Vişne sordu Mia Wallace cevapladı (Part2): Hayatımı çok seviyorum

Pazar, Aralık 13, 2015

 Mia Wallace ile olan röportaj serüvenim tüm hızıyla devam ediyor telli turnalarım. O günü düşündükçe hala gülesim geliyor. Nasıl da mutluydum. En çok konuştuğum gün o gündü sanırım. Çenem açıldı mı tam açılıyor valla. Mia çok arkadaş canlısı birisi. Nasıl tanıdıysam hala öyle bana karşı. Bu blog röportajlarını devam ettirmek istiyorum aslında ama kafamda belli bir isim yok. Böyle sevdiğim insanlarla röportaj yapmak çok güzel bir şey ya. Daha çok tanıma fırsatı buluyorum onları.
  Biz röportaj yapmadan önce saatlerce konuşmuştuk. Daha sonra tatlı yedik. En sevdiğim tatlı olan Tiramisu yedik. Tiramisu sevdalısı biri olarak büyük bir hevesle yedim tatlımı ama hüsranla sonuçlandı bu maceram. Çünkü tatlımın içinden kıl çıktı. Nasıl sinirlendim anlatamam. Sinirlendiğimde de Street Fighter'daki Blankaya dönüşüyorum ben ama o gün yansıtmadım bu durumu pek. Üstelik Mia'ya da mahcup oldum.Mekandan çıktıktan sonra epey gülmüştük bu halimize. Hala hatırlayıp bu duruma gülüyorum. Birlikte plakların fotoğrafını çekmemiz, rastgele bir kitap seçip, rastgele satırdaki bir cümleyi okumak çok ilginç geldi bana. Mia sürprizlerle dolu birisi. Röportajın üçüncü kısmını da yayınlayacağım yakında. Çok az kaldı bitmesine. Ayşe Arman 25 yıldır röportaj yapıyormuş insanlarla. Ben de onun kadar başarılı olmak istiyorum. Bir kere canlı görmüştüm kendisini, nasıl sevinmiştim anlatamam. Yanımdaki arkadaşıma heyecanla onu göstermiştim. Konuşma fırsatım olmamıştı maalesef ama belki bir gün konuşurum onunla. 

  Blogdaki serüvenlerini hatırlayıp güldük bir güzel. En çok apartman boşluğuna Chanel parfüm sıkmasına güldük. Ablasının tepkisine aşırı gülmüştüm ya okurken. Mia anlık yazılar yazıyor. Okuyucuyu yormadan sade kelimeler kullanarak genelde yaşadıklarını anlatıyor. Eğer okumadıysan yazılarını okumanı tavsiye ederim. Msn'de onunla konuşurken nasıl da mutluydum bir zamanlar. Msn dönemleri çok güzeldi ya keşke kapanmasaydı. Orada konuşmanın tadı bile bir başkaydı. Beni soracak olursanız telli turnalarım, yaşayıp gidiyorum işte. Son zamanlarda epey şey yaşadım. Bir ara olanları anlatmayı düşünüyorum. Neyse lafı fazla uzatmadan röportajla baş başa bırakayım sizi.  

Sevgili Mia, ilerde blog yazılarının kitap haline getirilmesi gibi bir durum olursa bu duruma nasıl tepki verirsin?
  Ya böyle şeyler soruyorlar bana bazen. Mail atıyorlar, yorumda da yazıyorlar. Hiç böyle bir şey düşünmedim, istemezdim herhalde. Çünkü bana göre çok önemli şeyler yazmıyorum. Bu niye kitap olsun niye alıp okusunlar diye düşünüyorum. O yüzden istemem. Daha edebi bir şeyler yazıyor olsaydım ne bileyim hikaye falan yazsaydım, kendime de güvenseydim o zaman isterdim. Şu an bana göre boş yazılar olduğu için istemem.
Senin okuyucu kitlen baya geniş olduğu için kitabının ilgi göreceğini düşündüm. Bence kesin karar verme. Sonuçta neyin ne olacağı belli olmuyor.
   Ya doğru diyorsun teşekkür ederim. İlgi görür mü bilmiyorum ama sadece beni okuyan o kemik kitlenin ilgisini çeker bence. Bana bazen kitap olsun diyenler oluyor o zaman çok utanıyorum ama o kadar ilgi çok da çekmez bence.
Bloggerlık serüveninde hiç komik olay yaşadın mı? Aklına komik anılar geliyor mu?
  Komik derken şu var herkes beni kısa saçlı zannediyor ve Mia Wallace’ye benziyorum sanıyorlar. Bu benim için komik bir şey çünkü o sadece bir fotoğraf yani. Bide bir gün birisi beni ne yapıp edip gerçek kimliğimi bulmuş.Twitter’dan Facebook linkimi bana yolladı mesaj olarak. Bana ‘’Mia bu sen misin?’’ dedi. Ben sonuçta anonim yazıyorum, biri böyle bulup sorunca hayır değilim diyemem. Ona ‘’Evet bu benim’’ dedim. Daha sonra bana ‘’Bu muymuş ya Mia’’ dedi.(Gülüyor) O zamandan sonra o kişi yazılarımı okumadı. Hayal kırıklığı ama benim için komikti.
Pulp Fiction karakteri olan Mia Wallace’nin hangi özelliğini kendine benzetiyorsun?
  Aslında o film karakteriyle kendimi hiçbir şekilde benzetmiyorum kişilik olarak. Çünkü o çok cool, ne bileyim biraz burnu havada, ilgi çekici bir karakter. Hatta bu yüzden ilgi çekici bence bloğum. Aslında insanların ilgisini o karakter çekiyor ben değil. Onunla hiçbir şekilde benzediğimi düşünmüyorum. Neden Mia Wallace dersen, ben o dönem gerçek adımla yazamadığımı fark ettiğim dediğim gibi ve böyle yazamıyordum. Her şey bir anda oldu. O dönem meşhur msn vardı. Biliyorsun ben eski olduğum için msn kullanıyordum o dönem. Msn’de şöyle bir özellik vardı takma isim kullanabiliyordun. Msn’de gerçek adımı kullanmadım, her zaman bir film karakteri seçtim. Mesela bi ara msn ismim Marla idi. O dönem Mia adını kullanıp resmini koymuşum. O adı Msn’den alıp bloğa taşıdım işte. Marla olarak kalsaydı msn adım, Marla ismiyle blog yazacaktım. Plansız bir şekilde oluşturdum. Ben Mia Wallace karakterini çok seviyorum, onu izlemeyi de seviyorum. İlgimi de çekiyor ama onunla hiçbir şekilde benzemiyoruz.
Blogdaki yazılarında kullandığın fotoğraflarına bakıyorum da çizimlerle alakalı fotoğraflar koyuyorsun. Çizim yeteneğin var mı?
  O yazılardaki gibi illüstrasyon çizemiyorum ama kara kalem çizdiğim oluyor. Hatta şu sıralar da çiziyorum bazen. Baktığım fotoğrafı kara kalemle çok güzel çizerim. Öyle iyi bir çizim yeteneğim olsun isterdim ama hiç bunun üzerine gitmedim. Belki üzerine gitsem yapabileceğime inanıyorum. Blog yazılarımda kullandığım fotoğraflardaki o sadeliği, o görüntüleri seviyorum. Hatta o fotoğraflar dışında başka fotoğraflar kullanmıyorum zaten. İlk başta yazı yazarken böyle karar vermemiştim aslında ama sonradan oluştu. Bu durum sonra bloğun özelliği gibi bir şey oldu. Yarım bir yeteneğim var yani.
Peki bunu geliştirmeyi düşünüyor musun?
  Aslında istiyorum ama kendime güvenmiyorum ya. Çünkü kafadan durup dururken bakmadan bir şey çizemem. Bakmadan çizebilseydim geliştirmek isterdim. Bu arada kara kalem derken sadece 0.5 uç kullanıyorum. Sadece 0.5 uçla çiziyorum her şeyi.
Senin yazılarında ablanla olan diyalogların çok komik ve çok güzel.  Gerçek hayatta da böyle misiniz?
  Tamamen böyleyiz. Çünkü gerçek hayatta ablam öyle bir insan, biraz garip yani. Ablamla kişilik olarak çok farklıyız. Bir yandan da çok aynıyız. Birbirimizi çok seviyoruz, aramızda çok garip bağ var. Hatta birbirimize sürekli dünyada en sevdiğim insan sensin diyoruz sürekli. O bensiz yapamaz ben de onsuz yapamam. Blogda nasıl yazdıysam aynen öyle birisi. Hatta dün şöyle bir şey oldu anlatayım: Ablam dün Mısır belgeseli izliyordu. Belgeselde Nefertiti’nin hayatı anlatılıyordu. Sonra izlerken bir anda sinirlendi. Arkadaşı Nefertitiyi bilmiyormuş. Böyle ‘’ Nasıl bilmez ya Nefertiti’yi. Nefertiti Mc Donalt’s gibi bir şey. Mc Donalts nasıl biliniyorsan Nefertiti de biliniyor. Mc Donalt’sı bilen Nefertiti’yi bilmiyor kısacası.’’ diyerek sinirlendi. Bunu bloğa yazmayı düşünüyordum hatta. Muhabbetimiz hep bu şekilde gerçekleşiyor. Çünkü ablam öyle bir insan, doğamız bu.
Peki birbirinize küstüğünüz veya kızdığınız zamanlar oluyor mu? Oluyorsa da bunu nasıl aşıyorsunuz?
  Birbirimize kızdığımız zamanlar oluyor ama anlık oluyor. İki dakika sonra hemen sarılırız. Uzun süre küslük yaşamadım çünkü o benim ablam aramızda böyle bir şey olmaz. Aşamamak gibi bir şey de olmaz çünkü hiç küsmeyiz. Arada birbirimize ‘’Bunu niye böyle yaptın’’ diye kızarız o kadar. O da kişiliğimiz farklı olduğu için öyle oluyor.

Şu sıralar hayatla ilgili belli bir hedefin var mı? Ne yapmak istiyorsun?
  Ya şöyle söyleyeyim, bir ara bir ofiste çalışıyordum iki sene önce falan. Orada çok eğleniyordum çünkü bazı sitelere yazılar yazıyorduk. Yazı yazmayı çok seviyorum ama bunun da gelişeceğini zannetmiyorum. Çünkü bu şekilde yazıyorum. Ne bileyim kafadan hikaye kuramıyorum. Hikaye yazmak istiyorum bu aralar. Hatta bazen kendimi şöyle düşünürken yakalıyorum. Bazen kafamda senaryolar kuruyorum. Şöyle bir hikaye olsa nasıl olur diye düşünüyorum ama bunu yazıya dökemiyorum. Bunu geliştirmek istiyorum. Hikaye yazma isteğim yeni başladı. Bir ay önce sorsan yoktu böyle bir şey. Hikaye yazabilen insanlara çok özeniyorum. Senaryo ya da hikaye yazmayı istiyorum.
Sence bloğun senin neyin oluyor? Arkadaşın mı, dostun mu, sırdaşın mı? Blogunu nasıl tanımlıyorsun kendince?
  Ya çok saçma gelebilir ama kendim olarak görüyorum. Orayı benmişim gibi görüyorum. Orada yazılanlar benim bir parçam. Kendimle konuşuyormuşum gibi hissediyorum aslında. Sanki kendime yazıyorum o yazıları.
Çok renkli bir hayatın var. Bu renkli hayatın hengâmesinden memnun musun? Sürekli bir hareketlilik halindesin. Bu seni yoruyor mu?
  Hiç yormuyor çok memnunum hatta daha fazla hengame olabilir hayatımda. Bana göre hayatım öyle çok renkli bile değil. Daha renkli olsun isterdim. Hayatımı çok seviyorum bu arada. Bunu da ilk defa burada söylüyorum.
Bir yazında bir barın kızlar tuvaletinde duvar yazısı gördüğünden bahsetmiştin ve çok sevmiştin. O Duvar yazısında ‘’ Ne üzülüyorsun be? Ne de olsa öleceksin. Üzülme n’olur, ölüp gideceksin’’ yazıyordu. Bu yazıyı gördükten sonra böyle bir felsefe edindin mi kendine?
  Evet, o yazıdan ondan dolayı çok etkilendim. Hatta ben o yazıyı gördüğümde biraz çakır keyiftim. Ama o yazıyı gördüğümde sanki o yazıyı ben yazmışım gibi hissettim. Benim hayattaki olayım o. Neye üzülüyorsun dedim. Eğer bir şeye üzülsem böyleyim, şu an yaşıyorum benim için önemli olan bu. Nefes alıyorum ve mutluyum kesinlikle kendimi bir şey için üzemem.
Anlık yaşıyorsun yani?
  Evet biraz öyle. Hatta kesinlikle doğru. Plan yapmam, bir sene sonrasını düşünmem. Belki bu yanlış bir şey sonuçta 27 yaşıma geldim ama hala bunun bilincinde değilim. Bir şeyler için plan yapmam lazım, hayatımda şu olmalı diye kesinlikle düşünmüyorum çünkü bunları düşünerek kendimi üzemem. Bide kişiliğim bu yani, anlık yaşıyorum. Gerçekten o bar duvarındaki söze çok katılıyorum. Niye üzüyorsun ki kendini? Yaşıyorsun sonuçta gül yani.

Geçmişini düşündüğün oluyor mu hiç?           
  Oluyor evet. İnsanlar çok değişiyor. 25 yaşımda kendime artık değişmeyeceğimi, büyüdüğümü söylüyordum ama alakası yokmuş. Şu an 27 yaşındayım hatta yakında 28 olacağım. Geçmişe bakıp da pişman olduğum şeyler de var. Hatta bazı yazılarımı hiç sevmiyorum ama silmem yazılarımı. Çünkü onu bir zamanlar yaşamışım yazmışım yani öyle biriymişim. Çocukmuşum ama ben sonuçta oyum. Geçmişimi çok düşünüyorum ve yapmaman gereken şeylerin olduğunu da biliyorum. Şimdi bunları düşünüp de kendimi üzemem. 5 sene sonra belki farklı düşünürüm şu zaman için.
Peki 5 sene önceki Mia ile 5 sene sonraki Mia arasındaki fark ne?
  Geçmiş yaşantıma göre artık daha durgunum. Eskiden daha çocuktum ne bileyim daha çok kırılıyordum. Belki çok yansıtmasam da böyle şeyler vardır. Artık kesinlikle öyle değilim. Ben de şöyle bir bilinç oluştu; eğer bir yerde mutlu değilsem ya da birisini sevmiyorsam o ortamdan kalkıp giderim. Eskiden öyle değildim. Şu an istemediğim hiçbir şeyi yapma zorunluluğumun olmadığı bilincindeyim. 5 sene önce hayatımda mecburiyet kelimesi vardı. Artık hiçbir şeye mecbur olmadığımı düşünüyorum. 5 senede bu  değişti.
Keyfin nasıl isterse o şekilde davranıyorsun yani.
  Evet biraz öyle (Gülüyor) Cümleye böyle dökünce biraz öyle görünmüş gibi oldu. İnsan nasıl mutluysa öyle yaşamalı.
Üzgün olduğunda yazı yazmıyorsun. Bloga üzgünken yazı yazdığında blogdakiler okumaz diye mi korkuyorsun?
  Yoo. Ben şu ana kadar hiçbir yazımı okunmayacak kaygısıyla yazmadım. Çünkü okunmayabilir. Okunmasa da üzülmem. O an o yazıyı yazdım çünkü. Üzgünken hakikaten yazamıyorum. Hatta cümle bile kuramıyorum. Benim üzgün yazılarım da var blogda. Hatta ilk başlarda çok üzgün yazılar yazmıştım. Ama artık o şekilde yazmıyorum çünkü eğlenemiyorum. Eğlenceli şeyler yazdıkça daha çok eğlendiğimi fark ettim. Böyle daha mutluyum.
Özel hayatına azıcık değineyim. Özel hayatındaki ilişkilerinde sürekli üzücü şeyler yaşadın. Yazılarını okuduğumda erkek arkadaşlarından istediğin değeri alamadığını gördüm. Sen bunları yazarken ne hissediyordun? Canın acıyor muydu?
  Bunları yazıya dökerken canım acımıyordu aslında. Sadece yazıya dökerken yaşadığım olayları fark ediyorum. Belki ben de karşı tarafa değer verememişimdir. Şu an bunu düşünüyorum bazen. Eskiden kendimle hesaplaşma gibi bir durumum yoktu. İnsan sanki haksızlığa hep kendisinin maruz kaldığını düşünüyor. Ben böyle düşünüyorsam karşımdaki nasıl düşünüyordur diye düşünmek gerek. Karşımdakine değer veremediğim zamanlar olmuştur ama yazarken eğleniyorum. Hatta bunu komik şekilde yazıyorum çünkü komik artık olmuş bitmiş.
İlişkilerinde bu kadar üzgün olmayı hak ediyor musun?
  Hak etmişliğim olmuştur ama çok da üzgün değilim ya. Birkaç yazı öyle üzgünlük üzerinden gidince öyle görünüyor olabilir ama üzgün değilim. Hak etmişliğim de vardır.
Son zamanlarda okuduğun en güzel kitap nedir?
Son zamanlarda Agatha Christie okuyorum. Normalde pek tarzım değil ben biraz yeraltı edebiyatı seviyorum, çok okuyorum hatta. Bir anda bu kadının kitaplarına başladım. İnsan Agathe Christie’nin kitaplarına başlayınca duramıyor. Onlar şu an çok hoşuma gidiyor. Bide bir anda başlıyorsun hemen bitiyor. O hikâyeyi çözmek ya da hikayenin kafamı dağıtması hoşuma gidiyor. Şu an Marslı kitabını okuyorum. O da tarzım değil normalde ama çok beğendim.
Peki filmlerden en son hangisini beğeniyorsun son zamanlarda?
  Genel olarak bu soruya hiç cevap veremem düşünürüm genelde. Çünkü en sorusu yok bende. Hatta bazen blogda da böyle anketler olurdu. Şu an düşününce en sevdiğim filmi bilmiyorum. En sevdiğim filmler olabilir. Bu arada şunu da söyleyeyim benim Mia Wallace karakterinin olduğu Pulp Fiction filmi aslında benim favori filmleri listemde yok. Karakter sevdiğim biriydi sadece. Tamam, filmi seviyorum ama karakter benim için önemli. Belki şaşırmışsındır ama tabii yine de güzel film. En sevdiğim filmler dersen, eski filmleri düşününce aklıma gelmiyor. Şöyle söyleleyim Guy Ritchie filmlerini çok severim. Hatta şu sıralar en son filmi olan Kod adı Uncle filmini çok beğendim. Pek beğenilmedi ama ben çok beğendim. Son dönemlerde çıkan Whiplash filmine bayılmıştım. Whiplash çok güzel bir film. Bide durum filmlerini seviyorum. Eskiden durum filmlerini o kadar çok sevmezdim ama şimdi genel olarak seviyorum. Olup biten pek sonu olmayan sadece o anı anlatan filmler şu an favorim. Ağır ağır ilerleyen, bir kişiyi ya da ilişkileri anlatan durum filmleri şu an favorim.

DEVAM EDECEK
...

Röportaj hakkında olumlu ya da olumsuz görüşlerini bildirirsen bizi çok sevindirirsin.
Bu da şarkımız olsun ( Yine Mia'nın en sevdiği şarkılardan birisi)
Kendine iyi davran.

You Might Also Like

9 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Canımmm! Benimle ilgili yazdigin seyler beni cooook mutlu etti! Gercekten cok guzel bi gundu ve okudukca yeniden yasadim sanki o gunu. Sen de benim eskiden beri nasil hissettiysem oyle kalan, segismeyen canim arkadaşımsin! Iyi ki yaptik bu röportaji :)

    Yahu insanin cevaplarini okumasi cok garip utaniyorjm okurken :)

    Kesinlikle devam et bu seriye! Okumasi cok zevkli <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de röportaj hakkında yazarken aklıma bunlar geldi.:D İyi ki böyle bir hatıramız oldu bak. Tiramisu görünce güleriz artık :D Ben de devam etmek istiyorum ama bakalım kısmet. O ses kaydını defalarca dinleyip o cevapları temize çekmek bile başka güzel. :)

      Sil
    2. o ses kayıtlarını da dinlemek istiyorum =)))

      Sil
    3. Maalesef ses kaydı yayınlamıyorum :)

      Sil
  2. Bu seriyi çok sevdim.
    Ben de herkes gibi Mia'yi kısa saçlı zannedenlerdendim.Ama twitter da mi yoksa blog da mi okumuştum hatırlamıyorum ama uzun saçlı olduğunu öğrenmiştim ve o günden sonra artık öyle bir karakter oluştu aklımda.Mia'nin gerçek yüzünü gördükten sonra okumamasi çok saçma.Sonuçta önceden okuyup seviyorsan sen sevmişsin zaten.Sanki kendisine sevgili bakıyor da tipe bakıyor.Ki öyle bir şey olsa bile yanlış.Yani kısacası komple saçma bir davranış.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de çok sevdim valla Gizem :)
      Ben de Mia Wallace sanıyordum Msn'de konuşurken. Herkes öyle sanıyordu sanırım. Evet kendisi uzun saçlı. O okuyucunun niyeti başkaydı herhalde. Böyle söyleyip okumayı bırakması bence de çok saçmaydı. Kesinlikle çok yanlış bir hareket.

      Sil
  3. Röportaj çok güzel başladı çok güzel devam ediyor yaa :D
    Mia'yı kısa saçlı zannetmeyen nadir insanlardanım sanırım! :D
    Blogtaki yazılarında kitap değil ama kendisi belki bir kurguyla kitap yazma ben çok okunacağını düşünüyorum,çünkü yazım dili çok güzel,çok eğlenceli.
    Bu arada evet ya msn zamanı çok güzeldii :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Müzeyyen. Valla bir başladık böyle nasıl bittiğini hatırlayamadık sohbetin :D
      İlerde belki isterse yapar bence o yetenek var onda. Sadece zaman gerekiyor bunun için. Msn harika bir uygulamaydı. Orada konuşmak bile başkaydı ya :D

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe