Yalnız biri olsun isterken yalnız biri oldum istemeden

Perşembe, Şubat 18, 2016

     Mutlu değilim, mutlu olamıyorum. Anlık gülümsemeler ilişiyor sadece dudağıma o kadar. Her şeyden giderek uzaklaştığımı hissediyorum. Gerçek hayatta insanlarla aramda kocaman gizli duvarların olduğunu görüyorum. Manevi anlamda hayatımın en zor dönemlerini yaşıyorum. Gülmenin ne demek olduğunu unutmak nasıl bir şey bilir misin? Ya da her yere, her şeye tek başına gitmenin ağırlığını? Etrafında gülen, eğlenen, kol kola yürüyüp havadan sudan bahseden insanları görmenin hüznünü bilir misin? Ben bu hüznü her gün yaşıyorum. Allahın her günü aynı şeyi yapıyorum. Bazen farklılık olsun diye metrodaki merdivenleri çıkıyorum, bazen farklı koltuğa oturuyorum. Ufak çaplı değişiklikler anlayacağın.
  Bu dönem okuldaki ortam hiç beklediğim gibi değil. Ne bekliyordum ki zaten mutlu bir ortam mı? Hiç sanmıyorum. Sonradan gelmenin etkisini taşıyorum hala. Kimse beni kabullenemedi galiba. Bu çok kötü bir şey biliyor musun. Etrafındaki insanların seni tanımaması, sabahları günaydın dememeleri, bakışlarını çevirip öylece gitmeleri. Böyle şeyler söyledikçe kendimi aciz gibi hissediyorum. Hayır, aciz değilim sadece manevi anlamda büyük boşluk taşıyorum içimde. Eski hayatımdaki hengameyi özlüyorum bazen. Yanımda insanlar olurdu bir şeyler paylaşırdık. Şimdi o da yok.
   Hal böyle olunca kitap sayfaların ardına saklıyorum hüznümü. Konuşmak için çabalamıyorum artık. Demek ki kimsenin hayatında yer tutacak kadar önemli değilmişim. Pazartesi ağır bir ateşle okula gittim. Kendimi eve zor attım. Saatlerce ateşim düşmedi. Ateşim olduğu için uyuyamadım bir türlü. Acı içerisinde iştahsız öylece iyileşmeyi bekliyordum. Bizimkiler yemeğini yedikten sonra beni hastaneye götürmeye karar verdiler. Saatler geçti annem ateş düşürücü ilaç bulmak için komşuya gitti ve geç geldi. Babam aşırı ilgisiz bir tavırla telefon ve tabletiyle oynadı. Televizyonda evlilik programı dönüyor. Ben.. Ben acılar içinde ateşimin düşmesi için dua ediyorum ama düşmüyor.
   Annem geldiğinde ona '' Ölmemi mi istiyorsunuz? Niye hastaneye götürmüyorsunuz! Biriniz gelmiyor biriniz telefonla haşır neşir bu ne ya'' diyerek bağırdım biraz. Bu sözlerimden sonra babam sinirli sinirli konuşmaya başladı. Kocaman adam olmuşum da hastaneye gidemiyormuşum. Ulan ben kendimi eve zor attım daha nasıl gideyim oraya. İnanın eve zor geldim. Her tarafım ağrıyordu, halsizdim. Babam yolların açılmasını beklediği için götürmemiş. Bana sorarsanız ilgisizliğinden yaptı. Aynı şey akrabalarının başına gelse anında götürürdü. Benim kimsenin gözümde değerim yok. Bir baba evladı ateşler içinde kıvranırken nasıl olur da rahat oturabilir yerinde aklım almıyor.
   Hastaneye gittik. Doktor kaba elleriyle muayene etti beni. O kadar sert davranıyordu ki vücuduma anlam veremedim. Sanırsın zorla yapıyor mesleğini. Devlet hastanesi işte ne bekliyorum ki. Kapı önlerinde sıra beklemeyi öğretirler anca insana. Farenjit olmuşum doktorun dediğine göre. Bir sürü ilaç verdi. İğnesinden tutun şurubuna kadar hepsini aldık. İğne olmak canımı acıtmadı, bana karşı ilgisiz davranmaları canımı acıttı sadece. Birkaç gün iğne oldum. Ateşim düştü ama boğazım hala ağrıyor. İnsanın ateşi olunca bambaşka birine dönüşüyor. Algım değişti resmen hasta olunca. Kuzenim rahatsızlanmış birkaç hafta önce. Eniştem hemen doktora götürmüş, ilgilenmiş. Böyle şeyler gördükçe daha çok kızıyorum kendime.
   Ertesi gün okula gidemedim. Okula gidemediğim için biraz pişmanlık duydum. Not alabileceğim doğru düzgün insan yok çünkü. 100 kişilik sınıfta bak düşün. Hindu not vereceğini söyledi ama hala vermedi. Diğerleri benimle öyle fazla konuşmuyor zaten. Kime sorsam bir şeyler işledi diyor. Haftalarca hastanede kalsam demek ki sınıfta kalıcam. Çok üzülüyorum çok. Ne diye bunlar başıma geliyor anlamıyorum. Kötü bir insan mıyım diye mi bunlar başıma geliyor acaba.
   Özge'nin babası kalp krizi geçirdi. Otobüste karşılaştığımız halde suratını çevirdi bana. Her ne kadar konuşmasak da geçmiş olsun mesajı attım. Aslında atmayacaktım ama sağlık her şeyden önemli hayatta. Bide ben o kadar taş kalpli değilim ya. Kendimi kötü hissederim. Ve ben kendimi kötü hissedeceğim bir şeyi yapmam. Bundan sonra konuşur muyuz onunla bilmiyorum. Artık kimse benimle uzun uzun konuşmuyor. Bu da kendimden daha çok nefret etmeme sebep oluyor.
   
   Okuldan giderek soğuyorum. Dersler de bu dönem çok zor ne yapacağımı bilmiyorum. Hocalar epey zor sorular soruyormuş sınavlarda. Tez yazmaya başladık şimdiden düşün. Tek başıma yemek yiyorum, tek başıma tiyatroya gidiyorum, tek başıma yürüyorum uzun uzun. Oturup konuşacağım kimse yok okulda. Geçen gün Sırma'nın arkadaşını sınıftaki bir kıza kibirlenerek bakışını yakaladım. O kıza sanki iğrenerek bakıyor gibiydi. O an anladım ki ben insanları tanıma konusunda yetenekliyim. Başından beri bu kızın arkadaş canlısı biri olmadığını biliyordum. Kendini aptal yerine düşürüp komik olma halinden belli. Herkes ona gülsün istiyor, komik olmaya çalışıyor ama ben gülmüyorum. Çünkü o maskesinin ardındakini görebiliyorum. Bu yüzden benden pek hazzetmiyor. Kitap vermediğim için konuşmuyor zaar. Konuşmazsa konuşmasın. Sınıfta bir çocuk var sinsi sinsi bakıyor böyle hiç sevmiyorum. Uzun saçlarıyla nasıl kötü bakıyor görmen lazım. Bazı şeyler bakışla, konuşmayla anlaşılıyor.
   Sevgililer gününde tiyatroya gittim. Bir sürü çift gördüm. Aynı kazağı giyenleri bile gördüm. Günay Karacaoğlu'yu yakından görmeyi istemiştim zaten iyi geldi oyun. Geçen hafta 3 oyun seyrettim işte. Güzel oyunlar da vardı kötüleri de. Bi bakıyorsun sinema tiyatro eleştirmeni oluyormuşum. Gazetelerde yazılarım çıkıyormuş boy boy. Ya negzel hayal dimi. Ben böyle hayallerle yaşıyorum işte zaman zaman.
   Bir numaralı teyzemin bebeği oldu. Görsen küçücük bir güzellik. Ben de mi böyle küçüktüm ya diye soruyorum kendime. Daha bir aylık. Teyzemi uzun zamandan sonra mutlu görüyorum. Annemle seçtiğimiz kıyafetleri ona hediye ettim. Bebek kıyafetleri ne kadar mutlu ediyormuş insanı ya. Küçücük böyle şirin mi şirin. Moral bozukluğuna iyi geliyor valla. Kuzenlerimden farklı büyüdüm ben. Annem 3 ay emzirdi beni sadece. Sonra iş hayatına geri dönmüş. Babam da sürekli çalışıyormuş onunla. Annem ve babamla birlikte çektirdiğim bir bebeklik fotoğrafım bile yok. Kuzenlerimi anlayışla, sevgiyle büyüttüler. Bu yüzden ikisinin de özgüveni yüksek. Beni daha çok yererek eğittiler. Ee başında ne ana var ne baba. Ne sevgi var ne anlayış. Yemiyor mu yemeğini çak suratına ağlasın. Nasılsa susar yer yemeğini. Teyzelerimden böyle sevgi, anlayış göremedim ben çocukluğumda. Hep kızarlardı, hep uzak tutarlardı kendilerini benden. Sığıntı bir çocuk gibi otururdum sofralarına. Şimdilerde düşünüyorum da nasıl dayanmışım ben bu kadar şeye hala anlamıyorum. Bu düşünceler hep otobüsteyken aklıma geliyor. Ben böyle istenmeyen, uyumsuz biri oldum çıktım. Halbuki bana o sevgiyi, anlayışı verselerdi böyle olmazdı. Bu eksiklik hiçbir şeyle dolmuyor. Kızıyorum bazen onlara biliyor musun. Neden bana böyle davranmadılar, neden sevgilerini bana karşı belli etmediler diye. Bu yüzden kuzenlerimi severlerken yanlarında olmuyorum. Kıskançlık değil bu sadece bu sevgi gösterilerine alışık değilim.
    Rita ile okulun bahçesinde karşılaştık. Ona mesaj atmadığım için bana kızgınmış. Ben de ona kızgın olduğumu söyledim. Benimle ilgilenmediğini, uzaklaştığını söyledim. Eskisi gibi ortak dersimiz olmadığı için fazla görüşemiyoruz. 15 dakika konuşabiliyoruz sadece artık. Mesaj at diyor. Ee ben mesaj atmak değil konuşmak istiyorum. Bana yalnızlığını sev diyorlar. Zaman zaman gözüme iyi geliyor ama her zaman iyi olmuyor. Sevemiyorum, alışamıyorum, yapamıyorum. Üniversiteli değil de yaşlı biriyim sanki. Eskisi gibi değiliz ama küs de değiliz. Ben ona bir şeyler paylaşalım, oturalım sohbet edelim istiyorum dedikçe o zamanım yok dedi her seferinde. Hal böyle olunca hevesim kursağımda kaldı yine.
   Glee bitti sonunda. Ne güzel arkadaşlıklar vardı dizide. Sanırım hiçbir zaman öyle birbirine sahip çıkan arkadaşlarım olmayacak. Ben arkadaşlık ilişkilerini sevdiğim için izliyordum. Rachel'ın Kurt'e sarılmasını mesela. Bana çok anlamlı gelmişti. Don't stop believing şarkısını her dinlediğimde tuhaf hissediyorum ya. Ne ara bitirdim ben bu diziyi abi. Belkı bu konu hakkında bir yazı yazarım sonra.
  Bugün depresyonumun bana verdiği yetkiye dayanarak en özensiz halimle sinemaya gittim. Salon kapısının açılmasını bekliyordum. Bi baktım karşımda Onur Baştürk. Ben şok ben vefat! Ulan bula bula bugünü mü buldum özensiz giyinmek için. Paspal halimde konuşmaya cesaret edemedim haliyle. O bana baktı ben ona baktım. Ne diyeceğimi bilemedim. İyi birine benziyordu. İzlediğim Loev filmi de güzel değildi. Hiç beğenmedim açıkçası. Yanımdaki yaşlı kadınla konuşmayı sevdim sadece. Altyazıyı okuyamadığı için yer değiştirdik. Nasıl sempatik görmen lazım. Filmdeki öpüşme sahnelerini onunla izlerken utandım biraz. Annemler görse demediğini bırakmazdı herhalde bana. Bir keresinde Zeki Demirkubuz'un Kader filmini annemle izlemiştim. Kadın şok oldu. Babam da kızmıştı hafiften. Biraz gelenekçi bizimkiler bu konuda anlayacağın.
   Öyle işte cancağızım. Kendi halimde yaşamaya devam ediyorum işte. İnsan üzüntüden ölmüyor sadece hevesi kırılıyor her şeye karşı. İstenmeyen, uyumsuz biri olmak benim kaderimde varmış. Napalım bir şekilde yürüteceğiz bu gemiyi.  
Bu da şarkımız olsun

You Might Also Like

13 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Karıncam, canım, gel sana bir kocaman sarılayım ablan olarak :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim anlayışınız için :)

      Sil
  2. Bir an kendimi okudum satırlarında. Kim söylüyor bilmiyorum ama doğru söylüyor. Sev yalnızlığını. Sürekli yalnız olma hayat koşulları seni yalnızlığa ittiğinde bocalamazsın hiç değilse ♥ Sevgiler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya ben yalnızlığı sevmeyi sevmiyorum sorun orada Jessie. Ne gerek var buna diyorum içimden. Bazen güzel oluyor dediğim gibi ama her zaman işe yaramıyor bu sevme işi.
      Sevgiler

      Sil
  3. Yazını okuyunca fark ettiğim şu an hissettiğim pek çok şeyin bu satırlarda dile getirildiği oldu. Dediğin gibi zaman zaman seviyor insan yalnızlığı, kendini keşfetmeyi, kendi kendine gülümsemeyi. Ama bazen de karşında konuşacak birini istiyor. Belki biraz daha dişimizi sıkmamız gerekiyordur bilemiyorum, lisede de aynı duyguları uzun süre tecrübe ettikten sonra bulduklarım benim için oldukça değerli oldu. Beklemekten ziyade umutla beklemeyi denemek lazım belki de

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Belki de bekleme işini beceremiyorumdur. Sen uzun bir bekleyişin ardından iyi bir şeyle karşılaşmışsın bak ne güzel. Senin adına sevindim doğrusu. Benim ne demek istediğimi iyi anlamışsın. Sabrede sabrede sabır taşına dönüşmekten korkuyorum valla

      Sil
    2. Aslında üniversitede hala işin bekleme aşamasındayım. Burda işler daha zor ilerliyor. Bekleme işi de becerebilecek gibi değil cidden -.-

      Sil
  4. Yalnızlık kavramı biraz garip geliyor bana. Bazen yalnız olmak istiyorum çünkü, rahatsız etmiyor huzur veriyor hatta. Bazen de biriyle oturup konuşmak başka hayatlar yorumlar duymak istiyorum. Tam da istediğin zaman asla o ana uygun birini bulamazsın ya, hep öyle oluyor. Ama böyle günlerin sonunda başka şeylere odaklanmayı tembihliyorum kendime, sanatla uğraş işine bak, senin gibiler seni bulur zaten diyorum. Seni tanımıyorum, belki sen benim gibi kendini geçiştirecek bir şeyler bulmaktansa kabul etmişsin, bıkmışsın ama kabullenmişsin. Ama yinede dışarda senin gibi çok insan olduğunu bil. Bu arada sınıftaki uzun saçlı kötü bakışlı çocuğun senden daha büyük problemleri olabilir, hatta senden daha büyük bir yalnızlık çekiyor olabilir, belki ondandır bu bakışlar. Herkes kendi çapında bir şeylerle uğraşıyor zaten. Kim bilir onun hergünki savaşı ne üzerinedir. Şarkılarını çok beğeniyorum bu arada. Kendine iyi bak!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bir şeylerle uğraşmak fikri bana da cazip geliyor. Bu yüzden tiyatro ya da sinemayla ilgilenmeye çalışıyorum günlük hayatta. Onun dışında dediğim gibi yalnız takılıyorum. Bu bazen gözüme hoş geliyor bazen gözüme batıyor. Bir ortasını tutturamadım anlayacağın. Uzun saçlı çocuğun öyle büyük problemlerinin olduğunu düşünmüyorum. Öyle bir şey olsa gözlerinden okunurdu acısı. Bununkisi biraz kibir havası gibiydi. Hoşlanmadım yani bakışlarından. Sağlıklı iletişim kuramadım zaten. Bana tekinsiz biri gibi geldi ya ama dediğin farklı bir bakış açısı tabii.
      Yaa şarkıları beğendiğin için teşekkür ederim ^_^

      Sil
  5. Yaa bu çocuk aynı ben yaaa, olm burcun ne senin?
    üst kısımlara bişi demiycem seni anlıyabiliyorum.
    Ben glee'nin 3. sezonunda kaldım aradan 2 yıl geçti hiç bakmadım. Ama ne zaman Dont stop duysam boğazım düğümlenir böyle bir garip olurum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnsan insana benziyor bazen Boleyn :)
      Koç burcuyum ben ya. Sen hangi burçsun. Glee'ye devam et bence. Gerçi sonrada eski tadını kaybediyor. Glee kulübündekiler rezil ediyor o eski sezonların güzelliğini. İlk 3 sezon güzeldi sadece. Cory'in öldüğü bölüm çok duygusaldı. Ciğerim soldu izlemekten (bkz: s05e03) Bence diziyi bırakma. Kurt ve Rachel'ın sarılışını izlemelisin. İnan çok anlamlı :)

      Sil
    2. Koç burcu çok arkadaşım olmadı benim o yüzden fazla bir bilgim yok :/ Ben boğa burcuyum. Ya şuanda hatırlamıyorum bi blogger arkadaşımız yanılmıyorsam lolipop glee'de blaine ve kurt'un ilişkisinin artık yapış yapış ve sıktığını yazmıştı sanırım diziyi kendim bitiremediğim sürece kesin bir karar veremiycem. Cory'nin ölümüde izlemememde büyük bir pay, bence çok çok üzücü bir olay..
      Bitiricem merak etme :)

      Sil
  6. Adeta benim başka bir şehirdeki versiyonumsun -_- okurken biri benim için yazmış resmen dedim.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe