Kendimle geçinmeye çalışıyorum fakat yapamıyorum

Pazartesi, Şubat 29, 2016

Şu sıralar hayattan keyif almayı öğrenmeye çalışıyorum. Biliyorum bunu daha önce yapmam gerekirdi ama kısmet bugüneymiş. İşin kötü tarafı hayattan keyif almasını bir türlü beceremiyorum. Sanki beynimin hayattan keyif alma düğmesi kapanmış ve şifresini de unutmuş gibiyim. Günlük hayatta gülümsediğim nadir zamanlar oluyor artık. Genelde kitap okuyorum, sınıftın penceresinden dışarıyı seyrediyorum aval aval. Çayımı içip müzik dinliyorum. Hayatımda bir şeyler eksikmiş gibi hissediyorum. Kayıp bir puzzle parçasını bulmaya çalışıyorum sanki. Okulla ilgili hiçbir şey yapmak istemiyorum artık. Derslerle alakalı bir ton kitap okumam gerekiyor ama içimden gelmiyor. Çünkü motivasyonumu kaybettim.
   Benim için motivasyon çok önemli. Yaptığım ya da yapacağım herhangi bir işte iyi şekilde motive olursam o işten başarılı sonuçlar elde ediyorum. Motivasyonum şu sıralar çok düşük. Sinema filmi değerlendirmesi yaptığım siteden ayrılmak zorunda kaldım çünkü artık orada bir şeyler yazamayacağımı düşünüyorum. Son olayda bardağı taşıran son damla oldu. Yazdığım Deadpool film eleştirisi yayınlanmadı. Çünkü aynı sitede Marvel dünyasıyla fazla haşır neşir olan biri var o daha detaylı yazacakmış. Benim saatlerce uğraştığım yazım bir anda silindi. Ben nasıl sinirlendim nasıl üzüldüm anlatamam. Sinemaya gitmişim, filmi izlemişim, eve gelip üşenmeden o eleştiri yazısını yazmışım ama sonuç? Hüsran. Ya o arkadaş da başka bir yazı dizisiyle eleştirebilirdi filmi. Olabiliyor yani böyle şeyler. Ama yazımı silmek daha kolay geldi. Emeğimin böyle kağıt parçası gibi buruşturup çöpe atılmasını hazmedemedim. Çok üzüldüm, moralimi toparlamaya çalıştım. İçimden yine yazarsın olm siktir et dedim defalarca. Sonra Mia'ya mesaj attım. Desteğini benden esirgemedi sağolsun. Onunla mesajlaştıktan sonra biraz daha toparladım kendimi. Sonra radikalin blog sitesinde bu filmin eleştirisini tekrar yazdım. Önceki yazdığımla aynı olmadı ama yine de bir şekilde toparlayıp gönderdim. Böyle zamanlarda desteğe çok ihtiyacım oluyor. Yani insanın kendi kendini teselli etmesi de bir yere kadar. Bide benim iç sesim şu sıralar bana düşman olmuş. Durmadan kızıp duruyor bana. Hal böyle olunca derin nefesler alıp veriyorum ve yürüdüğüm yola devam ediyorum.
   Bu ay yine tiyatro ve sinemaya doydum diyebilirim. Zaman ne ara geçti inanın anlamadım. Genellikle devlet tiyatrolarına gidiyorum çünkü ucuz çünkü öğrenciyim. Özel tiyatrolara öyle fazla paralar harcayamıyorum artık. Çünkü gereksiz pahalı olduğunu düşünüyorum. Bir tiyatro oyununa 45 lira veremem öyle kusura bakmayın. Eğer gideceksem de iyi bir oyun olmalı. Bak mesela Basit bir ev kazası oyunu güzeldi. Ona iyi ki gitmişim diyorum.
   Bu ay İf İstanbul etkinliğine katıldım. Birkaç film izledim sadece. Bu bağımsız sinema filmleri festivallerinin gündüz seansları genelde vasat oluyor. En iyi filmleri genelde akşamları veriyorlar. Bunun sebebi tabii ki para. Çünkü akşam seansları pahalı oluyor. Normal bilet 9 liraysa akşam seansı 20 lira oluyor. Aradaki farka bakar mısın. Hal böyle olunca akşam seanslarına gitmek istemedim. Hem ulaşım açısından da sıkıntı yaşıyorum bazen. Bide çoğunu izleyebilme şansım var zaten sonradan ne gerek var dedim. Bu ne gerek var sorusu hayatımda tasarruflu olmamı sağlayan en temel unsur. Bir şey almaya çalıştığımda hemen kafamda bu soru yanıp yanıp sönüyor. ''Kitap almaya ne gerek var, zaten evinde bir ton kitabın var. Bırak o kitabı rafına koçum hadi bakalım. Gerek yok hadi gidelim'' diyorum.
   İzlediğim 2 film hiç güzel değildi. Perşembe günü izlediğim Krisha filmini beğendim sadece. O da yakında düşer internete nasılsa. Ben bu festivalde ünlü gördüm hep. Bi gün Onur Baştürk, bir gün Meltem Cumbul çıktı karşıma. İkisiyle de konuşmadım. Böyle şak diye birdenbire görünce tıkandım. Nasıl konuya gireceğimi düşündüm. Ya çok başka bir şey böyle ünlü biriyle göz göze gelmek, konuşmaya çekinmek. İşin ilginç tarafı benim dışımda kimse onları umursamıyor. Lan Yılan Hikayesindeki  köylü kızı yanında duruyor nasıl sakin kalabiliyorsun anlamıyorum. Tamam biraz abartmış olabilirim ama Meltem Cumbul'un Gönül Yarası filmindeki oyunculuğuna bayılmıştım. Onunla karşılaşmadan bir gün önce filmdeki bir sahneyi izlemiştim hatta. Tesadüfün de bu kadarı ha.
  Bu hafta bambaşka bir ünlü yazarla karşılaştım. Özel bir tiyatro oyunu için özel bir okula gittim. Okulda da yok yok valla. Nasıl güzel şeyler yapmışlar görmen lazım. Buz hokeyi, yüzme havuzu, fitness, koşmak için kocaman antreman alanı. Ee para bok gibi oluk oluk akınca böyle şeyler çıkıyor ortaya. Ya ben oyunun oynandığı binayı ilk başta bulamadım. Güvenlik görevlisi ilerde yolun sonundan dönün dedi. Ben yürüdüm yürüdüm bir türlü bulamadım. Bu arada yürürken kendi kendime konuşuyorum. Bu aralar çok sık konuşur oldum kendi kendime. Delilik alameti midir nedir. Yoo hiç de bile. İnsanın kendi kendine konuşması güzel bir şey bence. Issız bayırdan aşağı inerken kendi kendime ''Ulan ne güzel yapmışlar buraları. Bir sürü mekan var baksana. Yüzme havuzu, koşmak için stadyum gibi bir şey yapmışlar. Şansa bak be. Bizde şans ne gezer olm yürü hadi şu binayı bul. Lan yoksa kaybolduk mu. Hassiktir! Ya kaybolduysam, yok ya adam ilerde demişti şimdi bulurum'' dedim. En sonunda buldum binayı. Bahçede kimi gördüm dersin? Yekta Kopan!
   Adamla yan yana dışarda öyle bakışıyoruz. Ben ona bakıyorum o bi yandan arkadaşlarıyla konuşup bana bakıyor. Tuhaf bir durumdu anlayacağın. Yanına gidip konuşamadım bir türlü. Ya galiba bu cesaretsizlik beni bir gün öldürecek. Abi alt tarafı merhaba falan diyeceğim yani niye bu kadar büyütüyorum anlamıyorum ya. Adama öyle öküz gibi bön bön baktım durmadan. Ya hep konuşmak istediğim insanla konuşamamak beni de şaşırttı haliyle. Onun kadar başarılı bir kültür sanat eleştirmeni olmak istiyorum. Adam bu alanda çok başarılı. Ben de onu örnek almaya çalışıyorum işte kendimce ama daha adamla konuşamıyorum bile. İşte bunlar hep cesaretsizlik, hep özgüvensizlik örneği. İçime kapandığım için özgüvenim zaman zaman sekteye uğruyor haliyle. Belkide karşılaşmayı hiç beklemediğim için şaşırdım ve konuşamadım. Olabiliyor yani böyle şeyler. Meltem Cumbul ve Onur Baştürk'le de bakıştık sadece. Meltem Cumbul uzun boyluymuş ya.
   Dolunay Soysert ve Aslı Enver'in oynadığı Personel oyununu izlemeye gittim. Aylardır bu oyunu izlemek istiyordum zaten. Beklediğim gibi güzel oyundu. Birkaç eksikliği dışında iyi oyundu. Seyircisi kötüydü. Aynı sırada oturduğum yaşlı bir kadın durmadan oyun hakkında yorum yapıyordu. Ben böyle şeylere çok sinir oluyorum. Bakışlarımla uyarmaya çalıştım ama hiç oralı olmadı. Sonra önümdeki kadın arkasını dönüp ona sus işareti yapınca sonunda sustu. Ya bide böyleleri kendine kültürlüyüm falan diyor. Abi zengin görgüsüzlerden hiç hoşlanmıyorum. Zaten sinir oldum bu organizasyona. Kapıda dakikalarca beklememize rağmen en öne oturamadık. Neden? Çünkü protokol bölümü başkalarına ayrılmış. Parası olan yine en önde izledi anlayacağın. Ee okula kamyon kamyon para sayan adamlar tabii en önden izleyecekti. Kim ne derse desin abi hayatı yöneten şey para. Bunu o gün daha iyi anladım. 7 yaşındaki çocuk en önde izliyor ama ben dakikalarca beklememe rağmen arkada izliyorum. Bu tipik bir adaletsizlik örneği. Parası olanın söz sahibi olduğu bir dönemde yaşıyoruz, yaşayacağız. Fakir ve zengin arasındaki ayrım iyice açılacak. Fakir birisi değilim, çok şükür param da var. Ailem de yanımda destek oluyor her türlü. Ama böyle zengin insanları ve arabalarını görünce ne yalan söyleyeyim imrendim biraz. 
  Kendilerini epey geliştiren insanlar var. Ee bir sürü para bende de olsa ben de geliştirirdim kendimi. Arkamda oturan kadınlar Fransızca konuşuyordu misal. Dönüş yolunda Yekta Kopan'ı bir kez daha gördüm. Oyunu beğenip beğenmediğini soracaktım ama yine o siktiğimin cesaret denilen şeyi kendimde bulamadım. Bayırdan yukarı çıkarken bol bol sövdüm kendime. Nasılsa kimse duymuyor diye kendi kendime konuştum yine. Yavaş yavaş deliriyor muyum yoksa ya. Bilmiyorum ama kendimle öyle sesli konuşmak iyi geldi bana. İç sesimin dışa yansıması bir bakıma arkadaşlık etti bana. Arada kendinizle konuşun, iyi geliyor insana.
  İnsanların benden öyle kolayca vazgeçmelerini sevmiyormuşum onu fark ettim. Yıllar geçtikçe bunu daha iyi anlıyorum. Çünkü bazı arkadaşlık ilişkileri zamanla kopuyor. Geçen hafta sınıfta anlaşabildiğim bir çocukla konuştum. Camus diyeyim ben ona çünkü Camus'un sözlerini seviyormuş. Camus'u sonradan tanıdım. Böyle arada sohbet etmek iyi oluyor. Kitap almaya gittik o gün. Bir arkadaş daha geldi. O an anladım ki insan ilişkileri puzzle parçalarına benziyor. Doğru parçayı bir araya getirdiğin an senden mutlusu yok. Bazı insanlarla belki bu yüzden anlaşamıyoruz. Çünkü doğru puzzle parçası değil; ya büyük geliyor bize ya da küçük.
   Okulda fazla kimseye konuşmuyorum. Çünkü genelde konuşmak istediğim insanlar onlar değil. Matmazelle konuşmayı seviyorum mesela. Şahane bir kadın. Geçen gün Sırma'nın sinsi arkadaşı yan yan bana baktı koridorda giderken. O an dellenip çatıcaktım ona ama çatmadım. Rita ile aramız iyi sayılır. Haftaiçi okulda karşılaşıyoruz. Eskisi gibi ortak derslerimiz yok ama bir şekilde konu bulup konuşmaya çalışıyoruz. Geçen gün farklı fakülteye gittik oturmak için rahat edemedi. Dersin başlamasına 20 dakika olmasına rağmen benimle vedalaşıp bizim fakülteye geçti. Üzüldüm açıkçası. Ya eskiden böyle sohbeti kısa kesip gitmezdi. Fazla üzülemiyorum artık çünkü üzülme kapasitemi yeteri kadar doldurduğumu düşünüyorum.
    Yaşamaktan çok yoruldum. Dur olm daha yaşın kaç deme bana. Çünkü gittiğim her yerde yalnız hissetmeyi kaldıramıyorum artık. Sevmiyorum bu hayatı. Her şey gözüme anlamsız geliyor. Annem ve babam dışında beni gerçekten önemseyen kimse yok çevremde. Geçen gün Emreyi film izlemeye çağırdım, telefona bakmaktan film izlemedi. Nasılda heveslenmiştim oysa. Sabahları uyanmak istemiyorum. Gözlerimi kapattığımda önümde beliren karanlığı istiyorum sadece. Çünkü karanlıkta istediğim kadar saklanabilirim. Çünkü karanlık beni acılarımdan koruyabilir..
Bu da şarkımız olsun

You Might Also Like

2 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Twitter da böyle yok şunu gördüm yok bunu gördüm tweetlerini görünce Vişne ünlüleri mıknatıs gibi kendine çekiyor herhalde demiştim.Yalnız bundan sonra birini falan görürsen sakın düşünme,hemen git yanına.Sonra keşke keşke diyip duruyorsun.O da bizim gibi insan.
    Arkadaş konusunda şans yok sende galiba.Yeni ortamlara gir bence.Üniversitenin kulüpleri falan yok mu?Ne de olsa orada amaç arkadaşlık.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya bu aralar mıktanıs gibiyim hakikaten. İşin aslı böyle şeylere denk geleceğimi hiç beklemiyordum. Ondan şaşkınım yani. Severek takip ettiğim biri olursa gitmeyi düşünüyorum yanına. Belki cesaretim yerine gelir o zaman. Çok şanssızım gerçekten Hermione. Yani okulda kulüp olayı hiç yok. Pek aktif bir kulüp sistemi yok anlayacağın.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe