyonce Jealous şarkısında ''Ben sadece insanım, beni yargılama'' diyor. Aynı şeyi size de söylüyorum. Hatalarım olabiliyor bazen olacaktır zaten. Ben mükemmel değilim ve hiçbir zaman mükemmel olduğumu iddia etmedim. Çünkü hataya meyilli varlıklarız. Ama sırf bu yüzden karşımızdakine karşı bilerek hata yapmak aptallıktır bence. 
  Eskiden burada insanlar birbirlerini yargılamak yerine onları anlamaya çalışırdı. Samimi bir ortam vardı, insanlar bazı insanların yazılarını okumak için gün sayardı. Ne anlatırsak dinlerlerdi ve hiçbir zaman art niyet taşımazlardı. Blogger buluşmalarında bunu açık bir şekilde gördüm zaten. Bukionkayla 3 yıldır blog sayesinde arkadaşız. Bir gün olsun kavga ettiğimizi hatırlamıyorum. Birlikte pazara gittik anam daha ne olsun. Burada nice güzel insanlar tanıdım. Bunlardan birisi de Summer. Onun arkadaşlığının değeri hiçbir zaman düşmedi gözümde. Umut'un arkadaşlığı da çok seviyorum. Epeydir konuşuyoruz yani. Aramızda kilometreler var ama arkadaşlığımız hiç bozulmadı. Summerla da öyle. 
  Berbat bir hafta geçirirken bugün annem eve geldiğimde bana mektup verdi. Mektup Summer'dan gelmiş. Üstelik mavi zarfta, maviyi ne kadar çok sevdiğimi unutmamış. Her şeyi bir kenara bırakıp mektubunu okudum ve ilaç gibi geldi yazdıkları. Bu hayatta bir yerlerde hala beni düşünen insanlarının olması kadar güzel bir şey yok. Summer'ın bu davranışı karşısında günüm güzelleşti diyebilirim. Mektubu büyük bir keyifle okudum. Ne yaşarsam yaşayayım asla beni yargılamadı. İşte ben, beni yargılayan insanlar yerine beni anlayan insanları seviyorum daha çok. 
  Birini yargılamadan önce ne olursunuz o insanı anlamaya çalışın ilk önce. Benim buraya bir şeyler anlatmamın sebebini anlamaya çalışın mesela. Etrafımda bunları anlatabileceğim insanlar olsaydı burayı hiç açmazdım. Beni dinleyen kimse yok gerçek hayatta. Ne zaman bir şey anlatmaya kalksam kulaklarını tıkıyor insanlar çünkü. İçimdeki sıkıntıları burada eritmek beni rahatlatıyor bir nebze. 
  Sizin kadar sosyal bir hayatım olmadığı için üzgünüm. Aa doğru bazılarınız çok mükemmeldi. 'Saf' değildi mesela dimi? Ben kendi bataklığımda debeleniyorum bir de siz itmeyin beni derine. Zaten nefes alamıyorum iyice zorlaştırıyorsunuz söylediğiniz şeylerle. Ben buraya kendi öfkemi, hüznümü, neşemi yazıyorum. Depresif bir yapıya sahip olduğumu kabul eden biriyim. Hayata toz pembe bakamıyorum bazılarınız gibi. Her şeyi boş veremiyorum. Tezer Özlü ''Aşk acısı çekmedim hiç çünkü dünyanın verdiği acı her zaman güçlüydü'' der bir kitabında. Yaşadığım hayattaki gerçekleri görmezlikten gelemiyorum. Arkadaşsızlığı, sevgisizliği, dünyanın ne kadar boş olduğu görmezden gelemiyorum. Bakın isterseniz onlarca arkadaşa sahip olabilirsiniz bu dert değil, önemli olan size değer veren, sizi önemseyen arkadaş bulabilmek. Ben, beni önemseyen arkadaşım olsun istiyorum sadece. Telefona değil de karşımdaki insanın gözlerine bakmak istiyorum. Arkadaşsızlıktan kastım budur sadece.
   Dört yıldır kendimi burada anlatmaya çalışıyorum. Burası benim evim diyorum çünkü evim kadar sıcak buluyorum burayı. Ama gittikçe soğuyan bir yere dönüştü burası. Halbuki doğalgazın faturasını da yatırıyorum. Eve gelen bazı misafirler huzuru kaçırdığı için ortam soğuyor belki de. Burası benim evim ve evimde saygısızlığa yer yok. Kimseye yazdıklarımı zorla okutmuyorum. Ben sadece ne hissediyorsam onu yazıyorum. Kimsenin yazdığı yazıya hakaretvari yorumlarda bulunmuyorum. Yazdıklarıma da bu tarz yorumların yapılmasına karşı olduğumu söylüyorum. Anka kullanıcısı o kadar güzel cümleler yazdı ki defalarca okudum yazdığı yorumu. Ona çok teşekkür ederim. Beni alkışlamanızı beklemiyorum sadece beni anlamanızı bekliyorum. Oğuz Atay bu durumla ilgili çok güzel bir şey söylemiş: ''Beni anlamalısın. Çünkü ben kitap değilim. Çünkü ben öldükten sonra kimse beni okumayacak. Yaşarken anlaşılmaya mecburum.'' 
Hepsi bu.
Bu da şarkımız olsun

Hamiş: Baldanberi benimle röportaj yaptı. Röportajımı buradan okuyabilirsiniz. 

You Might Also Like

3 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Vişne...sen kim olduğunu anlatmak istemezsen seni anlayamam.Anlatırsan varız!!ben,bizler,sana değer verenler...Bu yüzden söylediklerinin hiçbir cümlesini yargılamıyorum,başka bir mana çıkarmıyorum.Senin pencerenden bakıyorum ve gördüklerini görebiliyorum...İçinden geldiği gibi yaşamaktan korkma Vişne;kimseyede kulak asma.Buna sıradışı deniliyorsa ol..hayat biricik ve tek..ve zannettiğimiz kadar uzunda değil,bitiveriyor ve geçiveriyor.Boşver korkaklıkları,vurdumduymazlıkları..sen bildiğin gibi devam et yoluna....
    Kusur der belki de insanlar böyle şeylere ama;bunlarda güzel şeylerdir!! dünyada ki herşeyi bildiğimizi sanabiliriz fakat ;bunları bilmeninde yolu öğrenmektir,farkına varmaktır.Kusurlarımız olmazsa tüm bunları nasıl anlayabiliriz,bilebiliriz ki?Dünyamıza kimi sokacağımızıda biz seçeriz.O yüzden hiçbirimiz mükemmel değiliz.
    Bazı insanlar vardır uzaktadırlar.Şehirler,saatler,yollar vardır aralarında ama;varlıkları öyle çok doldurur ki yüreğimizi nefes aldıklarını bilmek bile bize umut olur.Yüreğimizle buluşur,aynı gökyüzünün altında olduğumuz için şükrederiz.Bende sana teşekkür ederim Vişne:) İyi ki hayatımızda olduğun için.İyi ki varsın,bunu tüm samimiyetim,içtenliğim ve yüreğimle söylediğimden kuşkun olmasın.
    ".....insanlar vardır gelip geçerler dünyamızdan...kimileri depremlerle,kimileri fırtınalarla...ben kalanlardan yanayım..gitmeyenlerin sadakatini ve sabrını severim..."der şems-i tebrizi....bu yüzden sıkma canını..bunlarda gelip geçer diğer tüm artçı sarsıntılar gibi.Kendine iyi bak Vişne.Hayatta ki hayallerine inan ve kendine iyice bak...kal sağlıcakla:)

    YanıtlaSil
  2. Vişne, şu ana kadar bloggerdan kimseye kırılmamıştım, elimden geldiğince yanında olmaya çalıştım, yorum yaptım hep. Yanında olmaya çalıştığımda iyiydim ama en küçük eleştirimde kötü oldum. Hem de bana yönelik olarak bir cevap yazmak yerine, yazında beni anlayışsız ve kaba biriymişim gibi tek bir kelimemi alarak eleştirmişsin. Hem de çok acımasızca. Ben önemsedim ki yanında oldum, önemsedim ki eleştirdim. Yaşadıklarının ne kadar zor olduğunu biliyordum ve hep de yazdım sana. Bu yaşında ölümü düşünme, yazık edersin anlamında yazmıştım o kelimeyi. Eleştiri kaldıramayacağını tahmin edemedim, arkadaşlar yeri gelir dürüstçe konuşup kırmayı göze alır ama doğruyu söyler dedim, vişne anlar yazayım ben dedim. Ama sen acımasızca yazında eleştirip bir de yorumu kapattın cevap hakkı da vermedin. Yazını ağzım açık okudum. Cidden ilk defa kırıldım şu blogda. Ne diyim keşke yazmasaymışım, kusuruma bakma.

    YanıtlaSil
  3. Yeni yazına yorum yapamadım sanırım yorumlara kapatmışsın. Bloggera yeni girebildim hemen yazılarını okudum. Vişnem bende sana mektup göndermek isterim. Hiç mektup arkadaşım olmamıştı ve böyle bir şey beni çok mutlu eder. Sana bakınca kendimi görüyor gibiyim. Aynı şeyleri yaşıyoruz resmen ve ikimiz de bu yüzden bloga sarılıyoruz.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe