Sinirlerimi aldırsam kaç yıl delirmeden yaşarım?

Pazar, Mayıs 29, 2016

  Günlerdir içimde bitmek tükenmek bilmeyen öfkem yazdırıyor bana bu yazıyı. Çünkü ben genelde ya çok mutsuzsam ya da çok öfkeliysem yazı yazıyorum. Onun haricinde yazı yazamıyorum. Bu sefer öfkeliyim çünkü kendi içimde halledemediğim sorunlarım var hala. Bu bir türlü düzelmeyen bir şey. Acaba hayatım boyunca devam edecek mi merak ediyorum. Geçen gün Cessie'nin yazısında bir cümleye denk geldim. Yazıda ''Duvarlara konuşuyorum arkadaşlar, doğduğumdan beri duvarlara konuşuyorum'' diye yazmış. Onun yazdığı bu cümle bazı şeyleri fark etmemi sağladı. Galiba hepimiz hayatımızın bir döneminde duvarlarla konuşuyoruz. Ben hala duvarlara konuşuyormuşum gibi hissediyorum çoğu zaman. Yalnız olmayanlarımız bu konuda biraz daha şanslı çünkü yanlarında birileri var. Ablası var, yediği içtiği ayrı gitmeyen yakın arkadaşı var, evcil hayvanı var. Bir şekilde kendini başkalarına anlatarak omzunda yükü hafiflemiş. Benim gibi hayatının 4/3'ünü yalnız geçiren biri için böyle bir şey yok. Çünkü teyzelerim birbiriyle ışık hızıyla haberleşiyor. Birine 'ben ölmek istiyorum' desem bu haber anında aile içinde yayılır ve benim için sonu kötü biter. Zaten şu sıralar sürekli rahatlığım sebebiyle göze batıyorum. Varlığım bile sorun haline geliyor insanlara düşün.

   Hani böyle güzel güzel geçinen ailelere bakıyorum, ne kadar şanslılar diyorum içimden. En azından birbirini anlıyorlar, gülümsüyorlar, anı biriktiriyorlar, sorunu çözmek için uzun uzun düşünüyorlar hep birlikte ve çözüme ulaşıyorlar. Bizimkiler tam tersi hareket ediyor. Ne zaman bir sorunum olsa o sorunu söylediğime pişman ettirdiler. Laf sokmalar, görmezden gelmeler, surat asmalar tavan yapıyor anlayacağın onlarda. Oturup da konuşamıyorsun adam akıllı. Sürekli suçlayacak birilerini buluyorlar. Empati kurmayı bilmiyorlar maalesef.
   Bu yüzden ailedekilerin birbiriyle anlaşabilmesi çok önemli. Bide bizimkiler aşırı kalabalık bir yapıya sahip kendi içlerinde. 8 kişinin arasında yalnız hissediyorsam bir şeyler ters gidiyor demektir. Onlar benim kadar üstünde durmuyorlar belki de sorunlarının. Daha küçükken belliydi zaten beni önemsemdikleri. Şimdi büyüyen kuzenlerime nasıl iyi davranıyorlar görmen lazım. Ben küçükken sabahları kahvaltıda onlar için yumurta yapmaya çalışırdım mesela. Yaptığım yumurtayı beğenmez, bütün hevesimi yok ederlerdi. ''Beceriksiz, hiçbir şeyi beceremiyorsun, yumurtayı bile güzel yapamıyorsun'' gibi şeyler söyleyerek nefretimi kazanırlardı. Düşün abi yumurta ya, küçücük bir çocuğa yumurta yapamıyor diye kızılır mı ulan. Sonra niye böylesin Vişne, niye depresifsin diyorsun. Küçükken maruz kaldığım psikolojik şiddete sen maruz kalsaydın şu an nerede olurdun acaba çok merak ediyorum.
   Dört numaralı teyzem geçen gün işten geç geldi. Gece yarısıydı galiba geldiğinde. Yemek yemek için mutfağa gitmişti ben de lavaboya gidiyordum o sırada. Pilav ve patlıcan yemeğini soğuk soğuk tabağa koyduğunu görünce ''Pilavı soğuk soğuk yeme bak dokunur sonra'' dedim. O da bana ''Bir şey olmaz. Sen anlamazsın böyle zorluklardan. Hiç zorluk çekmedin'' gibi laf söyledi. Hatta daha ağır bir şey söyledi ama şimdi bunu yazıp da iyice kendime dert edinmek istemiyorum. Biraz zaman geçtikten sonra ona ''Beni üzüyorsun'' dedim tüm sakinliğimle. Şakasına söylediğini söylese de inanmadım. Çünkü her şakanın altında bir gerçek yatıyor. Şaka kavramı zaten o yüzden ortaya çıkmış. Senin karşı tarafa asıl söylemek istediğini lafite edip de söylüyorsun gizli gizli. Bu gizli gizli iğne batırmak gibi bir şey benim için. Bu yüzden böyle şeylerden hiç hoşlanmıyorum. Dün de aynısını eniştem yaptı. Ya dün tam bir felaketti benim için. Ortalıkta Khalessi'nin ejderhası gibi dolaştım durdum bütün gün. Dur onu da anlatırım şimdi.
    Sevdiğim insanlardan böyle tuhaf tepkiler alınca ister istemez soğuyorum bazen. Çünkü fikirlerim değişebiliyor böyle durumlarda. Birkaç gün anneannemlerde kaldım kafam davul gibi oldu. Sürekli işsizliğime laf sokuldu. Halbuki ben yazın gayet staj yapacağım ve bunu da söyledim ama işte bir türlü ikna olmuyorlar. Evdeyim ya, istediğim saatte uyanıyorum ya gözlerine batıyorlar. Ee ama bunlar benim en rahat günlerim. Seneye bu zamanlar yoğunluktan başımı kaşıyamayacağım belki de. İşte bu insanlar anlayış denen şey yok. Azıcık güven verseler, azıcık gülümseseler, ''Sen her şeyin en iyisini yaparsın'' imajını oluştursalar bende gerisi gelecek. Ama gel gör ki olmuyor. Bu konuda Mia bana çok yardımcı oluyor. O yüzden ona ne kadar teşekkür etsem az. O yüzden onunla mutluluğumu paylaşmayı çok seviyorum.
   Günlerce emek verip sabahladığım projeden istediğim notu alamadım. Nasıl sinirlendim anlatamam. Harf notum düştü. Hala da sinirliyim hocaya karşı. İstediklerini tek tek yerine getirmeme rağmen adam hiç oralı olmadı. Gitti kıyrıtık başka bi ödeve 100 verdi ya çıldırıcam. Ulan ben o sayfaları yazana kadar gözlerim kan çanağına döndü be. Hiç mi insaf kalmadı bu hocalarda anlamıyorum ya. Benim asıl sinirlendiğim nokta emeğimin hiçe sayılması. Kıytırık, özensiz, tamamen sallama bir ödeve 100 vermek biraz da ahmaklık bence yani kusura bakmasın. Ben hoca olsam o projeye asla o puanı vermezdim. Bu okul yemin ediyorum beni kanser edecek. Diğer sınavlarım açıklanmadı henüz. Onlardan da artık ümitli değilim açıkçası. Çünkü hepsi beni hayal kırıklığına uğratıyor. Bir sınavım kötü geçti sadece onun dışındakilerin iyi olduğunu düşünüyorum. Babam derslerden geçmemi istiyor sadece gerisini umursamıyor. Keşke ben de onun kadar rahat olabilsem bu konuda.
    Dün sabah normalde kendi evime gidecektim ama güzel annem beni uyandırmayıp kendisi doğruca eve gitmiş. Ee ben de öküz gibi uyuduğum için öğlen uyandım. Bizim Kaygısızlar toplanmış tabii hemen. Kaygısızlar dizisini bilenler bilir, aşırı kalabalık bir aileyi anlatan bir diziydi. Benimkiler de en az onlar kadar kalabalık. Teyzemler, eniştem falan sohbet halindeler. Hoşgeldiniz demek için yanlarına gittim. Eniştem ''Bu saatte mi uyanıyorsun sen ha'' diyip sevda demirel edasıyla boynuma vurdu şakayla karışık(!) Düpedüz geç uyanmama sinir olduğu için böyle şaka yoluyla hıncını almak istedi öküz. Eli ağır olduğu için boynumun ağrısı saatlerce geçmedi. Eve geldim bir hışımla annemle atıştık biraz. Sonra ben çok üzüldüm böyle olduğu için. Duş aldıktan sonra sakinleştim. Ev tadilatta olduğu için yeni geldim eve. Ev terliğim kayıp şu an. Nerede olduğunu düşünmekten deliye dönücem yakında. Böyle kullandığım eşyalara önem veriyorum ben. Yanımda olmayınca huzursuz oluyorum. Akşam dışarı çıktım. Okuldakilerle buluştuk biraz. Amelie de oradaydı. Onunla konuşurken laf arasında onu özlediğimi söyledim o da beni özlemiş. Arkadaşlığıma çok güveniyormuş. Amelie ile ciddi bir şey olmaz diye düşünüyorum. Çünkü kızın hayalleri boyumu aşıyor. Yurt dışı hayalleri var misal, kumaş farkı var anlayacağın. Ben daha düz yaşıyorum hayatı. Bu benim tamamen ot olmamdan kaynaklanıyor. O ise sürekli bir atılım içerisinde. Psikologlar kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın diyor genelde. Yani durumu daha iyi olan bir erkekle ilişkisi vardır belki de. Zengin kız fakir oğlan filmi gibi olsun istemiyorum ama onunla aynı yolda yürüdüğüm zaman, bir şeyler konuştuğum zaman kendimi iyi hissediyorum. 
    Bu hafta bazı şeyleri fark ettim. Bu fark ettiğim şeyler gözüme çarpan şeyler. Bu gözüme çarpan şeyleri de kolay kolay unutan biri değilim. Kabalık arkadaş ortamlarından çok sıkılıyorum. Galiba dışarıda olmayı sevmiyorum. Bi ara agorafobim vardı, evden dışarı çıktığımda başıma kötü şeyler geleceğini düşünüp telaşlanıyordum. Bu durumdan hiç hoşlanmazlardı. Sonradan düzeldi tabii bu durum. Aslında bu fobi olayları tamamen zihinsel bir şey. Şehirde yaşamak insanı strese, endişeye sokuyor. Kasabada, köyde yaşayan insanların böyle hastalıkları yoktur fazla. Çünkü orada endişe edilecek bir şey yoktur. Çünkü zaman kavramı önemsenmez fazla. Şehirde sürekli bir şeylere yetişmeye çalışıyoruz. O yüzden kırsal alandakiler biraz daha şanslı bu konuda.
   Evde olunca dışardaki hayatı kaçırdığımı, yaşamayı unuttuğumu hissediyorum. Dışarda olunca da vaktimi boşa harcadığımı, evdeki huzuru kaçırdığımı hissediyorum. Bu ikilem arasında sıkışıp kaldım anlayacağın. Bu aralar parfümlere taktım. Watsons ve Gratis arasında mekik dokuyorum. Erkek parfümlerini kokluyorum durmadan. Bir tane parfüm aldım ama o da istediğim gibi koku değildi. Yanlış parfümü almışım anlayacağın. Aldığım parfümü bol bol eve sıkıyorum bitsin diye çakallığa bak. Bu parfümüm bitsin onu alıcam. Kadınların dünyası çok karışık. Bakımından tut, kıyafete kadar her şeyleri ayrı dert. Ben genelde parfümlere, diş macunlarına, deodorantlara bakıp çıkıyorum. Tek başına dolaşmanın avantajı istediğim yere gidebiliyorum. Çok eğlenceli olabiliyor bazen bakma sen. Geçen gün tek başıma sinemaya gittim yine. Kahvemi yudumlayıp filmimi izledim doyasıya. Bu bana çok iyi geldi. Sonra yemek yedim. Bazı şeyleri atlatıyorum galiba. Zara'da yine kıyafetler görüp görüp alamadım. Bunu hep yapıyorum artık ritüel gibi bir şey oldu. İnsafsızlar her şeyi pahalı yapıyorlar ya. Bir blazer ceket 300 lira olur mu lan. Kıyafetlerin çoğu da çok güzel hani. Umarım bir gün kıyafet almak nasip olur oradan. 
    Kimine göre ezik olabilirim, kimine göre havalı, kimine göre ise soğuk ama şundan kesinlikle eminim. Ben neysem oyum. Sevdiğim insanlara karşı dürüst davranıyorum. Onların zarar görmemesini, üzülmemesini istiyorum. En önemlisi insanlara insanca davrandığımı düşünüyorum. Bazıları bunu hak etmediği için soğuk davranabilirim. Günlük hayatta bunu çok sık yapıyorum çünkü her insan insanca davranılmayı hak etmiyor. O yüzden içim çok rahat bu konuda. Kendim olabilmenin rahatlığı güzel bir şey. Kimseyi taklit etmeden kendin olabilmek en güzeli. Ergenler gibi sevdiğim şeyler elbette var ama bunlar hep dozunda oluyor. 7/24 Amy Winehouse dinlemiyorum sonuçta. Galiba böyle olduğum için kaybediyorum. Çevremdeki kızlar benim gibilerine ihtiyaç duymuyor. Çünkü onlara göre basit biriyim. Onlar canı yansın diye uğraşıyor, bense onları ateşe atmamak için onların önüne geçmeye çalışıyorum. Şimdi ölsem zaten ölmek istiyordu kurtuldu çocukcağız diyecekler arkamdan. Odamdaki duvarların dili olsa da  konuşsa. Geceleri onlara pişmanlıklarımı, keşkelerimi, mutsuzluklarımı anlattığım zaman ''Üzülme, hala yaşıyorsun, atlatacaksın bütün bunları'' diye karşılık verseler keşke. Keşke kendi sesimi duymasam artık. Ama olmuyor. Çünkü insanın kendisinden başka kimsesi olmuyor bazen.
Bu da şarkımız olsun 

You Might Also Like

13 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Aile dediğin destek olur köstek değil.Hiç bahsettin mi böyle davrandıklarında kendini kötü hissettiğini.Belki farkında değildirler,belki onlar daha farklı düşünüyordurlar.Umarım böyledir ve kendilerine az da olsa çeki düzen verirler.
    Şu ödev olayını twitter da gördüm,nasıl sinir oldum.Hiç gelemem haksızlığa.Lisede olsa hocaya bir çift laf soylersin de,üniversite de pek öyle olmuyor galiba.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya söylesem bile bunları halledemiyorlar. Çünkü değişime açık değiller pek. Beni anlamak yerine yargılamayı tercih ediyorlar çoğu zaman. Daha zor şeyler geldi başıma ama hiç oralı olmadılar. Bu saatten sonra düzeleceklerini sanmıyorum Hermione.
      Sorma ya, hocaya hala sinirliyim. Lisede öyle bir şey oluyor da ünivde olmuyor pek. Gördüğüm yerde suratımı çeviririm artık. Benim intikam alma yöntemimi de böyle.

      Sil
  2. Dertlerini ne kadar güzel ifade edebiliyosun. Benim şu an en büyük derdim annem ve babam hiç geçinemiyolar. Ev de huzur yok. Bu yüzden okulum bitmesine rağmen eve dönmüyorum. Gidesim yok hiç maalesef herkesin kendine göre sıkıntısı var. Allah hepimize huzur versin.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bence sen de blog aç bir tane dök içindekileri. Belki sana iyi gelir. Evde huzur olmaması çok kötü bir şey kendimden biliyorum. Allah sana sabır versin. Yaşamaya çalışmak zor artık

      Sil
  3. Ay çocukken yaşadığım fiziksel ve psikolojik şiddeti anlatmaya kalksam ohohohoho. Sonra Cessie neden kendini kesiyor fkdsl. Çocukluk travmalarıyla başa çıkmak kolay olamıyor, özellikle travmaya neden olan kişilerle konuşup çözemediğinde. Ama belirli bir yaştan sonra geçmişi geçmişte bırakmak bir yükümlülük, yani doktorlarım bana hep öyle söylediler şu zamana kadar. Seni anlayabiliyorum.

    Bu aralar ben de pek iyi değilim. Ki bekliyordum artık rutin oldu, depresyon iz kaming. Geç bile kalmıştı hatta.

    Ben söylüyorum hepinize, beni dinlemiyorsunuz ki! Vallahi şu yirmili yaşları bir atlatabilsek geçecek hepsi. Sabır az sabır.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Düşünmek bile istemiyorum o şiddeti yaşadığını. Kabus gibi bir şey ya Cessie. Keşke böyle şeylere maruz kalmasaydık belki daha mutlu insanlar olurduk. Ben perdeleri neden tutuşturmak istediğini merak ediyorum bazen. Gerçeklere karşı duyarlıyız galiba ondan böyle delleniyoruz. Geçmişi geçmişte bırabilen var mıdır acaba, ben bırakamıyorum çoğu zaman.
      Yaz depresyonu hiç çekilmiyor ya. Allahtan staj olayı var da kafam dağılacak azıcık. Umarım bu sefer ki depresyonlardan ufak sıyrıklarla kurtuluruz. 30'dan sonra zaten bu kadar dert tasa kalmıyor insana. Sabrede sabrede sabır taşına dönüştük iyice. :/

      Sil
    2. Valla perdeyi mert sigara almaya gitmeme izin vermiyor diye tutuşturdum, pişman değilim anasını satayım.

      Sil
  4. Kurban olmayı, acı çekmeyi, ''ah zavallı ben'' oyununu ne kadar çok seviyorsunuz gençler :(( 20'leri böyle szılanarak geçirecek 30 ve 40'larda ise gerçek depresyon neymiş göreceksiniz. Hepiniz okuyorsunuz, yazıyorsunuz, koca internet dünyası elinizin altında ama mutsuzluktan geberip ''eniştem şöyle dedi, teyzem böyle dedi, annem sert baktı ,babam yüzünü çevirdi '' gibi komik mazeretlerin arkasına sığınıyorsunuz çünkü depresyondayım diyip arka odalara çekilmek, elde telefon orda-burda gezinmek kolayınıza geliyor.

    Madem açık açık yazdın vişne, sana ve sen gibilere 2 çift lafım var:

    Maslow'un ihtiyaçlar piramidi var bildin mi? Bilmiyorsan bak google'dan ve düşün; hangi basamaktasın? Sonra da bir üst basamağa çıkmak için nazik poponu kanepeden kaldır, telefonu elinden bırak ve ne gerekiyorsa yap. Hepsi bu. Dağılabilirsiniz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Böyle sert üslup kullanarak neyi ispatlamaya çalışıyorsun bilmiyorum Elif ama bu üslupla söylemeye devam ettikçe dediklerini kaale almıyorum. Benim için üslup çok önemli. Gelmiş burada bilmişlik taslıyorsun. Onun yerine daha üsturuplu bir söylem kullanabilirdin. Bu kadar öfkeli olmaya gerek yok. Bizler kendi içimize huzuru bulmaya çalışıyoruz. Bocalıyoruz, yıkılıyoruz ama sonra tekrar toparlanıyoruz. Hayır yani sen şimdi böyle şeyler söylediğin zaman teyzelerimden hiçbir farkın olmuyor gözümde. Neler yaşadığımızı bilmiyorsun. Okuduğun kadar biliyorsun sadece. Cessie'nin yaşadıkları fazlasıyla zor mesela ama bunu bilmiyorsun.

      Benim de 2 çift lafım var sana ve senin gibilere;
      Maslow'un ihtiyaçlar piramidini bilecek kadar bilgiye sahibim teşekkürler. Bizim gibileri aşağılamakla bir yere varamazsın unutma. Sen iyilik yapıyorum sanıyorsun belki ama şu sözlerinle kalp kırıyorsun farkında değilsin. Sen hayat düzenini çoktan kurmuşsun biz hala o yollardan geçmedik. Kendi yolumuzu bulmaya çalışıyoruz. Sizin gibiler yüzünden kendi yolumuzu bulamıyoruz çünkü hevesimizi kursağımızda bırakıyorsunuz böyle sözler söylediğiniz için. Ben bu blogda kişisel hayatıma dair şeyler yazıyorum farkındaysan. Ne hissediyorsam onu yazıyorum. Eğer bu durumdan rahatsız oluyorsan rica ediyorum öfke oklarını başkalarına savur. Bu tarz yorumlarda bulunmaya devam edeceksen rica ediyorum yorum yapma. Şimdi dağılabilirsiniz.

      Sil
    2. Ağlak tineycırlardan biri de benim bu yüzden izninizle ben de Elif'e bir cevap yazmak istiyorum. Lütfen kimse saygısızlık olarak algılamasın.

      Cağnım Elif
      Gerçekten yorumunda sert bir üslup kullanmışsın. Sen belki bizi silkelemek adına, belki de böyle eften püften şeyleri kafamızda büyütmemize öfkelenerek, belki bambaşka bir nedenle böyle bir üslup kullandın. Bense bu konuda biraz içimi dökeceğim izin verirsen.

      Kendi adıma ağlak kaybeden edebiyatını ben de sevmiyorum ve fakat zaman zaman içine düşebiliyorum. Yalnız, beş yaşında bir çocuk hiçbir koşulda keşke ölsem diye ağlamamalıydı diye de düşünüyorum. Yani bir gün pamuklara sarıp sarmalanıp öteki gün baş belası köpek muamelesi görmenin bende açtığı yaraları da görmezden gelemiyorum izninizle. Görebilmek isterdim çok da güzel olurdu. Hiçbir çocuğun hiçbir koşulda yok efendim boruyla yok efendim terlikle yeri gelip televizyon kumandasıyla dövülmeyi de hak etmediğini düşünüyorum mesela. Bitmez tükenmez bir "babanı öldüreceksin" duygu sömürüsüne maruz kalmayı da hak etmediğini düşünüyorum. Bunlara 15 yaşında, 25 yaşında maruz kalmakla 5 yaşında maruz kalmak aynı etkiyi yaratmıyor diye düşünüyorum. Ben bunları kendi blogumda yazmadım şu zamana dek. Merhamet beklemiyorum, acınacak bir yanım olduğunu düşünmüyorum. Kendime acımıyorum da. Benden daha zor şartlar altında yaşayan tahmin bile edemeyeceğim kadar çok çocuk var. Maslow'un ihtiyaçlar piramidini bilmiyorum, ama bunları biliyorum.

      Geldiğim son noktada, belki iki buçuk üç senedir manasız bir depresyonla boğuşuyorum ve şımarıklıktan mı başka biyolojik / psikolojik sebeplerden mi bilemiyorum, bir türlü bunun içinden çıkamadım. Nazik popomu kaldırıp bu durumu değiştirme isteği duyuyorum ama bazen nazik popomu oturduğum yerden kaldırmaya korkuyorum çünkü nazik popomu oturduğum yerden kaldırdığımda ne yapabileceğim hakkında bir fikrim olamıyor. En son bir kriz anında nazik popomu koltuktan kaldırdığımda kendimi hastanede buldum çünkü. Hayatım boyunca her türlü mantıksızlıktan büyük bir rahatsızlık duyan biri olarak öyle mantıksız şeyler yapabiliyorum ki, kendimle bunun savaşını vermek ve vermek de zaman zaman çok yorucu oluyor. Günde 18 saat uyuyup bu uyku süresince bilmem kaç tane kabus görmek de çok yorucu olabiliyor. Geceler boyu uyuyamayıp kafamın içinde bir şeyleri kovalayıp durmak da çok yorucu olabiliyor. Yarı bilinçsiz bir vaziyette kendimi kesip sonra yara izlerini nereye saklayamayacağımı bilememek de çok yorucuydu. Bak o kesikler dikkat çekmek için değildi mesela, iki sene boyunca annem, aylar boyunca da en yakın arkadaşlarım dahi haberdar olmadı onların varlığından. Çünkü biliyor musun, ağlak tineycır olmak sandığın kadar rahat olmamanın ötesinde zaman zaman son derece utanç verici. Şimdi de tüm bunları sempatini ya da antipatini kazanma kaygısıyla yazmıyorum, inanabilirsin. Biraz kabullenmeye, biraz geride bırakmaya çalıştığımdan üzerine konuşabiliyorum artık. Annem şunu söyledi babam bunu yaptı'nın ötesinde şöyle böyle bir şeyler gizli olabiliyor. Depresyonun çeşitleri ve boyutları olabiliyor. Bazılarımız bazı şeylerle başa çıkma konusunda daha beceriksiz olabiliyoruz. Herkes aynı yolu izleyemiyor, herkes aynı insan olamıyor. Bu da insan olmanın belki nahoş bir yolu, ama bir yolu.

      Ben hala şu yirmili yaşları, hayatla yeni yeni tanıştığımız ve yüzleştiğimiz kriz dönemini bir atlatırsak huzura ereceğimize inanıyorum.

      Sil
    3. Sevgili Vişne ve Sevgili Cessie,

      Üslubum sizi üzmüş, canınızı sıkmış ve kırmış . Özür diliyorum. Vişne'nin yazılarına yorum bırakırım genellikle ve ilk kez bu tarzda bir yorum yazdım. Neden? Çünkü sizin gibiler için içim acıyor. Pırıl pırıl, yetenekli, azıcık destek bulsalar dünyayı yerinden oynatacak çocuklarsınız ; görüyorum bunu. Fakat dolar milyarderi, koskoca Oprah'ın kitabı ''Artık biliyorum'' daki yüzlerce harika cümleden birini lütfen her gün göreceğiniz bir yere asın:

      ''Açlığını çektiğim sevgi ve onayı kendimden başka hiçbir yerde bulamayacağımı anlamam yıllar aldı''

      İnanın yaş ilerledikçe insan bunu çok daha iyi anlıyor. Sevgi ve onayı etraftan beklememek gerekiyor. Ha, tabi ki aynanın karşısına geçip ''kendimi seviyorum'' diyerek olmuyor bu iş. Nasıl oluyor sorusunun cevabını sizinle birlikte ben de arıyorum yıllardır. Ondan değil mi bu kadar okumak?

      Cessie...Anlattıkların çok ama çok korkunç. ''Tanrı varsa onu affetmem için ayaklarıma kapanmalı'' diyebilecek insanlardan birisisin sen. Elimden gelen sadece 2 şey var:
      1. http://aydinlikyuz.blogspot.com.tr/2016/04/zor-bir-ailede-buyumek.html bu kitabı okur musun lütfen? Adres verirsen göndereyim. e.aydinsari@gmail.com'dan bana ulaşabilirsin.

      2. Bilinç altı ile çalışna ve bir tür ''bilinçaltı kayıt temizliği'' yapan Pınar Gogulan var, terapist. Onunla iletişim kurar mısın?

      http://aydinlikyuz.blogspot.com.tr/2016/02/pnar-gogulanla-recall-healing-ve-hayat.html BU YAZIDA BİRAZ BAHSETMİŞİTM.

      SEVGİLER, dağılmayalım, kucaklaşalım olur mu ?

      Sil
  5. Vişnecim..

    çok güzel ifade etmişsin sıkıntılarını yazı o anlamda çok güzel çok da başarılı.
    ama keşke sen böyle hissetmesen de böyle yazılar boşver olmasa. güzel de olsa.

    teyzene anlam veremiyorum. cidden empati kurmaıyorum.

    ne kazanıyo o an sana laf sokarak cidden çok garip. böyle insanlar etrafımda olmadığı için de anlayamıyorum bazen.

    yazıda adımı görünc emutlu oldum sen bitanesin gerçekten!! :*

    çok güzel bitirmişsin ama ben neysem oyum diye.
    aynen öyle! heyyt be!!

    tek başına sinemadan artık zevk alman tarifsiz güzel.

    özlemle.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kıymetli arkadaşım Mia ^_^
      Görmezden gelemediğim şeyler bazen böyle yazı yazmama sebep oluyor. Keşke hissetmesem ama bazı zamanlarda çok acı bir şekilde farkına varıyorum bütün bunların. Teyzem biraz laf soktu ama ben böyle şeyleri unutmam.
      Sen bu konuda çok şanslısın valla. Ne güzel etrafında hep seni anlayan, pozitif kalabilen insanlar var. Bizimkiler mahkeme duvarı gibi ya.
      Sen de öylesin! :) Hayatım boyunca da böyle güzel hatırlayacağım seni hep.
      Ya kendime dair bir öz eleştiri yapmak istedim son paragrafta. Kendimi daha iyi tanıyabiliyorum galiba yavaş yavaş.
      Evet sinemaya tek başıma gitmekten keyif alıyorum artık. Şahane bir şeymiş Mia :>

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe