Sömestr bunalımı..

Salı, Ocak 27, 2015

  Sömestr tatiline girdikten sonra kendimi daha da kötü hissetmeye başladım. Her günüm fotokopi gibi aynı geçiyor. Dizi izliyorum, kitap okuyorum, yemek yiyorum, müzik dinliyorum, kitap okuyorum ve uyuma çalışmaları.. Bu döngü hiç değişmiyor. 
  Şu an anksiyete krizim tuttu ve bununla nasıl baş edeceğimi bir türlü öğrenemedim. Birden fazla düşüncenin üstüne üstüne geldiğini ya da kulağının dibinde yüksek sesle sana pişmanlıklarını fısıldayan ve hiç susmayan bir sesin olduğunu düşün. İşte anksiyete böyle bir şey. Odanın içinde yürüyüp derin nefes alıp vermek dışında bir şey yapmadım. Su içip sakinleşmeye çalışıyorum. Kalp ritimlerim zaman zaman hızlanıyor sonra da yavaşlıyor. Çok boktan bir durum anlayacağın bu.
  Geçen hafta teyzemin kızının doğum gününe gittik annemle. Ben doğum günü partilerini sevmediğim için gönülsüz gittim biraz. Kalabalık ortamlarda rahat edemiyorum pek ya. Bir oda dolusu insanla göz göze bile gelemediğimi fark ettim o gün. Eskiden insanların gözlerinin içine bakardım şimdi bakmaya bile tenezzül etmiyorum. Ne bileyim bir süre sonra beni rahatsız ediyor bu durum. Fazla utangaç bir insan da değilim aslında ama ne bileyim o ortamdaki insanların gözlerinin içine fazla bakamadım.
  El öpmeyi sevmediğim için ayaküstü herkese merhaba dedim ama teyzem bacağımı sıkıp onların elini öpmem gerektiğine işaret etti. Yeni gelenler arasında bana merhaba bile demeyenler vardı. Annemin elini sıkıp bana bir merhaba bile demeyen orospuyla tabii ki konuşmadım. Ortam çok kalabalık yemekler ise boldu. Pasta gereğinden fazla büyüktü. Yemeklerin hepsini yiyemedik tabii.
  Ben elmalı turta ve elmalı kurabiye bağımlısı olarak neredeyse çoğu kurabiyeyi tek başıma bitirdim. Doğum günü onlara göre güzel geçmiştir eminim ama bana göre inanılmaz banaldi. Çok bunaldım o odada. Zaman zaman balkona çıkıp derin nefes alıp verip kendime gelmeye çalıştım. 7'den 70'e herkes oradaydı neredeyse. Kuzenimi sevdiğim için onun yanında olmak beni mutlu etti. Bir insanın büyüdüğüne tanıklık etmek şahane bir şey bence. 2 yaşına giren küçük kuzenimin mumları üfleyişini hiç unutmayacağım mesela. Çok anlamlı bir andı benim için. O masum anı görülmeye değerdi bence. 
  İşin aslı galiba bana o yaşta böyle bir şey yapılmadığı için garipsiyorum doğum günlerini. Çok boktan bir durumla karşı karşıyaydım anlayacağın. Üstelik hediye bile almamıştım. Annem ikimizin yerine hediye almıştı ama ben kendimi çok kötü hissettim. Kış Uykusu filmindeki imam rolünü canlandıran Serhat Kılıç gibi ellerimi dizlerimde tuttum hep. O film bana çok şey hatırlattı kendimde. Hani elin kolun bağlı olur gözlerin uzaklara dalarsın ya işte öyle bir şey. Neyse ki daha çok doğum günü kutlaması yapacağız ona, o zaman telafi ederim diye düşünüyorum.
  Geçen hafta Türkan teyzemin çağrısıyla annemle tatlı yemek için bir cafeye gittik. Bizim için bir değişiklik olduğu için ikimizde memnunduk. Ben konuşmaların dışında kalmayı tercih ettim. Sohbete zaman zaman katılıyordum genelde. Sipariş ettiğim dilim pasta gelince teyzem ''Bu dilim ne kadar küçük böyle. Dalga mı geçiyorsunuz'' diyerek tabağı geri gönderdi. Birkaç dakika sonra iki dilim pastayla tabağı getirdi garson. Aslında teyzemin davranışını biraz kabaydı bence. Ben olsam daha uygun bir biçimde söylerdim. Çalışanların psikolojisini biliyorum çünkü bir zamanlar ben de çalışıyordum. 
  Dönüşte yürüyüş yaparak eve gitmeye karar verdik. Bizim ailevi konular, onun yaşadıkları derken yolu yarılamışız bile. Bi ara teyzem ''Bu sene çalışmayı düşünüyor musun? Kocaman oldun çalış artık'' demesi resmen içime oturdu. Kendi yazar bozuntusu kocası çalışmadığı halde ona bir şey söyleyemiyor ama bana gelince duyarlı birine dönüşüyor, bak sen! Ya o gün o cafeye gidip tatlı yediğime pişman oldum yemin ediyorum. Orada bulunma sebebim değişiklik yapmaktı. Hesabı ben ödemediğim için olsa gerek. Gerçi bu durum benim de sinirlerimi bozuyor. Etrafımdaki kadınlara hesap ödetmeyi kendime yediremiyorum. Onlar ödediği zaman kendimi çok eksik hissediyorum. Bir kadının ekonomik özgürlüğünün olması elbette iyi bir şey, bunu destekliyorum. Ama sürekli yanımda hesap ödemeleri kendimi suçlamama sebep oluyor.
   Annem yüzümdeki moral bozukluğunu anladığında daha çok üzüldü. Kadının özel gücü var galiba ya ne hissetsem anında hissediyor o da. Teyzemlere böyle şeyler söylememeleri gerektiğini defalarca söylüyorum halbuki. ''Biz senin iyiliğin için söylüyoruz'' dediklerinde ben kendimden daha fazla nefret ediyorum. Bu konuda en samimi nasihati songül teyzem vermişti. Onun bu nasihati verirken çok içten olduğunu hissetmiştim. 
  Üniversitedeki insanların yüzlerini bile görmek istemiyorum biliyor musun. Ortegaya tahammül edemiyorum mesela ya. Çok sinir bozucu bir tipi var. Bide entel bozması bi kız var. Konuştuğunda sanki enseme iğne batırılıyormuş gibi hissediyorum her seferinde. Çok sinir bozucu insanlar var inan bana. Gram samimiyet yok çoğunda. Minikle de konuşmuyoruz eskisi gibi. Arap Faikle benden daha çok konuşuyor ve onunla konuşurken çok keyifli oluyor. İkinci dönemde fazla yanlarında olmayı düşünmüyorum açıkçası. Çünkü yalı kazığı gibi yanlarında dikilmekten aşırı sıkıldım. Kendi banal dünyam bana yeter. 
  Bu arada birinci dönemin sınavlarını sağ sağlim atlatmış bulunuyorum. Ortalamam beklediğim gibi değil ama düşük de değil. Büte kalmadım. Buna da şükür diyelim öyleyse. Bölümümü seviyorum aslında. Yani bölümüm gereği film-dizi izliyor, kitap okuyorum. Ama okulun içindeki insanların yüzüne bile bakmak istemiyorum. Sosyopat olma yolunda hızla ilerliyorum canım ne güzel dimi.
  Geçen gün metroda ineceğim sırada biri bana uzun uzun bakınca kendimi kötü hissettim. Hani bazı anlar olur kendini bayılacak kadar yorgun aynı zamanda gergin hissedersin ya işte öyle. Çok garip bir durum anlayacağın. Çok tuhaf duygular içerisindeyim anlayacağın ve bu durum gittikçe kötüleşiyor. İkinci dönemde bir sürü ders almam gerekiyor. Bu derslerin her birini nasıl vereceğim bilmiyorum.
 Telefonumu süs eşyası olarak kullanıyorum şu sıralar. Hava durumu ve Turkcell dışında mesaj atan yok. Galiba insanlar ciddi ciddi hayatımdan çıktı ya. Babam geçen gün ''Sen nasıl gençsin böyle hiç arkadaşın yok'' dedi. Bende ''Napim böyle olması gerekiyormuş demek ki'' diyerek söylediklerini geçiştirdim. Yani ben çaba sarf etmedikçe arkadaşlarım hiç aramıyor beni. Bu sömestr tatilinde bir sürü güzel şey yaşardım sanıyordum. Bok gibi bir tatil olduğunu bilseydim hiç heveslenmezdim. Ah bu heveslenmek! Her şeye hevesle başlıyorum ve bu heves her seferinde burnumdan getiriliyor. Heveslenerek yaptığım her şeyden pişman ediyorlar beni.
  Yazmak bana iyi geliyor. Yazı yazarken kendimi daha rahat hissediyorum. Düşüncelerimi kağıt yerine ekrana dökmek bir nevi terapi gibi. Zaten bu yüzden açtım ya bu blogu. İyi ki de açmışım diyorum bazen. Şimdi psikoloğa gitsem bana uyutucu ilaçlar verip iç sesimin bana söylediği şeyleri söyleyecektir eminim. Uyutucu ve iştah acıcı ilaçlar verilmesinin sebebini bir türlü anlamadım. Düşüncelerden uzak tutmak için uyutuyorlar olabilirler. Yine de bu yöntemi doğru bulmuyorum. 
  Evdeyken yaratıcılığım eksilere iniyor. Hiç yaratıcı şeyler gelmiyor aklıma. Okula giderken yolda türlü türlü şeyler aklıma gelebiliyordu. Ben bu hayattan keyif almıyorum. Çünkü yaşadığım hiçbir şeyde anlam bulamıyorum. Anlamsızlık hayatımın tepesine kara bir bulut gibi çökmüş şu sıralar. 
  Ben ne ara kıyametin kopmasını isteyecek kadar mutsuz biri oldum bilmiyorum. İnsanoğlu olarak her şeyi yeterince tükettiğimize göre yok olmak daha mantıklı geliyor bana. Şu sıralar Çin'deki çevre kirliliği almış başını gidiyor. Bu da başlangıç bence, daha kötü şeylerle karşılaşacağız. 
  İlkokulda yaşadığım çevreden kurtulmak istiyordum. Lisede beni gerçekten önemseyen bir arkadaş grubunun hayalini kuruyordum. Üniversitede şahane bir ortamın varlığına inanıyordum. Hepsi boşunaymış. İlkokul ve liseden kurtulduğuma çok seviniyorum. Şu üniversiteden de kurtulursam çok güzel olacak. 21 yaşındayım ama 50 yaşındaki birini gibi davranıyorum. Çünkü hayatımın en güzel yılları bok gibi geçiyor. Nefret ediyorum bu durumdan. Kendime dair tek hissedebileceğim şey nefret. İmkanım olsa inan bana var olmamayı tercih ederdim. 
Bu da şarkımız olsun

You Might Also Like

6 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. öyle güzel bi insansın ki hayatında ki her şey en az senin kadar güzel olur umarım,yakında

    YanıtlaSil
  2. dizi izliyosun, yemek yiyosun, kitap okuyosun, uyumaya çalışıyosun ve bundan şikayet mi ediyosun? anne ol da gör bakalım nasımış. tey tey ne varsa gençlikte var (:

    ben de 25 yaşındayım ama 50 yaşında gibi davranıyorum, bu durum bi sana özel değil. yapabilecek tek şey gülümseyerek uyanmaya çalışmak. umarım bi an önce mutlu edecek bişeyler ışık hızıyla gelişir hayatında..

    YanıtlaSil
  3. Vişne...ne güzel,en azından senin dertleşipte içini dökebileceğin bir dalın var...en azından içindekileri anlatabiliyorsun.Birde bizler gibi içine attıkça atan,yalnızlığında kaybolanları düşün...Anlıyorum seni..belki tüm bu olumsuzluklar buz dağının görünen kısmıdır,düşününce bazı şeyleri,kötülerin içinden iyi olanları bularak şükretmek lazım belkide,aldığımız nefese..

    Hep söylüyorum ve söylemeyede devam edeceğim:) tüm bu olumsuzlukları,bizi girdaba sokanları,alanlarımıza girenler veriyor bize.Bizde önemsedikçe batıyoruz daha derine doğru.Bunu sana yapmalarına izin verme Vişne..sana böyle davrananlara izin verme..hayatını dahada çıkılmaz hale getirme.

    Anlattıklarını dinleyince bir an kendim anlatıyormuşum gibi geldi bana..iyi ve kötü günlerde yanlarında olduğum arkadaş yada en önemlisi dost sandığım kişiler bugün beni tanımıyor!Neden böyle yaptıklarını,davrandıklarını,bende mi bir sorun var diye kendime hesap sorduğum zamanlar az olmadı;ama bulamadım.Bende bir hata yoktu,hata onlardaydı ve bende çok geç görmüştüm problemi.Hayret edici bir şekilde izliyorum onları,olmadıkları kişiyi oynamalarını..usulca ve sessizce,sorgulamayarak uzaklaştım onlardan,hiçde oralı olmayarak ve kendime daha fazla eziyet etmeyerek.Şimdi selam vermeyene eyvallahım yok.İçin huzurlu mu dersen,evet huzurluyum.Çünkü iğneyi kendime batıran hep bendim.Kendimden ve doğrularımdan taviz vermiyorum.Belki bu kadar inat olduğum için,bir güç bulabiliyorum kimbilir! Kabuğuma çekilmiş kaplumbağa misali seninde dediğin gibi sosyopat olmaya yürüyorum:) yalnızlığımdan sıkılmadığım anlar yok değil,ama en azından içim rahat.Üç kuruşluk kişiler için hayatı kendine zindan etmeye,o cıvıklığa tanık olmaya değmez inan bana..ya kendin olacaksın yada oynayacaksın!ben birinci şıkkı tercih edenlerdenim.

    Vişne..bazen sırf kafamı dağıtmak,içimdeki karabasanlardan sıyrılmak ve üstüme gelen herşeyden kurtulmak için kendimi sahaflara atarım.O eski kitapların kokusu,çevrede akıp giden hayatın trafiği..bazende üşenmeden Galata'ya çıkarım,balkonun kenarından hayata doğru akıp giden zamana karşı derin,çok derin nefes alırım..çevremdeki insanları gözlemlerim..tüm samimiyetimle söylüyorum bir tek sen ve bizler değiliz bu girdapta akıp giden...

    O metrodaki adam bence çok yakışıklı olduğun için bakmıştır sana:) ne yapsın garibim,böyle eli yüzü düzgün adamı görünce kıskanmıştır içten içe:) Birde o doğum günündeki kendini bilmişede az içerlemedim değil,böyle kendini beğenmiş,görgüsüz,edep adap bilmeyenler değil mi? günü mahveden,ne desen içinden yeridir :) gözünün önünde canlandır,senin bu davranışı yüzünden çıkışıpta onun sus pus olduğunu,nasılda renkten renge girerdi kimbilir:):):)
    Beni de operatörlerden başka arayan soran yok..önceden bayağı rahatsız ettikleri için dert yanıyordum ama şikayet etmiyorum artık:) Sağ olsunlar onlarda olmasa nice olurdu halimiz? :)

    Herşey bizde başlayıp bizde bitiyor.Okul hayatında istediğin gibi bir ortamı bulamayacağını düşünüyorsun ama katılmıyorum buna.Bu hayatın her anında aynı.Belkide bir zaman böyle sürecek..hep doğru mu,yanlış mı diyerek geçecek.Doğru olanı,bizler için uygun olanı bulmakla devam edecek belkide! birde bu açıdan düşün.Çakıl taşlarını hep ayıklayacağız hayatımızda tek tek..o çok değerli taşlar elimize gelene kadar,er yada geç bulana kadarda devam edecek kuşkusuz.Bu yüzden lütfen tüm olumsuzlukları bir kenara koymaya çalışarak " bırak artık"..Seni; sana iyi hissettiren bir yere git yada hava iyi yada kötü olsun,çık bir yürüyüşe.Kafandaki tüm olumsuzlukları at bir kenara.Soyutlamaya çalış kendini,tüm çelişkilerden..

    Vişne..işler karıştığında asla vazgeçme..Al eline kaderi;evir çevir ve bir yerlerde tutun hayata.Hiçbir zaman keşkelerin olmasın..tüm yaşananlara inat iyi olmaya çalış..olmalıyız,olmak zorundayız..karabulutlar eninde sonunda dağılacak ve tüm parlaklığıyla bulutların arasından güneş elbet çıkacak.

    Kendin ol,mutlu ol..sağlıcakla kal:)

    YanıtlaSil
  4. başkalarına kendini sevdirmeye çalışma.. sen sev kendini.
    kendin için yaşa.. o istemediğin ilaçları ben bulsam havada kaparım.
    bazı duygular hissetmeyi istemeyeceğim kadar dayanılmaz çünkü.

    YanıtlaSil
  5. Senin tatili kopyala yapıştırıp bana fırlatmışlar. Bende kitap okumaya bile mecal yok vişne! Adeta Vişne'nin zamanı geçmiş hali olmuşum ben. Okul desen başka bir olay. Gidesim var ama sırf yaz tatili gelmesi için zaman geçsin diye. Bu derece bir ironi! Bizim tek bir dilek hakkı tanıyan bir periye ihtiyacımız var. Gerçi dilek dileyesim bile yok üf! Harry Potter da izlemedim ki mektup bekleyeyim, bana hiç gelmez. Bu derece dertliyim Vişne, yalnız değilsin kiii :))

    YanıtlaSil
  6. Bu arada kendini bu kadar degersiz hissetme bak seni seven ne kadar cok insan var burada :))

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe