Depresyon benim göbek adım

Perşembe, Eylül 15, 2016

  Depresyon mu bana girdi ben mi depresyona girdim belli değil. Her geçen gün beni esir eden düşüncelerim kabusum olmaya başladılar. İnsanın hayatında hiç mi bir şeyler yolunda gitmez ya. Gitmiyor işte. Bugünün çarşamba olduğunun bile farkında değildim biliyor musun. Çünkü günlerim hep aynı geçiyor. 2 gündür kitap okuyorum. Pucca sağolsun hızlı kitap okuma alışkanlığımı yeniden kazandırdı bana. Bayramlardan ölesiye nefret ediyorum, ciddiyim. Bana göre çok gereksiz bir şey. Aylardır görmediğin akrabalarını sırf birileri ara ara diye arıyorsun. Evine sevmediğin insanlar geliyor onlarla yapmacık bir şekilde konuşuyorsun sanki hayatında her şey yolundaymış gibi bahsediyorsun. Aslında sen de bunlardan nefret ediyorsun biliyorum ama çaktırmıyorsun.
  Ben bir türlü sevemedim bayramları. Birilerini arama gibi bir alışkanlığım da yok zaten. Aslında bu uzaktan bakıldığında nankörlük olarak görülüyor ama nankör biri değilim. Bu bayramda öyle herkese mesaj atmadım. Çoğu bayramdan bir haber zaten. Bana öyle doğru düzgün mesaj atan da olmadı. Birkaç arkadaşım mesaj attı işte. Emel mesaj attı mesela ki bu beni çok şaşırdı. Aynı üniversitede okumamıza rağmen bir gün benimle buluşup konuşmayan insanın bayram mesajı atmasını biraz garip buldum ama sevindim tabii ki. Sadece böyle bir şey beklemiyordum hiç.
  Şu depresyondan bir türlü çıkamadım biliyor musun. Yani bazen bazı düşünceleri kafamdan ''ehh sikerler'' diyip def edebiliyorum ama geceleri onlardan kaçamıyorum. En çok uyumaya yakın yakalıyorlar beni. Aslında ot gibi yaşadığımı, her şeye geç kaldığımı, insanların beni çoktan unuttuğunu, bomboş bir hayata sahip olduğumu fısıldıyor bana içimdeki kötü ses. Sağa dönüyorum sola dönüyorum bir türlü susturamıyorum. Böyle zamanlarda nefes alamıyorum. Bazen Allah'a sığınıyorum. Fark ettim ki o beni hiç yalnız bırakmıyor. Bazen de onunla konuşuyorum. Neden beni yalnızlıkla sınadığını soruyorum ama cevap alamıyorum tabii. Evin içinde benden başka iki kişi daha var ama oturup konuşamıyorsun. Anneme dertlerimden bahsetsem herhalde kafayı yer. Bide o benden daha çok üzülüyor ben mutsuz şeyler anlatınca. Hayatımda sahip olduğum en değerli armağan o.
   Geçen gün canı çok istiyor yemeksepetinden hamburger söyledim, çocuklar gibi sevindi. Bir saat geç gelmesine aldırış etmeden hamburgerini iştahla yedi. Hamburgerlerimizi yerken televizyonda Türk malı dizisi çıktı birdenbire. Halimize güldük o sırada. Çünkü dışarıdan yemek söylemeye alışkanlık haline getirdik. Türk malı dizisinde de paso dışardan yemek söyleyip pizza yiyorlar. Hal böyle olunca ister istemez gülümsedik. Böyle ufak ama güzel anları seviyorum. Hatırladıkça gülümsememi sağlıyorlar.
   Birkaç gündür neden bu kadar mutsuz olduğumu düşünüyorum. Öyle yataklara düşecek kadar mutsuz değilim ama huzursuzum. Çünkü yaptığım hiçbir şeyden keyif almıyorum. Arada gökyüzüne bakmayı ihmal etmiyorum. Akşamları ayı görünce içim ferahlıyor birden. Galiba bütün mutsuzluklarımın sebebi çocukluğumda yatıyor. Çünkü dibine kadar sevilmeyen biriyim. Düşünsene anneden babadan ayrı büyümüşsün ve seni büyütenler sana karşı bir gram sevgi beslememişler. Sevgiden şımartılmadığım için ailesiyle birlikte keyifli vakit geçiren çocuklara imreniyorum çoğu zaman. Ne kadar şanslı diyorum içimden aile sevgisiyle büyüyor.
   Bu sevgisizliğin tedavisi yok gibi görünüyor. Çünkü arada kocaman yıllar var ve o aradaki boşluğu dolduramıyorum. Annem bu yılların boşluğunu telafi etmek için uğraşıyor kendince ama babam gram çaba göstermiyor. Bana karşı bir hayli ilgisiz oluşu canımı sıkıyor bazen. Aynı evin içinde üç farklı dünya yaşıyoruz. Ben kendi odamda kendime ait dünyamda yaşıyorum. Annem mutfakta arabesk şarkılar dinleyip kendi dertleriyle yoğruluyor. Babamsa salonda tabletiyle okey oynayıp kendini evden soyutluyor. Salında olmadığım zamanlarda televizyondan türkü açıp bir yandan da çay içiyor. Birbirimizden tamamen uzağız anlayacağın. Arada elektrik kesilince öyle uzun uzun konuşuyoruz o kadar.
   Telefonuma artık sadece hava durumu mesajları geliyor bide izlediğim dizilerin yeni yayınlanmış bölümünü hatırlatan mesajlar o kadar. Nisbi tatilde olduğu için uzun uzun konuşamıyoruz. Özge desen kendinden haberi yok. Geçen gün yanına gittim sohbet etmek için hiç oralı olmadı. Benim de tabii çenem hiç durmuyor sürekli konuşmak istiyorum birileriyle. Hal böyle olunca bıktırıyorum kızı galiba. Doğuda görev yaptığı için neler yaptığından bahsediyor ben de keyifle dinliyorum. Konuşması bittikten sonra telefonuna gömülüyor. Bok var sanki o telefonda. Her geldiğimde bu durumu yüzüne vuruyorum ama hiç dikkat etmiyor.
  Arkadaşlarımla gülmek, onlarla ilgili anı biriktirmek istiyorum ama her seferinde hayallerim götümde patlıyor. Hayır nerede yanlış yaptığımı da bilmiyorum. Çok mu iyi davranıyorum onlara o yüzden mi basit biri sanıyorlar beni anlamıyorum. Çevremde böyle uzun uzun konuştuğum biri yok hiç. Arada blog arkadaşımla buluşup bir şeyler paylaşıyorum işte o kadar. Onun dışında hayatım tüm monotonluğuyla devam ediyor. Hobi falan edinmem gerekiyor biliyorum ama hiç içimden gelmiyor böyle şeyler. Çünkü hevesim kırıldı her şeye. Müzik enstürmanı bile çalamıyorum. Oysa çello çalmayı ne kadar çok istemiştim. Spora gitmek istediğimi söyledim ama onu bile duymadı bizimkiler. Yürüyüş yap boşver spor salonunu diyerek beni geçiştirmeye çalıştılar. Birilerine bağlı kalarak yaşamaktan nefret ediyorum. Çünkü hiçbir şey yapamıyorum. Ne istediğim kitabı alabiliyorum ne de tiyatroya bilet. Bide kredi kartı laneti var. Ya öde öde bitmiyor kafayı yiyeceğim en sonunda. Taksit ödemekten nefret ediyorum. Ee alırken taksitlere böldürürken iyi ama ödemesi insanı çileden çıkarıyor. Yeni kitap almam şu an için mümkün değil. Çünkü okunmayı bekleyen çok kitabım var. O yüzden şimdilerde vaktimi onlara harcıyorum.
    Bloga yazı yazmayı seviyorum çünkü ona bir şeyler anlatmak hoşuma gidiyor. Hem kimse beni bu kadar uzun uzadıya dinlemiyor. Bide biliyorsun benim fazla arkadaşım yok. İçimden geçenleri yazıya dökmek hoşuma gidiyor. Bu yüzden yazmayı bırakmaktan korkuyorum zaman zaman. Bi ara hiçbir şey yazasım gelmiyordu. Sonra işte insan aşırı yalnız kalınca içinden geçenleri anlatmak için kıvranıyor. Ben blog açarak kıvranışıma bir nebze olsun çözüm buldum. Hayatımın sonuna kadar yazmayı düşünüyorum. Bu yüzden burayı çok seviyorum çünkü istediğim gibi yazabiliyorum. İnsanın kendi cümlelerini sevmesi kadar güzel bir şey yok.
   Ne diyordum? hah işte kendimi böyle şeylerle oyalıyorum. Dergi okumayı ve dizi izlemeyi çok seviyorum. Bu ara deli gibi Mr. Robot izliyorum. Şerefsizler en heyecanlı yerinde bitiriyorlar her seferinde. Yemin ederim heyecandan tırnaklarımı yedim acaba gelecek bölümde ne olacak diye. Onun dışında Dexter'a bakıyorum. Adam tam anlamıyla bir dahi. Keşke daha önceden izleseymişim. Sen şimdi onu nasıl izlemesin geber daha iyi diyeceksin. Ölmüyorum ulan var mı ölmüyorum. Sinir oluyorum böyle söz söyleyenlere. Vakti gelince izliyorum işte ne diye asabımı bozuyorlar anlamıyorum. Ben izlediğim dizileri izlemeyenlere böyle şeyler söylemiyorum söylemem de. Hem ne gerek var ya. Kısaca bahsederim severse izler zaten. Dizilerle ilgili bi yazı mı yazsam napsam bilemedim bak şimdi.
   Okulların açılmasını hiç ama hiç istemiyorum. Onca ikiyüzlülüğün arasında kendi gerçekliğimle var olmak çok yoruyor beni. Arkasından demediğini bırakmayanlar el ele diz dize oluyor. Hayretler içinde bu manzarayı izliyorum ben de. Kendi kendime bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum bu yüzden. İnsan ilişkilerine takılıp kalmamak bazen güzel bir şey ama insan arada önemsendiğini bilmek istiyor. Bu sene arkadaşlarım doğum günümü kutlamadı mesela. O kadar üzüldüm ki kalbimin içinde lav varmış gibi hissettim. Kimseden de hediye almadım öyle. Öyle boş beleş yaşıyorum anlayacağın. Ne bir hayatım ne de anılarım var. Bu durum sinirlerimi çok bozuyor. Kendimi ifade edemiyorum galiba insanlara yoksa niye böyle olsun ki.
   Çoğu erkekten farklıyım bi kere. Maç konuşmaktan hiç hazzetmem çünkü gereksiz bir şey. Sırf muhabbet olsun diye izliyorlar zaten yoksa fanatik değiller. Bide metroda falan magandalara denk gelince iyice sinir oluyorum. Bi keresinde bi grup öküz takım marşlarını söyleyerek metronun içinde zıplamıştı. Böyle hayvanlarla aynı ortamda olmak bile berbat bir şey. Medeniyetin kıyısından bile geçmemiş mongollar. Sanatla uğraşmayı seviyorum bu yüzden sık sık müze ziyaret ediyorum. Gördüğüm tablolardan anlam çıkarmak bana göre çok büyüleyici bir şey. Tek başıma tiyatro oyunu izlemeyi hiç ama hiç sevmiyorum. Herkes sevgilisiyle, arkadaşıyla falan geliyor ben öyle sap gibi tek başıma izliyorum koca oyunu sanki kimsesizmişim gibi. Sana da olmuyor mu bazen? Hani koca kalabalığın içinde aslında kimsesizmiş gibi hissetmedin mi hiç? Benimki de o hesap işte. Sevdiğim insanlar hep benden uzakta. Çoğu kız arkadaşım evlendiği için eskisi gibi görüşemiyoruz. Hobici evlendi mesela. Ya nasıl mutlu oldum anlatamam. Onun arkadaşlığını aşırı seviyorum. Çalıştığım yeri sevmemi sağlayan tek kişiydi. Mutlu olması beni huzurlu ediyor. Ben olamadım bari o mutlu olsun da yüzü gülsün azıcık.
   En son izlediğim tiyatro oyununun yarısında çıktım. Oyun aşırı kötüydü nasıl ilk perdesine tahmin ettim hayret ettim doğrusu. Sözde komedi oyunu ama komediyle uzaktan yakından alakası yoktu. Bide yalnızlığım soldan soldan üstüme gelince kalkıverdim yerimden. Önüme de öküz gibi bir kel oturdu. Sahneyi göremediğim için sinir oldum. Hep de beni buluyor böyle şeyler. Kocaman kafası yüzünden oyunu doğru düzgün izleyemedim. İstiklal caddesinin akşam karanlığında elimde krakerle yürümüştüm durmadan. Yalnızlığa katlanmak ne zor şeymiş şu hayatta. Aslında yalnızlık bir çeşit güç bunun farkındayım ama sorun bunu güce çeviremeyişimde işte. Eminim ikili hatta grup ilişkilerinde herkesin sorunu vardır. Grup içinde dışlanan çok insan var misal. Bunu uzaktan fark etmek çok zor değil. Mesela dışlanan birini fark ettiğimde onun için üzülüyorum çünkü aynısını bir zaman bana da yapmışlardı. Ben de bu duruma daha fazla katlanamadığım için çoğu şeyden elimi çektim. Daha doğrusu beni mutsuz eden insanlardan uzaklaştım. İyi mi yaptım kötü mü yaptım bilmiyorum ama kafam birazcık olsun rahatladı.
    İnsanların beni anlamasını çok istiyorum. Yargılamadan sadece anlamaları bazen çok zor olabiliyor. Teyzemler beni yeteri kadar yargıladıkları için buradaki yorumlar fazla gözüme çarpmıyor. Mesela akıl vermek yerine arkadaşça davransalar on numara olacaklar ama yapamıyorlar. Galiba şu sıralar buna ihtiyacım var: Anlaşılmak. Başkalarının hayatlarını uzaktan izlemeyi sevmediğimi fark ettim. Snapchatte sürekli insanların neler yaptığını görmek beni deli ediyor. Sanki onlar mutluluğun formülünü bulmuş da bi ben sınıfta kalmış gibiyim. Herkes nasılsa keyifli, nasıl da dolu dolu yaşıyormuş gibi bir düşünce beliriyor aklımda. Hele İnstagram daha felaket. Yurtdışına çıkanlar öyle efektli mefektli fotoğraflar koyuyor ya içim gidiyor. Ne güzel imkanlara sahipler ya. Ee bazılarımız şanslı doğmuyor işte naparsın. Ya bu da garibanın teselli edici cümlesi gibi oldu ama öyle. Bazılarımızın hayatı sanıldığı kadar güzel değil. Sevdiğim insanları izlemek güzel bir şey. Benim derdim sürekli ''izleyici'' konumunda olmak. Niye izlenen yerine izleyici olmak zorundayım bir türlü çözemiyorum. Film izliyorum, dizi izliyorum, manzarayı izliyorum, vitrinleri izliyorum, tiyatro seyrediyorum, sosyal medyada yapılanları izliyorum.. Süreki bir izleme modundayım ve bu bir süre sonra gözüme batıyor.
  Peki ben ne istiyorum? Cevabım çok basit: Mutlu olmak ve sevildiğimi hissetmek. Bu ikisi hayatımda olduğu sürece huzura ereceğimi biliyorum ama yok. Hepimizin ortak derdi mutlu olmak aslında. Bazılarımız bunu elde etmede daha şanslı bazılarımız değil. Ben şanssız olanlardanım. Zaman geçtikçe kendimi daha iyi tanıdığımı fark ettim biliyor musun. Olaylar karşısında ne yapmam, nasıl davranmam gerektiğini çözdüm az çok. Zaten insan kendiyle baş başa kaldığında sorunlarının da farkına varıyor. Benimki de o hesap. Koca odada müzikle, kitaplarla bir başıma olmak tuhaf geliyor. Babam bi ara açık hapishaneymişim gibi yaşadığımı söylemişti. Zaman zaman ben de böyle düşünüyorum. Annem dışında kimse beni kaybetmekten korkmuyor. Hoşlandığım insan benimle 2 yıldır konuşmuyor. Ee öküz gibi karşısına çıkıp ondan hoşlandığını söylersen böyle göt gibi ortada kalırsın Vişne efendi. Kafalarını ne kadar duvara vursan az! Bide açılmanın iyi bir şey olduğundan bahsederler. Hayır efendim hiç de iyi bir şey değil. Reddedilip onurunuz kırıldığında anlarsınız ne demek istediğimi. Cesur davranmak bazen bir boka yaramıyormuş.
   Yazarlık yaptığım yer beni pek tatmin etmiyor. Kitlesi düşük olduğundan yazdığım şeyler pek değer görmüyor. Aslında bunun için çok çabalıyorum ama hepsinin boşa gittiğini hissediyorum bazen. Üff yine ne çok konuşmuşum ya destan yazmışım mübarek. Böyle yazılar yazarak içimi dökmeyi seviyorum. Tanrı'nın bana verdiği en güzel hediye bu galiba. Keşke bide sevilmeyi ve mutlu olmayı nasip etseydi bana ama nerdee..

Kendine iyi davran

You Might Also Like

3 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Sevgili Vişne
    Yalnızlığı takıntı yapmamaya çalışmalı her insan
    Çünkü biliyoruz ki her insan yalnız doğar ve yalnız ölür
    Seni dürüstlüğünden ötürü de tebrik etmek istiyorum
    Hoşlandığın insana oyunlar oynamadan açılmışsın ki bu zamanda herkes buna cesaret edemez ki
    aslında bu gözü karalık sevgisinden gelir
    Ama anlayana tabi
    Reddedilmek kötü bişey haklısın onurun kırılıyor ama karşındakini anlaman lazım herkes sevmek zorunda değil
    Hiç olmazsa hoşlandığın kişi sana ümit verip sonra olmaz dememiş
    Bu çok daha büyük bir hayalkırıklığı ve kullanılmışlık hissi verirdi
    Karşındaki kişiyi de tebrik etmek lazım
    Çünkü bu zamanda sevmese bile yalnızlık korkusundan karşındaki kişiyi kullanan , acaba sever miyim diye elinin altında bekleten insanlar var

    YanıtlaSil
  2. Hayatının merkezine kendini al.
    Çalıştır kendini, yor. Uykulara muhtaç kalana kadar yorul.
    Beklentisiz ol. Almaktan vazgeç, vermekten hiç vazgeçme.
    Kendini şiddetle sev.
    Hemen şuan bulunduğun ortamı değiştir ve parlat.

    Bu önerilere de kızma.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe