Mart ayı kitap, film, müzik favorilerim

Salı, Nisan 26, 2016

  Nisan ayı bitti bitecek ben hala Mart ayı favorilerimi yazmadım. Zaman ne çabuk akıp gidiyor. Bak birkaç ay sonra yaz gelecek. Daha dün kar yağmıştı buralara hey gidi. Mart ayında fazla film izleyemedim ama iyi kitaplar okudum diyebilirim. Mesela bu ay doğru düzgün kitap okuyamıyorum çünkü bir türlü içimden kitap okumak gelmiyor. Eskiden olsa romanları leblebi yer gibi bitirirdim. Şimdiyse elimde sürükleniyor hep. Bu favori yazılarını yazmayı sevmeye başladım. Her ay ne yaptığımla ilgili fikir edinmemi sağlıyor bir bakıma. Bu yüzden her favorimi dikkatli seçmeye çalışıyorum. Ben böyle yazıyorum ama merak edip inceliyor musunuz acaba o kitapları ya da filmleri merak ediyorum. Bi ara üşenmezsem bu sezon gittiğim bütün tiyatro oyunlarının değerlendirmesini yazmayı düşünüyorum. Babam geçen gün bilet destesini görünce bir hayli şaşırmıştı. Ben hatıra olsun diye biriktiriyorum. Çünkü yırtıp attığım zaman hiçbir değeri kalmıyor gözümde. Bu yüzden gittiğim etkinliklerin biletlerini saklıyorum hep. Bak mesela Nisbi ile ilk gittiğimiz festival biletini kütüphanemin vitrinine astım. O tarihe her baktığıma onunla koşuşturmacamızı, Hakan Günday'ı gördüğümü hatırlıyorum. İşte bazı şeyler, hatırlanacak kadar değerli olabiliyor benim için. Bir bilet bile neleri hatırlatıyor bak görüyorsun. Bu yüzden manevi şeylere önem veriyorum kendimce. Gönül isterdi ki arkadaşlarımla fotoğraf koleksiyonum olsun ama bir şeyler değişti ve ben artık o hevesi taşımıyorum içimde. Çünkü hevesim kırıldı uzun zaman önce.
   Bırakalım şimdi maziyi de kitap favorilerimden başlayayım. Kitap okuma konusunda öykü kitapları limanım oldu geçen ay. Kısa öyküler yolda kolay okunuyor ya. Ağır romanların aksine öykü okumayı tercih ediyorum. Gerçi bu öykülerin akılda kalması da çok zor. Bir süre sonra unutuyorum çünkü. Hatırlamam için tekrar bakıyorum ara sıra. Hızlı okuma tekniğini geliştirip daha çok kitap okumalıyım. Çünkü okumak istediğim bir sürü kitap var. Elimdeki kitapları okumadan yeni kitap alamıyorum maalesef kural gereği. Babamlar öyle bir kural koydular bana. Annemin televizyon vitrinini ele geçiriyorum bile yavaş yavaş. Kitaplarım sığmıyor artık odama, gerisini sen düşün.
                                                                       KİTAP

1) Yalçın Tosun - Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler: Bu kitabı okumadan önce hakkında çeşitli yorumlar okumuştum. Çoğu yorumunda iyi tepkiler görünce alıp okumak istedim. Kısa kısa hikayelerin yer aldığı bu kitap oldukça başarılıydı bana göre. Keşke daha uzun yazsaymış dedim okuduktan sonra. Peruk gibi hüzünlü kitabını beğenmedim mesela. Bide bu ilk kitabıymış yazarın. O yüzden duyguları iyi yansıtmış. Günlük hayatta hissedilen o tuhaf buruklukları hikayelerine yedirmiş. Kısa bir kitap olduğu için çok kolay okunuyor. Bence okumadıysanız bir şans verin. Her bir hikayede farklı bir olay anlatılıyor. Ben kitaptaki çoğu hikayeyi beğendim. Özellikle son hikaye olan Unutamabeni Çiçekleri çok dokunaklıydı ve daha uzun yazılmalıydı. Yalçın Tosun, öykü konusunda iyi işler çıkarıyor bence.

2) Nil Karaibrahimgil - Kelebeğin Hayat Sırları: Gençliğime Sevgilerimle adlı yazısını ilk başta okuduktan sonra bana bir enerji yüklenmesi geldi. Hayatı böyle farklı gözden baktım. Nil ne güzel şeyler yazmış dedim içimden. Bu ilk yazısı sahiden çok başarılıydı. Zaten bu yazısını okuduktan sonra almaya karar verdim kitabı. Bu kitap benim yol kitabımdı. Metroda, otobüste sürekli bu kitabı okuduğum için yolculuklarım su gibi akıp geçti. Nil'in kalemini, şarkılarını, pozitifliğini seviyorum zaten. Kadın Pollyanna - Heidi karışımı gibi biri yeminle. Hiç mutsuz görmedim onu hiç. Belki de bize mutsuz halini göstermek istemiyordur. Kitapta kısa kısa yazılar yer alıyor. Okunması gayet kolay, yer yer bilgilendiren yer yer insanın içini ferahlatan yazılar mevcut. Allah resmen Nil'e yürü ya kulum demiş. Bir insanın her alanda bu kadar çok başarılı olmasının başka bir açıklaması olamaz. Kitapta oğlu için yazdığı yazıların sıklığını sevmedim sadece. İki yazıdan sonra hep oğluna yazı yazmış. Ya bunu sürekli tekrarlamasını sevemedim sadece onun dışında çerezlik, iyi bir kitap. Kafa dağıtmak için ideal bence.

3) Mine Söğüt - Madam Arthur Bey ve Hayatındaki Her şey: Mine Söğüt'ün kalemine bayılan birisi olarak bu kitabı büyük bir keyif ve hevesle okudum. Romanlarında yarattığı karakterleri öyle bir anlatıyor ki hayran kalıyorsunuz. Madam Arthur Bey de onlardan birisi. Romanın olay örgüsü biraz karışık olsa da okuduktan sonra damağınızda edebi bir tat bırakıyor. Bu da Mine Söğüt'ün güçlü kaleminden kaynaklanıyor bence. Karanlık, kötü bir atmosferi hiç sıkılmadan okuyorsunuz. Bide karakterlerin her biri olaylara farklı bakışla bakmanızı sağlıyor. Madam Arthur Bey çok fena birisi. Romandaki herkes onu bir şekilde tanıyor. Hizmetçisinin bavulun içinde sokağa atıldığı sahneyi hala hatırlıyorum. Betimlemeler her zamanki gibi şahaneydi tabii. Mine Söğüt'ün diğer kitaplarını mutlaka okuyacağım. Bu kitabı iyi ki okumuşum dedim. Okumadıysanız kitabevine gittinizde bu kitabı incelemenizi tavsiye ediyorum. Madam Arthur bey, kolay kolay unutulabilecek bir roman karakteri değil. İnsanın hafızasına işliyor her sözü, davranışları.
                                                                           FİLM

1) Michael Haneke - The White Ribbon: Sanırım Haneke'yi sevmeye başlıyorum. Bu adamın tuhaf bir yönetmenlik anlayışı var. İnsanı rahatsız edici türden filmler çekmeyi tercih ediyor. Psikolojik şiddet yoluyla filmlerinin ilginç yönlerini vurguluyor genelde. Piano Teacher filmi de öyleydi. Bak o filmi de hala unutamam. Çünkü çok etkileyici bir filmdi bana göre. Diğer filmlerini izlemedim. Aslında Funny Games filmini izlemek istiyorum ama aşırı şiddet sahnesi vardır diye endişe ediyorum. Beyaz Bant filmine ba-yıl-dım! Haneke, gerçekten güzel bir esere imza atmış. Filmimiz birinci dünya savaşından önce bir kasabada geçiyor. Filmin sonunda birinci dünya savaşının başlayacağının sinyalini alıyorsunuz zaten. Bu kasabada garip olaylar oluyor ve bunu çözemiyor kimse. Bu gizemli durum insanı diken üstünde tutuyor. Film siyah- beyaz çekim bu arada. Bir Papaz ve çocukları var. Sözde din adamı ama çocuklarına yapmadığını bırakmıyor. Filmde aşk da var, gizem de var. Benim en çok hoşuma giden kısmı sinematografisiydi. Görüntüler sanat eseri gibiydi adeta. Çok iyi bir iş çıkarmış bence Haneke. Filmde söylenen felsefik sözler de anlamlıydı bana göre. Her haliyle iyi bir film.

2) Tom Hopper - The Danish Girl: Danimarkalı sanatçi Einar Wegener ve karısının başından geçen gerçek bir olayı anlatıyor film. Ben böyle gerçek olaylardan yola çıkılarak anlatılan filmleri çok seviyorum. Daha inandırıcı geliyor bana bu tarz filmler. Film aslında tam bir dönem filmi. Yönetmenin bu konuda başarılı olduğunu düşünüyorum. Zaten daha önce Sefiller filmini yönetmiş. Eddie Redmayne'nin şahane oyunculuğu olmazsa izlenmezdi bence. Adam her haliyle fark yaratıyor ya. Geçen sene de aynı başarıyı göstermişti. Alicia Vikander'ın oyunculuğunu fazla başarılı bulmadım açıkçası. Carol'da oynayan Rooney Mara bence daha iyiydi. Oscar ona verilmeliydi. Mesela filmin son sahnelerine doğru Einar'ın karısının çok duygusal olup o duyguyu vermesi gerekiyordu ama onu bile yapamadı. Sinir oldum. Şimdi spoiler verirsem tadı kaçar o yüzden siz izledikten sonra bana hak vereceksiniz. Oyunculuğu kötü demiyorum ama daha iyi olabilirdi. Film size farklı bakış açısı sunuyor. Bu yüzden önyargıları yıkma konusunda başarılı olduğunu düşünüyorum. Bunda olayın gerçekliği ve filmin başarısı etkili kuşkusuz. Ayrıca filmde çizilen resimler çok hoşuma gitti. Keşke duvarıma asabilseydim birini. Kitabı da varmış bu filmin. Çevirisi yapılırsa okurum büyük ihtimalle. İzlemediyseniz bir ara izleyin derim bu filmi.
                                                                         MÜZİK

Beyonce - Beyonce: Ben bu albümü ilk çıktığı haftadan beri dinliyorum. Ara sıra Beyonce dinleme krizim tutuyor bütün gün dinlediğim oluyor. Bu albüm gerçekten başarılı bir albüm. İçerisinde yer alan şarkılar zaman geçtikçe daha da güzelleşiyor. İlk başta alışamamıştım yeni şarkılara ama alışınca bırakamıyor insan valla. Mine, Partition, Flawless, Drunk in love, Haunted, Pretty Hours şarkılarına bayılıyorum. Bide Beyonce, bu şarkıların kliplerini çekmiş daha albüm yayınlanmadan önce. Kadındaki çalışma aşkına bakar mısın ya. Gel de taktir etme yani bu kadını şimdi. Klipleri de çok güzel. Bu albümün çok ayrı bir yeri var benim için. O yüzden bir başka seviyorum bu albümü. Keyiflenmek adına dinlenilebilir bence. Şimdi yeni albümü çıktı adı Lemonde. Onu henüz dinlemedim ama eminim güzeldir. Formation şarkısı o albümden mesela, olağanüstü bir klibi vardı. Şarkı da güzeldir. Bu kadının yaptığı her iş çok iyi be dostum. Allah buna da yürü ya kulum demiş. Bi bana demedi valla üzülüyorum. 
   Mart ayı favorilerim böyleydi. Umarım çok yazarak gözlerinizi kanatmamışımdır. Nisan Ayı favorilerimi yazabilirim umarım gelecek ay. Uzun zaman sonra enerjik yazı yazmak ne iyi geldi. Umarım kitap, film ve müzikleri beğenirsiniz. Hadi ben kaçtım
Bu da şarkımız olsun ( Bu şarkıya ve klibine aşığıım)
Kendine iyi davran

You Might Also Like

10 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Nil'in kitabını ben de heryerde görüyorum bu aralar, şarkıları kadar güzel olduğuna eminim..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence evren sana mesaj gönderiyor alıp okuman için. Ben bazen buna inanıyorum. Belki bu kitap sana iyi gelecektir, bu yüzden sık karşılaşıyorsundur. Şarkıları ayrı yazıları ayrı güzel bence. Bu kitaba şans vermeni öneririm :)

      Sil
  2. Visneee! Favori yazilara bayiliriiimm ya bayilirim. Nil'le ilgili ayni seyleri dusunuyorum yani ogluyla ilgili yazilarin sıklığını. Onun haricinde Nil'in Kelebekleri favorimdir ve uzunca zaman basucu kitabim olarak kalmistir kendisi :) benim tarzima cok yakin. Kendimi buluyorum Nil okurken..

    Danish Girl'deki oyunculuk performansi harika degil de ne!

    Biletleri ben de hic atmam asiri derece istifciyim bu konuda gercekten :) atma! O hatiralar inanilmaz zevk veriyo uzuuun zaman sonra bakinca cunku :)

    Ooo coldplay'le super kapanis ❤️

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Miaaa ^_^
      Teşekkür ederim beğenin için. Çok mutlu oldum sen böyle söyleyince. Valla elimden geldiğince özen göstermeye çalışıyorum yazı yazarken. Beğenmene çok sevindim. Nil'in bazı yazılarında sürekli aynı şeyleri anlatmasından sıkıldım ben de dediğim gibi. O kitabını okumadım ya. Kitabevinde denk gelmedim, baskısı bitmiş galiba. Evet o da senin gibi insanı pozitifliğe iten bir yapıya sahip.
      Danish Girl ne filmdi dimi. Eddie şahane oynamış kesinlikle. Evet hatıralar gerçekten mutlu ediyor beni bir süre sonra. Bu konuda hemfikir olmak ne güzelmiş. Sonumuz Masumiyet Müzesindeki gibi olmaz umarım. :D Coldplay candır ^_^

      Sil
  3. Yalçın Tosun ve Mine Söğüt'ü not ettim. Dönem filmlerine bayılırım, Danish Girl iyi bir tavsiye oldu. Haneke'nin bir filmi vardı, adını unuttum, Allah'ım ne işkence idi. Hah, Cache adı. Film başlıyor, yaklaşık 5 dakika boş bir sokağı izliyoruz, tek bir hareket yok, müzik yok. Sadece boş bir sokak. Bağlantı gitti sanıp bir kaç kez yeniden başlatmıştım :) Sonra Haneke'den nefret ettim doğal olarak. Yine de white ribbon bir şansı hak ediyor gibi..

    Teşekkkürler.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İkisi de iyi bir yazar bence. Mine Söğüt benim favori yazarlarımdan birisidir. Biraz karanlık öyküler yazar ama muazzamdır. Danish Girl konusuyla da çok güzel bence. Farklı bir ilişkiyi anlatıyor. Haneke'nin o filmini izlemedim. Orada aslında gündelik hayatta var olan düzenini anlatıyor olabilir. AHhahah demek bağlantı gitti sandın :D:D Bence güzel bir atmosferi var White Ribbon'un. Nefret edilecek kadar kötü yönetmen değil bak. Piano Teacher ve White Ribbon güzel filmlerdi bence. Şans vermelisin
      Rica ederim. İzledikten sonra düşünceni yaz mutlaka merak ediyorum :)

      Sil
  4. Beyaz Bant filmini ben de çok beğenmiştim. Dogville filmini izlemiş miydin? Ben bayılacağına eminimmmm. Tiyatro sahnesinde çekilmiş bir film gibi düşün ama simsiyah bir sahne. Olaylar çok ilginç bir şekilde anlatılıyor. İzle sonra yorumla :) izlediysen de yorumla :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Beyaz Bant muhteşem bir görsellik barındırıyor resmen. Çekim açıları nasıl da profesyonelceydi öyle ya. Dogville filmini yarım bıraktım. Başlayıp başlayıp bitiremediğim tek film o biliyor musun. Bir türlü izleyemiyorum. Tiyatrovari havası yüzünden mi izleyemiyorum bilmiyorum ama dayanamıyorum 2 saate ya. İzlersem eğer bir gün yorumlarım mutlaka :)

      Sil
    2. Yaa ciddi misin baya emindim ama yanılmışm :D sonu çok güzeldi aslında belki bir gün dayanacak gücü bulursan bakarsn :))

      Sil
    3. Önemli bir film aslında bunun farkındayım ama bir türlü bitiremiyorum filmi. Çok acayip geliyor bana bu durum :D Bir gün mutlaka izleyeceğim o filmi kafama koydum :>

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe