Hikayeli Şarkılar Vol-2

Salı, Ağustos 25, 2015

  Burası iyice ağlama duvarına dönüşmeden güzel bir anımdan bahsedeyim de ortam güzelleşsin azıcık. Hikayeli şarkıları oldum olası çok sevmiştim. Zaten ben insanları genelde şarkılarla hatırlamayı seviyorum. Bana daha anlamlı geliyor böyle şeyler. Koku ve şarkılar kesinlikle insanları hatırlamanın en iyi yolu. Burnuna sevdiğin insanın kokusu gelince onu hatırlamanın verdiği mutsuzlukla karışık çaresizlik hissi mesela. Dünyanın birçok hissini ezer geçer bence. Neyse ortamı yine hüzünle boğmadan ben güzel güzel şeyler anlatayım dedim bu sefer. Aslında çok kötü günler geçiriyorum ama kendimi böyle hatıralarla oyalayarak acımı hafifletmeye çalışıyorum.
  Hikayemiz lise yıllarında geçiyor. İlkokulu yeni bitirmişim lisenin ilk yılları. Yeni okulum, yeni arkadaşlıklar, yeni bir hayat başlıyordu benim için. Hem heyecanlıydım hem de korkuyordum. Liseye kayıt olmak benim için çok zor olmuştu. Çok istediğim okula zor bela kayıt olmuştum. İlkokuldan birkaç arkadaşım vardı allahtan fazla yabancılık çekmedim. Şimdi geriye dönüp bakıyorum da ne kadar şapşalmışım. Suratımda sürekli bir gülümseme vardı. İçimdeki korku kapanlarına takılmamak için bu yolu bulmuştum kendime. 
  Lise 1. Bütün heveslerin, endişelerin, korkuların, sevinçlerin yaşandığı o kutsal yıl. Bir sürü ders yükü üstüne biner. Tanımadığın bir sürü yeni insanda aynı sınıfta olmanın verdiği gerginlik de vardır üstelik. Aklında sürekli ''Ben bunlarla napıcam ya bir sene'' düşüncesi yer edinmiş. O zamanlar beni en çok geren şeylerden biri lanet olasıca okul müdürüydü. Okulun en inek öğrencisi olma profili çiziyordum resmen. Ceket, yelek, boğaza kadar çekilmiş kravat resmen inek öğrenci formatındaydım.
  Başladığım gibi bitirdim liseyi. İnek gibi derslere çalıştım, duygularımı geri planda tuttum. Hep pencereden dışarı bakıp bahçede dolaşan insanları seyrettim. Çok yalnızdım ama bunu hiç belli etmiyordum. İçimde hep bir yalnızlık gizliydi. En yakın arkadaş kavramı benim için o zamanlar yoktu. Diyorum ya çok telaşlı yıllarımdı. Elim ayağım titriyordu heyecandan okula girdiğimde. Çünkü lanet olasıca okul müdürü ceket kontrolü yapıyordu her sabah. Ben ceket giymeyi hiç sevmezdim. Hala da sevmiyorum çünkü içindeyken çok gergin hissediyorum. 
  Lisenin ilk yılında tökezledim diyebilirim. Çünkü neyin ne olduğunu yeni yeni öğreniyordum. Sayısal derslerden gram anlamıyordum. Matematik sınavlarında strese girip soruları cevaplayamıyordum. Bu tamamen ilkokuldaki matematik öğretmenlerimden kaynaklanıyordu. Bende de biraz sorun vardı ama sorunun büyük payını onlar oluşturuyordu. Kimyadan ölesiye nefret ediyordum. Fizik dersini hoca sayesinde yapmıştım. Fizik hocasını manevi babam kadar çok seviyordum. Zaten arkadaşlarıma hep öyle bahsederdim. ''Keşke o adam manevi babam olsa'' derdim. Hayranlıkla karışık bir sevgiydi benimkisi işte.
  O yıllarda az çok kendimi ifade edebiliyordum. Genelde yakın sıralardaki arkadaşlarla konuşuyordum. Ön sırada oturup dersleri takip ediyordum inek edasıyla. Bendeki inekliğe baksana ya şaka gibi. Valla hiç bu kadar beklemiyordum ineklik. Hiç liseli coşkusu yokmuş içimde ahaha şaka gibi. İşin ilginç tarafı ben bu inekliği hiç bırakmadım. Çünkü başarıyı seviyordum. Yüksek notlar alıp hava atmayı değil o notların verdiği rahatlığı seviyordum. İlk sene sınıftaki çoğu insanla iletişim kurdum. En yakın arkadaşım Ezgiyle aynı sınıfta olmanın verdiği rahatlık da vardı. Ezgi benim ilkokul arkadaşım aynı zamanda. Sonra Öznur gibi şahane bir insanla tanıştım. Hala da konuşuyoruz onunla. Bakın lise arkadaşları en sağlam arkadaşlıktır her zaman. Hep bi başka olmuştur gözümde onlar. 
  Bizim lisenin pilav günleri olurdu her sene. Biz o sene birinci sınıfı bitirmenin coşkusuyla katılalım dedik arkadaşlarla. İlk defa pilav günü gören bendeniz Entel, oldukça şaşkın aynı zaman sevinçliydim. Pilav gününde bir pilav kuyruğu olurdu beklemekten ağaca dönüşürdük. O pilav günlerinde yediğim pilavın tadını hiçbir pilavda alamamıştım. Hele üstüne attıkları o et, bol köpüklü ayran, arkadaşlarla tatlı sohbetler orayı daha çok sevmemi sağlamıştı o zamanlarda. Şimdi sorsan seviyor musun diye sevmiyorum derim. Çünkü beni manevi anlamda çok yıprattı orası. İlkokul daha beter etti. Ben depresif duyguları lisenin sonlarına doğru hissetmeye başladım. Çünkü büyüdükçe kafana dank ediyor yalnızlığın, mutsuzluğun. Ve elinden bir şey gelmediği zaman kaderine razı olmak zorunda kalıyorsun. 
  O zamanlar sahnedeki grupları beğenmezdik. O kadar kötü şarkılar çalarlardı ki dinlemek istemezdik. Üstelik bilindik şeyler de söylemiyorlardı. Kimse bu sahneye çıkan grubu tanımadığı için haliyle ne söylediklerini umursamıyor insanlar. Biz okulun bir köşesinde pilavımızı yiyip bu şarkıları dinlemeye çalışıyorduk bir yandan. Okulun gerizekalı müdürü tüm yakala haliyle oradaydı tabii. Adam, yanında kendinden üstü biri olduğu zaman anında meleğe dönüşüyordu. Onlar gittiği zaman cehennemden gelmiş bir zebani gibi bize bağırıp çağırıyordu. Oldum olası hiç sevmedim o adamı. Sevmeyi de düşünmüyorum.
  Ezgiye dedim ki ''Ezgi bu böyle olmaz. Gel şarkı söyleyelim de güzel bir hatıramız olsun.'' O da tabii şaşırdı ben böyle söyleyince. İlk başta mırın kırın etti ama sonra kabul etti. Ben hiç çekimser davranmadım. Kızın elini tuttuğum gibi sahneye koştuk. Şarkı söylemek istiyoruz dedik. Barış Manço'nun Kara Sevda şarkısını söyleme kararı aldık. İlk defa orkestrayla şarkı söylemenin verdiği heyecanla şarkı söylemeye başladım. Bendeki heyecan, coşku, ''eller havayaa'' sözü bir an olsun eksilmedi. Ee canım acemiyiz sesimiz öyle muhteşem değil. Zaten yeni yeni ergenliğe girmiştim o zamanlar. Sesim de yerine yeni yeni oturuyordu. Sahneye çıktığım gibi mikrofonu aldım ve orkestradan işaret bekledim. Tam bir rock star gibi hem söylüyor hem keskin bakışlar atıyorum etrafa. Ezgi deseniz endişeli yüz ifadesiyle şarkıyı söylüyordu. 
  O gün Kara Sevda şarkısını büyük bir keyifle söylemiştik. İnsanların bize şaşkın bakışları altında o şarkıyı söylemek benim için bir hayli zor olmuştu. İlk defa başkalarını umursamayıp kendim için bir şey yapmıştım. O kadar mutlu olmuştum ki bunu yaptığıma şimdileri gülümseyerek hatırlıyorum. Evet zaman zaman detone olmuştum bazı şarkılarda ama bunu önemsemiyorum artık. Çünkü o, o zamanda kaldı.
  Biz Ezgiyle ne zaman Kara Sevda şarkısını duysak bir yerde aklımıza hep pilav gününde yaptığımız bu çılgınlık gelir. Bu şarkıdan sonra bir sürü şarkı söyledik. Şarkı söylemeyi çok sevdim. Sahnede olmayı, alkışlanmayı hep çok sevmişimdir. Büyük hayallerimden biri de bu aslında. Sahnede olup insanlar tarafından alkışlanmak. Tiyatro oyunu bittiğinde insanlar oyuncuları ayakta alkışlarlar ya hani bıkmadan, ben de öyle alkışlanmak isterdim. Hala da istiyorum ama doğru zamanı bekliyorum. Oyunculuğa karşı bir ilgim ve yeteneğim var. Özel tiyatrolarda oynamayı isterdim. Bi tiyatro oyunu yazıyorum arada. Umarım bir gün oynanır birileri tarafından. 
  Biz şarkı söylemeyi bıraktıktan sonra arkadaşlarımız yanımıza geldi. Kimileri tebrik etti, kimileri yaptığımızın çılgınlık olduğunu söyledi, kimileri beğenmedi. Her söylenene gülümseyerek karşılık vermiştik. Ezgi zaten şarkı söylemenin şokunu üzerinden atlatamıyordu. O söylemekten çok çalmayı severdi. Galiba en iyi dostluklarımı o sene yapmıştım. Aynı zamanda mutlu olmak için başkalarının dediklerini umursamamayı o sene anlamıştım. Çok basitti aslında bu: Mutlu olmak istiyorsan sadece istediğin şeyi yap, başkalarının ne düşündüğünü umursama. Ben de sahneye çıkarken bunları düşünüyordum. ''İnsanların dediklerini boş ver, sahneye çık ve şarkını söyle'' demiştim içimden. Otobüs durağında lisenin kaşarı kötü şarkı söylediğimi söylemişti. Ona kendi işine bakmasını söylemiştim. Orospuyu ne zaman görsem kötü kötü bakarım. Bıraksalar bir kaşık suda boğarım. O derece nefret ediyorum bazılarından.
  Geçen gün radyoda kara sevda şarkısına denk gelince aklıma bu anım geldi yazayım dedim. Bu sahneye çıkıp şarkı söyleme olayı üniversite de karşıma çıktı biliyorsun. Geçen sene Neşet Ertaş türküsü söylemiştim. Sesim hafiften titriyordu ama hiç umursamadım. Evde yaptığım gibi güçlü duruşumla sahnede durdum ve türküyü söyledim. Ne utanma ne de pişmanlık vardı içimde. Şarkı söyleme eyleminin kendisi güzel bir şey zaten. Bunu kötü düşüncelerle bozmak anlamsız gelmişti bana.
  Hayalleri gerçekleştirmenin ilk adımı cesaret ve kararlılıktan geçiyor. Yapabilir miyim diye düşünseydim hiç yapamazdım sanırım. Yaşadıkça birçok şeyi öğreniyor insan. Şimdi düşünüyorum da, iyi ki böyle bir şey yapıp o gün şarkı söylemişim. Yoksa böyle gülümseyerek hatırlayacağım bir anım olmayacaktı. 
Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran 

You Might Also Like

2 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Canım Vişnem hoşgeldin:) Yeniden evinde olduğunu görmek inan çok mutlu etti.

    Anlattıklarını dinleyince aklıma birden Sezen Aksu'nun "gidemem" şarkısı geldi...Ne yaparsan yap geçmişten ve acılardan kurtulamıyorsun.Bir gölge gibi takip ediyor insanı kimi zaman.Yanında olanlar,dost bilip en çok şaşırtanlar,kalanlar,gidenler,gidipte geri dönmeyenler...izi silinmiyor,hep orada kalacak olan bir yara gibi.Her ne olursa olsun tüm bunların bize birşeyler kattığına inanıyorum.

    Bundan öncede demiştim; içinden gelerek yaşamak gerek bazen kimseyi
    takmadan,umursamadan.Çünkü; böylesi insana daha az korku veriyor.Seninde dediğin gibi yaşadıkça hergün birşeyler öğretiyor hayat bize.Ne olursa olsun suratımıza kocaman bir tokat atsa bile boyun eğmeyip ayağa kalkmak gerekiyor.

    Hayat bir sınav ve biz gencecik yaşımıza rağmen bu sınavın ağırlığında ezilmemek için var gücümüzle savaşıyoruz.Acısıyla,tatlısıyla,gözyaşıyla,kahkasıyla..herşeye rağmen utanmadan ve pişmanlık duymadan verebilmeliyiz bu sınavı yola devam edebilmek için.

    Kendine iyi bak Vişnem..çok iyi bak.
    Sağlıcakla kal.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşbuldum Anka :) Teşekkür ederim. Sezen Aksu'nun o şarkını da çok severim. Hep hayatın gerçek yüzünü hatırlatır bana. Dediklerinde sonuna kadar haklısın. Kendi başına karar alıp o kararlar sonucu yaşamak insanın korkusunu azaltıyor. Önemli olan tokat yedikten sonra yola güçlü olarak devam edebilmek bence. Ondan sonrası kendiliğinden gelir bence. İnşallah hepimiz bu sınavın üstesinden geliriz.
      Sen de kendine iyi bak Anka ^^

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe