Keşke gölgesine razı bir fesleğen olsaydım

Perşembe, Ocak 14, 2016

   Haftaya hiç iyi başlamadım. Sanki üçüncü sınıf bir japon korku filminin ortasındaymışım gibi hissediyorum son zamanlarda. Pazartesi tam anlamıyla berbat bir gündü benim için. Hayatımda yaşadığım en sıkıntılı günlerden biriydi. Sıkıntıdan ziyade beni epey üzen bir gündü. Aylardır göğüs ağrısı çekiyorum. Bir türlü doğru tedaviyi bulamadık. Zeytinburnu'nda göğüs hastalıklarıyla ilgili bir hastaneye randevu alıp gittik babamla. Gitmez olaydık! Ya nasıl kötü bir yer aklım çıktı görünce. Hastanenin dışı çok güzel, bahçedeki klinikler disney film seti gibi renk renkti. Ama o kocaman hastane binası tam bi Walking Dead dizisi gibiydi. Korku dolu gözlerle yürüdüm durmadan o koridorları. Koridorlarda bir sürü hasta var. Röntgen çektirmek için sırada bekleyenler, tomografi çektirenler, sıra numarası almak için sırada bekleyenler.. Tam bir kaos ortamının içine dalmıştık babamla. Herkes maske takıyordu. Tuhaf bakışlarla insanların neden maske taktığını anlamaya çalışıyordum. Başlangıçta doktorun odasını bulamadık. Yanlışlıkla hastaların yattığı kata çıkmışız. Berbat bir kokuyla irkildim. İlaç kokuları nasıl da kötü kokuyormuş meğer. Daha sonra doktorun odasını kapılara baka baka bulduk. Odaya girebilmek için önceden sıra almak gerekiyormuş. Her şeyde bir onay alma, sıra fişi alma olayı var ama çok karışık işliyor sistem. 
  Ben doktorun odasına girebilmek için fiş almaya çalışırken cüzdanımdan kimliğimi çıkardım randevu onaylatma sırasında. Kimliğimi çıkarırken 3. numaralı teyzemin verdiği 50 lira harçlığım kayboldu. Bunu o an fark etmedim tabii. Metroda kimliğimi yerine koyarken fark ettim. Teyzem bu parayı annemden gizli vermişti bana. Bana parayı verirken ''Haberi olursa elinden alır, ihtiyacın olan kitabı alırsın'' demişti. Bende parayı katlayıp kimliğimin arasına koymuştum cüzdanımda. Oradan düşeceğini hiç tahmin etmemiştim. Hastaneye gitmeden bir gün önce tiyatroya gitmiştim alışveriş merkezinde. Birkaç dergi ve istediğim kitabı alacaktım o parayla ama almadım. Annem çok para harcıyorum diye söyleniyordu epey. Yine gereksiz şeyler aldığım için söylenir belki diye dergiyi yerine koydum. Dergi almasaydım tiyatro bileti almak için kullanacaktım parayı aslında ama kısmet olmadı. Ben parayı harcamaya kıyamazken ertesi gün kayboldu. Haliyle yıkıldım. Sen günlerce onu cüzdanında sakla sonra bir gün senden habersiz yere düşsün. Olacak iş değil doğrusu.
   O hastanedeki doktora göründüm. Adam ayaküstü sorular sordu sadece hiç muayene bile etmedi. Röntgen çektirmemi söyledi, ben de röntgen için sıra numarası alıp bekledim ama bir türlü sıra ilerlemedi. Herkes bağırıp çağırıyordu sıranın yavaşlığı yüzünden. Bir yandan üst kattan gelen hastaları alıyorlar bir yandan yaşlı hastaları alıyorlardı içeri. Yaşlılara öncelik veriliyordu. Üst katta yoğun tedavi görenleri aşağıda tekerlekli sandalyede gördükçe bi tuhaf oldum. Hiç alışık olmadığım manzara bunlar. Hasta insan görünce moralim çok bozuluyor. Hastane, ilaçlar yüzünden çok kötü kokuyordu. Grip salgını yüzünden insanlar maske takıyormuş. Salgına yakalanmamak için böyle bir şeye başvurmuşlar. Ben de maske taktım. Maske takınca daha da çöktüm. Ne bileyim sanki hiçbir zaman tedavi olamayan bir kanser hastası gibi hissettim. Hastane ortamı da hiç iç açıcı değildi. Diyorum ya sana korku filmi gibiydi orası. Yaklaşık 45 dakika sırada bekledim. Babam kalabalığa daha fazla dayanamayıp dışarı çıktı ve sigara içti. Bense koltukta oturup sıramın gelmesini bekledim maskemi takarak. Etrafımdaki insanların bağırış çağırışlarını dinliyordum. Tekerlekli sandalyedeki hastalar gelip gidiyordu, idrar torbaları, mutsuz bakışlar, ilaç kokuları beni daha da strese soktu. Tabii o zaman paramın düştüğünden haberim yoktu, o yüzden kafaya takmıyordum bu durumu.
   Babam sigara içtikten sonra yanıma geldi. Ona ''Ben bu kalabalığa daha fazla dayanamıyorum. Başka hastaneye gidelim hadi'' dedim. 45 dakikadır sadece 2 kişiyi almışlardı çünkü içeriye. Üstelik koridordaki insanlar kalabalık yığınlara dönüşmüştü. İnsanlar zar zor geçiyordu valla. Babam peşimden geldi. Hastaneden çıkıp maskemi çıkardım. Babamın yüzüne baktığımda pişmanlık gördüm azıcık. Aklından ''Keşke evlenmeseydim, keşke çocuk yapmasaydım.'' düşüncesi geçiyordu sanki. Hakikaten bazen evlenmek pişmanlık olabiliyor. Hele çocuk bakmak tam bir eziyete dönüşüyor zaman zaman. Bu yüzden evlenmeyi şimdilik düşünmüyorum. Evimde ölü bulurlar beni belki yıllar sonra. Kim bilir..
   O gün başka hastaneye gitmedik. Simitçiden aldığım açmayla yürüdüm yol boyunca. Marmaraya ilk defa bindim o gün. Çok güzeldi peronları. Marmaraydan metroya aktarma yaparken cüzdanıma kimliğimi koymak aklıma geldi. Cüzdanımı yerine koyarken 50 liramın yerinde olmadığını anladım telaşla. Beynimden vurulmuşa döndüm blog. O an yaşadığım şok, hayal kırıklığı, öfke, çaresizliği asla unutamıyorum. Utanmasam metronun içinde param düştü diye ağlayacaktım. Üstelik uzun zaman sonra aldığım tek harçlık oydu. Harcamaya kıyamamıştım ya allah kahretsin. Eve giderken su böreği aldık. Annem paranın kaybolduğunu öğrenince hem üzüldü hem kızdı. Babam ''Bir şey olmaz sağlığından önemli değil'' dedi. O gün hem sağlığımdan oldum hem paramdan. Doğru düzgün röntgen çektirip tedavi olamadım. Su böreğini üzüle üzüle yedim ilk defa.
   Eve geldiğimde moralim iyice bozuktu. Kaloriferin yanında oturmuş kaybolan paramı düşünüyordum. Acaba kimin eline geçti, naptı o parayla diye. Annem üzülme dedi ama üzülmeye devam ettim. Olan hep bana oluyor nedense. O hastaneden de göğüs ağrımdan da nefret ediyorum. Böyle şeyler neden beni buluyor anlamıyorum. Bu da bir çeşit sınav aslında ama ne gerek vardı diye düşünmeden edemiyorum. Öğrenci olmak yeteri kadar canımı sıkıyorken bide böyle şeylere denk gelmek haliyle canımı sıkıyor.
   Bugün annemle başka bir hastaneye gittik. Doktor şansıma iyi birisi çıktı. Çeşitli sorular sordu işte sigara içiyor muyum, asitli içecekler içiyor muyum, ilaç kullanıyor muyum vs. Ben de sigara içmediğimi asitli içecekler tüketmediğimi söyledim. Röntgen ve EKG çektirmemi istedi. EKG çektirmek beni biraz ürküttü açıkçası. Heyecanlı değildim aslında ama kalbim çok hızlı atmış kontrol sırasında doktor öyle söyledi. Heyecan yapıp yapmadığımı sordu ben de yapmadım dedim. Gerçi ilk kez ekg çektirmenin verdiği hafif telaş vardı ama belli etmedim. Hem el hem ayak bileklerimde demirler, göğsümde bir sürü kablo.. Doktor EKG'de ciddi bir şey görmedi kalbin hızlı atması dışında. Röntgende siyah leke gördü. Tomografi istedi bu yüzden. Tomografiye de hiç girmedim nasıl atlatırım onu hiç bilmiyorum. Damar yolu açıp ilaç veriyorlarmış. Klostrofobim de var benim ya nasıl gireceğim tomografiye bilmiyorum. Akciğer kanseri miyim acaba? İnsanın aklına her şey geliyor böyle durumlarda. 
   Bu kötü olaylar dışında tiyatroya gittim önceki hafta sonu. Teyzem ve babamla gittim bir gün. Diğer gün tek başıma gittim. Teyzemle gittiğim tiyatro oyunu fena değildi. O gün nedense çok şık ve iyi giyinmiştim, üstelik kendimi çok iyi hissediyorum. Ertesi gün ise harap halde tek başıma izledim oyunu. Galiba yanımdaki insanlardan güç alıyorum. Tek başıma gittiğim oyun müzikaldi. Bilseydim hiç gitmezdim oyuna. Müzikal fazla sevmiyorum. Tam oyuna odaklanacağım hoop birden şarkı söylemeye başlıyorlar. Oyuncular da çok acemiydi. İki usta oyuncu vardı sadece. Dansları güzeldi ama benim asıl istediğim şey o değildi. Ben dram odaklı oyunları seviyorum. Mesela yazdığım Sığınak adlı tiyatro oyunumun üçüncü kısmı(aşağıdaki yazı) o müzikali izlerken aklıma geldi. Spot ışığının altında Kader'in konuştuğunu hayal ettim durmadan. Gözlerim doldu zaman zaman. İnsanın müzikal izlerken gözleri dolar mı ya. 
  Yazdığım oyunun hiç tepki almamasına çok üzüldüm. Yazmaya küsme aşamasına da geldim diyebilirim. Bloggerlar için geri bildirimler can suyu gibi bir şey. Olumlu ya da olumsuz yeri dönüşler aldığımızda daha hevesli yazılar yazıyoruz. Ben iyi ya da kötü oyun hakkında birkaç yorum bekliyordum ama kimse tenezzül edip okumadı bile. Nasıl hevesim kırıldı anlatamam. Bu yazıyı da etrafımda derdimi anlatacağım kimse olmadığı için yazıyorum. Hoş, blogu zaten bu yüzden açmıştım ya zaten. Dün 3 tane film izledim. Bi 2015'teydim bi 1958'deydim, kapanışı 1960 ile yaptım. İzlediğim filmler de epey güzeldi. Özellikle Bergman'ın filmine bayıldım. Evlilik olgusunu işlemişti filminde. Evlilik bulaşıcı bir mutsuzluğu getirebiliyormuş bazen. Okulun birinci dönemini sağ salim atlattım. İstediğim notlarla geçtim birinci dönemi. Bu ailemi sevindirdi tabii ama ben fazla tepki veremedim. Sevincimi arkadaşlarımla paylaşamadıktan sonra bütün bunların ne önemi var ki? Yani iyi harf notlarıyla geçmek beni istediğim şekilde tatmin ediyor tabii ama bunu arkadaşlarımla paylaşmak isterdim. Hiçbir zaman bu inek halimden sıyrılamayacağım sanırım. Hem notları hem de arkadaşlık ilişkileri iyi olanlara çok imreniyorum bazen. Her şeyin bu kadar geçici olduğunu bilmek bazen çok yoruyor beni biliyor musun. Ne anlamı var ki diyorum bütün bunların, madem yıllar sonra birbirimizi unutacağız, yolda görmezden geleceğiz ne gerek var bütün bu yaşananlara? Her ilişkinin sonu aynı bitiyor. Tanımamazlıktan gelmek, unutmak, boş vermek ve yine unutmak.. Ben bunların hiçbirini istemiyorum artık. Bu göğsümdeki kara leke belki öteki alem için bi bilettir belki. Kendime ördüğüm duvarların arasında yaşamaya devam ediyorum. Keşke bu kabustan uyanabilsem. Keşke..
Bu da şarkımız olsun

You Might Also Like

4 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. yazıyı okurken ,kaldırıma oturmuş küçük bir çocuk geldi gözümün önüne. hani onlr otururlar kaldırıma, dondurması yere düştü diye ya da oyuna alınmadı diye alt dudağı titreye titreye anlatırlar ya ,bi de gururlarından ağlamıyormuş gibi de yaparlar. dünyanın en gerçek duygusudur belki de o. yazıyı okurken de onu hissettim. herşeyi -di'li geçmiş zamanla okumak, net cümlelerle belirtmek, oldu ve bitti gibi hissettirmek iyi geldi bana. bir de, şu günlerde zor zamanlar geçiren biri olarak, demek ki dünya üzerinde morali ölümüne bozuk olan bi ben değilim diye hissettirmen de iyi gelmiş olabilir. ve bence ben şimdi kısa keseyim yoksa bu yorum bitmeyebilir.... umarım sağlık gelir en yakın zamanda. umarım herşey yoluna girer umarım çok mutluyum diye yazdığın yazılarını da okuruz.. ;)

    sevgiler... :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Paramı kaybettikten sonra biraz o çocuk gibi hissettim. Çok garip bir şey ya sahip olduğun bir şeyi kaybetmek. Dünya üzerinde bir sürü insan var Pınar. Hissettiklerinde yalnız değilsin tabii ki. Her insan zaman zaman kötü dönemlerinden geçiyor işte. Önemli olan iyi günlere hazırlıklı olmak. Teşekkür ederim güzel dileklerin için. :)

      Sil
  2. Paranı kaybetmen çok kötü olmuş, ben olsam ben de çok üzülürdüm. Baban belki de "keşke evlenmeseydim, keşke çocuğum olmasaydı" pişmanlığı yaşamamıştır, belki kafasından geçenler "keşke bu hastaneye gelmeseydik" veya "keşke oğlum hasta olmasaydı" tarzı düşüncelerdir. Öyle düşünme seni çok sevdiklerine şüphe yok.
    Bak Virginia Woolf ne demiş:
    "Önemli olan şey hayat, başka hiçbir şey değil hayat -keşfetme süreci- sonu gelmez ve aralıksız süreç, keşfin kendisi asla değil. "
    Belki de çok fazla sonuç odaklı düşünerek yapıyoruz hatayı. Elbette ki hayatımıza birileri girecek, birileri çıkacak. Hiçbir şey sonsuz değil. Ama geçirdiğimiz zaman, yolculuğumuz her zaman değerli, onu öyle kılmalıyız.

    YanıtlaSil
  3. Kanser ya da kitle olsa rontgende siyah değil opak görünürdü diye biliyorum. Ayrıca tomografi Mr gibi değil, klostrofobi konusunda çok sıkıntı yapma derim. Ben de sinuslerim için kafa tomografisi çekildim iki gün önce. Hastanede yalnızdim ve kendimi gerçekten kötü hissettim ayrıca da kötü bir şey çıkacak diye endişelendim. Sonuçlar çıkmadı henüz ama insan bu gibi durumlarda ölecekmis gibi bir endişeye kapiliyor. O yüzden seni iyi anlıyorum. Umarım kötü bişey değildir hem senin hem de benim. İçimizi ferah tutmayı öğrenebilsek ya da bu öğrenilebilen bir şey olsa keşke. Kaybolan 50 tl için de üzüldüm. Umarım fazlasıyla geri döner sana..Kendine iyi bak..

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe