Vişne sordu Hayat Erkeği cevapladı: Bu benim hayatım ve onu nasıl yaşayacağım sadece beni ilgilendirir

Pazartesi, Ağustos 01, 2016



  Bu ayki röportaj konuğum Hayat Erkeği. Kendisi 2010'dan beri özgün tarzıyla yazılar yazıyor. Eşcinsel eğilimli olarak başladığı blogger serüvenine biseksüel olarak devam ediyor. Aslında bunun hiçbir önemi yok. Çünkü her şeyden önemlisi o bir insan. O, şu ya da bu değil insan. Dolayısıyla bu tarz şeylerin ifade etmeyi gereksiz buluyorum. Kendisini daha hiç tanımayanlar için böyle bir şey söyledim. Bu söylediklerimin altını kalın puntolarla çizmek istiyorum. 
  Genel olarak geçmişi, cinsel ilişkilerini ve hayata olan kızgınlığını, kırgınlığı anlatıyor blogunda. Çok samimi bir insan olduğu için çabucak benimsiyorsunuz kendisini ve yazdıklarını. Ben yazdıklarını 2010'dan beri okuyorum. O kadar akıcı bir üslubu var ki upuzun yazılar anında bitiyor.
  Bir ara İstiklal caddesine ona benzeyen insanları aradım durmadan. Acaba bu o mu? Acaba yanındaki o bahsettiği öküz herif mi? Kendisini İstiklal'de aramak samanlıkta iğne aramaya benziyordu benim için. Tabii ki göremedim onu hiçbir yerde. O benim için İstiklal efsanesi oldu neredeyse. 
   Geçenlerde cesaretimi toplayıp ona röportaj teklifi sundum. Sağ olsun incelik gösterip teklifimi kabul etti. Nasıl sevindim anlatamam. Zaten tanıdığım günden bu yana kendisi benim için hiç değişmemiştir. Onu hep Charlie Chaplin filmlerini izlerken anıyorum. İnsanları filmler ve şarkılarla anmayı sevdiğimi biliyorsun zaten.
   Bazı yazıları tokat etkisi yaratıyor insanda. Hayatın gerçekliklerini öyle bir köşeden yansıtıyor ki görmezden gelemiyorsunuz. Kendisi hayatı boyunca bir sürü zorluk yaşamış. Bu zorlukları da zamanla atlatmayı başarmış. Onun bu mücadeleci tavrını seviyorum ve örnek alıyorum kendime. Ne yaşarsa yaşasın hiçbir şeyden vazgeçmiyor ya da yaşama küsmüyor. Hep bir çıkış yolu kendince. Bazen tökezliyor ama ayağa kalmasını da biliyor. Acıları dağ gibi ama yıkılmamayı çoktan öğretmiş hayat ona. Bu yüzden kendisini ve yazdıklarını çok seviyorum. Kişilik olarak örnek alınması gereken insanlardan biri bence. 
  Lafı çok fazla uzatmadan onunla yaptığım söyleşiyle baş başa bırakıyorum sizi. Bu söyleşimizin ilk kısmı. İkinci kısmını haftaya yayınlayacağım. Keyifli okumalar..
    
·      Sevgili Hayat Erkeği, öncellikle röportaj teklifimi kabul ettiğin için teşekkür ederim :)
Estağfirullah efenim, asıl röportaj teklifinde bulunduğunuz için ben teşekkürlerimi sizlere sunarım.

·         Blog yazmaya nasıl karar verdin?
   Ya işte biliyorsun, içim dolu dolu, böyle tıka basa hemde. E tıka bısa doluyum ama derdimi anlatacak kimse yoktu, öyle arada bazen eşi dostu esir alıp kendimi zorla dinlettiğim oluyordu ama onun dışında beni uzun uzun dinleyecek kimse de bulamıyordum. Blog olaylarını öğrenince, dedim açıyım da dökeyim içimi. Hem zaten yazmayı da seviyorum. Arkadaşlarımın veya yeni tanıştığım insanların hikâyelerini de, sanki kendim yaşamışım gibi hep kendi kendime bi yerlere yazıyordum. Dediğim gibi blog olayları da patlayınca, öyle öyle karar vermiş oldum.

·         Hayat erkeği ismi nereden geliyor?
Nereden geldiğini şurada yazmıştım: http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2015/11/admn-hikayesi.html ( Rus bir tanıdığı yeni tanıştığı gelinlere hayat kadını diyormuş. Meğer hayat kadını onun dilinde yeni evlenen kadın demekmiş. Bu olay kendisinde güzel bir anı bıraktığı için Hayat Erkeği rumuzu koymuş. Kendisi yazısında daha güzel anlatıyor tabii, bir göz atın derim.)

·         Blogunun sağ köşesinde sevilmediğini bilmek bir çeşit hediyedir demişsin. Sahiden de öyle mi?

Sevilmediğini bilmek bence insanı güçlü kılacak bir şey. Bir lutuf gibi. Cidden de bir hediye olduğunu düşünüyorum. Çünkü böylece herhangi biri için değil, sadece kendin için yaşaman gerektiği ve sadece kendin için ayakta durman gerektiğini anlıyorsun.
Hem sevilmemek kötü bir şey değil ki, yani sonuçta sevilmek ne kadar normal ise, sevilmemek de o kadar normal. Tabii tüm bu normalliğine rağmen insan biri tarafından sevilmek istemiyor değil.

·         Hiç sevilmediğini bildiğinde üzülmedin mi?
Deli misin, üzülmez olur muyum?  Üzüldüm, bozuldum, kırıldım. Uzun bir süre buna takılı kaldım. Yani herkes sevilirken, ben niye sevilmiyim ki? Benim sevilmemek için neyim eksik veya neyim fazla olabilirdi ki? Düşündüm taşındım, taşındım düşündüm. Bi ara kendime gelip bi baktım hiçbir şey değişmiyor. Değişen tek şey benim daha kötüye gitmemdi. O an anladım ki, sevilmediğimi kabullenmekten başka çarem yok. Kabullendim, kendim için normalleştirdim. Üzüntümü siktir edip ayağa kalktım, göz yaşlarımı silip yürümeye devam ettim.

·         Günlük hayatta neler yapıyorsun? Bir günün nasıl geçiyor?
Değişik yaptığım bir şey yok. Günüm, evdeysem gabile'de, dışardaysam hornet'te geçiyor. Eğer bunlardan fırsat bulursam da kitap falan okuyorum. Yalnız sarınca bayaa okuyorum, öyleki bazen günlerce Hornet'e girmeyi unuttuğum bile oluyor. Öyle işte.


·         Blogundaki fotoğrafların çoğu Charlie Chaplin’den. Charlie Chaplin’in en çok hangi yönünü kendine benzetiyorsun? Onda gördüğün şey tam olarak ne?
Bir şeyini kendime benzetmiyorum. Sadece özgüven eksikliğimden kaynaklı olarak kendi fotoğrafımı kullanamadığım için kullandığım bi fotoğraf karakteri o.   Onda gördüğüm bir şey de yok. Öyle ekmeğinin peşinde koşmuş, yorulmuş ve sonra da sessizce ölmüş gitmiş bir adam.

·         Bir yanın her şeyi umursarken öteki tarafın hiçbir şeyi umursamıyor gibi görünüyor dışarıdan bakıldığında. Bu dengeyi kendi içinde nasıl sağlıyorsun?
Konu başkası olunca her şeyi önemsiyorum. Çünkü yaptığım bir şey yüzünden, birinin kalbinin kırılmasını istemem. Her şeyi umursayan tarafım bu.
Öte yandan hiçbir şeyi umursamayan tarafım ise; sadece kişisel sınırlarım dahilinde olan taraflar oluyor. Çünkü kendi hayatımla ilgili, biraz spontan yaşamayı ve olacakları merak ederek yaşamayı seviyorum. Çünkü çok planlı gidince yapamıyorum, tutup her şeyi dağıtasım geliyor ve çoğu zamanda dağıtıyorum zaten.
Başa dönecek olursak "kendimle ilgili bir şeyleri önemsemiyor, kendim dışındaki şeyleri önemsiyerek dengeyi tutturuyorum" diyebiliriz.

·         Yazılarını okuduğumda travmalarla dolu bir geçmişe sahip olduğunun farkına vardım. Böylesine bir geçmişe sahip olmak nasıl bir duygu?
Travmaların travma olduğunu fark etmediğim için bir şey hissetmedim. Daha çok yazarken aslında travma olduklarını kabullendim ve yaza yaza da kendimce çözümlerini bulup iyileşmeye başladım. Bazı şeyleri yaşamasam daha iyi olurdu dediğim olmuyor değil, ama sonuç olarak yaşamışım ve şimdi yaşadıklarımın hepsi gerimde kalmış. Böylesine bir geçmişe sahip olmak boktan bir duygu. Bazen kendimi ve hayatımı umursamaman nedeni bu oluyor, diye bilirim.
·         En önemlisi yaşadığın olumsuzları geride bırakmayı nasıl başarıyorsun?
Sanırım yukarıdaki cevap bu soru için de geçerli olur.

·         Geçen sene karar verip otostop çekerek ülkeyi dolaşmıştın. Otostop yaparak ülkeyi dolaşırken neler yaşadın?
Olanları uzun uzun blogda yazdım. Ama kabacaba; dünya çok küçük ve insanlar hep aynı. İyi ve kötü iç içe. Güzelle çirkin yanyana. Büyük ve küçük algımız çok sığ. Bunları anladım. Şu darbe süreci olmasa tekrar çıkıp gezecektim ama malum ortalık karışık, yerimde durmaya karar verdim.

·         Sen bir cesaret gösterip seks deneyimlerinden bahsettin bloğunda. Bundan dolayı tepki aldın mı hiç?
Evet tepki aldım ama çok iplemiyorum. Yani bu benim hayatım ve onu nasıl yaşadığım sadece beni ilgilendirir. Durum böyle olunca tepkini al defol diyorum. Ayrıca insanlara hayatım hakkında yorum yapma, hakkı vermiyorum. Hem zaten biliyorsun; benim bedenim, benim kararım.

·         Bu kadar çok ilişki macerası yaşadıktan sonra ne hissediyordun en çok?
Güzel insanlarla da tanıştım ve gerçekten mutlu olduğum, mutlu ettiğim insanlardı. Bazılarıyla hâlâ herhangi bir yerde karşılaştığımız oluyor ve sadece hafif bir baş selamıyla selamlaşıp geçiyoruz. Bazıları ise ölüp gittiler, artık karşılaşamıyoruz da. Ama her şeye rağmen, keşke tanışmasam dediğim insanlar da oldu, tanıştığım için pişman olup; keşke daha ince eleyip, sık dokusaydım dediklerim de oldu.
Tüm bunlara rağmen bak, hepsi geçti gitti. Ben yine kendimleyim, yine kendi başımayım.

·         Bir ara senin tabirinle Öküz herifle çok mutluydunuz. Hala öyle mutlu musunuz?
Onunla ilişkimizden ben de bir şey anlamadım. Zaten 10 Temmuz günü de ayrıldık. Ben onun detaylarını sonra blogda yazaym ya, o çok çetrefilli bir şeydi. En son 24 temmuz'da evime gelip zorbalık tasladı, gidip arabasının kaputunu tekmeleyip içeri gömdüm defoldu gitti. Öyle şeyler işte. Çok siklemiyorum artık, doğru ve iyi bir insan değildi. Onun içindeki iyi tarafa odaklanmakla yanlış yapmışım. Çünkü kötü tarafını görmemeyi seçerek, iyi olmadı, olamadı.

 ·       Biseksüelliğini nasıl kabul ettin? Yönelimin yüzünden dışlandığın oldu mu?
Aslında kendimi bir şey olarak kabul etmiyorum. Ama evet kadınlardan da erkeklerden de hoşlanıyorum. Sadece bazı insanların beni anlaması  ve kafalarında bir yerde oturtabilmeleri için bi kelime kullanmam gerekiyor ve bende biseksüelim diyorum.  Bunun dışında ise; genel olarak herhangi bir tanımlama içinde olmayı, bir şey olarak tanımlanmayı yanlış buluyorum. Biseksüellik konusundaki düşüncelerimi de şurda yazmıştım; http://hayaterkegi.blogspot.com.tr/2016/01/yok-artk-cidden-biseksuel-misin_26.html


Bu da şarkımız olsun
Kendine iyi davran

(Hamiş: Röportajın ikinci kısmı burada)

You Might Also Like

4 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Bak daha yazıyı okumadan anladım ki bu çocuk tam benim takip edeceğim bir kişi Lakin blogunda takip et seçeneği yok!! Neden ama neden hayat erkeği?

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Tam aradığın tarzda yazılar yazıyor kendisi Elif. Samimi bir üslubu var seversin bence. Vvalla o takip etme butonu bi ara vardı ama sanırım yine kaldırmış söylerim ona

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe