Sevdiceğe mektuplar #2

Salı, Eylül 13, 2016

Canımın içi, nasılsın? Düşünmekten uyuyamadığın günler oluyor mu hala? Benim çok oluyor bu aralar. Düşüncelerime söz geçiremiyorum bir türlü. Özlemlerim yine çoğaldığı için yazmak istedim. Gecenin karanlığında sevdiğim şarkılar içimi ferahlatıyor.
  Yine de bütün bunlar bana yetmiyor artık. Çünkü şarkı bitiyor, düşüncelerim, altında ezildiğim hayallerim tüm ağırlığıyla üstüme çörekleniyor. Sevmenin bu kadar zor bir şey olduğunu bilseydim belki de böyle şeylere hiç kalkışmazdım. Basit yaşıyorum en nihayetinde. Sevgimin de basit, dolambaçsız, huzur verici olmasından yanayım.
  Biliyorum bütün bunları yazmak kocaman bir saçmalıktan ibaret sevgilim. Ama duvarlara konuşmak da bir yere kadar. Hem zaten sana olan sevgimi kimseye söylemiyorum. Hem ne söylesem ne değişecek? Üzerimde hissettiğim acı dolu bakışların sayısı artacak sadece. ''Yazık'' diyecekler arkamdan ''Bir seveni bile yok şu hayatta.'' Böyle düşünmelerini istemiyorum. Senden kimseye bahsetmek istemiyorum. Çünkü üstünü örttüğüm acı dolu geçmişimin tekrar gözlerimin önünde belirmesinden korkuyorum.
   Şu sıralar hayat benim için hiç çekilebilir gibi değil. Her gün önceki günün aynısı gibi. Sanki çok eksik yaşıyormuşum gibi hissediyorum şu hayatta. Sevgisiz yaşamanın bedeli çok ağır geliyor bünyeme. Alışırsın, halledersin, yaparsın diyorum içimden kendi kendime ama olmuyor. Hiçbir şey avucunun sıcaklığının yerini tutmuyor.
   Geçen ay sinemada en sevdiğin filmi izledim. Gözlerim yine her zaman olduğu gibi seni aradı. Bir yerlerden çıkmanı bekledim durmadan. Kapıdan giren insanlardan biri sen olsaydı keşke. Acaba karşılaşsak beni hatırlar mısın merak ediyorum. Dile kolay tam 2 yıl geçti aradan. 2 yıl bana şimdilerde 2 kocaman asır gibi geliyor. O 2 yılda o kadar çok üzüldüm o kadar çok içime kapandım ki artık aynaya baktığımda kendimi tanıyamıyorum. Kendime, etrafıma, insanlara karşı çok yabancılaştım. Sana karşı yabancılaşmayı denedim ama beceremedim.
   Aslında kocaman bir ahmağım ben. Sevilmeyeceğimi bile bile niye birine karşı umut besliyorum ki? Hem sen, seni unutmam için hayatımdan çıkmadın mı? Senden tek bir şey istedim ulan tek bir şey. Şu siktiğimin dünyasında beni hayatından çıkarmamanı istedim. Ama sen ne yaptın? Kulaklarını tıkayıp yoluna devam ettin.
  İkimizin sevdiği filmi içim acıyarak izledim. Hele o şarkımız var ya hani, efsane olan onu duyduğumda kalbim acıdan kavruluyordu. Ağlamayı çok istedim ama ağlayamadım. 3 senedir hiçbir şekilde ağlayamıyorum. Ağlasam belki açılacağım ama olmuyor. Filmin her dakikasında aklımda sen vardın. Bu sahne onun en sevdiği sahne diye diye filmi bitirdim. Gönül isterdi ki yan yana izleyelim bu filmi ama olmadı. Tıpkı istediğim hiçbir şeyin olmadığı gibi.
   Tek başıma onca hatırayı içimde hissetmek üzdü biraz beni. Bu tuhaf seremoniden tuhaf bir mutluluk ve acı duyuyordum. Film bittiğinde bir süre oturup şarkımızı dinledim. Daha sonra salondan ayrılırken derin bir hüzün sardı ruhumu. Elimi çaresizce boynuma götürüp etrafa göz attım. Belki gizlice izlemişsindir diye bir umut taşıdım yüreğimde. Ama yoktun. Tıpkı hayatımda hiçbir zaman olmadığın gibi. Şimdilerde o çaresiz halimle sinemadan çıktığımı düşününce daha çok üzülüyorum. Böyle olmak zorunda mıydı diye düşünmeden edemiyorum.
   İstiklalde el ele tutuşan bir çift gördüm. Havada tatlı bir rüzgar esiyordu. O an o çiftin ne kadar mutlu olduğunu düşündüm. Daha sonra benim mutluluktan kilometrelerce uzakta olduğumun farkına vardım. İnsanların yüzlerine bakıyordum durmadan. Onca kalabalığın arasında neden sana benzeyen biri yok? Neden yoksun koca caddede? Niçin yüzün, efsunlu ve yorgun bakan gözlerin gözlerimle buluşmuyor sevgilim?
   Oradan bakınca çok mutsuz ve umutsuz görüyorum dimi? Evet şu an çok mutsuz ve umutsuzum. Yarınları görecek gücü kendimde bulamıyorum artık. Hayatımın bu anlamsızlığı canımı çok sıkıyor. Koca bir anlamsızlık çölünde mahsur kalmış bedevi misali vaha arıyorum durmadan.
   Geçen gün bilinmeyen bir kadının mektubu diye bir kitap okudum. Kadının adama karşı olan hisleri sana olan hislerime o kadar çok benziyordu ki bir an kitabı kendim yazdım sandım. Cümleleri, hissettiği acı, adamın kadını tanımamasına tanık olmak bir hayli zordu benim için. O kadın, adamı o kadar çok seviyordu ki onu düşünmekten bir an olsun vazgeçmedi. İşte ben de seni düşünmekten, kendi kendine kurduğun hayatının nasıl olduğunu düşünmekten geri kalmadım hiç.
    Hiç aklına geldiğim oluyor mu merak ediyorum bazen. Sana yazdığım mektubu açıp okuyor musun ara sıra. Ben sevdiğin ne varsa sevmeye çalışıyorum. Keşke yakınında olup içimi sana dökebilsem. Gözlerine bakarken utanır ve büyük ihtimalle konuşamazdım. Frida Kahlo Diego'ya yazdığı mektupta ''Beni anladığın halde canımı yaktın'' demiş. İşte sen de beni anladığın halde canımı yakıyorsun. Geçmişte kalmana alışamıyorum. Bir ağacın gölgesinde oturup seninle sohbet etmek istemekle çok şey istiyorum belli ki. Çirkin olduğum için yüzüme bakmaya bile yeltenmiyorsun belki de. Evet çirkinim ama sana olan aşkım çok güzel sevgilim. Ben bile kendime katlanamazken seni bana katlanamıyor oluşuna hak veriyorum bazen. Ama fena mı olurdu birlikte fotoğraflarımız olsaydı. Yan yana yürüdüğümüz yolları ezbere bilseydim, ağzından çıkan her sözü hafızama kazısaydım ne güzel olurdu.
   Seni unutmayı çok denedim, hala da deniyorum aslında ama bir yerlerde takılıp kalıyorum. Bir bankta oturup etrafı izlediğimde birbirini seven insanları gördüğümde hayatımdaki o kocaman boşluğun aslında hiçbir zaman dolmayacağının farkına varıyorum. Bu öyle büyük bir boşluk ki yerini ancak kocaman bir sevgi doldurur. Birkaç ay fotoğraflarına bakmamayı denedim. Neden sorusunu kafamdan silmeye çalıştım. Seni bana hatırlatan her ne varsa uzak durmaya çalıştım. En sevdiğin diziyi bile yarım bıraktım.
   Hayatıma başkasını almayı düşünmedim. Senin yokluğu hiçbir şey dolduramıyor çünkü. İçimdeki boşluk gökyüzü kadar geniş sevgilim. Birhan Keskin ''Gökyüzü bazen imkansızlıktır'' demiş. Evet sevgilim, gökyüzü ikimiz için de imkansızlığın ifadesi. Çok yoruldum artık böyle saplantı dolu cümleler kurmaktan. Neden beni sevmediğini bir türlü anlayamadım. Senin gözünde kimim onu bile bilmiyorum.
   Seni çok özlüyorum. Mesaj attığında telefondaki şaşkınlık ifademi özlüyorum. Heyecandan iç organlarımın birbirine karışmasını özlüyorum. Gecenin karanlığında özlemlerim ve acılarım suda eriyen vitamin tableti gibi çözülüyor. Acılarım derime işlenmiş dövme gibi sevgilim. Sevgi denilen şey şu sıralar hayatımın köşesinden bile geçmiyor. Uzaktan birbirini seven insanlara bakıp sevilmenin nasıl bir şey olduğunu tahmin etmeye çalışıyorum.Birisi tarafından karşılıksız sevilmek, uyandığında sana mesaj atması, elini tutması, sana gülümsemesi nasıl bir şey?
  Şu an odandaki en sevdiğin fotoğrafın içinde yer almayı öyle çok isterdim ki. Böylece fotoğrafa her baktığında beni görürdün. Sevgilim ben şimdi yokluğunun acısına alışmakla başa çıkıyorum. Günün birinde tanrının bizi bir yerlerde karşılaştırmanın umudunu içimde taşıyorum hala. Sana sarılmanın hayalini kuruyorum zaman zaman. Hiçbir şey olmamış gibi hayatına nasıl devam edebiliyorsun çok şaşırıyorum bazen. Ben bunu bir türlü başaramıyorum. Zaman acılarımı kabullenmemi sağladı sadece. 2 yıl geçti ama tek bir kelime bile yazmadın bana, tek bir kelime.
   İmkansız bir aşkı taşıyorum cebimde. Kışın hava soğuduğunda sana olan sevgimle içimi ısıtmaya çalışıyorum. Artık daha kısa cümleler kuruyorum. Fotoğraflarına uzun uzun bakmıyorum. Beni sevmediğini kabullenmeye çalışıyorum. Bu kabulleniş beni derin bir ıstıraba sürüklüyor. Sanki beni bir kuyuya bırakıp kaçmışsın gibi hissediyorum bazen. Bir gün beni bu kuyudan kurtaracağın umuduyla yukarıdaki ışığa bakıyorum durmadan. Sarhoş olup seni arayamadım hiç. Hem seni sevmeyen birini arayamazsın demiş Emrah Serbes. İçimin acısına ismini verdim. Acı beni her yokladığında aklımda sen oluyorsun artık. Ceplerimdeki özlemleri denize dökeceğim. Beni asla sevemeyeceğin gerçeğiyle yaşamaya çalışacağım. Sana sarılmadan, elini tutmadan geçirdiğim her günü ızdırap sayacağım. Takvimden yaprakları kopardığımda içimden de bir şeyler kopacak. Bunun adı pişmanlık olacak belki de bilmiyorum. Sevgilim, ben şimdi sana olan sevgimin derinliğinde boğuluyorum. Karşıma kimi koyarsan koy, beni kiminle karşılaştırsan karşılaştır asla senin için yeterli olmayacağım. Bunu bilmek bile başlı başına üzüntü sebebi. İnsan sevilmeyeceğini bile bile niye sever? Ahmaktır da ondan. Kocaman bir ahmaktan başka bir şey değilim.
  Sevgilim ben şimdi gecenin karanlığında ismini sayıklamaya devam edeceğim. Tavana bakıp mutlu olacağım günlerin hayalini kurmaya çalışacağım. Sensiz geçen günlerimi takvimde işaretleyeceğim. 2 yıl ulan 2 yıl. Düşündükçe acıdan nefesim kesiliyor. Aslında bütün bunları boşuna yazıyorum. Ne de olsa hiçbir zaman sevmeyeceksin beni.
  Ben yine yazarım sana sevgilim. Sakın ölme kuytu köşelerde olur mu

  Seni tüm kalbiyle seven Albus.

You Might Also Like

0 kişi benim de tuzum olsun dedi

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe