Şubat ayı kitap, film, müzik favorilerim..

Perşembe, Mart 17, 2016

Bu aralar yeni şeylerin peşindeyim. Çünkü eski şeylere takıldıkça yenilikleri kaçırdığımı düşünüyorum. Zaman o kadar hızlı geçiyor ki ne olup ne bitiyor yakalamıyor insan. Yıllardır burada sürekli üzüntümü yazmaktan çok sıkıldım. Çoğu zaman üzgünken yazı yazmak beni hafifletiyor. Blogumu bu yüzden çok seviyorum. Azıcık şu üzgün modumdan çıkıp enerjik, keyifli şeyler yazmak istiyorum. Depresiflikten kolay kolay kurtulamıyorum. Bir kez mutlu oldum mu iki kez mutsuz oluyorum. Bir türlü ayarını tutturamıyorum anlayacağın. Bir günüm aşırı mutlu geçiyor ertesi gün depresifliğin dibine vuruyorum. Şu sıralar depresif düşünceler kafamın içinde cirit atıyor ama bir şekilde ayakta kalmaya çalışıyorum. Çünkü kuyruğunu dik tutanların ülkesinde yaşıyoruz. Kimse birbirine gerçekten ben manevi olarak kötüyüm demiyor. Çünkü karşı tarafın onu daha fazla yaralayacağından korkuyor. Halbuki kendimi mutsuz hissediyorum, böyle yapamıyorum, mutlu olmak istiyorum diyebilse insan karşısındakine o zaman daha farklı olacak. Mutsuz hissetmek bence bir zayıflık değildir aksine cesaret işidir. Çünkü kimse kolay kolay ben mutsuzum diyemez. Bu yüzden bir bakıma cesur davrandığımı düşünüyorum mutsuzluğumu yazarak. Ayrıca en sağlam arkadaşlıklar mutsuzluk üzerinden kuruluyor. Acılar insanları birbirine yakınlaştırır unutmayın.
   Bu aralar en çok dikkatimi çeken şey telefon kamerası karşısına geçip konuşan insanlar. Kameranın karşısına geçip bir türlü konuşamıyorum, şaka gibi. Yazmayı daha çok seviyorum sanırım. Kamera karşısında konuşabilecek cesareti kendimde toplayamıyorum. Özgüven eksikliğinden de kaynaklanıyordur belki bu. Böyle kamera karşısına geçip bir şeyler anlatmayı çok isterdim ama ne tipim ne de özgüvenim müsait değil. Dış görünüşümü sevmiyorum. Kendimle barışık değilim ondan galiba. İşte kilit nokta burada bence. İnsanın kendisiyle barışık olması, kendini sevebilmesi, kendini kabullenebilmesi çok önemli bir şey. Ben bunu çoğu zaman yapamıyorum. Bazen yapabildiğimi sanıyorum, sonra yolumun üstüne kocaman bir kaya oturuyor. İtmeye çalışıyorum ama gücüm tükeniyor. Hal böyle olunca o yolda tıkanıp kalıyorum.
    Favori yazısı diye başladım ama yine depresifliğe sardım ha. Video çeksem dakikalar sürerdi herhalde. Çenem düşüyor bazen. Hele konuşmaktan keyif aldığım insanların yanında felaket düşüyor çenem ya. Şubat ayı benim için oldukça verimli bir ay oldu. Hem güzel kitaplar okudum, hem güzel filmler izledim festivalde. İlk olarak filmlerden başlayayım;

1) Tangerine: Bu filmi çok merak ediyordum. İf İstanbul etkinliğinde izleyecektim ama saatleri bana pek uymadı.2015 yapımı olan Tangerine filmi iki trans kadının bir günde başından geçen olayları anlatıyor. Konusu bana çok farklı geldi. Üstelik film çok gerçekçiydi. Sanki gerçek hayattan bir kesit alıp beyazperdeye koymuş yönetmen. Bu arada film İphone 5 ile çekilmiş. Ben izledikten sonra bu filmi okuyunca şok oldum. Çok renkli, çok içten bir filmdi bana göre. Translar çok cesur davranıp oynamışlar. Tangerine filminin görüntüleri de hoşuma gitti. Renk kullanımları çok canlıydı. Başrol oyuncuları kendilerini bu role adamış gibiydiler sanki. Öyle müstehcen bir film değil, tamamen ilişkiler ve arkadaşlık üzerine kurulu bir film. Bu tarz filmleri izlemek toplumda bizden başka yaşayan insanları görmemize katkı sağlıyor. Önyargıyla yaklaşmadan filmi izlerseniz çok keyif alacağınızı düşünüyorum.

2) Monster(Cani): Bu film için ne söylesem az gelir. Charlize Theron adeta oyunculuk dersi vermiş. 2003 yapımı olan Cani film gerçek bir hikayeye dayanıyor. Seks işçiliği yapan bir kadının başından geçen korkunç bir olayı ele alıyor. Seks işçiliği sırasında bir müşterisi tarafından aşırı şiddete maruz kalıyor. Bu aşırı şiddet onda olumsuz tepkiler yaratıyor. Kendisi lezbiyen olmadığı halde lezbiyenmiş gibi davranıyor. Ya Charlize Theron bambaşka bir karaktere bürünmüş gibiydi sanki filmde. Kadın, o yaşadığı şiddet olayını kolay kolay unutamıyor ve bu ondan takıntı haline dönüşüyor. Şimdi ben daha fazla anlatırsam filmin tadı kalmaz. En iyisi izlemediyseniz izleyin bir an önce derim. Filmi izledikten sonra ''Ulan ne hayatlar var be'' diye düşündüm. Bu film sayesinde oscar kazanmış bizim Theron. Fazlasıyla hak ettiğini düşünüyorum bu ödülü. Beğenerek izlediğim bir film oldu. İzlemediyseniz izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum.

3) Deadpool: Bazen aksiyonlu filmler izleme ihtiyacı duyuyorum. Şubat ayının kuşkusuz en iyi filmi Deadpool idi. Yani diğer filmlere bakıldığında sinemada izlenebilir bir filmdi. Sinemaya sadece sevdiğim filmleri gerçekten izlemek için gidiyorum. Onun dışında fazla gitmiyorum. Üçüncü sınıf komedi bir Türk filmini izleyemiyorum sinemada mesela. Aynı şekilde sinemada dram, romantik komedi filmlerini izlemeyi sevmem. Deadpool bir anti kahraman. Marvel filmlerinin gittikçe güzelleştiğinin en güzel örneği bence. Ben keyifli bir vakit geçirmek için izlemiştim. İzlediğim için de memnunum açıkçası. Film bana beklediğimi verdi. Aksiyonlu, vurdulu kırdılı filmleri seviyorsanız Deadpool'u seversiniz diye düşünüyorum. Çok içten bir karakterdi ya Wade Wilson. Asıl X- Men filmini merak ediyorum ben. Mayıs ayı gelse keşke çabucak.

Şubat ayında izlemek istediğim festival filmlerini izleyemedim. Çünkü iyi filmleri hep akşam seansına koymuş bizim köylü kurnazları. Sinir oldum biraz bu duruma. Geçen ay kitap okuma açısından kısmen verim alabildim. Dersler, film festivali derken okumaya vakit bulamadım. 7 kitap okuyabildim geçen ay ama bana göre az ya. Ben daha fazla okumayı istiyorum. Geçen sene 45 kitabı zor okuyabildim. Yaşlandıkça okuma hızım yavaşlıyor mu yoksa Olric? 

Seray Şahiner - Antabus: İtiraf etmeliyim ki Antabus kitabını hiç görmemiştim. Aynı isimli tiyatro oyununa gittikten sonra kitabını almaya karar verdim. Çünkü tiyatro oyunu beni çok etkilemişti. Nihal Yalçın'a bayılıyorum. Oyunculuğu, kişiliği çok düzgün bir insan bence. Oynadığı oyunlarda da başarılı olduğunu düşünüyorum. Antabus oyununda beni bambaşka şeylerle yüzleştirdi. Sayesinde İbrahim Tatlıses'in yalan şarkısını sevdim. Çok güzel söyledi oyunda. Kitap çok akıcı bir şekilde yazılmış. Ben 3-4 günde okuyup bitirdim kitabı. Erkek şiddetine maruz kalmış bir kadının gözünden anlatılan bir hikaye bu. Kocası içki içmesin diye türlü türlü şeyler yapan, ailesinden hayır görmeyen, çaresiz Leyla Taşçı'yı çok seviyorsunuz kitabı okuduktan sonra. İyi ki okumuşum dediğim kitapların arasına girdi şimdiden. Bence kitabevinde gözünüze ilişirse bu kitabı bir inceleyin. Belki seversiniz. Ben çok sevdim valla. Leyla Taşçı'yı sanki yıllardır tanıyormuşum gibi hissettim. Çok içten kaleme alınmış bir eser bence. Kadınların toplumda var olma savaşının güzel bir örneği bence. Bu ülkede kadın olmanın zorlu yönlerini güçlü şekilde kaleme alınmış.

Ben albümleri genel olarak hızlı tüketiyorum. Sonra tükettiğim şarkıları baştan dinliyorum. Bazıları benim yol arkadaşım oluyor. Bizim çılgın Sia'yı bu aralar seviyorum. Özellikle son şarkıları bana iyi geliyor. Bazen de ''Üff Sia git öteki tarafta çığır ya'' diyesim geliyor şarkılarını dinlerken. Bazı şarkılarında sahiden çok bağırıyor. Alive şarkısında mesela. Yaşadığını vurgulamak için tüm gücüyle bağırıyor. Sia - This is Acting albümü bence iyi bir çalışma olmuş. Alive, Unstoppable, Bird set fire, Cheap Thrills şarkılarını epey sevdim. Sia'nın sosyofobisi bana da bulaştı. Bazen insanların arasında olmak beni rahatsız ediyor. Bakışlara maruz kalmak, tıka basa toplu taşıma araçlarına binmek bende sosyofobi yaratıyor. Sia tam seyahat arkadaşı benim için. Duygularımı şarkılarının melodisinde hissedebiliyorum. Sia dinlerken sanırım insan birçok hissi içinde taşıyor. Bazı şarkılarda öfkeleniyor, bazılarında üzülüyor. Bu yönünü çok seviyorum. Lana Del Rey gibi mıymıy davranmıyor. Lana Del Rey'e bazen sinir oluyorum. Kadın parayı buldu mıymıy şarkı söylemeye başladı. Nerede Born to Die albümündeki o marjinal kadın ya.(Born to Die albümüne aşığım bu arada) Sia'nın eski şarkıları da güzeldir. Severseniz eski şarkılarını da dinlemeyi unutmayın. Şubat ayında izlediklerim, okuduklarım ve dinlediklerim bana fazlasıyla yetti. Yine de okumam gereken hala bir sürü kitap var kütüphanede. Aynı şekilde izlemem gereken de bir sürü film var ya. Yetişemiyorum, hiçbirine yetişemiyorum valla. 24 saat bana yetmiyor. İzlediğim tiyatro oyunlarını da mı yazsam diye düşünüyorum ama şu an karar veremedim. Bu yazı dizisini beğenirseniz belki izlediğim oyunları da yorumlarım burada. Şu video kaydetme cesaretini kendimde bulabilsem, kendimle barışık yaşayabilsem çok güzel olacak ama yapamıyorum. Bu yüzden kameraya alışık insanlara bazen imreniyorum.
Siz de yazın blogunuzda favorilerinizi. Bakalım neler neler okumuş izlemişsiniz
Bu da şarkımız olsun 
Kendine iyi davran

You Might Also Like

8 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Ohhh be! Harika bi yazi :)

    Bu bunalimli donemlerde ne iyi geldi tarif
    Edemem. Kafam dagildi. Oh be yasasiin!

    Cani filmini izlemedim bi turlu niyeyse ama
    Oyle bi cekti ki yazdiklarin.. Eminim
    Performansi harikadir. Zaten bayiliyorum
    Ben
    Kadina <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Miaaa ^_^
      Ya senin bu desteğin olmasa ne yapardım bilmiyorum. Ben çok şanslı bir insanım. Beni destekleyen şahane bir arkadaşım var. Teşekkür ederim güzel düşüncelerin için :) Bana da bu tarz yazılar yazmak iyi geldi bir bakıma. Yeni bir şeyler yazayım istedim sadece.
      Cani filmi benim beklediğimden iyi çıktı. Özellikle Theron çok iyiydi. İzledikten sonra ne düşüneceksin merak ediyorum :)

      Sil
  2. Bugünlerde hepimiz içimize kapandık ve beni en çok rahatlatan şey müzik oldu. Arabada Hüsnü Şenlendirici dinliyorum uzun süredir. O yumuşak klarnet tonu bana çok iyi geliyor. Çoğu yerlerde istemsizce hareket ediyorum vs.

    ms2150 okudum en son baştan sona. Sana da iyi gelebileceğini düşünüyorum Karınca o kitabın. 2150 de seni deprese eden şeylerin hiçbiri yok ve insanlık çok daha iyi durumda.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet son günlerde yaşananlardan sonra iyice içimize kapanır olduk Elif. Ben de klarnet sesini severim. Dinlendirici bir etkisi var sahiden. Aa o kitabı bilmiyorum hiç. Kitabevine gittiğimde gözüme çarparsa inceleyeceğim muhakkak. Teşekkür ederim :)

      Sil
  3. Çok keyifli bir yazı olmuş.
    Ben de bu aralar film ve dizilere adadım kendimi. Öbür türlü nasıl koruyabiliriz ki ruhumuzu?

    *Ben de böyle toplu gösterim yazısı yazacağım. Teşekkürler

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba. Bloguma hoşgeldin :)
      Teşekkür ederim beğenin için. Ben de ay sonuna doğru dizi ve filmlere yönelmeyi düşünüyorum. Aynı şekilde benim de ruhumu koruyabildiğim alan bu. Yazdıktan sonra haber ver okuyayım

      Sil
    2. Beklerim:
      http://ufakkaralamalarim.blogspot.com.tr/2016/03/mart-ay-favoriler.html

      Sil
    3. Şahane bir yazı olmuş. :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe