Bir yabancılaşma örneği: Uzak

Cumartesi, Ağustos 27, 2016


  Yönetmenliğini Nuri Bilge Ceylan‘ın yaptığı, başrollerinde Mehmet Emin Toprak, Muzaffer Özdemir’in oynadığı Uzak filmi beklenenin üstünde bir başarı gösterdi bana göre. Her şeyden önce bu film, dönemin koşullarına bakıldığında son derece kaliteli bir Türk filmi. Üstelik Nuri Bilge Ceylan bu filmde ustalığını konuşturmuş bana göre. Görüntü yönetmenliğini de kendisi yaptığı için ortaya güzel görüntüler çıkarmış diyebilirim. Uzak filmi, Nuri Bilge Ceylan’ın Mayıs Sıkıntısından sonra çektiği üçüncü uzun metrajlı filmdir. Kasaba, Mayıs Sıkıntısı filmlerinin bir parçasını oluşturan bu film, dikkatle bakıldığında çok anlatıyor aslında.

  Peki uzak olarak bahsedilen şey ne bu filmde? Filmi izlerken bunu düşündüm hep. İnsanın insana olan uzaklığımı yoksa insanın kendine olan uzaklığı mı? Film basit bir konu üzerinden gidiyor aslında. Taşrada umduğu gibi bir hayat bulamayan Yusuf’un akrabası olan Mahmut’un yanına gelmesini ve burada yeni bir hayat kurmasını konu alıyor. Mahmut bir seramik şirketinde yarı zamanlı fotoğrafçılık işiyle uğraşan kendi hayatıyla yaşamaya çalışan melankolik birisi. Yusuf ise kasabadan gelmiş, bir gemide miçoluk yapmak için iş aramaya çalışan bir tip. Mahmut şehirli kesimi Yusuf ise taşralı kesimi temsil ediyor. Film bu iki zıt oluşum üzerine temellendirilmiş.

  Mahmut, hayata dair ümitlerini yitirmiş sadece geçimini sağlamaya çalışan biri olarak karşımıza çıkıyor. Mahmut’un yaşadıkları şehirli insanın bir yüzünü ortaya seriyor. Kalabalık içindeki yalnızlığı iyi temsil ediyor bence. Şehirler sanıldığı kadar insana mutluluk verir mi sorusunu sormaya çalışıyor yönetmen bize. Eski sevgilisiyle olan bağını koparmayışı geçmişine ne kadar bağlı olduğunu da gösteriyor. Sıkıcı bir hayatı var aslında adamın. Yine de kendi düzenini kurmuş, sakince bir yaşam sürüyor şehirde.

  Yusuf ise heves içinde geliyor akrabasının yanına. Taşranın havasından kurtulmak adına yeni bir iş bulma hevesiyle düşüyor yollara. Mahmut, Yusuf’un gelişini öyle sevinçle karşılamıyor. Çünkü adam akrabasını görmeyi beklemiyordu. Kurduğu hayat düzenine istemediği birini kabul etmekte zorlanıyor haliyle. Adam gizli bir kibre sahip, Yusuf’a yukardan bakmayı tercih ediyor. Yusuf taşralı olduğu için ona o kadar da önem vermiyor. Şehirde yaşayan insanların taşrada yaşayanlara karşı bakış açısını bu sayede anlayabiliriz belki. Yusuf’un kokan ayakkabılarına temizleyici s
prey sıkması mesela, bu basit bir aşağılama örneğiydi bana göre. Mahmut, adamın her hareketinden rahatsız oluyor. Kapıyı açıyor söyleniyor arkasından, salonda sigara içiyor söyleniyor, kısacası adamın varlığı onu rahatsız ediyor.



  Benim filmde dikkatimi çeken noktalardan birisi Mahmut’un arkadaşlarıyla yaptığı sohbetti. Bir arkadaşı Mahmut’a ”İnsanlar kendileriyle yaşar kendileriyle ölür. Sen ölümü çok erken ilan ettin” diyerek onun varoluş sancısına açıklık getiriyor. Bu masada yapılan konuşmalar filmin felsefik yanını da ortaya seriyor bence. Bide bu cümleyi söyleyen adamı nedense Zeki Demirkubuz’a çok benzettim. Filmin genelinde Zeki Demirkubuz’un davranışları vardı sanki. Örneğin Yusuf’un kapıları sürekli açık bırakması ve ona ”Şu kapıları ört oğlum” deyişi, Zeki Demirkubuz’a bir mesaj göndermeydi. Ben izlerken böyle düşündüm. Mahmut ise Nuri Bilge Ceylan’a daha çok benziyordu sanki. Mahmut, mesafeli ve disiplin bir duruş sergilerken Yusuf daha samimi ve dağınık bir duruş sergiliyor filmde.

  Filmde etkilendiğim bir başka sahne evdeki fareyi bulma sahnesiydi. O sahne iki kişiyi bir araya getiren anlardan birisi oldu. Hem taşralı hem şehirli insanın fareye karşı bakış açısını görülüyor. Mahmut, tuzağa takılan fareyi umursamayıp orada yavaş yavaş ölmesini istiyor. Yusuf ise onu oradan kurtarıp dışarı atmayı istiyor. Fareyi dışarı götürürken duvara vurup onu öldürüyor. Yusuf’un yaptığı bu eylemi çok düşündüm ve bunu hayvanın iyiliği için yaptığına karar verdim. Canlı canlı kedilerin önüne atmayı zalimlik olarak gördü belki de kendince.

  Nuri Bilge Ceylan, filmde eski Beyoğlu’nu gösterdiğinde ne yalan söyleyeyim içim acıdı. O kadar güzel, o kadar doğal bir yermiş ki o Beyoğlu, insana umut aşılıyormuş. Kalabalık insanlar, yolun ortasından geçen tramvay, köşedeki ağaçlar, arnavut kaldırımlarının o içten görüntüsünü izlerken üzüldüm. Şimdilerde bu samimi havadan eser yok Beyoğlu’nda. Daha yapay, samimiyetsiz bir Beyoğlu var şimdilerde. Oysa Uzak filminde öyle mi? Şehrin o büyüleyici yanını çok güzel ifade etmiş yönetmen. Gerçekten izlerken hayran kaldım o karlı İstanbul görüntülerini izlerken. Keşke İstanbul hep böyle kalsaymış diye düşünmeden edemedim.

  Mahmut’un Yusuf’a karşı bu kadar kaba davranmasından hiç hoşlanmadım. Burnunun ucuyla konuşuyor resmen çocukla. Ya taşradan gelmiş akraban o senin, biraz sıcak davransan incinir misin diye söylendim filmi izlerken. Yusuf’un bedavacılığını sevemedi belki de. Bazen fotoğraf çekimlerinde Yusuf’u yanına da götürüyor Mahmut. O sayede biraz kaynaşıyorlar tabii.

  Filmin sonu beni çok etkiledi. Yani suçsuz bir insana iftira atmak ne kadar yanlış. İnsan öz akrabasına hırsız gözüyle bakar mı ya. Nasıl sinir oldum bilemezsiniz. Son sahnede o bankta oturup sigara içilmesini nedense çok doğal buldum. Uzak filmini güzel yapan bir başka detay da görüntüleriydi bana göre. Son derece doğal ve kaliteli manzaraları görüyorsunuz izlerken. Şehirli olmanın sanıldığı kadar güzel olmadığı ifade edilmeye çalışılmış. Nuri Bilge Ceylan bu filminde gerçekten kendi insanını anlatmayı çok iyi başarmış. Uzak filmi başta Cannes Film Festivali olmak üzere sayısız ödül almış çeşitli festivallerde. Bunun bir örneği olarak, 39. Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film ödülü alırken, Mehmet Emin Toprak’a En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve Ceylan’a da En İyi Yönetmen ve En İyi Senaryo ödüllerini almış.

  Uzaklık aslında iki mesafe arasında değildir, insanın insana olan uzaklığı ve insanın kendine olan uzaklığı bütün mesafelerden daha uzunmuş. Bu film izleyenlere bu mesajı veriyor bana göre. Sanat filmlerini seviyorsanız bu filmi izlemenizi öneririm. Nuri Bilge Ceylan’ın filmlerini öyle herkes izleyemez. Çünkü çoğu izleyici, aksiyona ya da maceraya alışmış. Bu filmde Nuri Bilge Ceylan insanın iç yüzünün bir kısmını anlatmaya çalışmış  sadece. Bunu da çok iyi yapmış. İyi ki de yapmış.

Peki bu film neden izlenmeli?
   İnsanın kendisine ve başkalarına karşı nasıl yabancılaştığını anlamak adına izlenmeli, üst sınıfın alt sınıfa nasıl tepeden baktığını görmek adına izlenmeli, insan ilişkilerinin farklılıklarını görmek adına izlenmeli ve eski İstanbul’u görmek adına izlenmeli diye düşünüyorum.

You Might Also Like

3 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Ne güzel film eleştirisi olmuş bu!
    Hiç Nuri Bilge Ceylan filmi izlemedim desem vurur musun beni ^-^

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Hermione :)
      Hayır vurmam aksine filmlerini keşfetmende yardımcı olurum. Hiç izlemediysen Uzak filmiyle başlamanı tavsiye ederim. Eski İstanbul görüntülerine bayılacaksın. Şahsen benim en sevdiğim nuri bilge filmi bu :)

      Sil
  2. Ben bu filmi izlerken aksine Yusuf's sinir oldum. Çok kaba ve düşüncesi buldum onu. Mahmut bir dünya yaratmıl kendisine, evi onun herşeyi, kozası...Yusuf düşüncesi ve kaba haraketlerle o kozaya giriyor ve darmadağın ediyor Mahmut'un özel alanını. Bence uzaktan gelmiş böylesi düşüncesiz bir akrabaya karşı daha fazlası yapılamazdı. Ben böyle hissettim..

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe