Ben burada yaşama uğraşı veriyorum. Ya siz?

Cuma, Aralık 18, 2015

  Duygularımı kontrol edemiyorum artık. Günlerdir barut fıçısı gibi ortalıkta dolaşıyorum. Çevreme karşı, kendime karşı ve hayata karşı oldukça öfke doluyum. Ulan diyorum bunca insan bir şekilde hayata tutunuyorken ben nasıl böyle tutunamıyorum anlamıyorum. Geçen hafta biraz daha iyiydi moralim aslında ama bazı zamanlarda gittikçe kötüleşiyor ve bunu engelleyemiyorum. Duygu durum bozukluğum da olabilir bilemiyorum ama tek bildiğim bunun çok zor bir durum olduğu. 
  Geçen hafta gitmediğim bir dersin telafisine gittim. Sınıf tam tahmin ettiğim gibi boştu. Ondan önceki hafta bu derse gitmek için yatakta kıvrandım resmen. Telefonun alarmı beni deli edercesine çalıyor, susturmuyorum. Her öğrenci gibi ben de sabahları ''Okula gitmesem mi yaa'' ikilemi yaşıyorum. Bir tarafım okula gitmemi söylüyor, diğer tarafım yatıp uyumam gerektiğini söylüyor. Hal böyle olunca düşüncelerim sabah sabah beni deliye çevirdi. Annem kahvaltı için beni çağırdığında henüz bu ikilemi kafamda tartışıyordum. Derse gitmeyeceğimi çok da önemli olmadığını söyledim. Benim için hazırladığı kahvaltıyı kendisi yedi bir güzel. Ben de birkaç saat sonra uyanıp kahvaltımı edip oyalandım bütün gün.
  Bu aralar uyku problemi yaşıyorum. Ne kadar geç yatarsam yatayım hep öğlen uyanıyorum. Bazen sabah erken uyanıyorum, akşama bir bakıyorum pili bitmiş Furby gibi gözlerim açılıp kapanıyor. Bu uyku düzenimi bir türlü sağlayamadım nedense. Uyumak beni düşüncelerimden uzaklaştırıyor. Hem öyle aşırı meşgul biri de değilim artık. Bu kayıtsızlık hali bünyeme işlemiş anlaşılan.
  Önceki hafta ektiğim bu dersin telafisine geçen hafta gittim anlayacağın. Sınıftan iyi anlaştığım bir kızın yanına gidip sohbet ettim. Sınıfta dört kişi vardı benimle birlikte. Birlikte konuştuk bir süre, sonra sınıfa gelenler de konuşmaya dahil oldu. Böyle güzel bir his geldi içime, dedim ki kendime bak her şey kendiliğinden gelişiyor, boşuna yırtma bir tarafını. Bir film hakkında arkadaşıma bir şeyler söylerken başka sıradaki bir kız film hakkında konuştuğumu anladı ve konuya dahil oldu. Ben bu kıza sinsi Debbie diyeyim. Biz sinsi Debbie ile o gün bu film hakkında epey konuştuk. Beni sınıfta hiç görmemişmiş. Yalana bak be. Ulan benim ön sıramda daha geçen hafta oturdun nasıl görmezsin! Ya var ya bunların alayı yalancı yemin ediyorum. Bariz yalan söyledi anlayacağın. Defalarca gördük birbirimizi ama nedense bana o gün ''Seni sınıfta hiç görmedim ya'' dedi. Birlikte yemek yiyip konuştuk havadan sudan. Sınıfta iyi anlaştığım kıza da Sırma diyeyim hadi. 
   Ben lakap takma konusunda çok yeteneksizim ya. Çünkü lakap takmayı ya da bana lakap takılmasından nefret ederim. İsim vermediğim için böyle lakap kullanıyorum maalesef. Neyse konumuza geri dönelim. Yemek yedikten sonra diğer derse girdik. Ders başlamadan önce filmler hakkında konuşmaya devam ettik. Debbie'nin arkadaşları da katıldı film sohbetlerine. Bi tane esmer kız var, ona Amelie diyeyim. Amelie'nin samimiyetini sevdim diyebilirim. İyi biri gibi geldi bana. O gün ders çıkışında da hep birlikte pizza yedik. Birkaç dilim pizza yiyerek sohbetlere katıldım işte. Güzel bir ortamdı benim için. Okul hayatımda geçirdiğim en verimli saatlerden biriydi. Amelie ile iyi bir uyum yakaladık diyebilirim. Nedense o da beni sınıfta hiç görmemiş. Halbuki karşılaşıyorduk yani ama dikkat etmemiş. Of acaba ben görünmez falan mıyım acaba ya. Neden insanlar beni görmüyor ya da ismimi bilmiyor anlamıyorum. En sonunda alnıma kocaman harflerle isimi yazıcam o olacak ha. Sinir oluyorum biri ismimi unutunca. 
   Onlarla yemek yedikten sonra tiyatroya gittim. Bu haftanın tamamı tiyatroda geçti neredeyse. Toplamda 5 oyun izledim. Bu oyunlara yer bulmak çok zor oldu. Çok keyifli aslında tiyatroya gitmek. Ben tiyatroda kendimi iyi hissediyorum. Sahnedeki o duygu dolu anlara şahit olmak bana göre çok büyüleyici. Oyunların sonunda dakikalarca alkışlamak bir hayli yorucu olsa da güzel bir faaliyet bana göre. Kendimi bir şekilde oyalamaya çalışıyorum anlayacağın. Tek başıma tiyatroya gitmeyi sevmiyorum itiraf etmem gerekirse. Bazıları bunu ödül olarak görüyor hatta keyif alıyor ama ben alamıyorum. Herkes sevgilisiyle, arkadaşıyla, kankasıyla, kız grubuyla gelirken ben öyle tek başıma gidiyorum. İnsan yanında böyle anlaşabildiği biri olsun istiyor bazen. Ben hayatım boyunca yalnız kaldım ve inan bana bu hiç iyi bir şey değil. Günde konuştuğum insan sayısı 3-5 civarında. Telefonda sadece işi düşenler mesaj atıyor. Alıştım artık bu duruma ya. Eskisi gibi gözüm telefonda değil artık. Eskiden ondan mesaj almak için arada telefona bakardım ama hiç mesaj atmazdı. Galiba o da hayatımdan çıktı. Ben artık ne hissedeceğimi bilmiyorum. 
   Tiyatro oyunlarından en çok Antabus oyununu sevdim. Nihal Yalçın'a bayılıyorum. Hem şahane bir insan hem de çok kaliteli bir oyuncu. Ya nasıl güzel oynamış oyunu görmen lazım. Bu oyuna bilet almak için çok uğraştım ama uğraşlarıma değdi. Çok mutlu oldum onu sahnede izlediğime. Oyun sırasında şarkı söylerken, ağlayarak sahnede koşarken onu bir kez daha sevdim. Nasıl da yetenekli ya inanamadım. Keşke konuşabilseydim ya da sarılabilseydim. İzlediğim tiyatro oyunları hakkında yazmayı düşünüyorum. İzlediğim 5 oyundan ikisini beğenmedim. Onun dışındakiler çok güzeldi.  
    Antabus beni çok etkiledi. Geçen gün izlediğim halde hala etkisinden çıkamadım. Eğer denk gelirsen mutlaka izle. Gönül isterdi ki bu oyunlara eşlik edecek biri olsun. Ben normalde çok konuşkan biriyim biliyorsun ama bunu belli etmem sevmediğim insanların yanında. Sınıfta fazla konuşmam mesela çünkü sevmediğim bir sürü insan var. Sınıfı pek fazla sevmiyorum. Birkaç insanı seviyor gibiyim sadece. Kimseyi o kadar çok sevemiyorum artık. Beni o kadar sevgisiz bıraktılar ki kendimi bile sevemez oldum.
   Ya sana asıl olayı söylemeyi unuttum. Geçen gün İstiklal'de öyle mutsuz mutsuz gezerken karşıma Mine Söğüt çıktı. Onu görmeden önce de içimden allahla konuşuyordum. Allahım nolur bir mucize olsun ya, artık yürütemiyorum bu hayatı diye içimden konuşurken birden karşıma rastalı, sürme gözlü Mine Söğüt çıktı. Ben hayatımda böyle bir şok yaşamadım. En sevdiğim yazarlardan biri karşımda durup beni dinliyor. Nasıl da mütevazi birisi. Deli Kadın Hikayeleri kitabını çok sevdiğimi söyledim. Olağanüstü bir hayal dünyası var kadının. Bu yüzden onunla orada konuşmak bile mutlu etti beni. Konuşurken heyecanlandım tabii fazlasıyla. Utanmasam sarılacaktım ha. O gözler.. O sürmeli yeşil gözler beni çok etkiledi. Nasıl da güzel bakıyor. Bir insan bakışıyla çok şey anlatır derler ya hani onunki de o hesap valla. Hayatımın ikinci mucizesini yaşamıştım o gün. Birinci mucize ise sevdiceği fast food dükkanında gördüğüm andı. Bir daha da göremedim onu zaten.
   Blog yazmayı niye seviyorum biliyor musun? Çünkü beni kayıtsız şartsız seven, dinleyen, her zaman yanımda olan biri olarak görüyorum blogu. Burada bir şeyler anlatmayı, üzüntümü, sevincimi paylaşmayı seviyorum. Mine söğüt ile kısa konuşmam hayata biraz daha katlanmamı sağladı. Dün ve ondan önceki gün çok sinirliydim mesela. Katlanamıyorum artık çoğu şeye. Bu kadar katlanılmaz bir hayatım olduğu için kızıyorum kendime bazen. Hayır yani böyle olmak zorun da mı? Yemekhanede yemek yerken kendimi robot gibi hissediyorum. Yemek yiyen insanlara bakıp onları tanımaya çalışıyorum. Karşımdaki sandalye bomboş. Neden boş? Neden karşımda izlediği ya da okuduğu kitabı anlatan biri yok? Hadi onu geçtim neden bana gülümseyen bir allahın kulu yok? Cümle kuramayacak kadar yorgun oluyorum bazen. İnsanlar işaretlerle çok rahat anlaşabiliyormuş. Tuz isteyen olursa başımı sallıyorum tuzu hemen alıyor. Ne kadar basit dimi. Kelimelerim tükenmiş gibi hissediyorum. Oysa ben konuşmayı çok severim. En azından sevdiğim insanlarla bir arada olunca konuşurum. Ama sevdiğim insan nerede? Yok. Hepsi bir telefonun ya da bir monitörün içinde. Onları görmek, gülümsemek istiyorum.
   Bukionka beni engelledi telefondan. Düşünsene yıllardır arkadaşın boktan bir sebeple seni telefondan engelliyor. O gün çok kötüydüm kimseye de mesaj atamıyorum üzüntüden. Bi tek halimden o anlar dedim mesaj attım. Ona ''Çok mutsuzum, babam sinema bileti almamı gönülsüzce söyledi'' gibisinden mesaj attım. Bi baktım fotoğrafı, durumu her şeyi gitti birdenbire. Ben nasıl üzüldüm anlatamam. Sanki karnıma art arda bıçak saplanmış gibiydi hissettiğim. O gün tiyatro oyununa daha çok vakit olduğu için sinemaya gideyim dedim. Babamın kartıyla bileti alırım diye düşündüm. Babamı aradım, bilet almak istediğimi söyledim yüzüme kapattı. Sonra tekrar aradım, gönülsüz konuştu. Sesinden bariz belliydi bu. Bende o gün onun kartıyla hiçbir şey almadım. Sinema biletini kendi paramla aldım zor bela. Annemin verdiği parayla yemek yedim. Çok dokunuyor artık böyle şeyler. Bu yüzden Bukionka'ya mesaj attım üzüntüm hafiflesin diye ama üzüntüm daha da arttı. Onun yaptığı beni çok üzdü. 
   Ne üzüntümü ne de sevincimi paylaşabileceğim biri var çevremde. Mine Söğüt sevincimi bile iki arkadaşıma anlattım. 2! Allahtan o insanlar var yanımda. Bu arada sinsi Debbie'yi sevemedim. Metroda bana yukardan bakışından hoşlanmadım. İnsanların benden tiksindiği zamanları çok net anlıyorum. Bakışları onları ele veriyor çünkü. Debbie de bana bakarken öyle bir bakış yakaladım. Bu insanlarla doğru düzgün iletişim kurulmuyor, gerçekten. Hindu ve arkadaşları benim içinde olmadığım başka whatsapp grubu kurmuşlar. Ben istenilmeyen biri olmayı ne zaman hak ettim inan hiç hatırlamıyorum.
   Tiyatro oyunu seyrederken sahnede olmak istediğimi düşündüm. Spot ışığının altında monolog yapmayı, o ışığın altında ağlayacak kadar duygulanmayı, bir şeyler anlatmayı çok isterdim. Ne zaman bu hayale kapılsam tüylerim diken diken oluyor. Sığınak adlı hikayemin tiyatro oyununda oynadığımı düşünüyorum bazen yolculuk ederken. Spot ışığında, herkesin beni izlediği o sessiz ortamda bir şeyler söyleyebilmeyi ne çok isterdim.
Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran  

You Might Also Like

12 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Ya çok uzun yazmışım sanırım, bir kerede gönderemedim yorumu. Posta posta göndereceğim, kusura bakma. :<

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Oww! Blogumda bu kadar uzun yorum okumayalı epey oldu ya :D Yorumuna sağlık JD :>

      Sil
  2. Tek başıma büyüdüm ben. Öyle sokak çocuğu hayatım da olmadı hiç. O yüzden yalnızlığa çok alışıktım. Ama okul hayatım boyunca hep bir şekilde "popüler çocuk" oldum. Bunun sebebini hâlâ bile tam kestiremiyorum. Yine de lisede özellikle "etrafımdaki onca insana rağmen neden bu kdar yalnız hissediyorum" hissiyatımdan asla kurtulamadım. Ama dedim ya, alışkanlık olmuş artık, yalnız başıma bir şeyler yapmaktan aşırı keyif alıyorum zaman zaman. Jüri sonrası okuldan Taksim'e geçip üç gün uykusuzluğun üstüne yalnız başıma içtiğim bir gün bir barda iki saat kadar uyuyakalmışlığım var. Barmen ben uyanmayınca telaşlanıp gelip uyandırmıştı en sonunda, ben bir bira daha söylemiştim. Tiyatroya, sinemaya ve özellikle konserlere tek başıma gitmeyi de çok seviyorum. Kitabımı alıp bir cafede çay, kahve içmeyi de... Kendimle başbaşa olmak bana çoğu zaman keyif verir oldu demek istedim. Lehime çevirdim yani olayı bir şekilde. Ama insan ara ara ikinci birinin yokluğunu çekmiyor değil. Mesela böyle anlarda hep bir ikinci kişi bulabiliyorum ama eksikliğini hissettiğim şey bu da değilmiş gibi sanki, garip bir his.

    Bu arada, sen söyledin diye dipnot geçmek istiyorum. Duygu durum bozukluğu bende var. Artık inat etmeyi bırakıp doktora giderek geçtiğimiz yaz öğrenmiş oldum ama öncesinde de biliyordum zaten içten içe. Senin de böyle bir şüphen varsa kendini biliyorsun neticede, bipolar olabilirsin hakikaten -ki önceki yazında ben de biraz sezmiştim. Ama emin ol korkulacak ya da büyütülecek bir şey değil. Hatta ben tanı konulduktan sonra inanılmaz rahatladığımı hatırlıyorum. Ama sonra anlattığım insanların "ha delisin yani?" tavırları canıma sıkmıştı. İnsanlara anlatmayı kestim bu yüzden. Neyse, bu konuda konuşmak istersen kapım açık. Ya da herhangi bir konuda tabii.

    Haha, şu mesaj atmasını beklediğin her kimse onunla ilgili kısmı okurken dejavu oldum sanki. Öyle biri benim hayatımda da olmuştu. Üç dört yıl boyunca duymak istediğim şeyler ilişkimizin kesilmesinin üzerinden bir buçuk yıl geçtikten sonra bir mektup olarak elimdeydi ama üzerine bir adres bile yazmamıştı. Ve ben çok uzun zamandır duymak istediğim şeyleri okuyorken tam anlamıyla ne hissedeceğimi bilemiyordum -ki o güne kadar o kadar fazla üzüntüye maruz kalmıştım ki tek istediğim artık hiç olmaktı, hiç varolmamış olmak. Ama sonra hissizlik çok daha ağır geldi. Ve bunun üzerinden çok zaman geçti, gerçekten artık geçmiş hayatımdaki tüm travmaları sindirdim ama bütün bunlar beni çok yordu sanırım. Hiçbir şeyin eskisi kadar heyecanlandıramıyor oluşu çok hüzünlü şu an. Umarım sende de aynı şekilde gelişmez.

    Seninle oyun izlerim ben bu arada. Tiyatro ile ilgili geçmişim de -tabii ki- hüzünlü ama hâlâ daha oyun izlemeyi çok seviyorum çünkü. Ve bence de yazmalısın izlediğin oyunları. Okumak keyifli olacaktır kendi açımdan. Belki ben bile yazmalıyım hatta... Ama bunun için fazla üşengecim şu sıralar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de tek başıma büyüdüm hemen hemen. Yalnızlığa alışkınım bir bakıma ama eskisi gibi bu alışkanlık halini yürütemiyorum. Popüler olmak güzel bir şeydir eminim okul hayatında. Ben de zaman zaman keyif alıyorum ya. Her zaman bu bana keyif vermiyor. Tek başıma içki içtiğimde anlamsız geliyor bana bu faaliyet. Karşılıklı içip sohbet edildiğinde içki içmek daha iyi oluyor bence. O juri epey zorluyor ya insanı. Ne kadar çaba harcarsan harca beğenmeyecek şeyler buluyorlar illa ki. Bence o garip hissin kaynağı asıl istediğin kişinin o olmaması. Sen, kafandaki insanla oturmak istiyor olabilirsin. Ben genelde o garip hissi öyle yorumluyorum. Bipolardan ben de şüpheleniyorum aslında. Shameless sağolsun psikolojik durumumu çok iyi özetledi ya. Teşekkür ederim yardımseverliğin için :> O hissizlik olayını şu sıralar yaşıyorum. Kötü bir şey gerçekten. Bu durumdan kaçamıyor insan galiba ya. Bence sen de yaz gittiğin oyunları. Hem okumuş oluruz sen de tekrar yaşamış olursun izlediklerini yazarken fena mı :)

      Sil
    2. Davulun sesi uzaktan geldiği kadar hoş değil esasen popülerlik konusunda. Şimdi uzun uzadıya anlatmayayım, zaten blogunu mahvettim gibi oldu resmen.

      O garip hissin kaynağı tam olarak söylediğin sanıyorum, evet.

      Karşılıklı içmek bence de daha güzel ama işte canım çok içmek istiyorsa ve o an kimse yoksa kendi başıma takılmaktan da keyif alabiliyorum ben.

      Shameless'ta Ian'ın halini görmek bende de uyanış etkisi yaratmıştı. Benim mani anlarım onun kadar şiddetli olmuyor ama depresif anlar tam olarak aynı. Şu aralar epey iyiyim gerçi. Maşallah diyeyim, niyeyse nazarım çok değiyor lkvcjb

      Sil
  3. Birebir katıldığım bir iki cümlen var yukarıda, insanlarla konuşmakla ilgili. Kopyalayabilsem yapacaktım ama engellemişsin. :< Herneyse, sonuna kadar katılıyorum. Yüzyüze olan iletişim çok önemli bir şey ya. 21. yy zaten yeterince sanal ve sahte. Bir de üzerine aylardır görüşmediğin ve belki senede iki kez görüştüğün sözümona arkadaşın ile whatsapp ya da facebook ya da herhangi bir iletişim aracı üzerinden iletişim kurmaya çabalamak aşırı ahmakça. Eğer o kişiyi hayatında hissediyorsan zaman ayır, görüş. Aynı ortamda, aynı havayı soluyun. Aynı acı kahveyi için ne bileyim. Öylesi daha gerçek. Sözün özü: Sevdiğiniz insanları monitörlere hapsetmeyin ya lütfen. Bana yapsanız ben kırılırdım.

    Baban ne kadar saçma davranmış ya. Of cidden bıktım artık bu iletişimsizlikten de, paranın aile ilişkileri üzerindeki etkisinden de. Ebeveynlik çok zor iş ama daha da zoru böyle ebeveynlerin çocukları olmak. Şu an bile ağlayasım geldi. (Gerçi yazıyı henüz okumayı bitirdiğim için Jay Jay'i şimdi açtım. Onun etkisi de olabilir. Of, bu adamı o kadar çok seviyorum ki uzun uzun öpebilirim.)

    Kendine çok yüklenme. Bir de çok düşünme.

    Ha, bir de son olarak bence sende de farkındalık hastalığı var. Düşünme eğilimi de bu yüzden hep. Ama deliriyorsun ya, cidden deliriyorsun. Gerçi 21. yy metropoliteninde yaşıyoruz, delirmek zaten işten değil.

    Sevgiler bolca.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Engelleme olayını yazılarım çalınmasın diye yaptım ya. Ben de yüz yüze olan iletişime önem veriyorum. Bu iletişimin çok şey anlattığına inanıyorum zaman zaman. Ben de zaman ayırılması taraftarıyım. Arkadaşlığın vakit ayırarak geliştiğine inanıyorum ve sosyal medya kendimi zaman zaman eksik hissetmeme sebep oluyor. Jay Jay'i ben de çok seviyorum. Ya babamın genelde tavrı böyle. Artık bir şey isterken iki kez düşünüyorum ondan. Bu konuda çözüm sağlamam gerek. Bu farkındalık hastalığı ilgimi çekti. Olabilir bak Dostoyevski demiş ya hani herşeyi fazlasıyla anlamak hastalıktır diye. Benimkisi de o hesap.

      Sil
    2. Haha abi, blogundaki yorumlarda insanlar yazdıklarına çoğu kez "aa aynı ben" yorumu yapmışken ne kadar inandırıcı gelir bilmiyorum ama tüm samimiyetimle söylüyorum, çok yüksek ihtimalle ikiz kafalıyız. :D Farkındalık olayıyla bu kadar kafayı bozmamın sebebidir Dostoyevski. Doktoruma da "Ya ben beni olumlu olumsuz etkileyecek her şeyin çok farkındayım. Bugün bunu yapıyorsam üzerimde ve hayatımdaki sonuçları ne olacak çok iyi biliyorum. Ama yine de kendimi olumsuzluğa itecek bir eylemi hayata geçirmekten alıkoyamıyorum. Ve sonrası zaten vicdan azabı." demiştim. Kendisi de bunun bir eşiği olacağını ve o noktayı geçtikten sonra rahatlayacağımı söylemişti ama bana saçma gelmişti. Hâlâ da tam anlamadım neyi kastettiğini açıkçası lkcvjb

      Sil
    3. oops! az önce yanlış hesabımla yorum yazdım sanıyorum. Neyse ki aynı kişi olduğum gevezeliğimden anlaşılıyordur......... :(

      Sil
  4. Asıl yalnızlık kalabalıklar içinde olan biliyor musun? Etrafımdaki insanlara rağmen kendimi yapayalnız hissettiğim çok oldu. O yüzden satırların bana yabancı değil.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Aslında çoğu insanın başına gelen bir durum bu ve üstesinden gelinemiyor. Ne yaparsak yapalım bu histen kurtulamıyoruz. Hep bir şey eksik gibi kalıyor. Kalabalıklar içinde yalnız olmak daha beter bence de. Keşke böyle olmasa diyorum bazen. Keşke..

      Sil
  5. Yazdıkların genel ruh halim gerçekten.Ha bir de özlenen bir şey var ama ne olduğunu bilmiyorsun ya.Bilmiyorum sana da oluyor mudur? Hissedilen boşluğun bir an önce bir şekilde doldurulması gerekiyor sanırım.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe