Ben bu içimin koruyla bu narı daha fazla taşıyamam

Perşembe, Eylül 10, 2015

   Uzun bir yolculuğa çıkmak istiyorum. Yaşadığım her şeyden uzaklaşmak istiyorum. Uzun yolcukları da sevmem halbuki. Her şey o kadar çok üste üste geliyor ki neye sabredeceğime, neyi görmez geleceğimi şaşırdım. Eski arkadaşlıklarımı çok özlüyorum. İnsanlarla gerçek hayatta bir şeyler paylaşmayı özlüyorum. Sanal dünyadaki arkadaşlarım gerçek hayatta olsa dünyam daha farklı olurdu herhalde. Lisedeki arkadaşlarımla buluşmuştum Haziran ayında. Bi arkadaşım o gün bana ''İnsanlar hakkında beklentilerini çok yüksek tutuyorsun, yapma'' demişti. Uzun zaman sonra onlarla vakit geçirmek bana iyi gelmişti. Üniversitede geçirdiğim vakitten daha keyifli vakit geçirmiştim. Kendimi rahat hissettiğim arkadaş ortamında enerjim çok yüksek oluyor. Sürekli bir heyecanla bir şeyler anlatmayı seviyorum. Enerjim düşük olduğu zaman susup dinlemeyi tercih ediyorum. Ben genellikle enerji ve moralle yola devam eden birisiyim. Yanımdaki insanların beni gerçekten önemsediğini hissettiğimde daha çok şey anlatasım geliyor onlara. 
  Şimdilerde ise gerçek hayatta kimseyle doğru düzgün konuşmuyorum. Geçen gün Emre ve Özge geldi. Bilgisayarım virüs yediği için format attık Emreyle bilgisayara. Antivirüs programı yanlışlıkla bilgisayarın kayıt defterinden bir dosya silince virüs ortaya çıktı şak diye. Silemediğim için format atmak zorunda kaldık. Emre, arkadaşlığımı seven nadir insanlardan. Onunla konuşmayı seviyorum. Sanırım sözlükte dost sözcüğünü karşılayan insanlardan. Çünkü kötü niyetli değil, düşünceli ve insanları kırmayı hiç sevmiyor. Çocuk bu zamana kadar hiç arkadaşsız kalmadı. Evine hep birileri gelir onunla oyun oynardı küçükken. Yeni başladığı üniversitede sınıfından bir sürü arkadaşlar edinmiş. Birlikte bir sürü yere gidiyorlar. Geçen gün laf arasında ''Hem arkadaşlarla gezmek, hem ders çalışmak, hem de işe gitmek çok zor ama hepsini aynı anda yapabiliyorum. Yoruluyorum'' demişti. Onun bu söylediklerinden sonra kendi hayatıma bakıyorum kocaman bir anlamsızlıktan ibaret. Annemle tartışmalarımız, babamın ilgisizliği, teyzelerimin tavırları bazen çok üzüyor beni. Ya bir insanın hayatında hiç mi iyi bir şey olmaz anam.Yok yok yok! İyiye dair hayatımda hiçbir şey yok.
   Geçen gün Özge yüzünden annemle tartıştık. Annem babamla telefonla tartıştığı için onun hırsını benden almaya çalıştı. Akşam Özge ve Emreyle çay içerken bize karşı çok kaba davrandı. Onların yanında surat asıp, bana kızıyordu. Arkadaşlarımın yanında beni küçük düşürdü anlayacağın. Ne zaman onunla tartışsak aklıma Buket'in söylediği söz geliyor: ''Anneni üzme.'' Evden çıkıp anneannemlere doğru giderken yolda hep bu sözü düşündüm. Anneme çok kızgındım ama onu bir türlü affedemiyordum. Teyzemlere durumu anlattım, annemi haksız buldular. Yanıma gelip özür diledi. Sevgisiz ve ilgisiz olunca böyle davranıyormuş. Babamın davranışlarına taktığı için davranışlarını kontrol edemiyordu. Geçen gece yatmaya doğru giderken onun yüzüne dokundum. Bana durmamı söyledi ve küfretti. Bu duruma çok bozulup söylendim tabii. O bana hiç küfretmezdi. Üzülerek uyudum o gece. Sabah odama gelip yine özür diledi. Teyzemlere söylemeyeyim diye susturmaya çalıştı işte beni bu sayede.

   Ailem, anneannemler tam bir dert abidesi olmuş durumunda. Hal böyle olunca pozitifliğe dair hiçbir şey taşıyamıyorum. Geçen ay anneannemin kız kardeşi vefat etti. Sevdiğim birisiydi ama öldüğünü duyduğumda ağlayamadım. Kendimi çok suçlu hissettim. İnsan, sevdiği birinin ölümüne nasıl ağlayamazdı? Ben giderek taş kalpli birine mi dönüşüyordum yoksa? En son 2013 yılında iş yerinde Maviş ile konuşurken ağlamıştım. O akşam normal olarak kitabevinde takılıyoruz. Birden nişanlanacağını söyledi. Maviş'in babası vefat etmişti. Bende bu durumu hatırlatıp birdenbire ağlamaya başladım. Ağlamayı durduramayınca arkadaki ofise gittim. O akşamı hiç unutamıyorum. Sinirlerim mi bozulmuştu bilmiyorum ama ilk defa o kadar ağlamıştım. 
   Maviş ''Benim için ağlama ben senin gibi çok ağladım. Sonunda alıştım acıma. Hadi ağlama kuzum'' deyip beni teselli edişini hala unutamıyorum. O günden sonra ağlayamadım. Bir şey ağlamamı engelledi sanırım. Gözlerim sulanıyor ama ağlayamıyorum hiçbir şekilde. Halbuki azıcık gözyaşı döksem rahatlayacağım, biliyorum. İnsanın etrafında sarılıp ağlayabileceği bir dostu olmayınca ağlayamamak daha da zor oluyor. Öyle bir aileye sahibim ki sevgiden uzak yaşıyorlar. Hiçbiri sevgi görmediği için başkasını sevemiyor. Annem beni sevdiğini söylüyor ama en ufak bir tartışmada gerçek yüzünü ortaya çıkarıyor. Ona duyduğum sevgi yok oluyor. Ailemi sevemiyorum artık. Olsa da olur olmasa da olur kafasında yaşadım yıllardır. En ufak bir tartışmada bile kalbimi kırabilecek kadar gaddar olabiliyorlar.
  Kendimi bu girdaptan kurtarmak istiyorum. Gerçek mutlu bir hayatı hak ediyorum. Rüyamda hep eski işimde çalıştığımı görüyorum. Bu neyin işareti bilmiyorum. Yaşadıklarım bende travma etkisi yaratıyor sanırım. Aşağılanma, dışlanma ve daha birçok şeyi yaşadım çalıştığım senelerde. İşe ilk başladığım heyecanım yok oldu. İşten çıkarken bir mahkumun hapishaneden çıkması gibi hafiflemiştim. Stresle geçen günlerim sona ermişti. Birazcık olsun nefes alabilmiştim.
  Çok sevdiğim bir filmi bir arkadaşıma anlatırken onun umursamaz bakışlarını gördüğümde hevesim kaçıyor. Star Wars serisini anlatmaya çalışıyorum mesela hiç oralı olmuyor Özge. Yada bir animeden bahsedince sevmediğini söyleyip konuşmayı kesip atıyor. Etrafımda beni düşünen gerçek anlamda bir arkadaşım bile yok. Bir okuyucum önceki yazımda bir yorum yazmış. Tuvalete gittiği anda arkadaşları fotoğraf çekmiş bir sürü. Ne hissettiysem aynısını yaşamış. Bizimkiler onu benim yanımda yapıyor biliyor musun. 6 kişilik bir arkadaş grubu fotoğraf çektirirken istemeye istemeye ''Hadi kamereya bak lan'' diyor. İstenmediğimi o kadar çok hissediyorum ki. Rita böyle yapmaz. Çünkü doğru olmadığını bilir. Beni anlayan nadir insanlardandı o. Şimdi ondan böyle uzak kalmak üzüyor beni. Yani üzüntümü paylaşabileceğim biriydi. Gerçek dostluklar birbirini dinlemekle oluşur. Biz birbirimizi dinliyorduk. Şimdiyse kuru bir konuşma var aramızda.
    Benimle fotoğraf çektirmek istemiyorlar çünkü çirkinim. Fotoğraflarda iyi çıkamıyorum. Kendimi sevemiyorum. Aynaya bakamıyorum. Telefonla konuşurken sesimi duymaktan nefret ediyorum. Sesimi duymak kendimden uzaklaştırıyor beni. Evet, özgüven sorunum var. Bu yüzden içine kapanık biriyim. Sadece bunu kabul etmek zor biraz. Özgüvenle alakalı kitap okudum ama pratiğe dökmedikten sonra bir işe yaramıyor o bilgiler.  Bunu yaşayarak aşmanın yollarını arıyorum. Tek başıma sinemaya gitmiştim Temmuz ayında mesela. Tek başıma yemek yemek eskisi kadar üzmüyor beni. Sanırım bazı şeylere alışıyorum.
  Mutlu aile tablolarını görünce üzülüyorum. Çünkü hiçbir zaman sahip olamayacağım bir tablo. Evladıyla ilgilenen bir baba bana ütopya gibi geliyor çoğu zaman. Mutsuz olduğumda moralim yerine gelsin diye Glee izliyorum. Oradaki arkadaşlık sevgisini görmek kendimi iyi hissettiriyor. Artık o bile işe yaramıyor. Babam geçen sene bana kıyafet aldıktan bir süre sonra surat asmıştı. Annemin parayla olan takıntısı hiçbir zaman geçmiyor. 
    Geçen gün aklıma kardeşlik mevzusu takıldı. Bir insanın kardeşi olmasının nasıl bir şey olduğunu düşündüm. Annemler 7 kardeş. Onların birbirini kollaması, birbirine destek vermesi o kadar güzel ki bazen kardeşim olsa keşke demiştim. Tabii hayırsız, sevilmeyen kardeşler de var ama ben sevilen kardeşlerden bahsediyorum. Hoş, bu zamanda o kardeş sevgisi bile kalmadı insanlarda. Yine de insanın kardeşi olması, onunla bir şeylerini paylaşması güzel bir şey. Bir derdin olduğunda sana ilk akıl veren birisi kardeşin oluyor.Hal böyle olunca sıkıntı mıkıntı kalmıyor. 
   Ben hayatı kocaman bir kabus olarak görüyorum artık. Bitmek bilmeyen 3. sınıf japon korku filmi gibi uzadıkça uzayan bir kabus. Öyle ki her nefes aldığında ciğerlerine kadar mutsuz olduğunu hissediyorsun. Dünyanın en güzel filmini de izlesen mutsuz olduğunda o filmden gram keyif alamıyorsun. Şu hayatta önemli olan şey iç huzuru bulabilmekte. Mutlu insanların çoğu huzurlu insanlardır. Çünkü huzur mutluluğu da beraberinde getirir. Bir köpeğe yemek vermek beni mutlu ediyor ama bu içimdeki sıkıntıları yok etmeye yetmiyor. Düşün, 2013'ten beri ağlayamayan biriyim. Kim bilr içimde ne kadar acı birikmiştir.
  Artık o'nu rüyamda görüyorum. Kabus gördüğüm zamanlar da oluyor tabii. Ama o'nu gördüğümde daha keyifli uyanıyorum. 8 aydır konuşmuyoruz. Artık hafızalarda birer anı olarak kalacağız. Bundan eminim. En ufak bir umudum yok geleceğe dair. Çünkü hiçbir şeye yetemiyorum. Kendime bile yetemiyorum. Oysa tek istediğim sevilmekti. Onu bile bana çok gördü insanlar.
Bu da şarkımız olsun.

You Might Also Like

1 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Ailede sevgi gerçekten çok önemli. Seni anlıyorum. Annemin bazen beni önemsemediği zamanlar içim çok acıyor mesela ama uzun sürmüyor. Nasıl yaparsın bilmiyorum ama o evden kendini ayırmalısın. Bir de öyle denersin. Belki o zaman daha mutlu olursun. Sonuçta her insan ailesiyle mutlu bir şekilde hayatının sonuna kadar yaşayamıyor.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe