Sevdiceğe mektuplar #1

Salı, Temmuz 26, 2016

Canımın içi, nasılsın? Pencereden gökyüzüne baktığın oluyor mu şu sıralar. Ben artık gökyüzüne eskisi gibi bakamıyorum. Eskiden gökyüzüne her baktığımda içim umutla dolardı. Tamam derdim, en azından başka şehirde benim baktığım gökyüzüne bakıyor günde bir defa. O zaman umut vardır dedim. Artık umutların tükendiğini gökyüzüne bakmaktan vazgeçtiğimde anladım.
   Yüzünü görmeyeli, sesini duymayalı yıllar oluyor neredeyse. Bir sevgi hiç mi eskimez diye soruyorsun eminim bana. İlk günkü kadar taze olmasa da içimdeki odaların birinde fazladan sevgi saklamıştım senin için. Seni sevmekten vazgeçtiğim sırada onları da atacaktım odalarımdan. Gözlerimin içine öyle bir baktılar ki atmaya kıyamadım.
  Canımın içi seni çok özlüyorum. Artık yaşadığım her gün benim için bir ıstıraba dönüşüyor. Nefes almak bile ağır geliyor. Gülmenin ne demek olduğunu hatırlamıyorum inan bana. Geçen gün arkadaşımla birlikte bir olaya gülmeye çalıştım ama yapamadım. Yüzümde hafif bir tebessüm belirdi sadece. Ne bir kahkaham duyuldu ne de gözlerimin etrafındaki çizgiler belirginleşti gülmekten.
  Seni çok özlüyorum. Yolda gördüğüm herkesi sana benziyorum. Sana benzeyen birini gördüğümde belli belirsiz heyecanlanıyorum. Tabi dışarıya hiçbir şey belli etmiyorum. Dışarıdan bakanlar belki de normal biri sanıyor beni. Oysa ben içten içte yok oluyorum kendi içimde.
  Gelecek ay en sevdiğin film vizyona girecek. Gönül isterdi ki yan yana izleyelim bu filmi. Ama artık aramızdaki köprüler o kadar darbe aldı ki yeniden inşa etmeye halim kalmadı. Ben o kadar çok çabaladım ki seni hayatımda tutmak için.. Ama kalmadın, basit bahanelere sığınarak hiçbir şey olmamış gibi çekip gittin. Şu an bunları neden yazıyorum bilmiyorum ama sana sarılmaya çok ihtiyacım var. Artık kimse bana içten sarılmıyor. En son Mia benimle yolda vedalaşırken sıkı sıkı sarılmıştı bana. Sen tanımazsın onu ama tanısan çok seversin. Çok uzun zaman sonra ilk defa sevildiğimi hissetmiştim. Eğer seni tekrar görebilseydim ben de sana böyle sarılacaktım ama göremedim.
   Kocaman aylar nasıl oldu da çabuk geçti, daha dün en sevdiğin şarkıyı bana telefonda söylerken içim içime sığmıyordu. Şimdiyse ertesi güne uyanmak dahi istemiyorum. Biliyorum böyle yapmamam gerekiyor, belki de yaptığım çocukluk evet ama sevgisiz yaşanmıyor bunu sen de biliyorsun.
    Bir yerlerde yaşadığını bilmek eskisi kadar bana güç vermiyor. Seni görmeyeli neredeyse yıllar olacak. Ne bir haber, ne bir söz bıraktın ardından. Bu kadar değersiz hissettirdiğin için suçlu musun acaba? Bütün bunları hak etmediğin için mi uzaklaştın yoksa benden?
    Tek istediğim şey seninle aynı yolda yan yana yürümekti. Gülüşünü hafızama kazımaktı, birlikte yemek yerken ağzının kenarındaki mayonezi silişini görmekti. Kalabalık caddede yürürken gülmekti. En önemlisi sarılmaktı. Hani dediğim gibi sıradan bir sarılmak değil bu bahsettiğim. Böyle özlemekten için kan ağlar ve sevdiğine sıkıca sarılırsın ya. Kollarını sarıldığın kişinin sırtına kenetleneyip kokusunu içine çekersin hani. Tam o sırada hafif bir ağlama sinyalleri verir gözlerin. Bahsettiğim sarılma tam da bu işte.
   Otobüs terminallerinde birbirini uzun süre görmemiş iki sevgilinin birbirine sıkıca sarıldığını hayal et. Ne demek istediğimi anlıyor musun? En sevdiğin filmi o kocaman salonda tek başıma izleyeceğimden adım gibi eminim. İkimizin şarkısını filmde duyduğumda anksiyete krizim tutacak. O sahnede içim kan ağlayacak. Kaderime sövücem bol bol. Filmden çıktıktan sonra daha da kötü hissedeceğime adım gibi eminim. Hâlbuki o filmi seni hatırlamak için izleyeceğim. Yumruğumu sıka sıka istiklalin ortasında yüzüm yere bakarak yürüyeceğim. Etrafımdaki kalabalığa aldırış etmeden hızlı adımlarla seni andığım bu hisli seremoniden kendimi uzaklaştıracağım. İçimden keşke burada olsa cümleleri kuracağım art arda.
   Sevmek de yetmiyormuş bazen onu anladım. Ne kadar seversen sev karşındaki duvarsa, sevmenin ne kadar güzel hissettirdiğini bilmiyorsa ne yapsan boş. Ben asla seninle yan yana yürüyemeyeceğim ona üzülüyorum. Düşünsene en sevdiğin mekânda oturmuş hayattan bahsedemiyoruz bile. Seni en son yıllar önce fast food dükkanına girerken görmüştüm. O günden sonra şehirde seni bir daha hiç görmedim. Görmeyi çok istedim ama istemek de çözüm değil çoğu zaman.
   Seni sevdiğimi kimselere söylemedim. Tek bir kişi biliyor sadece. Seni ona anlatırken çok şaşırmıştı. Bunca zamandır nasıl sevdin onu diye sormuştu bana. Ben de ona insan sevdikten sonra zamanın bir önemi kalmıyor demiştim. Hala onu seviyor musun demişti ardından. Evet, lanet olsun ki hala seviyorum demiştim çaresizce. Sevmenin çaresiz hissettirdiği zamanları yaşıyorum. Oysa sevmek dünyadaki en mükemmel duygu. Bir insanın seni sevdiğini bilerek uyumak, daha sonra uyanmak bu hayatta tanrının insana verdiği en güzel ödüldü.
   Sevmekle olmuyor işte bu işler. Arada yollar, kilometreler, insanlar, dağlar, bayırlar, duvarlar var.. Hiçbirini aşıp yanına gelemiyorum. Sen de adım atıp gelmiyorsun. Kılını kıpırdatsan, bir söz söylesen ne bileyim bir ses versen, üzülme ben senin yanındayım desen belki de hayatın bu ağır yükünü taşımak sanıldığı kadar zor olmazdı benim için. Ama bu koca dünyada yalnız kalmak benim kaderimmiş. Gündüzleri konuştuğum insanlar gözlerimin içine bakıp bir şeyler anlatmaya dahi üşeniyorlar. Yalnızlık, alışmışlık ve monotonluk hayatımı esir almış durumda şu sıralar. Sevginin yeşertebileceği bir hayatın özlemini çekiyorum şu sıralar.
   Yanında olamamak yeterince kötüyken tek başına hayatın zorluklarına göğüs germek inan çok zor. Dayanabileceğin, içini dökeceğin, seni her halinde seven kimse yok çünkü bu dünyada. Kimse artık eskisi gibi sevmiyor onu anladım. Yaşanan her şey geçmişte kalıyor. İçimdeki anılar hatırladıkça kanıyor. Bunca zaman nasıl olur da beni unutursun aklım almıyor bazen? Senden dünyaları istemeyen birini nasıl olur da elinin tersiyle itersin onu hiç anlamıyorum.
   Günün birinde bir sinema salonunda film başlamadan önce göz göze gelirsek ne yapacağını düşünüyorum bazen. Tanrı birbirini seven insanı er ya da geç karşılaştırırmış. Ben buna inanıyorum. Birbirini seven insanın yolları er ya da geç kesişiyor. Proton ve nötronun birbirini çekmesi gibi.. Beni görmezden gelmenden öyle korkuyorum ki ya da sözlerimi hiçe saymanı. Yine de köşede pusu kurmuş, yorgun umudumu koruyorum. Belki bir gün tanrı bizi bir yerlerde karşılaştırır.
  Bazen bu hayatta aşkı bulabileceğime inanmıyorum. Çünkü hayata olan inancım kaybolmak üzere. Gülmenin nasıl hissettirdiğini unuttum. Bugün fark ettim bunu. İnsan gülmeyi unutunca nasıl hissettirdiğini de unutuyormuş. Benden esirgediğin sevgiyi kime vereceksin acaba çok merak ediyorum. Yoksa bu hayatta gerçekten birini sevmenin ahmakça olduğunu mu düşünüyorsun? Sevgiye inanmıyorsun belli ki.
  Seni sevdiğimi kimselere söylemeyeceğim. Bu benim içimde yaşayıp benimle birlikte ölen anı olarak kalacak. Çünkü sevgi böyle bir şeydir: İnsanla birlikte yaşayıp ölür. Seni unutmayı denemeyeceğim. Fotoğraflarına bakmaktan vazgeçeceğim ilk önce. Sonra yüzünü yavaş yavaş unutacağım, sonra sesini ve en sonunda bir düşünce krizimin anında birdenbire aklıma gelecek yüzün, efsunlu bakışların..
   Şu sıralar en çok ihtiyacım olan şey sevgi. Elini tutmak, sevdiğin kitapları okumak bide sevdiğin şarkıları dinlemek. Daha birlikte yan yana yürüyemiyoruz nasıl aynı masada oturalım. Gerçi hayallerimde sana defalarca sarıldığımı düşünüyorum. Bu dünya sevmek için kötü mü yoksa? İnsanlar sevilmeye layık değil mi? Bilmiyorum. Gün geçtikçe sana olan sevgimi sorguluyorum. Aramıza giren yıllardan intikam almak istiyorum. Yakalarından tutup onları sarsmak istiyorum hınçla. Sevdiğimle arama girmeye utanmıyor musunuz diye bağırarak onların yüzlerini kızartacağım utançtan. Bir elime geçseler paramparça edeceğim onları ama ellerimin arasından kaçıp gidiyor. Tıpkı senin gibi. Ellerimin arasındaki hayattın sen, kaçıp gittin avuçlarımdan yakalayamadım.
   Saat gece yarısına geliyor. Bu saatte sana olan özlemlerim iyice artıyor, acılarım kendilerini belli ediyor. Neden sorusu yine kocaman bir şekilde salonumun ortasına düştü. Dışarı çıkıp gökyüzüne bakmak, başka bir şehrin başka bir penceresinden gökyüzüne baktığını bilmek artık beni teselli etmiyor. Bazen öldüğünü düşünüyorum. Öldüğüne katlanamazdım galiba. Bunları yazmakla çıldırmakla kurtulunur mu? Bilmiyorum. Tek bildiğim sensizlikle geçen boktan günlerin ıstırap vermesi ve benim bu bu ıstıraptan kaçamamam..
Yine yazarım ben sevgilim, sakın ölme kuytu köşelerde olur mu.

Seni tüm kalbiyle seven Albus.

You Might Also Like

3 kişi benim de tuzum olsun dedi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe