Yaşamak bir tahammül sanatıdır ve benim tahammülüm kalmadı

Çarşamba, Ağustos 17, 2016

Ben galiba ne kendime ne de başkasına yetebiliyorum. Benim için hayat şu sıralar takvim yapraklarının değişmesinden ibaret. Birkaç haftadır manevi olarak o kadar çökmüş durumdayım. Artık günleri, tarihleri unutur oldum. Ailevi sorunlar, kendimle ilgili sorunlarım ve arkadaşlarımla olan sorunlar büyüdü büyüdü boyumu aştı sonunda. Hangi yolu denesem çıkış yolu bulamıyorum. Allahtan sabır diliyorum kendime bol bol. Çünkü başka türlü yola devam edemiyorum.
  Buraya yazmadığım süre zarfı boyunca çok şey yaşadım. Hangi birini anlatacağımı şaşırıyorum o yüzden. Birkaç cümleyle özetlemek gerekirse; staj yeri buldum, babamla şiddetli bir kavga ettim, beni evlatlıktan reddettiğini söyleyip evden kovdu, birkaç hafta ananemlerde kaldım, daha sonra barıştık ama aramız eskisi gibi olmadı. Arkadaşlarım benden iyice uzaklaştı. Bunu ben mi yaptım yoksa kendiliğinden mi oldu karar veremiyorum ama çok üzülüyorum böyle şeylere. Biliyorum üzülmek pek fayda etmiyor ama oturup sakin kafayla düşününce üzüntü hissi doğuyor içime.
  Anlayacağın çok zor günler yaşadım ve hala yaşıyorum.  Bu süre zarfında çevremde desteğini görebileceğim kimse yoktu. Her şeyi tek başına sırtlamak o kadar zor ki bazen omuzlarımın ağrıdığını hissediyorum. Yine de ayakta kalmaya devam ediyorum. Moira'nın bahsettiği ilacı aldım ama henüz kullanmadım. Geçen hafta aksiyete krizim tuttu. Yarım saat dışarda yürümek zorunda kaldım sakinleşebilmek için. Düşüncelerim o kadar çok üstüme üstüme geldi nefes alamaz oldum odamda. Böyle durumlarda sakin kalmayı başaramıyorum bir türlü. Nefes egzersizleri yaparak durumu toparlamaya çalışıyorum işte kendimce.
  Annemle birkaç gündür atışıyoruz. Daha doğrusu bana laf sokmayı hobi edinmiş kendisi. Geçen hafta yan komşunun oğlu erkek arkadaşlarıyla birlikte mangal partisi verdi güle oynaya. Bunu gören annem haliyle içlendi tabii. ''Benim oğlumun neden böyle arkadaşları yok'' diye sorup durdu kendine. Daha sonra bu soruyu bana yöneltti. Moralim iyice bozuldu. Benim çevremde 2 arkadaşım var zaten. Biri Emre ötekisi Özge. Onun dışında birkaç blog arkadaşımla arada sırada görüşüyorum. Geriye kalan zaman dilimlerinde hep yalnızım. Annem ''Neden böyle erkek arkadaşların yok. Bak ne güzel mangal yapıyorlar'' dedikçe kendime olan kızgınlığım daha da arttı. Ona ''Herkesle arkadaş olamıyorum ben. Hem, yapıyorlarsa yapıyorlar banane ya'' diyerek durumu geçiştirmeye çalıştım ama içimdeki ses susmak bilmedi bir türlü. Annem yalnızlığımı, asosyalliğimi bir kez daha yüzüme vurmuştu.
   Asla annemin istediği bir oğul olamadım. Yan komşunun oğluyla nasıl içtenlikle konuşuyor görmen lazım. Gözlerindeki ışıltıdan ''Keşke benim böyle oğlum olsaydı'' düşüncesi belli oluyor. Bunu fark etmek o kadar acı ki bazen nefes alasım bile gelmiyor. Nedense ben ona yetemiyorum bir türlü. Bugün de kıl tüy yüzünden hafif tartıştık. Vücudumun bazı yerlerindeki kıllarla aram pek iyi değil. O yüzden onlardan kurtuluyorum ara sıra. Bu yüzden babam defalarca bana hakaret etti. Annem de serzenişini zaman zaman dile getiriyor. Bugün bana ''Azıcık erkek gibi ol, nereye kadar bakacağım sana git iş bul artık'' gibi şeyler geveledi ağzında. Şu an staj yaptığımı bildiği halde bana iş durumumu soruyor. Ben de düzenli bir maaş almak istiyorum ama iş bulamıyorum bir türlü. Şu an staj yaptığım yer maaş vermiyor. Karın tokluğuna çalışıyorum anlayacağın. Bu durum benim için bir hayli zor. Çünkü her şey giderek pahalılaşıyor. Annemin para konusunda aşırı takıntısı var bir çeşit hastalık gibi düşün. Para kazanmadığım için onun gözünde yeteri kadar değerli değilim. Bunu kendisi de itiraf etti bugün.
   Bu gerçeği yüzüme vurması bile sinirlerimi bozmaya yetti. Bazı gerçeklerle yüzleşecek kadar güçlü değilim. Güçlü olmam gerekiyor biliyorum ama modum çok çabuk düşüyor benim olumsuz bir olay yaşadığımda. Eve geldiğimden beri moralim bir türlü düzelmedi. Annem gönlümü almaya çalışsa da ikna olamıyorum bir türlü. Çünkü insanların asıl yüzünü gördükten sonra onlara gram inancım kalmıyor. Huyum bu vazgeçemiyorum.
  Asla onun istediği gibi biri olamayacağımı fark ediyorum birdenbire. Onun kafasındaki oğul imajını yaratamıyorum galiba. Artık ne kendime ne de bir başkasına tahammülüm kalmadı. Odamdaki ilaçların hepsini tek seferde içsem acaba ölümün soğuk dokunuşunu tenimde hisseder miydim diye soruyorum bazen kendime biliyor musun. Bu elbette bir çözüm değil ve olamaz da.
   Şu sıralar en çok ihtiyacım olan şey sarılmak. Böyle içten bir sarılma ne iyi gelirdi ruhuma. Birkaç gündür yolda giderken el ele tutuşan çiftler görüyorum. Sevdiğin birinden güç almak, onun elini tutarak daha emin adımlarla yürümek kim bilir ne güzeldir. Şu satıları yazmak yerine uyumayı tercih edebilirdim şu an ama yazmak istedim. Çünkü çok dolduğumu hissettim. Varoluş sancımı azıcık hafifletmek adına yazmak istedim. Çünkü yazdıkça acılarım dağılıyor, hafiflediğimi hissediyorum.
   Son zamanlarda bir sevgilinin özlemini çekiyorum. Beni gerçekten olduğum gibi sevecek birini bulmak o kadar zor ki kimse benim için çabalamıyor. Kendimdeki eksikleri görmeye çalışıyorum durmadan. Her seferinde çıkmaz sokağa çıkıyor yolum, yönümü değiştiremiyorum. Kitaplar, diziler bir sevgilinin vereceği mutluluğu vermiyor ne yazık ki. Onlar sadece zihnimi oyalayan bir araç. Sevdiğine sarılmak yüz kat daha iyi gelir insan ruhuna. Kitabı kapayıp köşeye koyabilirsin ama sevdiğin insanın gözlerinin içine dakikalarca bakabilirsin. İşte aşkın güzelliği böyle küçük ayrıntılarda gizli.
    Üfff ne diyorum ben allah aşkına ya. Çilekeşlikten aşk doktoruna ne ara dönüştüm böyle. Neyse işte hayat şu sıralar benim için çekilmez bir durumda. Ne yaptığımı ve ne yapacağımı bilmiyorum. Ne kendimle ne de başkalarıyla geçinebiliyorum. İletişim kurduğum insan sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Yaşıtlarım bu kadar mutluyken ben neden mutsuzum? Bu kronik mutsuzluk halini bir türlü aşamıyorum. Bazen eeh sikerler diyip umursamaz olabiliyorum ama onun da etkisi kısa sürüyor. Mutsuzluk sanki derime işlenmiş dövme gibi, silmeye çalıştıkça izi daha çok belli oluyor. Yaşamak bir tahammül sanatıdır. Ve benim yaşama tahammülüm kalmadı artık daha fazla.
  Staja giderken yolun köşesinde bir binada geleceğin olacak, mesleğin olacak diye bir tabelayla karşılaşıyorum her sabah. Bu slogana her baktığımda gelecek endişesi daha çok beliriyor zihnimde. Sahiden bir geleceğim olacak mı? İstediğim bir hayata sahip olacak mıyım? Bu şartlar altında çok zor gibi görünüyor. Çünkü olduğum ortamda mutlu değilim. Ananemlerde de mutlu değilim aslına bakarsan. Çünkü teyzelerim sürekli açığımı yakalayıp beni oradan vurmakla ilgileniyor. O kadar negatif bir bakış açısına sahipler ki oturup olumlu bir şey konuşamıyorsun.
    Sürekli bir açık arama peşindeler. Köşeye sıkıştıkları anda zehirlerini püskürtüyorlar tüm pişkinlikleriyle. ''Çalışsaydın.. Paran olsaydı.. İşe girseydin...'' sıralı cümlelerin sonu gelmiyor. Bugün annemle ağız dalaşı sırasında kulağımı kapayıp lalala dedim. Bir nebze olsun iyi geldi. Demek ki bazı şeylere kulak tıkamak gerekiyormuş.
   Birkaç gündür lüks bir otelin önünden geçiyorum. Oraya her baktıkça zengin bir hayatın kıyısından bile geçemeyeceğimi fark ediyorum. Bunu olumsuzluk olarak algılama çünkü gerçek bu. Ben gerçeklerle ilgileniyorum daha çok bilirsin. Kıçımı da yırtsam, gecelere kadar çalışsam o otellerde lüks arabalara binemeyeceğim. Üzülmüyorum sadece bazı şeylerin farkına varmak daha doğru hareket etmemi sağlıyor. En azından boş hayallere kapılmıyorum bide öyle düşün.
   Bir flm hakkında yazı yazdım ve çok beğenildi bu yazı. Benden önce yazan biri varmış ama arkadaşlarım moralimin aşırı derecede bozulduğunu görünce benim yazımı da paylaşmaya karar verdiler. Çok okunan bir yazı oldu ve bu beni çok mutlu etti. Hayallerime bir adım daha yaklaşmayı bilmek bir nebze de olsa sevindiriyor beni. Bu kadar çok beğenileceğini tahmin etmiyordum, iş arkadaşlarım da şaşırdılar bu duruma.
   Bu haftayı geride bırakıp azıcık huzura kavuşmak istiyorum. Zihnim çarşamba pazarı gibi karmakarışık şu sıralar. O yüzden geç uyanmaya ve taze sıkılmış portakal suyuna ihtiyacım var. Bide tiramisuya tabii. Hayat bundan sonra hep böyle devam edecekse bütün bunlarla nasıl başa çıkacağım? Kendime nasıl tahammül edeceğim? Çevremde yaşananlara, ailemin ve arkadaşlarımın ilgisiz oluşunu nasıl görmezden geleceğim inan bilmiyorum. Ve bu bilinmezlik beni deli ediyor,

Bu da şarkımız olsun (Bu plağı çok istiyorum biri hediye etse keşke :( )
Benim için gökyüzüne bakmayı unutma

You Might Also Like

6 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Vişne, sorun senimn nasıl biri olduğun değil ailenin beklentisi. Nasılsan, öylesin, eşsiz ve değerlisin. Bizimle çalışmak ister misiniz yazan herhangi bir mağazaya-kahve zincirine neresi olursa olsun başvursan ve eline azıcık para geçse çok daha iyi hissetmez misin? Kendine acımak devası olmayan bir hastalık,tez vakitte kurtulmaya çalış. İyi hissettiren ne varsa ona sarıl derim ben.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim Elif desteğin için. Sen de öyle değerlisin. O tarz mağazalarda çalışmaktan yana değilim ya masa başı işlerde daha rahat olduğumu fark ettim. O tarz mağazalarda da çalıştım biliyorsun, sevdim ama manevi anlamda çok yoruyordu beni. Ben bunu kendine acıma olarak görmüyorum açıkçası. Blogumda istediğim şeyi yazabilmenin özgürlüğünü kullanıyorum. Sen öyle adlandırabilirsin ama ben öyle görmüyorum. Daha çok içsel sıkıntılarımı erittiğimi düşünüyorum. Şu sıralar müzik dinliyorum iyi hissettiriyor :)

      Sil
  2. Düzeliyor vişne, ciddiyim. Herkesin hayatında bir dönem çok kötü bir dönem çok iyi geçer.
    Sen dünyada cenneti yaşamak istiyorsun. Her şey 4×4lük olamaz bunu bi kabullen önce.
    Hepsini değil 1 tanesini düzeltmeyi dene. Daha çabuk hallolabilecek bir sorunundan başla.
    Mesela arkadaş probleminde;çevrene bağlı kalma. Yani yeni insanlarla tanış. Bir de dostluk denilen bir şeyin koca bir balondan ibaret olduğunu unutma. Arkadaş değil de tanıdık edinmeye bak. Yani birçok insan olsun etrafında. Her biriyle iyi anlaşmak zorunda da değilsin. Zaman geçirmeye de ihtiyacın yok. Anı değerlendir. Ara sıra laflayacak birileri olsun hayatında. Adım adım ilerle ilişkilerinde.
    İş aramaktan vazgeçme. Çünkü müthiş zorlandığın an bir şeylerin değişeceği andır. Bunu unutma. Ve lütfen, barış kendinle. Hayatını ve kendini kabullen.
    Düzelecek...
    Hayatından vazgeçme. Yaşamak herkesin hakkı. Intihar lafını unut.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Haklısın düzeliyor ama nasıl düzeliyor, gerçekten istediğim gibi mi? Hayır sadece değişen şartlara ayak uyduruyorum. İyi olduğum dönemler de oldu tabii. Ben daha kalıcı arkadaşlıklardan yanayım bu yüzden seçici davranıyorum. Dediğin gibi tanıdık çok fazla var ama bütün bunlar bana yüzeysel geliyor. Ben daha anlamlı şeyler peşindeyim. Dediklerini düşüneceğim. Teşekkür ederim güzel yorumun için :)

      Sil
  3. Daha bu sabah o ilacı aldım biliyor musun...:) ama baya iyi geldi. Ben de çok büyük bir anksiyeteyle uyandım bugün. İşe gelip kahvaltımı bitirene kadar kriz geçirdim, neyse ki yanımda vardı da iki tane aldım. Sonra birden kesildi çok şükür. Ama şimdi de midem ağrıyor :)
    Nasıl geçecek, nasıl iyileşeceğiz bilmiyorum ama olacak zamanla. Yeni hedefim bu :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İlaçlar iyi gelecek mi acaba merak ediyorum. Ben henüz kullanmadım dediğim gibi. Eczacı bir tane alman yeterli dedi. Kriz anlarında yürüyüş yapmayı veya derin nefesler alıp vermeyi dene Moira belki işe yarar. Ben öyle yapıyorum :) Mide ağrısı ilaç yüzünden mi acaba geçmiş olsun :/ Asıl istediğimiz bir hayata sahip olmadıkça hiçbir şey düzelmeyecek bence Moira.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe