Gördün mü bak 23 oldum!

Pazar, Nisan 24, 2016

   Zaman o kadar çok hızlı geçiyor ki ne ara bu kadar büyüdüğümü, ne ara bu kadar duygusuz birine dönüştüğümü hatırlamıyorum. Daha dün 17 yaşında ota boka üzülen bir ergendim ne ara 23 yaşında yetişkin birine dönüştüm hayret ediyorum doğrusu. Giderek yaşlanmanın verdiği endişe, hayatı yakalayamama telaşı, her şeye geç kalma hissi geldi yapıştı yakama. Nasıl bu düşünceden sıyıracağım kendimi hiç bilmiyorum. Yine de büyümek güzel bir şey kısmen de olsa. Bana kalsa Edward gibi vampir olarak hayatıma devam etmek isterdim ama hayat işte napıcaksın, yaşıyoruz bir şekilde.
  Günlerdir içimde dinmeyen bir sıkıntı var. Sebebini bir türlü bilmiyorum ama bu durum zaman zaman canımı sıkıyor. Uzun zamandır uğramıyordum buralara. Yokluğum belli olmuyor sanırım. İnsan bi ''Vişne nerelerdesin, napıyosun özledik'' diye mesaj atar, bir tepki verir ama nerdee. O eski blogger tayfasını çok özlüyorum bazen. Birbirine sımsıkı bağlı nar tanesi gibiydik. Sonra birileri bu narı ortadan ikiye kesip ayıklamaya başlayınca teker teker dağıldık. Hal böyle olunca ne bütünlük kaldı ne de bir arada kalma duygusu. Ben de bir şekilde yürütmeye çalışıyorum işte gemimi. Nereye kadar giderim bilmiyorum. Çünkü artık hiç yazı yazasım gelmiyor. İçimdeki bütün istekler tükenmiş gibi. Hiçbir şeye karşı ilgi duymuyorum. Yani ot gibi yaşama konusunda nirvanaya ulaştım sanırım. Anca snapchatten parti parti gezip eğlenen insanlara bakıyorum. 
   Doğum günüm beklediğim gibi geçmedi. Uğursuz biri olduğum için her sene mutlaka bir uğursuzlukla karşılaşıyorum. Bu sefer kuzenim ciddi şekilde hastaydı. Yediği kokoreç ona fena dokunmuştu. Siz siz olun böyle şeyler yemeyin. Büyük konuşmayayım ama ben bu tarz şeyler yemem yani. Görüntüsü bile iştah açıcı değil. Onu öyle kanepede uzanırken görünce içimden bir şeyler kutlamak gelmedi. Aylardır konuşmadığım Özgeyle doğum günümde barıştık. Barışmamız da çok kolay oldu hani. Salak olduğum için çabuk barışıyorum insanlarla ama içimde çok zor affediyorum. Yelkenleri hemen suya indirmek ne kadar aptalca bir şey ya. Bu benim sorunlarımdan biri galiba. İnsanlarla hemen barışabiliyorum. Yani bugün Nisbi'yi yolda görsem sarılırdık herhalde. Bi ara iç sesim buraya yazı yazacakmış, öyle söyledi bana. Ben onunla yaşamaya katlanamıyorum bakalım okurken ne kadar katlanabileceksin ona.
   Teyzelerimin bir kısmı, ailem yanımdaydı o gün. Çok duygusuz birine dönüştüğüm için hediye alırken gülmeyi bile beceremedim. Oysa ben gülmeyi çok seviyordum. Bu duygusuzluk insanoğluna yakışmıyor bence. Okulda doğum günümü kutlarlar belki dedim ama maalesef yine bir hayalim suya düştü. Ben anca kampüs bahçesinde doğum günü kutlayanları seyrederim bu gidişle. Aslında Özge'nin barışmaya niyeti yoktu da ailesi ısrar etmiş barışalım diye. Çünkü ailesi beni çok seviyor. Yani onlar demese hayatta adım atmazdı adım gibi eminim. 
   Doğum günümde gözüm hep telefondaydı biliyor musun. Bari bu gün kendimi değerli hissedeyim diye mesaj bekledim insanlardan durmadan. Sevdiğim arkadaşlarım mesaj attı sağ olsunlar. Ertesi gün kendime çok sövdüm. Yolda yürürken hep '' Salak, insanlara ne değer verdin de sana değer versinler. Onlar için bilgimatik gibi bir şeysin. İhtiyaçları olan bilgiyi alıp bir daha suratına bakmıyorlar. Gerisi onlar için hiç önemli değil.'' dedi içimdeki ses. Ne yalan söyleyeyim kampüsün çimlerinde pasta kesmeyi, fotoğraf çektirmeyi çok istiyordum ama sınıftakilerin umrunda olmadı.
   Doğum günümden önce Kadıköy'de tiyatro oyunu izledim tek başıma. Anın tadını çıkarmayı çoğu zaman bilmediğim için oyunu izledikten sonra eve gittim hemen. Bide ne yiyeceğimi bilemedim orada kafayı yiyecektim. Dışarda satılan çoğu şeye güvenemiyorum. Hal böyle olunca dışarda yemek yemek benim için eziyet oluyor bazen. Ölü adamın cep telefonu genel anlamda güzeldi diyebilirim. Şarkılar ve dekor çok hoşuma gitti benim. Seyircisi biraz kötüydü. Yine oyunu izlerken sahnenin bir köşesinde Kader bana bakıyordu. Oyunu izlerken çok tuhaf bir duygusallığa kapıldım. Çoğu zaman oyun izlerken böyle oluyorum. Çünkü kendi yarattığım bir karakteri sahnedeymiş gibi canlandırınca duygulanıyorum. 
   Okuldaki ortamdan bahsedeyim biraz. Sırma geçen gün beni kızdırdı ama sonra telafi etmeye çalıştı. Gerçi ben böyle şeyleri asla unutmuyorum. Beleşçi bir kız var bizim sınıfta iyi de anlaşıyoruz. O gün sırma ve beleşçi kızla yemekten sonra çimlerde oturduk. Bunlar aldılar telefonu ellerine snap atarak eğlenmeye çalışıyorlar. Benim içinde olduğum bir pozu kırmızı çizgiyle işaretlediler falan. Çok sinir oldum bu duruma. Hayır yani yanlış poz da vermedim, ne gerek var böyle sululuklara. Okulun etrafında kutlama vardı hadi gidip bakalım dedim, Sırma da ''Ya Vişne aynı Kerimcan gibi söyledin'' deyip güldü. O gülmeye devam ettikçe yüzüme defalarca tokat yemiş gibi hissettim. Kendimden daha çok nefret ettim. Bide utanmadan küstün mü falan diyor. Bu tür iğnelemelerden hiç hazzetmiyorum. Ben insanlara insan gibi davranıyorum, dolayısıyla karşılığında bana insan gibi davranılmasını istiyorum. Snap attıkça eğlenmeye devam ettiler, bir gram konuşmadılar bile. Bende öyle etrafa baktım mal mal. Daha fazla dayanamadım ve kalktım oradan. Daha sonra kampüste karşılaştık, bana seslendiler ama cevap vermedim. Yemin ediyorum insanı sinir hastası yapar böyleleri.
   Beleşçi kız desen ayrı bir dünya. Yani çıkarları için insanı satabilecek birisi. Geçen gün kalabalık bir arkadaş grubuyla yemek yedikten sonra kampüse geri döndüm. Çünkü süs bitkisi olmaya katlanamıyorum artık insanların arasında. Tek başına olmak bazen en güzeli sahiden. Yokluğumu bile fark etmemişler. Galiba insanlarla eskisi gibi iletişim kuramıyorum. Böyle şeylere maruz kalınca çok üzülüyor hayattan daha çabuk soğuyorum. Okuduğum bölüm gereği insanlarla irtibat halinde olmam gerekiyor aslında ama hiç istemiyorum böyle şeyleri. Mia, bi konuşmamızda ''Sen onlara fazla birisin. Hak etmiyorlar seni'' demişti. Kısmen doğru olsa da bunu yansıtmamayı tercih ediyorum onlara. Bu beleşçi kıza fazla güvenmiyorum. Çünkü insanı yarı yolda bırakan bir tipe benziyor. Bu zamana kadar insanlar beni hiç şaşırtmadı, bunda da şaşıracağımı düşünmüyorum açıkçası.
   Annem antidepresana başladı. Yaşadığı üzüntü, gereksiz şüphecilik, ağlama krizleri yüzünden doktora gitti en sonunda. Ben de kullanmak istiyorum ama yan etkisi epey fazlaymış ya. Bu ilacı içip de bırakmak imkansız herhalde. Yıllar sonra ilk defa bana ''Kafam boş, hiçbir şeyi takmıyorum'' dedi annem. Her şeyi kafasına takan birinin böyle bir şey söylemesi şaşırtıcı haliyle. Sınavlarım bittiğinde ben de bitkisel ilaç almayı düşünüyorum. Çünkü tek başına üstesinden gelemiyorum düşüncelerimin. Bak mesela günlerdir ders çalış diyorum kendime ama masaya geçip de ders çalışamadım. Bir şey beni engelliyor sanki. Bir türlü odaklanamıyorum ya bu aralar hiçbir şeye. Yazın bide staj var. Yeni maceralar, yeni insanlar olacak. Bunu düşündükçe bazen endişeye kapılıyorum ya istediğim gibi bir ortam olmazsa diye 
  23 yaşında olmak bok gibi bir şey. Büyümek daha fazla duygusuz olmakla eş değer benim için. Ergenken daha hayat dolu bir insandım kendi içimde. Böyle büyüdükçe kendimi tanıyamaz oluyorum. Çoğu arkadaşım hayat serüveninde kendini kurtaracak bir dal buldu bense girdapta süzülüyorum. Şans ne zaman yüzüme gülecek inan bilmiyorum. Acaba Allah para beni değiştirir diye mi böyle yapıyor bana, bilmiyorum. Şu sıralar sadece sabır diliyorum kendime sabır. Yeni bir yaşa girmek tuhaf bir huzursuzluk yaratıyor bende. Talihsizlik konusunda kime çektim acaba çok merak ediyorum. İnsanlara fazla bel bağlamamak gerekiyormuş. Sevdiğim blog arkadaşlarımın samimiyeti bazen ilaç gibi geliyor. Keşke o samimiyeti çevremdekilerden de hissedebilsem. Bazı duyguları, bazı hatıraları çok özlüyorum ama özlemek hiçbir şeyi düzeltmiyor..
Bu da şarkımız olsun

You Might Also Like

6 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. İnstagram, youtube, maddi çıkarlar, ün adı her neyse eski blog ortamını yerle bir etti ama tam da söylediğin gibi; bir şekilde bizim gemilerimiz hala yüzüyor.:) Demek ki; yazmayı gerçekten seviyormuşuz. Şanslıyız bence, bi de böyle düşün.:)

    20'li yaşlar biraz sancılı geçiyor galiba; ''ne olacağım ben?'' sorusu insanın aklına yapışıp kalıyor. 25'e geldim, mezun oldum hala cevabı bulamıyorum. Ama sonu güzel olacak ikimiz içinde inanıyorum.:) O kampüste doğum günü kutlamaları benimde içimde kalmıştır hep, ne diyelim başka güzel zamanlara.:)

    23 yaş güzeldir, değerini bil.
    Hayatın sana güzel şeyler getireceğine inancım tam.
    Seni çok seviyorum, unutma.:*

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İnstagram ve youtube'un bunda çok büyük etkisi var bence. Çoğu blogger kendini oraya attı. Evet ya şanslıyız bence de bir bakıma. Çünkü yazmak daha fazla özveri, sabır isteyen bir şey. Bide birbirimizin yazılarına aşina olunca yazı yazmak daha keyifli oluyor :)
      Kesinlikle sancılı geçiyor. Çünkü çevredeki çoğu insan bir şekilde yolunu bulup o yolda devam ediyor. Bizim yolumuz bile belli değil. Bu bilinmezlik de üzüyor haliyle Melo :( İnşallah sonu güzel olur dediğin gibi. Bu saatten sonra bir daha olmaz sanırım böyle şeyler. Sırık'ın doğum gününü çimlerde pasta keserek kutlamışlardı geçen sene biliyor musun. Valla benim için yaş arttıkça hiçbir şey değişmiyor. İnşallah güzel şeylerle karşılaşırız canım dostum. Ben de seni çook seviyorum. ^_^

      Sil
  2. Yetişkinliğe doğru giderken insan bazı şeyleri fark etmeye başlıyor sanırım. Fark ettikçe de arayışa giriyor ister istemez.

    Umarım hayatınız dilediğiniz gibi olur. Geçmiş doğum gününüz kutlu olsun :) Yeni yaşınız umduğunuz gibi başlamamış da olsa belki umduğunuz gibi şekil alır!:)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kesinlikle öyle. Yetişkinlik daha fazla sorumluluk getiriyor insana. Bu yüzden bazı şeylerin farkına varıp kendini daha iyi tanıyor. Bazıları yolunu çabuk buluyor bazılarıysa kafası karışık bir şekilde kayboluyor kendi yolunda. Teşekkür ederim güzel dilekleriniz için. :) Umarım güzel bir yaş olur ama sanmıyorum yani. Fazla bir şey beklemiyorum artık hayattan

      Sil
  3. 23 nisan benim de doğumgünümdü. Bak neler yazdım.

    http://aydinlikyuz.blogspot.com.tr/2016/04/38-yazyla-otuz-sekiz.html

    kadına bak benimle dalga geçiyor herhalde demeden önce, o postun hemen altındaki 40'a üç kala ve 36 yaşındayım yazılarımı da okur musun?

    iyi ki doğdun vişne:) Yazılarını merakla bekliyor ve hevesle okuyorum.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya ne güzel bi günde doğmuşsun Elif. İyi ki doğmuşsun :)
      Yazını en kısa sürede okuyacağım. O yazılarına da bakarım mutlaka merak ettim bak şimdi.
      Teşekkür ederim güzel sözlerin için ^_^

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe