Anılar silgiyle silinmiyormuş

Cumartesi, Ekim 24, 2015

 Günlerdir üzerimde ölü toprağı varmış gibi hissediyorum. Kolumu kaldıracak halim yok sanki. Mevsim değişikliğinden midir bilmiyorum ama çok berbat bir durum. Yine de toparlanma gücünü kendimde bulabiliyorum. Zaten o gücü kendimde bulmasam şu an bu günlere gelemezdim herhalde. 
  Birkaç gündür yolda yürürken insanları sürekli tanıdığım birilerine benzetiyorum. Bu ''Acaba o mu? Yok ya onun saçı öyle değildi'' soruları kafamda cirit atarken bir yandan da yürümeye devam ediyorum tabii. Sanırım eskiye dair şeyler özlediğim için böyle şeylerle karşılaşıyorum. Eski arkadaşlıklar, eski gülümsemeler, eski fotoğraflar.. Her şey geçmişte kalıyor. Eskisi gibi şişman ama az mutsuz olduğum yılları özlüyorum. Kilomda problemim yok tabii. Sadece insanlar zayıflamışsın dediğinde kendi yıkımımı bir kez daha hatırlatıyorlar bana. Depresyonun yan etkilerinden biri aslında bu. Çünkü üzüldüğün şey kafanı o kadar meşgul ediyor ki yemek yemek aklının ucundan geçmiyor. Bu durumu 2013'te sık sık yaşadım. Çünkü o yıl benim için cehennem azabı gibi yıldı. Şimdilerde kilom yerinde, ne kilo alıyorum ne kilo veriyorum. Sadece 75 kilo olduğum o lise yıllarını özlüyorum. Kantinden en sevdiğim yemeği alıp öğle tenefüsünde iştahla yediğim yıllar. Cam kenarında oturur bahçede keyifle dolaşan insanlara bakardım. O zaman da mutsuzdum tabii. Sıra arkadaşlarımla az konuşurdum. Sessizce yemek yer, zamanın hızlı geçmesini beklerdim. Bir erkeğe göre kızlara iyi davranıyordum. Kızlar bazen bu durumu yadırgardı. Belki de iyi davrandığım için kolay biri sanıldım onların gözünde. Geriye dönüp baktığımda artık o yıllara dönmek bile istemediğimi fark ettim. Bazı hisleri özlüyorum sadece. Oradaki insanları değil. Birkaç arkadaşımı sadece. Bulunduğum hiçbir yerde huzurlu olamadım bu zamana kadar. Ne ilkokulda ne lisede ne üniversitede. Hiç rahat davranamadım. Rahat davrandığımda sert bakışlar üzerime üzerime geldi, kaçamadım hiçbirinden. 
   Televizyon dizilerinde grupça takılan arkadaşlara çok özenirdim. Hayatımın diziler gibi olmadığını ve olamayacağını sonradan anladım. Gerçek hayatta insanlar sadece belli bir süre yanında oluyorlar, sonrasında yine yalnız kalıyorsun. Lisede diplomamı aldığımda sınıfımdaki çoğu insanın yüzüne bakmadım mesela. Çünkü yüzlerine bakacak kadar değerli değiller. Eğitim hayatım boyunca arkadaş ortamı olarak bir türlü istediğim gibi bir şey bulamadım. Hep inek bir öğrenci olarak hafızalarda kaldım. Lisede şarkı söylemeye çalışan, sürekli yemek yiyerek mutlu olmaya çalışan, arkadaşlarıyla fotoğraf çektirmek isteyen fakat çektiremeyen, kendi dünyasına hapsolmuş inek biriydim. Şimdilerde içine kapanık, insanlardan bir şey beklememeyi öğrenmeye çalışan, mutsuz bir ineğim. 
  Geçen gün okuldayken birden aklıma Bukionka geldi. Yemek yedikten sonra onu aradım. Okulun bahçesindeki banka oturup dakikalarca onunla konuştum. Etrafımda çimlere oturup sohbet eden bir sürü insan vardı ama onlara aldırış etmedim. Hatta bir grup doğum günü kutluyordu neşeyle. Böyle bir manzarayı gördüğüm için üzülmem gerekiyordu normalde ama o an üzülmedim. Birazcık hayıflandım sadece sonra gerisi gelmedi. Bukionka ile konuşmak benim için daha değerliydi o an. 1.30 saate yakın havadan sudan konuştuk. Onunla konuşmak çok iyi gelmişti bana. Depresyonumu en iyi arkadaşlarımdan biriyle konuşarak düzeltmeye çalışıyordum sadece. Sabahattin Ali ''Bir insana bir insan elbette yeterdi.'' diyor bir kitabında. Gerçekten de bir insana bir insan yetiyor. Önemli olan o doğru insanı bulabilmek. Bukionka benim için gerçek bir dost ya. Onunla telefonda konuştuktan sonra eve huzurla gittim. 
   Yol boyunca derisi soyulan parmaklarımla uğraştım. Sabah dinlediğim şarkıları yine dinledim metroda. Gözlerim her zaman olduğu gibi boşluğa takılmıştı. Metro koridorlarında Placebo dinlemekten hiç vazgeçmeyeceğim sanırım. Bu aralar Nisbi'yi çok özlüyorum. Bana ''Boşver ya, bizim birbirimizden başka kimseye ihtiyacımız yok'' deyişini, okulun kütüphanesinden bir sürü film almayı, bana mutsuz aile ortamını anlatmasını özledim. Geçen sene yazın banyoda traş olurken telefondan bana ses kaydı atmıştı whatsapp'tan. Eski okulumda neler olduğuna dair şeyler anlatıyordu işte. Sakal traşı olurken onun sesini dinleyip aynaya bakmak bana huzur vermişti. Şimdilerde Nisbi, sadece bir anı olarak kaldı hafızamda. Unutulması gereken bir anı. Ama anılar öyle kolay silinmiyor işte. Son zamanlarda ne yapıyorsun diye sorarsan, vaktimin çoğunu düşünerek geçiriyorum. Düşünceli halim oradan geliyor demek ki. Sürekli geçmişte yaşadıklarımı şimdiki yaşadıklarımla karşılaştırıyorum.  
   Okuldan bahsedeyim biraz. Gudubet arkadaş grubumla yollarımı ayırdığımdan beri daha sakin bir hayatım oldu. İlk geldiğim gün gibi sessizlik hakim etrafımda. Kafam daha rahat ama Arap Faik'le sohbet etmeyi özlüyorum. Yollarımızı ayırdığımızdan beri konuşmuyoruz. Demek ki onların gözünde çabuk unutulan biriyim. İnsan ''Vişne dur böyle yapma, konuşarak çözelim bu işi küsmek bi işe yaramaz'' der ama nerdee! Demek ki fazla önem vermemek gerekiyor böylelerine. Geçen gün Minik, konuşmadığım halde bana ders hakkında mesaj attı, cevaplamadım. O kıymetli arkadaşlarıyla yanımdan öyle beni tanımıyormuş gibi geçmesini iyi biliyor ama. Bu beni kötü biri yapmaz. Çünkü Minik, bu olaylara dahil değildi benimle konuşmasını sürdürebilirdi ama yapmadı. Çünkü onların aklına uymayı tercih etti. Açıkçası artık umrumda değil hiçbiri. Ders aralarında bazen göz göze geliyorum onlarla ama başımı çevirip dersi dinlemeye devam ediyorum. Bu olay bana, arkadaşlığın bir kez daha geçici olduğunu hatırlattı. Bazı arkadaşlıkla daha uzun sürüyor tabii. Üniversitede öyle herkesle yıllarca konuşmuyorsunuz. Kaç kişi ilkokul arkadaşlarıyla hala konuşuyor mesela? 4-5 kişi vardır en fazla. Geçici dememin sebebi bundan dolayı. Demek ki her insana arkadaş potansiyeli olarak bakmamak gerekiyormuş. Yaşanılan her şeyin bir sebebi var. Ben buna inanıyorum. Ve insanın yaşadığı her olay ona iyi ya da kötü bir şeyler öğretiyor.
   Geçen gün fakültede bir sürü güvenlik görevlileri gelmiş. Önemli birilerinin geldiğini anladım şak diye. Okula tam girerken güvenlik görevlisi kimliğimi sordu. Önümde giden çocuğa kimliğini sormadı. Bende bu duruma haliyle sinirlendim. Kimliğimi gösterirken ''Neden önümdeki öğrenciye kimliğini sormuyorsunuz?'' diye çemkirdim. O gerizekalı da ''O çıkıyordu'' gibi saçma sapan bir şey söyledi. Ben de '' İşinizi düzgün yapmayı bir türlü öğrenemediniz.'' diye söylene söylene okula girdim. Böyle şeyler beni çok geriyor. Olay kimlik gösterilmesi ya da gösterilmemesi değil olay eşit şekilde davranılmaması. Bir şey uygulanacaksa herkese eşit şekilde yapılmalı. Ben sinirlenince Street Fighter'daki Blanka kadar sinirli oluyorum. Çok başka bir hal alıyorum yani. O sinirle boş sınıfa girip sıraya tekme attım. Çünkü çok sinir oldum ve bunun acısını bir şekilde çıkarmalıydım. Sonra sınıfın pencerelerini sinirle tek tek açtım. Sinir harbiyle açtığım bir pencerenin birini yerinden çıkardım sanırım. Sinirimden ne yaptığımı hatırlamıyorum zaten. Halbuki o günüm çok güzel başlamıştı. Böyle gerizekalı insanlar yüzünden bir anda heba olmasından nefret ediyorum. 
   Tek başıma sergiye gittim uzun bir aradan sonra. Güzel bir sergiydi aslında ama yanımda Rita'nın olmasını isterdim. Onunla böyle sanat eserlerini yorumlamak çok keyifli oluyor. Zaten bana bu sergiyi o tavsiye etmişti. Ardından geçen yazılarımda bahsettiğim okuldaki kız arkadaşımla buluştum. Sevgilisi geldikten sonra çorba içmeye gittik. O gün biraz hasta olduğu için fazla konuşamadık. Ben tabii ebeveyn içgüdüsüyle hastalığını çözmeye çalışıyordum. O an fark ettim ki ben arkadaşlarıma ebeveyn içgüdüsüyle yaklaşıyormuşum hep. Yani o kadar çok çözmeye çalışmasam bu durum kendini hiç belli etmeyecek. Belki de insanlar bu yüzden sıkılıyordur benden, bilemiyorum. Bu özellik Rita'da var mesela ve onun böyle beni önemsediğini bilmek beni sevindiriyor. Galiba insanları fazla önemsiyorum ve bu fazla sağlıklı bir şey değil. Belki de bu yüzden kaybediyorumdur, bilemiyorum Altan bilemiyorum. Şu an istiklal caddesinde, bir akşamüstü sevdiğim insanın elini tutup huzurla yürümek için her şeyimi verirdim. Hislerime bu kadar bağlı yaşamam iyi bir şey değil. Hayat hislere göre şekillenmiyor, çoğu zaman mantıkla şekilleniyor bence. Ama his olmadan da yaşanmıyor.
   Perşembe günü Ara Güler için düzenlenen konferansa gittim. Hep görmek istediğim şahane bir fotoğrafçıyı sonunda gördüm. Unutulmaz bir andı benim için. Fotoğrafçılar onu dakikalarca fotoğrafladı. Ara Cafe'de onun fotoğraflarından oluşan bir kitaba bakarken büyülenmiştim zaten. Çok ama çok güzel fotoğrafları var inan bana. Eğer bir gün çok param olursa o büyük kitaplardan kesinlikle alacağım. Konferans güzel geçti ama ben üzerimdeki o çekingenliği atamadım. Tek başıma bir şeyler yapma fikrine yeni yeni alışıyorum. Yanımda Faik olsaydı belki de daha çok keyif alacaktım. İnsan böyle zamanlarda ona eşlik edecek bir arkadaşı olsun istiyor. Çevremde Ara Güler'i tanıyan çok az insan var ya. Böyle etkinliklere daha çok katılacağım için kendimi bu duruma alıştırmam lazım. Hem hayat yalnızlıktan ibaret biliyorsun. Bu arada önceki yazımda Spoty için kötü bir şey söylemedim, söylemem de. Çünkü onun arkadaşlığını çok ama çok seviyorum. Onu üzecek ya da kıracak bir şey yapmam. Tıpkı Melodram gibi, tıpkı Mia Wallace gibi, tıpkı Güven Turan gibi ve daha sayamadığım nice Blog yazarı kadar değerli benim için. Bu yanlış anlaşılmayı düzeltmek istedim. Ya ne çok yazmışım yine bak. Gidip kitap okuyayım bari. Bi ara uğrarım yine buralara. Hadi kalın sağlıcakla yavru ceylanlarım
Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran.

You Might Also Like

4 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Vişne, biraz eleştirel yaklaşacağım... Ama en başta şunu da belirteyim, bu yazdıklarım yalnızca sana yönelik bir eleştiri değil, aynı zamanda benim öz eleştirim de çünkü biliyorsun az çok benim neler yaşadığımı da. Çok benzer noktalarımız var. Bence senin en büyük sorunlarından biri anın tadını çıkaramayışın. Gerçekten. Yani, sen yalnız başına bir bankta oturuyorsun, birileri arkadaşlarıyla doğum günü kutluyor ve neden senin buna biraz hayıflanman gereksin? Onlara bakıp gülebilirsin, onların neşesine bakıp neşelenebilirsin. Buruk hissetmek zorunda değilsin ki.

    Lisedeyken doktorum bana, insanların gündeminden zaman zaman düştüğümüzü ve bunun da olağan olduğunu söylemişti. Bak Schopenhauer de -bana kalırsa- aşk da bir ana ait demiş. O tam öyle dememiş ama bence öyle demiş :D Neyse. İzleyici etiği dersi alıyorum biliyorsun. Derslerin birinde izlediklerimizden ve okuduklarımızdan şu öz cümleyi çıkardık bak: sonsuz isteme! İşte biz sonsuz isteyip durduğumuz için ve hiçbir şeyi kabullenemediğimiz için bu kadar mutsuzuz.

    Evet, insanlar birbirinin gündeminden düşer. Biri hayatına girer, sonra çıkar, sonra yollar bir yerde belki tekrar kesişir. Bunlar olur. Birinin sonsuza dek bizim yanımızda olmasını istemeyi bırakmalıyız. Evet aşklar bitebilir, sonsuz aşkı aramayı bırakmalıyız belki. Ya da içinde bulunduğumuz anı, sonsuzluk istemiyle lekelemeyi bırakmalıyız. Çünkü Vişne, bu insan yarın yanımda olacak mı kaygısı, o insanın yanında olduğu bu günü çok zedeleyen bir şey, bunu çok yaşıyorum. Sen de gündeminden uzaklaşan arkadaşların konusunda umutsuz ve keskin olma bence.

    Bir zamanlar "birilerinin beni parçalanana kadar sevmesini istiyorum ama ben bunu yapabilir miyim?" diye sormuştum kendime. Kendi açımızdan bakınca evet çok emek sarfeden, evet çok düşünceli, çok hassas insanlar olabiliriz ama bu karşı tarafca böyle algılanmıyor olabilir. Onun beklentileri farklı olabilir vs vs. Yani x kişisi ilgimi haketmiyormuş, y kişisi sevgime layık değilmiş diye kestirip atma. Birilerini sevmekte zorlandığımda -ki genelde zorlanırım- şu cümleyi düşünüyorum hep, kitapta mı okudum filmde mi gördüm bilmiyorum: Bütün kötücül yaratıklar yalnızca sevgiye muhtaçtır o kadar.

    Böyle şeyler işte.

    YanıtlaSil
  2. Silmen gerekmez karala gitsin.

    YanıtlaSil
  3. başlık ne güzel..

    vişnem!!

    canım.. yazıyı öyle bi yazmışsın ki
    resmen seninle lise sıralarına gittim elimde yemeğim camdan insanları izlerken yerkenki halim sanki.

    placebo dinlemekten vazgeçme!

    YanıtlaSil
  4. Kizdin mi yoksa bize sadece minik bir noktaydi yoksa iyi niyetinin farkindaydim bende hop spoty mi o derken. Kizmazsan bir iki sey daha zirvalayip gidicem soz. Gunumuzde senin kadar inca dusunen oaylati derin iliskileri derin yasayan insan yok. Daha yuzeyseliz. O yuzden bence insanlara deger vermek icin kendini zorlama. Sende girdugum bir insana inanip guvenince kelimenin anlamini gercekten gerceklestirmen. hala yeni insanlarla tanisman gerekirsr bunu rastgele yapip duvarlarinikirman.
    Ilk okuldan beri uc arkadasimla cok sık gorusuyorum kisseden uc universteden uc sen yazinca fark ettim bunye bende ucten fazlasini kabullenemiyor :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe