Varolmanın dayanılmaz üzüntüsü..

Çarşamba, Ocak 06, 2016

 Hayatınızda düşüncelerinizin size deliye çevirdiği bir dönem oldu mu? İşin işinden çıkamadığınız, yaşamak denen bu bataklığa saplandıkça sizi daha daha derine çektiğini fark ettiğiniz ol mu mesela? Her sene bir sürü güzel dilek dileyerek başlıyorum yeni yıla ama nedense hiçbiri gerçek olmuyor. Ben sadece istemekle yetiniyorum öylece. Bu aralar gündemimi yoğun şekilde meşgul eden şey işsizlik. Yaşım ilerledikçe hayat gözümde daha da korkunç bir hal aldı. Bu korkuya anksiyete deniliyor aynı zamanda. Bazen geleceği öngörüp bundan olumsuz şekilde etkilendiğim de oluyor. Bundan 10-15 yıl sonrasını düşünüyorum uyumadan önce. Nerede olacağım, ne yapacağım, yanımda kim olacak, mutlu olacak mıyım gibi sorular sorup duruyorum. Bu soruları düşündükçe daha çok endişeleniyorum. Bazıları zamana bırakıyor bu işleri, ben de denedim ama işe yaramadı.
  Bide insanlara yük olma durumu var ki bu en kötüsü. İstediğin şeyleri alamamak, sürekli bir şeyleri istemekle yetinmek, bir gölge gibi yaşamı sürdürmek bazen çok zor oluyor benim için. Annemle tartıştığım zamanlarda hep bu durumu öne atıyor. Babamla çok sık tartışmayız ama ailem en ufak tartışmada eteklerindeki taşları döküyor birer birer. Bu yüzden ne zaman onlara baksam bana söyledikleri o kırıcı cümleler aklıma geliyor. Geçmiş geçmişte kaldı unut artık diyor bir tarafım, öteki tarafım da unutmamam için çabalıyor.
  Birkaç saat önce internetten kendime göre part time iş bakayım dedim bakmaz olaydım. Başıma ağrılar girdi durduk yere. Bir sürü ilan var, çoğu da uymuyor. Part time iş ilanlarında genelde mağazacılık, satış personeli ya da çağrı merkezinde çalışacak eleman aranıyor. 3 yıl önce kitabevinde çalışmıştım. Hayatımın en kötü yılıydı. Hala fırça yediğim, dışlandığım o anları unutamıyorum. En kötüsü dışlanmaktı. Önemsendiğimi hissetseydim belki de daha fazla kalırdım ama beni ortalık orospusu gibi oradan oraya sürüklediler sadece. Bence iş ortamının samimi olması çalışanları olumlu etkiliyor. Ben o işe büyük bir hevesle başlamıştım. Yani işe başladığım ilk günle işten çıktıktan sonraki günü yan yana getirirsen aradaki dağlar kadar farkı görürsün. Koşarak kaçtım resmen o ortamdan. Ve yaşadığım bu olumsuzluklar bende strese sebep oldu. Bir çeşit travma sonrası stres bozukluğu da denilebilir. Ve iş ilanlarına göz attığımdan beri başım ağrıyor, hala da geçmedi.
  Ben mesela büyük konuşmayayım ama çağrı merkezinde çalışamam. Çünkü insanları telefonda boş yere oyalamayı sevmiyorum şahsen. Bu mesleği iyi şekilde yapanlara selam olsun buradan ama ben yapamam. Telefondaki diksiyonum gayet de düzgün ama satış odaklı ya da destek merkezi bazında çalışamam gibime geliyor. Masa başı bir iş olsa mesela, yazı yazmak üzerine ya da asistanlık işi olsa yapardım. Aslında böyle film galalarına gidip ertesi gün yazı yazmak istiyorum. Tiyatro oyunları seyredip değerlendirme yazısı da yazmak gibi bir hayalim var bir gazetede ama olmuyor. Ya ne yaparsam yapayım kendi yerimde sayıklıyormuşum gibi hissediyorum.
  Şu an okuduğum kitabın bir sayfasını bile doğru düzgün okuyamadım düşüncelere dalmaktan. Bir cümle ya, bir cümle olacak iş değil. Aklım hep başka yerlere gidiyor. Kafamın işi sürekli düşüncelerle meşgul anlayacağın. Ne yapsam orta yol bulamıyorum. Kendimi sürekli bir şeylerle oyalamakla yetiniyorum şimdilik. 4. Numaralı teyzem bir konuşmamızda bana ''Elini taşın altına koyman gerek artık'' gibi bir cümle kurmuştu. Benim çalışmakla derdim yok aslında çalışmayı seviyorum ama doğru işi bulamıyorum sorun orada. Bide çoğu tanıdığım kendine göre iş bulup bir güzel maaş alırken benim hala işsiz bir öğrenci olmam haliyle üzüyor beni.
  Aslında şu an çalışan insanların yarısı işini sevmiyor. Sadece tahammül ediyorlar. İş ortamını sevmediklerinden adım gibi eminim. Sadece mecburiyetten, sorumluluk yükünden dolayı devam ediyorlar işlerine. Bir satış temsilcisi olmak kolay ama bunu gerçekten isteyerek yapmak çok başka bir şey. Ben edindiğim tecrübelere dayanarak bunun benim için iyi olmadığını düşünüyorum. Çünkü insanlarla uğraşmak gerçekten zor. Zengin insanlarla uğraşmak daha da zor. Parasıyla her şeyi satın alabileceğini sanıyor bazı dingiller.  Zengin bir kadının şişt diyerek el hareketiyle çağırmasını bilirim. Gereken cevabı verdim tabii. Benim bir adım olduğumu el işaretinin doğru olmadığını söyledim. Bazı müşterilerle de tartışırdım hiç çekinmeden. Alttan alma gibi bir durumum olmadı. Haksızsam elbette telafi etme yolunu buldum ama haklıysam geri adım atmadım. Bu dik başlılığım sorun olmuş olabilir belki de. Bide ortalık orospusu gibi kullanılmaktan hoşlanmadığım için eski işimden soğumuş olabilirim. Kitap bölümünden başka bir bölüme geçirmeye çalıştırlar mesela kabul etmedim. Sevdiğim bir alanda çalışmanın daha iyi olduğunu savundum. Bugün olsa yine aynı şeyi yapardım.
  Mezun olduktan sonra sudan çıkmış balığa döneceğim kesin. JG bende farkındalık hastalığı olduğunu söylemişti. Bunun üzerine çok düşündüm ve ona hak verdim. Farkındalık hastalığı çok kötü bir şey. Çoğunlukla kötü şeyler olmakla birlikte iyi ve kötü her şeyin farkında oluyorsun. İnsanların aslında ne niyetle yaklaştıklarını görebiliyorsun. Bir nevi özel güç gibi bir şey bu. Ben geçmişte birçok insanla tanıştığım için az çok insan sarrafıyım kendimce. O yüzden anlayabiliyorum sözlerden, davranışlardan, mimiklerden. O yüzden bunlara dikkat ediyorum.
   2014'te ailemle tatile gittiğimde benim durgun biri olduğumu söylemişti otelin bekçisi. Babama ''Kitap okuyor mu çocuk?'' demişti. Babam da okuduğumu söylemişti. O da ''Belli belli. Kitap okuyanlar böyle sessiz oluyor.'' demişti. Hiç tanımadığım adam benimle ilgili şeyi anında söyledi o an. Farkındalık hastalığı Oğuz Atay ile başladı bende.Tutunamayanlar romanı bir farkındalığın ürünü bence. O yüzden yeri çok başka benim için. 
   Şu sıralar ihtiyacım olan şey birinin bana güven aşılaması. Ailem bu güveni vermekte çok geç kaldı. Ananemlerin bu durumdan uzaktan yakından alakaları yok. Onlar sadece sonuca bakıyor ve sürekli başkalarıyla kıyaslıyorlar. Dolayısıyla kendime olan inancım zaman zaman sekteye uğruyor. Böyle zamanlarda yazmayı daha çok tercih ediyorum. Düşünceleri yazıya dökmek daha cazip geliyor. Çevremde kafa dengi biri olsa böyle her zaman görüştüğüm biri, o zaman bu kadar çok düşünmezdim belki de her şeyi. Yalnızlık düşünceleri de beraberinde getiriyor.Güven aşılaması pohpohlanmak değildir. Güven aşılaması ''Sana güveniyorum, sen başarırsın'' demektir. Bak Glee izliyorum bu aralar. Rachel Funny Girl seçmelerinde diyor ki ''Eğer arkadaşlarım bana bu güveni vermeseydi şu an burada bu şarkıyı söyleyemezdim'' Ne kadar önemli bir şey bu. Glee dizisinin arkadaş ilişkileri hoşuma gidiyor. Sahip olamayacağım türden bir şeyi izlemek zaman zaman canımı acıtsa da izlemeyi seviyorum.
   Bazıları hayata çok negatif baktığımı söylüyor. Negatif bakmıyorum sadece olaylara gerçekçi yaklaşıyorum. Gerçek tüm çıplaklığıyla ortadayken, üstelik sağlı sollu tokat atarken ben nasıl Pollyannacılık oynayabilirim? O pembe gözlükleri takıp nasıl hiçbir şey yokmuş gibi davranayım? Özge öğretmen olup kendini kurtardı. Emre az da olsa para kazanıyor. Bense özel tiyatroya gidecek para bulamıyorum. Ailemden isterim ama nereye kadar? Bu yüzden maddi sıkıntılarımı görmezden gelmeye çalışacağım şimdilik.
   Dönemi sağ sağlim atlattığım için rahatım ama bu yeterli gelmiyor bazen. Hindu ''Aldığımız notlar iş görüşmesinde işe yaramacak ki. Adam diplomana bakacak'' gibi bir şey söylemişti. Söyledikleri kısmen doğru olsa da ben derslere önem veriyorum. Hayatta beni üzen tek şey dışlanmak oldu biliyor musun. İnsanlarla tartıştım, bir sürü hakaret işittim o kadar yaralanmadım ama dışlanmak çok dokundu. İnsanlar sadece soru sormak ya da not istemek için yanımda oluyorlar. Rita mesela, dönem başlamadan önce ''Biz bir yolunu buluruz okulda yine görüşürüz Entelcim'' demişti. En son konuşmamızda ''Vaktim yok ya'' dedi. Geçen sene vakti olan insanın ne oldu da şimdi vakti olmuyor? Ders için soru sormayı biliyor ama. Soruya cevap vermeyi sıkıntı etmiyorum. Konuşmamız sürekli soru-cevap şeklinde olmasından hoşnut değilim. Oturup konuşalım, hayat hakkında birkaç söz söyleyelim istiyorum. Hayat sadece derslerden ibaret değil ki. Beni tanıyanlar bilir 7/24 ders konuşmam.
  Şimdi gidip anneme üzüldüğümü söylesem o benden iki kat üzülüyor. Evladım bana üzüldüğünü söylese ben de üzülürdüm herhalde. O yüzden bütün bu soruların üstesinden tek başıma gelmeyi planlıyorum. Kendi kendime güven aşılamayı deneyeceğim mesela. Ne kadarını halledebilirim bilmiyorum. Kapkaranlık bir yolda tek başına yürümeye benziyor bu. Önüme ne çıkacağını bilmeden yürüyorum sanki. İşin kötüsü, bu gidişle nereye varacağımı bilmiyorum..
Bu da şarkımız olsun

You Might Also Like

1 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Merhaba Visne! :-) ismin degismis olsada ben Visne diye hitap etmek istiyorum sana cünkü öyle tanidim öyle sevdim yazilarini..uzun süredir takip ediyorum yazilarini, yasamini, hayatla kavgani..sana cok kizdigim zamanlarda oldu okurken, cok hak verdigim zamanlarda..Sana haddim olmayarak bir seyler yazmak bazi tavsiyelerde bulunmak istiyorum..öncelikle senin cok özel bir insan oldugunu düsünüyorum:-) özellikle dünyanin böyle ince düsünceli, etrafindaki insanlara önem veren, insanlara ihtiyaci var.her nekadar gördügün vefasizlik, duyarsizlik seni kirsada sen iyi bir insansin visne! iyi bir insanin düsünmesi gerektigi gibi düsünüyorsun ve davraniyosun, bence bu konuda kendinle gurur duymalisin ..bu ilkiydi söylemek istediklerimin..ikincisini beni yanlis anlamamani umarak yaziyorum..bende zamaninda seninkine cok benzeyen durumlar yasadim, senin hissettiklerini hissetim, agir depresyon ve bunalim gecirdim..sonra neden bilmiyorum, belkide kücük yaslarda dini egitim almis olmamdan kaynaklaniyor olabilir, beni yaratanla yani Allah´la arami düzeltmek istedim..her seye sifirdan baslamak, tüm gecmisimi kaldirip cöpe atmak istedim..manevi yönünü bilmiyorum, inancinida bu kimseyi ilgilendirmez elbette ama eger inancliysan sana tavsiye edecegim sudur visnecigim Allah ile arani kuvvetli tutman..O´nu en yakin dostun ve sirdasin bilmen, cünkü ben sunu anladim, herkes ve hersey seni birakiyor ama O´hep yaninda hep seninle..sen farketsende farketmesende..ve cok merhametli sadece kapiyi calip iceri girmek aslolan :-) Kuran-i kerimi türkce mealinden okuyup, anlamadigin yerlerde tefsir yani aciklamaya bakibilirsin, kendinle basbasa kalip gözlerini kapatip Allah´i zikredebilirsin..mesela ya Rahman diyebilirsin, subhanallah, estagfirullah..anlamlarina bakip bazi tesbihatlarda dualarda bulunabilirsin..sonra belki namaz kilabilirsin..bizim sorunumuz ne biliyor musun, Allah´a tam anlamiyla kul olamamak, bizi o yaratti o programladi..bize, vucüdumuza, hücrelerimize uygun vitaminleri, minarelleri o yaratti, oksijeni suyu herseyi..hic bir sey fazla veya eksik degil ve yine nasil yasamamiz gerekecigini en iyi o biliyor ve bize bildiriyor..inan bana tam su gögüs kafesinin bulundugu yer varya? kalbine yakin olan yer, orada kocaman bir ferahlik, bir aydinlik hissediceksin..bunu garanti ediyorum cünkü buna senide benide tüm insanligi ve tüm alemi yoktan var eden Allah söz veriyor: "kalpler ancak Allah´i anmakla huzur bulur" Rad. suresi..yani seni yaratan ve seni programlayan Allah senin dostlugunu ve yakinligini istiyor..biliyormusun visne bütün bu sikintilar O´na varman icin birer araci:-) cok uzun yazdim Visnecigim, kusura bakma lütfen..yazdiklarimi düsünmeni istiyorum, din, inanmak ve yasamak bunlar kötü seyler degil aksine tarifi mümkün olmayan bir huzur..ben bu satirlari sana yurt disindan yaziyorum burada yasiyorum, okuyorum..türkce karakterlerle yazamadim o yüzden umarim zorlanmassin okurken! Allah´a emanet ediyorum seni, Allah kalbine genislik ve ferahlik versin :)

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe