Bir cesaret örneği: Mustang

Salı, Mart 01, 2016

Yönetmenliğini Deniz Gamze Ergüven’in yaptığı Mustang filmini sonunda izleyebildim. Başka Sinema olmasa sanırım bu sanat filmlerini sinema salonlarında izleyemeyeceğim. Bu sene Filmekimi’nde de gösterilmişti Mustang filmi ama izleme fırsatım olmamıştı. O etkinlikte de biletleri anında tükenmişti. Yurt dışındaki film festivallerinde oldukça ödül kazanan film, ister istemez insanın ilgisini çekiyor. Üstelik Fransa’nın yabancı dilde en iyi film Oscar adayı olarak gösteriliyor. Anlayacağınız film kendi ülkesi dışında her yerde büyük beğeniyle karşılaşıyor.

Filmin fragmanından da anlaşılacağı üzre temel olarak namus olgusu sorgulanıyor. Ya bu namus olgusuna ülkece neden bu kadar takık olduğumuzu anlamıyorum. Evet, önemli bir olgu ama bunun üstünde çok konuşulması bana anlamsız geliyor bazen. İnsanlar yakında Mars’a yerleşecek biz hala namus bekçiliği derdindeyiz olacak iş değil.

Ailelerini kaybettikten sonra amcaları ve babaanneleriyle beraber Kastamonu İnebolu’da yaşayan beş kız kardeşin, okulları yaz tatiline girdikten sonraki birkaç aylık süreçte hayatlarının nasıl değiştiğini görüyoruz filmi izlerken. Bence filmin hem artı yönleri hem de eksi yönleri var. Ataerkil toplumsal yapının içinde hayatta kalmaya çalışan kadınların hikayesi aslında bu. Kadının var olma savaşından bir kesit sunuyor bize. 5 kız kardeş birbiriyle uyumlu görünüyor aslında ama bazı replikler anlaşılmıyor sanki. Özellikle filmin ilk sahnelerinde ne oluyor ne bitiyor diye sordum kendime. Replikler net ifade edilmemiş bana göre. Bağırış çağırışlar arasında kaybolup gitmiş. Halbuki o isyan ve çaresizlik duyguları bu repliklerde gizliydi. Babaannelerinin sert tutumu oğlu geldiği zaman nedense pamuk şeker kıvamına dönüşüyor. Mustang filmi aile içi şiddeti, kadının Türk toplumundaki yerini, kızların genç yaşta zorla evlendirilmesini iyi bir şekilde ele almış. Vermek istediği mesajı gayet iyi vermiş ama eksikliklerin olduğunu düşünüyorum. Mesela filmin yaşanılan coğrafya ile bağı o kadar sağlam değildi bence. İnebolu muhafazakar bir yer olabilir ama Türkiye’de başka muhafazakar yerler de var. Konya mesela, muhafazakarlığın en yoğun olduğu illerden birisi. Bu film Konya’da çekilse acaba yine böyle konuşulur muydu merak ediyorum doğrusu.

Kızların hiçbiri yaşanılan yere ait değilmiş gibi hissettim izlerken. Sanki başka ülkeden birkaç aylığına gelmişler gibi davranıyorlardı. Kış uykusundan tanıdığımız Ayberk Pekcan, amca rolünün hakkını vermiş. Bu filmin yıldızı kuşkusuz Laleydi. Küçük kız yaşadığı ağır şeylerden sonra kendi yolunu çizmeyi başardı en sonunda. Kızların birbirine bağlılığı güzel yansıtılmış.

Lale’nin evde sinekleri öldürmesini mahalle baskısı ve kurbanlar olarak gördüm. Sineklik mahalle baskısını temsil ediyordu. Ölen sinekler ise bu genç kızları ifade ediyordu bence. Yani bu kızlar eninde sonunda mahalle baskısının gazabına uğrayacaklardı. Çevredeki insanlar şive kullanmıyordu mesela. Bu filmin gerçeklik boyutunu zedelemiş. Biraz daha şive kullanılsaydı belki daha iyi olabilirdi belki. Kızların rahat tavırları çevredeki insanlar tarafından hoş karşılanmıyor. Aile ”Elalem ne der” sözüne o kadar çok takmış ki başkaları ne söylerse hemen kendilerine çeki düzen veriyorlar.

Bir süre sonra kızlara kapalı kıyafet giydirip evde ev hanımlığı eğitimi veriyorlar. Yaşadıkları ev birer hapishaneye dönüşüyor. Giydikleri elbise aslında toplumun onlara biçtiği bir elbiseydi. Yani o kızlar ancak çevredeki insanların düşüncelerine göre yaşayabilirdi. Bu yüzden kapalı elbiseler giyiyor, mantı açıyor, cam siliyorlar. Çünkü kadının tek görevi bu: Ev işi, eve kapanmak, susmak, erkek ne derse onu yapmak. Çünkü o çevreye göre kadının değeri yoktur. Kimilerine göre kadın onlar için hizmetçidir. Bu zihniyetten ne beklenir ki! Bu kızlar daha gençliğin baharında. Sürekli evde oturup mantı açmak yerine dışarıda oyun oynamalı ya da hayatı keşfetmeliler. Çok cinsiyetçi bir söylem var aslında bu filmde. Kadın ve erkek aynı ortamda dahi bulunmuyor. Erkekler başka yerde rakılarını yudumlayıp maçlarını izliyor. Kadınlar ise böreklerini yiyip dizi izliyorlar. Neden bu kadar keskin şekilde ayrılıyor bu cinsiyetçi yaklaşım hayret ediyorum doğrusu. Böyle olmak zorunda değil, böyle olmamalı. Kalıplaşmış bu cinsiyetçi zihniyetin iyi olmadığını düşünüyorum. İnsanları belli bir kalıba hapsetmek ve onlardan bu kalıplara uygun yaşamalarını istemek ne derece doğru?

Bekaret kontrolü için doktorda sıra beklerken kızların daha üzgün, daha öfkeli olmasını beklerdim. Bu kontrol resmen kadınlığın aşağılanması gibi bir şey. Hiçbir şey olmamış gibi oturmaları çok saçmaydı. İnsan öfkelenir, ağlar ya da isyan eder ne bileyim sesini duyurur azıcık. Çok küçük düşürücü bir şey bu kontrol ya onu demek istiyorum. Sessiz kalmamalıydılar.

Kızların birer birer evlenmesi, ardından düğün yapılması çok sıradan geldi bana. Düğünde amcanın silahla hava ateş etmesi ataerkil toplumsal yapının bir yansımasıydı bana göre. Orada bir iktidar gösterisi yapılıyor ateş edilerek. Selma rolünü oynayan Tuğba Sungurlu’nun yeteri kadar iyi oymadığını düşünüyorum. Çok ruhsuz söyledi sanki repliklerini. Biraz daha duygu yüklü oynamasını beklerdim.
Beni asıl şaşırtan Elit İşcan oldu. Ya Reha Erdem’in filminde ne güzel oynamıştı. Neden bu filmde bu kadar az rol aldı anlam veremedim doğrusu. Oyunculuğu da iyi aslında ama bu filmde fazla kendini gösterememiş. Arabadaki sevişme sahnesi ve tatlı yeme sahnesi dışında doğru düzgün sahnesi yoktu neredeyse.

Siyasi liderlerin televizyondaki konuşmaları filmle çok güzel uymuş. Filmin karşı çıktığı şeyleri söylüyorlardı. Bu zıtlık filmde güzel yansıtılmış. Lale’nin zaman zaman haksızlıklara, zorbalığa karşı sessiz kalmasını tasvip etmedim. Ya amcasının suratına haykırsaydı mesela ya da ablalarına gerçeği anlatsaydı. İçindeki öfkeyi dışarıya yansıtsaydı filmi başka boyutlara taşıyabilirdi.

Bir süre sonra evin çevresi demirlerle donatılıyor. Lale’nin evin duvarlarına bakması, oranın modern bir hapishaneye dönüştüğünü gösteriyordu. Tezer Özlü bir kitabında ‘‘Duvarlar yaşamamızdaki mezarlar mı?” der. Lale’nin duvarın üstündeki demirlere bakması bana Tezer Özlü’nün bu sözünü hatırlattı.

Bazı sahneler iyi yansıtılmamış. Kaçış hikayelerinde kullanılan bez bebekler amaçlarına hizmet etmedi mesela. Filmin sonu da tutarsız geldi bana. Neden İstanbul? Neden bu kızlar İzmir’e ya da başka şehre gitmiyorlar. Evet, öğretmenleri İstanbul’da ama başka şehre de gidebilirdi. Çok klişe geldi bana bu İstanbul’a gitme fikri. Bide bu kızların öyle ellerini sallaya sallaya İstanbul’a gitmesi mantıksız geldi bana. Bu aile polisi neden aramadı? Polise haber verilmemesi biraz eksik kalmış. Geziye selam çakılması çok gereksiz geldi bana. Düşünce güzel ama ne gerek vardı diye düşünmeden edemedim. İntihar sahnesi çok oldu bittiye geldi. Daha fazla işlenmesini isterdim. Bide Lale’nin yanında Sonay ve Selma’nın açık açık cinsellik hakkında konuşmasını yersiz buldum. Daha müsait bir ortamda konuşulabilirdi bu konu. Küçücük kız olan Lale haliyle bu konuşmalardan etkileniyor ve merak ediyor.


Mustang filmini sevip sevmeme konusunda çok kararsızım. İşlediği konunun hakkını vermiş yönetmen ama eksiklikler vardı bana göre. Kızların bedenlerinin fazla gösterilmesine anlam veremedim. Yönetmenin ilk filmi olduğu için görmezden gelinebilir bu durum belki. Yine de sinematografik açıdan iyi bir film. O amcaya da filmin sonunda bol bol küfrettim. Kızların hayatlarını zindana çevirmenin sorumlusu o gaddar adamdı çünkü. Yönetmen ülkesini yeteri kadar iyi tanımıyor bence. Yine de cesareti alkışlanmalı.

You Might Also Like

8 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Filmin özellikle konusunu takdir ettim ancak filmi beğendiğimi söyleyemem. Çok doğru tespitler ortaya koymuşsunuz.

    "Yönetmen ülkesini yeteri kadar iyi tanımıyor bence." filmin en büyük sorunu da ne yazık ki bu. Ondan sonra da oyuncular bana kalırsa. Yine de, umarım yönetmen gelecekte daha başarılı işler ortaya koyar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beğeniniz için teşekkür ederim. Kendimce izlenimlerimi yazmaya çalıştım işte :)
      Evet ülkesini yeteri kadar iyi tanımıyor bence. Oyuncuların da etkisi var. Yeteri kadar iyi oyunculuk gösteremediler. Duygu eksikliği vardı sanki. Yönetmenin cesaretini sevdim

      Sil
  2. Bana da hep böyle filmlerin ödül alması tuhaf geliyor. Gözetleme Kulesi de böyle. Ezilen aşağılanan tecavüze uğrayan, kürtaj yaptıran kadın, ensest vs. Bunlardan biri olmazsa ödülü unut.
    Bekaret muayenesi epeyce süredir sadece savcı istemi ile yapılıyor. Kimse kızını yeğenini götütüp muayene ettiremez eğer doktorun kafasına silah dayamadıysa vb.
    İçimden izlemek gelmiyor bu filmi. Bir de osaçlar ne öyle, her biri birer rapunzel sanki.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gözetleme kulesini izlemedim ama duyduğuma göre aşırı sıkıcı bir filmmiş. Okuduğum yorumlardan öyle bir sonuç çıkardım. Belki de bu filmler birtakım gerçekleri söyleyebildiği için ödül alıyordur. Evet bekaret muayenesinin olduğu sahneye anlam veremedim. Çok tepkisizlerdi. Savcı izni bile yok ama yine yapmışlar.

      Sil
  3. Şehir merkezi değilse Konya-Çorum-Kastamonu-Sinop farketmiyor karınca. O hayret ettiğin her şey hala aynı. İnebolu çok tutucu, Düzce de, Bilecik de. Belki Ege biraz farklı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Muhafazakarlaşıyor ülke giderek desene..

      Sil
  4. Cumartesi akşamı bu filmi izledim. Sevsem mi nefret etsem mi bilemedim. Bir şeyler anlatmaya çalışmış ama bence o kadar eksik, o kadar yanlış anlatılmış ki. Karadeniz'i iyi bildiğim için kimi yerleri bağlaştıramadım, Doğu'da çekilse daha mı iyi olurdu bilemedim. Senin de dediğin gibi kızlar oraya ait değil gibi. Oysa ki bir yerde babaanne ebeveynleri öleli 10 yıl oldu gibisinden bir şey diyordu. 10 yılda hiç mi adapte olamadı kızlar ya da 10 yıldır hiç mi kızlara kendince çeki düzen veremedi babaanne. Milliyetçi damarımın olmadığını az çok biliyorsun Vişne'm ama Türk asıllı bir insanın madem Türkiye'yle ilgili bir şeyler çekme isteği var o zaman daha doğru yapsın diyorum. Neresinden tutsam elimde kaldı, Oscar'a aday olması bile bence saçmaydı.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de sevip sevmeme konusunda kararsız kaldım Sed. Yani bir şey yapmaya çalışmış ama beklenilen etkiyi yaratamamış gibi geldi bana film. Doğu'da olsaydı, karakterler biraz daha özenli işlenseydi belki biraz daha iyi gelebilirdi gözümüze. Oscar olayı tamamen torpil yüzünden oldu bence. Fransa var yani işin ucunda. Dediğim gibi ülkesini fazla tanımıyor. Sadece belli bir konunun üzerine gitmeye çalışmış. Çok az işlenmiş bazı sahneler ya içime sinmedi. Keşke daha iyi olsaydı film.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe