Büyümek acıya alışmak demekmiş meğer

Cuma, Nisan 08, 2016

 Günlerim sabun köpüğü kıvamında geçerken ben yine yaşadığım hayata adapte olmaya çalışıyorum. Her sabah uyandıktan 1-2 dakika sonra nerede olduğumu hatırlamıyorum. Bilgiler güncelliyor sanırım o sırada. Bazen saatlerce uyumayı istiyorum ama bir süre sonra bunun gereksiz olduğunu anlıyorum. Pazartesi derse gidip gitmeme konusunda çok kararsız kaldım bu yüzden. Uykuya o kadar çok düşkünüm ki uykusuzluk baş ağrısına neden oluyor bende. Başımın iki yanında bulunan bu iyi- kötü sesler epey tartıştılar. Biri ''Yat uyu ne gidicen ya ders mers anlatmıyo herif'' diyor, öteki ise ''Saçmalama hafta sonu yeteri kadar dinlendin kalk çabuk. Okula gitmen gerek'' diyor. En sonunda okula gittim. Ders öyle pek verimli geçmedi. Çayımı yudumlayıp dışarıyı seyrettim bol bol.
   Okuldayken çoğu zaman sessizim. Bunun sebebi doğru arkadaş grubunu bir türlü bulamamaktan kaynaklaıyor. Yani oturup sohbet ettiğim insanlar var ama gerisi gelmiyor. Bu durum beni artık rahatsız etmiyor. En azından kendimi öyle alıştırdım. Cristina Yang boşuna '' There is no team no body. You're own. Be your own'' demiyor. Demek istiyor ki gittiğin yerlerde ne takım ne de güvenebileceğin insan var, güvenebileceğin tek insan sensin bu yüzden tek ol diyor. Onun bu sözünü kendi hayatımda birçok şeyi fark etmemi sağladı diyebilirim.
   Bazılarının işi düştüğünde gidilecek birisi olsun diye benimle arkadaşlık kurduğu bariz belli ki ne tepki vereceğimi şaşırıyorum. Metroda güzel bir kitap okumanın keyfini sürüyorum sabahları. Bide çoğu insanın sabahta metroda kitap okuduğunu gördüğümde mutlu oluyorum biliyor musun. Sınav sonuçlarım beklediğim gibi değil. Bu yüzden sık sık sinir harbi yaşıyorum kendi içimde. Elimden gelse dağ taş parçalayacağım ama sadece küfretmekle yetiniyorum. Saatlerimi harcayarak çalıştığım dersten beklediğim notu alamayınca deliye dönüyorum. Hiç çalışmadığı halde yüksek alanlara çok sinir oluyorum son zamanlarda. Emek verenin daha iyi notlar alması lazım, doğru olan bu çünkü. Kopya çekmediğim için mi böyle oluyor acaba? Babam hep ''Dürüstlük bazen işe yaramaz'' derdi. Bi dönem mutsuz mutsuz evin içinde dolaşırken '' Baba baksana herkesin hayatından çıktım galiba ya'' dedim. Onun da pek arkadaşı yoktur burada. Annemin de yok. Biz komple dışlanan bir aile olduk galiba. Babam ''Biz dürüst insanlarız oğlum, bu yüzden kaybediyoruz. İnsanoğlu böylelerini sadece işi düştüğünde sever. Onlar düzenbaz tiplerle uzun uzun arkadaşlık ederler. Sen öyle değilsin ondan'' demişti. Bu sözlerini günlerce düşünmüştüm.
   Belki de insanların beklediği biri gibi değilim. Ben diğer erkeklerden farklıyım biraz. Futbolu takip etmem mesela. Çünkü gereksiz buluyorum. İnsanın içindeki vahşilik benliğini tatmin etmek için yaratılmış bir spor. Bu holiganlığı da beraberinde getiriyor. Üstelik sınıf farkının olması da var stadyumlarda. Bence sırf konuşmak için futbol izliyor erkekler. ''Barcelona naptı ya gördün mü abi'' diyor mesela biri, öteki de ''Sorma fena goller attı'' diyor. Bu kadar konuşmaları. Bu gereksiz konuşmalara girmek yerine gündelik ya da felsefik konulardan konuşmayı tercih ediyorum. Eğer karşımdakiyle aynı filmi izlemişsem o film hakkında çıkarımda bulunmaya çalışıyorum. Futbola karşı biri değilim sadece abartılmasını anlamlı bulmuyorum. Bira eşliğinde maç izlemek çok keyifli bu arada.
   Sınav sonuçlarım beni iyice mutsuz etti. Suratımın asık olduğunu anlayan annem anında anladı sınavdan düşük aldığımı. Ben genelde ya sınav için ya da yalnızlığım için surat asıyorum. Bu dönem dersleri çok gereksiz buluyorum. Çünkü adam akıllı işlenmiyor çoğu ders. Dolayısıyla verim alamıyorum. Geçen dönem biraz daha iyiydi hocalar. Bu dönemdekilerin her biri ayrı cins. Sinir hastası oldum onlar yüzünden valla. Bu aralar çok sık sinirleniyorum çoğu şeye. Burcumdan dolayı mı acaba böyleyim. Benim burcumdakiler çabuk sinirlenip çabuk sakinleşiyorlar.
   Pazartesi Amelie'nin arkadaşlarıyla yemek yedim. Her biri arkadaşlığımı çok seviyormuş. Yolda yürürken Amelie bana ''Sen insanlara güven veriyorsun. Sana baktığımda güvenilir birini görüyorum'' dedi. Ben böyle ne diyeceğimi şaşırdım. Yanakları kızaran emoji gibi gülümsedim. Hiç böyle bir şey duymayı beklemiyordum açıkçası. Ben de ona ''Teşekkür ederim. Ya anlaşabildiğim insanlarla anlaşmaya çalışıyorum işte neysem oyum'' dedim. Bide arkadaşı sevgilim var mı diye sordu. Ben de ''Hayır yok, beni olduğum gibi seven biri olmadığı için yalnızım'' dedim. Hakikaten bu zamana kadar hiçbir arkadaş ortamında farklı biri gibi davranmadım. Amelie'nin arkadaşları bana karşı çok anlayışlı ya. Bi tane kız var mesela Unicorn diyeyim ben buna, onun enerjisini sevdim. Okuldan sonra başka cafeye gittik. Fazla konuşamadım çünkü arkadaşlarının başka bir arkadaşı oradaydı. Onlarla koyu sohbete dalınca onlar iyice uykum geldi. Konuya dahil olmaya çalıştım ama kendi aralarında sohbeti ilerlettikleri için pek oralı olmadılar. Dakikalarca süs bitkisi gibi orada durmaya dayanamadığım için yanlarından ayrıldım. Anlayacağın hiçbir şeyde dikiş tutturamıyorum blogcum. Bu da benim kaderim ya.
  Unicorn bir ders için soru sordu bana sohbet esnasında. Bir ders için proje yapıyoruz. Onlar 3 kişi yapıyor bense tek başıma yapıyorum. Bana konumun ne olduğunu sordu, söyledim. Daha sonra tek başıma çalışıp çalışmadığımı sordum bende salak gibi ''Tekim. Allah bir ben tekim :D:D'' diye espriyle karışık bir şey söyledim. Güldüler falan ama kendimi salak gibi hissettim. Böyle birdenbire garip çıkışlarım oluyor benim arada. Tuvaletteki aynadan kendime şımarma dedim. Sanırım böyle ortamlarda o sinefilci havamın etkisi yok oluyor.
  Gudubet arkadaş grubuma göre daha iyiler en azından. Bir arkadaş grubuna sonradan dahil olmanın tuhaf hüznünü taşıyorum içimde. Hepsi birbirini yıllardır tanıyor yani. Fazla bir şey beklemiyorum ya kimseden artık. Nasılsa o da bir gün bitecek. Bu fikir ne kadar kötü bir şey ya. Biteceğini bile bile ilişki sürdürmek bazen bana çok anlamsız geliyor. Lisede o kadar şey oldu ama bak şimdi ortalıkta hiçbir şey yok. Herkes birbirini çoktaan unuttu. Zaten insanoğlu unutmaya meyilli bir varlık. Unutmasa hayatına devam edemez ki. İşte bu noktada benim gibiler devreye gidiyor. Benim gibiler çoğu şeyi unutamıyor ve bu unutamadıkları onların hayatını zindana çeviriyor.
   Amelie'nin arkadaşlarıyla iyi vakit geçirdim sayılır. Kafamda hala tamamlanmamış bir puzzle var sanki. Ne yapsam o puzzle'ı tamamlayamıyorum, hep bir şey eksik kalıyor. Ve benim parçam hiçbir puzzle'a uymuyor. Salı günü de bir o kadar sıkıcı geçti. Anneme her gün okulun sıkıcı geçtiğini söylüyorum çünkü yaptığım şeyler genelde hep aynı oluyor. Ha Rita ile konuşmuştum sadece o gün. O da dersler hakkındaydı her zamanki gibi. Ben böyle sırf ders odaklı sohbetleri sevmiyorum. İstiyorum ki her şeyden biraz biraz konuşalım sohbetlerimiz çoğalır böylece. İnsan her şeye alışıyor zamanla. Ben çok şeye alıştım. Kafamda durmadan affedemediğim insanların ölümünü tasarlıyorum. Canımı yakan insanların canı yansın istiyorum. Kil Bill filmindeki gibi düşmanlarımı teker teker öldürmek istiyorum. Uma Thurman gözünü kırpmadan öldürmüştü teker teker. Keşke gerçek hayatta da böyle bir şey mümkün olsa. O kadar öfke doluyum ki şu sıralar elime geçen her şeyi paramparça etmek istiyorum. Buna neyin sebep olduğunu bilmiyorum dolunaydan mıdır acaba.
   Öff snapchatte bir sürü güzel kamera lensi var ama hiçbirini kullanamıyorum. Dandik telefon kullanırsam böyle olur tabii. Android telefonlardan nefret ediyorum. Ne fark ettim biliyor musun, geçmişe duyduğum özlemlerim azaldı. Eskiden olsa sürekli bir şeyleri özlerdim. Şimdiyse o kadar özlemiyorum çoğu şeyi. Yani anlık oluyor bu özlemlerim. Şarkı dinlediğimde aklıma geliyor bazı şeyler, sonrası boşluk. İlişkilerimi minimum seviyeye indirmeye çalışıyorum artık. Böylece özlemlerim artmıyor. 
  Part time iş ilanlarına bakarken başıma ağrılar giriyor. Bir türlü istediğim gibi bir iş bulamıyorum. Gerçi yazın stajım var ama kredi kartı borcum yüzünden babama çok mahcup oluyorum. Bazen hiçbir şeyi hak etmediğimi düşünüyorum. Tuhaf bir duyguselinin arasında gidip geliyorum anlayacağın.
  İnsan, canı yandığında yarasına üflemeyi öğreniyor zamanla. İlk başta çok ağlıyor ama üfleyerek acısına merhem sürdüğünde ağlaması anında geçiyor. Sonra o yara kabuk bağlayıp onunla birlikte yaşıyor. Gittiği her yere onu da götürüyor. Sonra bir gün öyle bir kanatıyor ki yarasını artık hiçbir merhem acısını dindirmeye yetmez hale geliyor. Kanayan yarasının üstüne kolonya döküyor. Acısı 2 kat artıyor ama ağlamıyor, bağırmıyor. Çünkü acıya alışmış, çünkü acı onun kendisi olmuş. Bu yüzden kanayan yarasının acısına aldırış etmiyor. Ağlamanın bi faydası yok çünkü, biliyor..
Bu da şarkımız olsun

You Might Also Like

6 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Babanın sözü -günümüzü düşündüğünde- ne kadar doğru. Çıkarcı insanlar kendileri gibi insanları buluyorlar bir şekilde. Zarar görenler hep dürüst olanlar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ben de hak veriyorum onun bu sözüne bazen. Hatta sık sık bu cümleyi düşünüyorum. Zarar görmekten ne zaman kurtulacağım hiç bilmiyorum.

      Sil
  2. Her gün birbirinin aynı gibi ya... :)

    YanıtlaSil
  3. mail adresin aktif değil mi entel?

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe