Bana biraz hayallerinden bahsetsene..

Cuma, Ocak 16, 2015

  Hayatımı sürdürebilmem için hayallere sığınıyorum şu sıralar. Mutlu şeylerin hayalini kurmak geleceğe olan inancımı tazeliyor bazen. Çoğu zaman hayal kurmayı müzik dinleyerek yaparım. Müzik dinleyerek kurulan hayallerin hep güzel olduğunu düşünmüşümdür. 
  Genelde yolculuk ederken hayal kurmayı severim. Yolculuk sırasında müzik dinlediğim için hayal kurması daha kolay oluyor. Kendi arabamla yolculuk ediyorsam şayet trafikteki arabaların içine bakar oradaki hayatları merak ederim. ''Acaba nasıl hayatları var? Acaba gerçekten mutlular mı?'' diye düşünürüm durmadan. Trafik o sırada akıp gidiyor tabii ben bunları düşünürken. 
  Otobüsteyken cam tarafında oturuyorsam dışarıyı izlerim. Yoldayken genelde günlük sorunlarımı düşünürüm. Yoldayken ''Acaba neden bana böyle davranıyorlar? Acaba o şu an nasıl, mutlu mu? Ben aklının bir köşesinden geçiyor muyum?'' diye saçma sapan düşünceler geçer aklımdan.
  Gün içerisinde düşünceli surat ifademden kurtulamıyorum. Yani arkadaşlarımla ayaküstü kısa konuşmalarım dışında o suratımdaki o bilindik ifade kaybolmuyor. Bunun adı mutsuzluk sanırım. Okuldayken derslerde çabuk sıkılıyorum genelde. Pencereden dışarı bakar orada da hayallere dalarım. Gökyüzünün o maviliği bana hep ilham veriyor. Nereye gidersem gideyim ne zaman gökyüzünün maviliğini fark etsem yüzümde hafif gülümseme belirir.
  Şimdi sana hiçbir zaman gerçek olmayacak bir hayalimi anlatmak istiyorum. Kurduğum mutluluk hayallerinin çoğu gerçekleşmiyor nedense. Yeteri kadar inanıyorum aslında hayallerime ama neden olmuyor anlamıyorum. Belki de biraz şans meselesidir bunlar. Birden fazla mutluluk hayali kuruyorum ben genelde. Bir tanesini anlatayım şimdilik. Bu hayalimi ev terliklerimi giymiş, meyve yiyerek yazıyorum. Şimdiden söylüyorum hayalim ağır kezoluk içeriyor bak ona göre.
  Yıllar geçmiş ve biz Sevdicekle aynı evde kalıyormuşuz. O hala okulunu bitirememiş, bense tası tarağı toplamış onun yaşadığı şehirdeki eve yerleşmişim. Arkadaşlarıyla birlikte iki günde bir tabu oynuyoruz. Bu sırada çok eğleniyoruz tabii. Benim yanımdayken o hiç üzülmüyor. Bazen gözleri uzaklara dalar gibi oluyor ama sonra yanına gidiyorum gülümsememle onu kendine getiriyorum.
   Hafta sonu birlikte film keyfi yapıyoruz. Saatlerce en sevdiği filmleri izliyoruz sıkılmadan. Bana en sevdiği filmin bir anını ''Bak filmin bu sahnesi muhteşem'' diyerek gösteriyor. Keyifle izliyorum işaret ettiği sahneyi. Beraber sahilde yürüyüşler yapıyoruz uzun uzun. Sonra bir bankta oturup gelen geçen vapurları sayıyoruz. Omzuna yaslanmış huzuru hissediyorum o sırada. Ona sarıldığım sırada ''Şu an ölsem hayatımın en mutlu anını yaşayarak ölmüş sayılırım dimi?'' derdim. O da ''Saçmalama daha yaşayacağımız çok şey var'' diyor hayalimde. 
  O bulaşık yıkamaktan nefret ettiği için bulaşıkları hep ben yıkıyorum. Mutfakta küçük bir radyomuz varmış. Bulaşık yıkarken bir yandan da şarkı dinliyorum keyifle. O okuldan döndüğünde ben bulaşık yıkamaya devam ediyormuşum. Beni yanağımdan öpüp gülümsüyor. Bulaşık yıkamanın insanın rahatlattığını düşünmüşümdür her zaman. Tabii sıcak su varsa. Sıcak su yoksa eğer bulaşık yıkamak tam bir işkenceye dönüşür. 
  Akşam yemeği için şarap almış, onu içiyormuşuz. Pikaba da en sevdiği Smiths plağını koymuş bir yandan. Hayat üzerine sohbetler yapıyoruz o sırada. Bana hayatın anlamsızlığından bahsediyor. Bende bütün bunların çok saçma olduğunu şu an mutlu olduğumuzu bunları düşünmenin gereksiz olduğunu söylüyorum ona. 
  Balkonda sigara içmeye çıkıyor. Ben de ona eşlik ediyorum ama sigara içmeden. Üşüyen ellerimi tutuyor, içeri geçmemi söylüyor ısrarla. Bende ''Hayır yanında olmak bana huzur veriyor'' diyerek ısrarını geri çeviriyorum. Sigara içerken onu izlemeyi çok seviyormuşum. Birlikte gökyüzündeki yıldızlara bakıyoruz. Ona havanın ne kadar güzel olduğunu söylüyorum. O da çok seviyormuş geceyi. Sonra sokaktaki insanlara, evlerin ışıklarına bakıyoruz birer birer. Uzaklardan köpek sesleri geliyor bir yandan.
   İçeri geçip bizi ısıtsın diye kaloriferlere dayıyoruz sırtımızı. Televizyonda saçma sapan bir programa denk geliyoruz. ''Şunlara bak ne kadar saçma şeyler yapıyorlar ya'' diyerek ona programı gösteriyorum. Televizyondaki programın taklidini yaparak beni güldürüyor. Birlikte gülüyoruz. Bilgisayarından en sevdiği şarkıları dinletiyor bana. ''Bak bu şarkıyı çok seveceksin'' diyor dinlettiği her şarkıda. Şarabımı yudumlayarak şarkıların ritmine bırakıyorum kendimi. Huzuru iliklerime kadar hissediyorum uzun zamandan sonra.
   Sabahları kahvaltıyı birlikte yapıyoruz. Ekmeğin üstüne reçel sürmeyi yavaşça yapıyor her zamanki gibi. Ben her zamanki gibi bir filmden yola çıkarak bir şeyler anlatmaya çalışıyorum. Yarı uykulu haliyle beni dinliyor. Sabahları yarı uykulu halleri nedense çok tatlı geliyor bana. Kahvaltısını yaptıktan sonra dışarı çıkıp temiz havanın tadını çıkarıyoruz.
   Onun yanındayken bir an olsun mutsuz olmuyorum. Mutsuz olma eylemini hayatımdan çıkarmış gibiyim. Hayatımın giderek romantik komedi filmine dönüştüğünü hissediyorum onun yanındayken. Bana gülümsediğinde gözlerinin içi gülüyor. Bana ''İyi ki hayatımdasın'' diyor. Suratım kıpkırmızı oluyor gözlerimi kaçırıyorum ondan.
   Gecenin bir vakti sokaklar bomboş iken telefondan şarkı açıp dans ediyoruz birdenbire. ''Etraftan birisi birşey der şimdi'' dememe aldırış etmeden sokağın ortasında dans ediyor benimle. ''Delisin sen'' diyorum ona gülümseyerek ve dans etmeye devam ediyoruz. Dans etmeyi bırakıp yolda kol kola yürüyoruz. Gecenin ayazı içimize işlese de bu duruma aldırış etmiyoruz. Boş caddeleri yavaşça yürüyüp geçiyoruz. Vitrinlerin camlarından kendimize bakıyorum, ne kadar da mutluyuz.
   Birlikte fotoğraf çektiriyoruz bir sürü. ''Baksana ne kadar kötü çıkmışım'' diyor bir fotoğrafında. ''Saçmalama gayet güzel çıkmışsın'' diyerek onu teselli ediyorum. Geceleyin bana daha sıkı sarılıyor ben uyurken. İlk defa güvende olduğumu hissediyorum onun yanında. Her gece huzurla dalıyorum uykuya. İnsanın sevdiğiyle huzur içinde uyuması dünyanın en güzel mutluluk tablosudur bence.
  Bana en sevdiği ressamların resimlerini gösteriyor kütüphanesinden aldığı kitaplarla. Her resmin hikayesini anlatıyor tek tek. Hevesle dinliyorum onu. Bi ara ''Sahi, anlattıklarımdan hiç sıkılmadın mı?'' diyor. ''Saçmalama bence güzel şeyler anlatıyorsun'' diyerek ona cevap veriyorum. Bu cevabım karşısında şaşırıyor ve anlatmaya devam ediyor.
  Birlikte güldüğümüz anılar giderek çoğalıyormuş. İşteyken arada sesini duymak için onu arıyormuşum. Yemek molalarında o da beni arıyormuş. Akşamları televizyonda film izlerken başını dizime koyuyormuş. Ona saçlarını okşuyormuşum usulca. Bir yandan da en sevdiği şairin şiir dizelerini okuyorum yavaştan. Televizyonu kapatıp gününün nasıl geçtiğini anlatıyor tavana bakarak. Ellerimi yüzünde gezdiriyorum. Birden gözlerini bana çeviriyor ve ''Sen hayatımdaki en değerli insansın'' diyor gülümseyerek. Onunla birlikte gülümsüyorum bende...

Vee bir hayalin sonu böyle biter sevgili okuyucum. Valla arada böyle hayaller kuruyorum ama hiçbiri gerçekleşmiyor. Sana yukarıda anlattığım hayal mesela, hiçbir zaman gerçekleşmeyecek, en azından onunla olmayacak. Bir başkasıyla olabilir belki ama onunla asla olmayacak. Bazen bu durumu düşünüp üzülüyor ve nefret ediyorum. Keşke dünya bir hayal gerçekleştirme fabrikası olsaydı. O zaman hepimiz daha mutlu olurduk.
Bu da şarkımız olsun (Onunla dans ettiğimiz şarkı olsun hadi bu şarkı)
Kendine iyi davran.
   

You Might Also Like

2 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Hayal etmek güzel, keşke gerçek olsalar ^^

    YanıtlaSil
  2. Yolculuk yaparken bende hayal kurarım etrafımdaki insanların hayatlarını merak ederim kimi zaman peşlerine takılıp hayatlarına sızasım gelir:-)
    ne güzel bir hayalin var ben de bulaşık yıkamanın rahatlattığını düşünüyorum suyla beraber akıp gittiğine dertlerin falan...

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe