Ben bu boşluğu nasıl?

Pazar, Ocak 31, 2016

 Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Anneler her zaman haklı çıkıyor. Bunu bir kere daha anlamış oldum. Birkaç gün önce yine bir arkadaşımla yollarımız ters düştü ve tartıştık. O korkaklık yapıp kaçtı. Bense sinirimden içimden küfrettim. Pazartesi günü bi tiyatro etkinliği için bilet bakıyordum biletixten. Çok istediğim birkaç özel tiyatro oyunu yakınımdaki bir yere geliyorlar gösteri için. Ay başında biletleri çıkmıştı. Daha o zaman babamdan kartını istedim bilet alabilmek için ama hesap kesim tarihi ay sonunda olduğu için ay sonunu beklememi söylemişti. Nasılsa daha çok var diye geçiştirdi biraz da. Hal böyle olunca bir şey diyemedim. Pazartesi günü biletlere baktım hala satışa açık mı diye. Bi baktım istediğim oyunları biletleri tükenmiş. Annem tepemde durmadan aynı soruları sorup duruyor. ''Biletler nasıl biter, niye erkenden almadın, hiç mi kalmamış'' gibisinden türlü türlü sorular sorup sinirlendirdi beni iyice. Bende bağırarak ''Yok işte! Bitmiş! kalmamış.'' diye söylendim. Ay başında biletleri alsaydım şimdi daha mutlu olacaktım.  Annem bu ani tepkime çok şaşırdı. Ben de ona bağırmayı tahmin etmiyordum aslında ama sinirlenmiştim bir kere.
   O allahın cezası biletix biletleri bu kadar çok pahalıya satmasaydı anında alabilirdim belki de biletleri. Alacağım biletler 25 liraydı bu arada. Özel tiyatroların bu kadar pahalı olmasından nefret ediyorum. 25 lira için demiyorum bunu. 46 lira öğrenci bileti mi olur abi. Bu parayı verse aç kalır ay sonuna bir öğrenci. Azıcık merhametli olsalar keşke ama nerdee. Pazartesi annem evde yokken ufak çaplı bir sinir krizi geçirdim. Çok dolmuştum çünkü öyle böyle değil. Metal şarkı açıp duvarlara yastık fırlattım her zaman ki gibi. Bağırarak yastık fırlatmak iyi geldi biraz. Öfke sorunum burcumdan da kaynaklanıyor olabilir belki. Koç burcu çok çabuk sinirleniyor bildiğim kadarıyla. Ben böyle yastık fırlatıp bağırıp çağırırken avizeyi kırdım. Allahtan çok kırılmadı. Halının üstündeki camları topladım hemen. Bu bana Zeki Demirkubuz'un Yeraltı filmini hatırlattı. O filmde Engin Günaydın evin içindeki her şeyi kırıp döküyor. Bak ben boşuna demiyorum Zeki Demirkubuz filmlerindeki karakterlere döndüm diye. Hakikaten çok benziyorlar benim yaşantıma. Çoğu karakter yalnız mesela dikkat ettin mi bilmiyorum. Neyse ben istediğim tiyatro oyunlarına bilet alamadım ve bu beni fazlasıyla sinilendirdi.
   Birkaç gün önce Özgeyle tartıştık. Yürüyüşe gitme fikrini ortaya attı. Emreyle tamam gideriz dedik. '' Ya ama işim var şimdi, ben size haber veririm'' dedi daha sonra. Ona da hay hay dedik. Saatler geçti tık yok kızdan. Akşam beşte mesaj attım. ''Sürekli ekilmekten bıktım'' dedim. Emre ''Başka zaman gideriz'' dedi. Ben de istemiyorum dedim. Sonra Özge ''Ne bu şımarıklık. Bütün gün evdesin, çalışmıyorsun etmiyorsun. Azıcık empati kur'' gibi salakça bi cümle kurdu ve sohbetten çıktı korkakça. Bu tavrından hiç hoşlanmadım. Ya bak en küçük tartışmada nasıl gerçek yüzünü gösteriyor. Gerçek düşüncesi bu işte. İşsiz olduğumu yüzüme vurmak istiyor aklınca gerizekalı. İnsanların gerçek yüzünü görmek istiyorsan onları seninle tartışırken dinle. Gerçek düşünceleri onlar çünkü. Annemin onun hakkında söyledikleri aklıma geldi. Kadın her seferinde haklı çıkıyor. Nasıl bir öngörüdür bu aklım almıyor bazen. Galiba böyle yeteneğe sahip anneler. Çok özel ve güçlü bir yetenek bence. Bu olaydan sonra insanlara fazla güvenilmemesi gerektiğini bir kez daha anlamış oldum. Ya bak görüyorsun en ufak tartışmada çekip giden biriyle nasıl iletişim kurabilirsin. Suçlu olmasına rağmen zeytinyağı gibi üste çıkıyor. Bu duruma fazla üzülmedim. Sadece bazı gerçekleri daha iyi görmemi sağladı diyebilirim. Artık böyle şeyler üzmüyor beni. Yarı yolda bırakılmaya ya da unutulmaya alıştım. Bunu söylemek de ne acı bir şeymiş.
   Ben genelde insanların davranışlarına önem veriyorum. Söz uçar davranış akılda kalır her zaman. Gerçi benim aklımda sözler de kalıyor ama davranışlar daha önemli. Nasıl başardım bilmiyorum ama tamamen yalnız kalmayı becerdim sanırım. Birkaç hafta önce Özge'nin evindeki mutfakta oturmuş arkadaş ilişkilerinden dem vuruyordum. Ona ''Neden insanlar sürekli benden adım atmamı bekliyor anlamıyorum. Ben adım atmadıkça hiçbir ilişkim yürümüyor'' dedim. O da bana ''Umursama boşver. Sen umursamadıkça unutuyorsun böylelikle.'' dedi. Benim tek istediğim şey anlaşabildiğim bir grup insanla sohbet etmek. Birbirinden kopuk bir grup değil, herkesin birbirini önemsediği pozitif enerjiye sahip bir grup. Aslında bakarsan böyle bir şeyin varlığı kalmadı artık. Benimkisi sadece ütopya gibi bir şey oldu. Çoğu arkadaşlık grubu çıkara dayalı kurulur oldu. Ben öyle ilişkileri sevmiyorum. Böyle çıkarcılığı hissettiğim an geri adım atıyorum.
   Özge çok zor arkadaş edinebileceğimi söyledi. Çünkü kendimi insanlara fazla açmıyormuşum. Bana sorarsan sadece temkinli yaklaşıyorum olaylara. Yani o kadar çok hayal kırıklığına uğradım ki artık yolumu bilerek adım atmaya çalışıyorum diyelim. Karanlık bir odada duvarlara tutuna tutuna yürümek gibi bir şey bu. Adımları dikkatli atmak gerekiyor yani.
   Nasıl oldu da çevremdeki insanlar benden bu kadar uzaklaştı hala aklım almıyor. En büyük hatalarımdan birisi insanlara duygusal anlamda bağlanmak galiba. Ne diye bağ kurmaya çalışıyorum ki eninde sonunda yollarımız bir gün ayrılacak. Hiçbir şey sonsuza kadar sürmüyor. İşte bunları bilmek hep farkındalık hastalığının etkisi. Her şeyin farkındasın, değiştirmek için güç bulamıyorsun kendinde. Yani ne yaparsan yap bazı şeyleri değiştirmeye gücün yetmiyor.
   Kendimi bazen Björk gibi hissediyorum. Yetenekli olmasına rağmen kimsenin umrunda olmayan, bir başında o ıssız evinde yaşayan şarkıcı. Björk çok farklı ve sağlam bir sese sahip bence ama değeri bilinmiyor. Bu ay normalde yeni röportaj yayınlayacaktım ama maalesef yayınlayamıyorum. Çünkü gönderdiğim soruların cevabı gelmedi. Bir hevesim daha kursağımda kaldı anlayacağın. Geçen sene fotoğrafçılık dersini veren hocam da yeteri kadar iyi olmadığımı söylemişti fotoğraf çekme konusunda. Ya neden insanın şevkini kırıyor bazı insanlar anlamıyorum. İyi bir röportajcı ya da film eleştirmeni olmak istememin ne zararı var anlamıyorum. Hocam yeteneksiz olduğumu söylemek yerine ''Senin ilerde iyi fotoğraflar çekeceğine inanıyorum'' deseydi keşke. Öğretmenin görevi şevk kırmak olmamalı. O günden sonra fotoğrafa şevkim günden güne kırıldı. Çabuk vazgeçmiyorum sadece hevesim kaçıyor.
   İnsanların beni sürekli mızmız, öfkeli, melankolik sanması moralimi bozuyor bazen. Vişne deyince aklınıza eminim bunlar geliyordur. Çoğu insan ''Aa Vişne mi? Ya o biraz depresif, huysuz birisi'' diyordur eminim. Ben böyle bir insan değilim. Böyle hissetmeme asıl sebep olan şey insanlar. Pozitif bir ortamda yer alsam, sağlıklı iletişim kursam bunların hiçbiri akıllarına gelmeyecek. Daha pozitif şeylerle hatırlanmak isterdim.
   Anlatacak bir şeyim kalmadı çünkü yolun sonuna gelmiş gibi hissediyorum. Ne yazarsam yazayım sonuç hep aynı hüsran. Film izlemek için günler öncesinden bilet yarışına girmekten çok yoruldum. Rita ile haftalardır konuşmuyoruz. Bu saatten sonra yakın arkadaş olacağımızı sanmıyorum artık. Galiba dost diyebileceğim tek insan Emre kaldı yanımda. Hala salak gibi ondan mesaj bekliyorum ama gelmeyecek biliyorum. Zaten kimse bir başkasını kendisi kadar çok sevemiyor. 
   Yeni dönem için hazır mıyım bilmiyorum. İkinci dönem zorlu dersler var gibi. Tek başıma bunları atlatmak inan bana çok zor. Kafamda sürekli böyle olmak zorunda mı sorusu takılıyor. Röportajı yapamadığım için çok üzülüyorum. Bir insana umut verip ardından onu yarı yolda bırakmak çok kötü bir şey ya. Belki de cinsiyetim yüzünden olmadı bütün bunlar. Erkek olduğum için tehlike olarak algılanıyorum. Tanınmayan bir erkek potansiyel bir tehlike taşıyor algısı var toplumda. O yüzden kızlar iletişime daha iyi sağlıyor. Çünkü onlar tehlike unsuru değil. Bir erkek için tanımadığı bir erkek tehlikelidir. Çünkü onu yeterince tanımıyor. Röportajımı belki bu yüzden geri çevirdi Mine Söğüt. Ya da Ahmet Ümit erkek olduğum için ona soru sormamı engelledi. Kız olsaydım soru sormamı gönülden isterdi eminim. İnsan ilişkilerin temelinde bu cinsiyet unsuru da var bence. Çok kapsamlı düşünüyorum her şeyi. Ve cevaplar beni yanıltmıyor nedense.
    Ha bu arada tomografi sonuçlarım iyi çıktı. Göğsümde nodül varmış ama ciddi değilmiş. O yüzden ilaç falan vermedi doktor. İki doktora gösterdim sonuçları, ciddi bir şey bulamadılar. Nodül de zamanla geçen bir şeymiş. Keşke ciddi bir şey olsaydı diyorum içimden bazen. İçimdeki boşluk giderek büyüyor. Ne yaparsam dolduramıyorum. Geçen gün banyo yaparken ortam aşırı buharlaştı. Nefes alamaz hale geldim, bildiğin boğulacaktım ha. Banyo camını açtım hemen. Buharlar yok oldu anında. Ölümü isteyip de ölüme bu kadar yakın olmak ne tuhafmış. Sana güzel şeyler anlatmak isterdim ama inan hiç güzel şeyler yaşamıyorum artık. Bunu bilmek bile acı veriyor bana. Biliyorum, ölümüm sevgisizlikten olacak.
Bu da şarkımız olsun

You Might Also Like

13 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. İnsanlardan hevesim kaçıyor yeminle, soğuyorum. Kimseyle tanışmak istemiyorum artık. Ya arkandan konuşacak, ya güvenini sarsacak illa bişi olacak. Sanki ucuz bi romandaki entrikalardan çıkmışlar gibi, olay olmadan yaşıyamazlarmış gibi davranıyorlar.

    Çözersen email at.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de aynı durumdayım valla. Çok garip bir şey ya bu hemen soğuma olayı. Her seferinde hayal kırıklığına uğratılmaktan dolayı galiba bu durum. Herkesin hayatında az da olsa entrika var bence. Çözebilirsem atarım ama gemici düğümü gibi bir şey bu.

      Sil
  2. Özge'ye her ne kadar sinir olsam da umursama demesine katılıyorum.Umursama!Seni ektiyse boşver.Başka zaman o seni cagirdiginda gitmezsin,olur biter.Sürekli onun bu yaptığını düşünüp canını sıkmaya değmez.Dost öyle kolay bulunan bir şey değil zaten.Bir sürü arkadaşın olacaktır ama tek bir tane dostun olacak.O yüzden her tanıştığın insanı çok fazla irdeleme.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umursamamak da bir süre sonra taş kalpli birine dönüştürüyor beni Gizem. Ya büyük ihtimalle konuşmayız artık onunla. Çünkü böyle şeyler yüzünden aylarca konuşmamızlığımız var. Kesinlikle kolay bulunmuyor dost. Belki bu yüzden değerlidir. İrdelememek elde değil ama ya. Çok düşünmenin etkisi işte

      Sil
  3. Vişne, hocan sana yeteneksizsin mi dedi yoksa fotoğrafların yeterince iyi değil mi dedi? Bak bazı insanların tavrı serttir. Ben onlardan biriyim. Dün Ebru'ya şunu söyledim "Hayatta en nefret ettiğim şeylerden biri, iyi yazdığını sanan ama kötü yazan insanlar." Gerçekten artık iyi bir metinle kötü bir metni bir nebze ayırt edebiliyorum. Samimi bir metinle samimiyetsiz bir metni de. Bu yüzden korkulu rüyam, değer verdiğim birinin herhangi bir yazısını eleştirmek durumunda kalmak çünkü ben haldır huldur biriyim. Mesela ilk tepkim, istemsizce şu olabilirdi: "Bu ne ya, bok gibi yazmışsın!" Buna neden takıyorsunuz anlamıyorum mesela. Bırak dinleme, önemseme, umursama. Çok klasik ama aynştayna aptal demişler. Niye kaçıyor hevesin? Sen kendin için yapıyorsun bunu başkası beğensin diye değil ki. İnsanlardan beklediğin tepkileri alamayabilirsin her zaman, o yüzden kulak ardı et. Seviyorsan fotoğraf çekmeyi, iyi işler yapmak istiyorsan daha sıkı çalışırsın, daha çok okursun, daha çok denersin. Doğuştan yetenekli olmayabiliriz herhangi bir konuda ama istek ve çaba çok daha önemli. Ara Güler olmak zorunda değilsin mesela, fotoğrafların seni mutlu ediyorsa, bitti işte bu kadar.

    Arkadaşlık konusunda da, inan ki bu biraz şans biraz emek işi. Yani bak, kendini düşün, böyle bir konu yüzünden arkadaşının arkasından gerizakalı diye bahsettin blogda. İki insanın birbirini tanıması, uyum sağlaması, paylaşması zor, çok çaba gerektiriyor. Değecek insanlar için çabalarsan çok iyi dostluklar kuruyorsun. Bir de kabulleniş önemli. Ebru benim kız kardeşim gibi, altı senedir falan arkadaşız sanırım ama bu noktaya gelene kadar o kadar çok yanlış anlaşılma, o kadar çok tartışma ve kalp kırıklığı yaşadık ki sana anlatamam. Kestirip atmadığımız için, saatlerce konuştuğumuz, sorunlarımızı çözmeye çalıştığımız için şu an bu durumdayız. Mert desen aynı şekilde, Koray desen o da öyle. Bak senin arkadaşın konuşmadan çıkmış, benim suratıma telefonlar kapatıldı, ne bileyim ben tenefüslerde görmezden gelindim vs. Ama bunları aşabildiğinde elinde sağlam dostluklar kalıyor işte. Çabalamadan elde edemezsin. Ki onun o anki ruh halini, genel anlamda yaşadıklarını, insanlara bakışını falan ne kadar biliyorsun? Bir insanı anlamaya çalışmak ve kendini anlatmaya çalışmak her zaman enerji isteyen bir şey ve kendiliğinden olmuyor. Büyülü bir şekilde can dostunu bulmuyorsun, bir dostluğu karşındakiyle birlikte, kimi zaman savaşa dövüşe inşa ediyorsun. Ama sen de buna hazır ve hevesli değil gibisin, hep bunu yapıyorsun, küçük tartışmalarda anlaşmazlıklarda arkanı dönüp gidiyorsun. Belki bu yüzden yalnızsın. Bazı insanlar serttir, bazıları duygularını gösteremez, bazıları inanılmaz umursamazdır. Onları öyle kabul etmelisin ve dostluğunu sunmalısın. Zaten o insan da sana değer vermeye başladığında tavırları ister istemez değişiyor, incitmek istemiyor yani seni.

    Röportaj konusuna gelince, kimsenin erkek olduğun için seni yanıtsız bıraktığına inanmıyorum. Ahmet Ümit'i çok tanımıyorum ama Mine Söğüt'ten hiç beklemem, yazdıklarını okudum o kadının! Çok fazla mail alıyor olabilirler, yoğun olabilirler, görmemiş olabilirler mailini hatta görüp ilgilenmemiş olabilirler. Bu da olabilir Vişne, biz tabii ki değer verdiğimiz insanlarla iletişim kurmak isteyebiliriz ama onlar bizimle ilgili böyle düşünmüyor ve hissetmiyor olabilir. Bu neden sende bu kadar büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor? Bırak zorlama hayatı, insanları zorlama, kendini zorlama. Bunu yapabildiğimizde daha özgür, daha mutlu olacağız.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Yorumunu nefessiz okudum Cessie. Böyle uzun yorum okumak farkındalık derecemi bir tık daha arttırıyor. Yazılarıma yapılan yorumlar farklı bakış açılarını görmemi sağlıyor. Bu yüzden her yorumu uzun ya da kısa olsun dikkate alıyorum. Emek harcayıp böyle güzel bir yorumda bulunduğun için teşekkür ederim. Ya yeteneksiz demedi ama yetenetsizmişim gibi bir imada bulundu bakışlarıyla, konuşmasıyla. Vücut dilinden az çok anlaşılıyordu yani ona istinaden söyledim. Ben hocamın biraz daha teşvik edici olmasını isterdim sadece. Bunu söylemek istemiştim. Ya takıyorum çünkü önem veriyorum yakın arkadaşımın düşüncesine. Sen Ebru'nun ya da Mert'in senin yaptığın bir şey hakkındaki düşüncesine önem vermez misin? Bunun gibi bir şey :) Bence olaylara sert tavırla yaklaşma. Dost acı söyleyen değil acıyı tatlı söyleyendir demiş Mevlana.

      Arkadaşlık konusunda zaman zaman sekteye uğradığım doğru evet ama hiç beni yanıltmadı tahminlerim. Önemli olan o değecek insanın ayırdını yapabilmek bence. Bu yüzden çok derin düşünüyorum bu konuda. Ben o gerizekalıyı lafın gelişi demiştim. Yani bizim onunla çok farklı bir geçmişimiz var. Kavgalarımızda bana söylediği o hakaretleri hala kulağımda işitiyorum Cessie. Hepimiz zor şeyler yaşıyoruz. Bazılarımız çıkış kapısını kolayca buluyor bazılarımız da biraz yolda oyalanıyor işte çıkışı bulabilmek için. Arkamı dönüp gitmiyorum her zaman. Sadece bir şey değişmeyeceğini düşünüyorum. Olabilir belki bunun için yalnız kalıyorumdur belki de.

      Ya Mine Söğüt çok iyi birisi. Gözlerimle gördükten sonra bir kez daha emin oldum. Dediklerinde haklılık payı var. Yoğunluktan dolayı görmemiş olabilir. Her şeyin kötüsünü düşünmek kötü huylarımdan birisi sanırım. Ahmet Ümit sandığım gibi biri çıkmadı. O yüzden biraz tavır aldım. Zorlamıyorum sadece istediğim hayat için çabalıyorum. Benim yaşama uğraşım da böyle. Kendimi ite ite bazı şeyleri aştım. Bunu da bir şekilde aşarım herhalde.

      Sil
  4. Gizemlikimlik'e katılıyorum. Umursama. Umursamayınca degerli oluyorsun. Ve inan bana bunun keyfi paha biçilemez.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben o umursamama olayını tam beceremiyorum ama gizem'in söylediklerine hak veriyorum tabi. Zaman zaman keyif veriyor ama benim kafamda hep soru işareti bırakıyor bu umursamama durumu.

      Sil
  5. "Derler ki, bir yerden sonra acımaz daha fazla."

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu sözü durmadan tekrarlardım kendime biliyor musun. Zaman zaman kendime hatırlatıyorum ki acım hafiflesin

      Sil
  6. İnsanlar bizden onların duymamızı istediği şeyleri söylememizi bekliyor. Herkes kendinin mükemmel olduğunu düşünüyor sanırım. Zamanla nabza göre şerbet vermeyi öğreneceksin. Belki bu sana çok yapay gelecek ama insan ilişkilerini yürütmek böyle bir şey işte. Şimdi ben de annem gibi konuşmak istemezdim aslında;)
    Biletler konusunda haklısın. Çok pahalı. Kitaplarda keza öyle. Korsan kitaba karşıyım ama öğrenciyken çok aldığını biliyorum. Kültürsüzlüğe zorla itiyorlar insanı sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Nabza göre şerbet verme durumu konusunda sıkıntı yaşıyorum bazen. Yapay geliyor sahiden ya. Ne gerek var böyle şeylere diyorum kendime. Ama insan zamanla alışıyor her şeye bence. Evet gerçekten pahalı biletler. Öğrencileri gram düşünmüyorlar. Korsan kitap fazla almıyorum ama zor durumda kaldıysam ve çok istiyorsam alıyorum. Onun dışında kitap almıyorum :>

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe