Değersizliğin anatomisi ve içimde büyüyen kocaman bir boşluk..

Salı, Ekim 25, 2016

  Kendimi her insanın bir gün beni hayal kırıklığa uğratacağına bir türlü alıştıramadım. Yok canım o beni yarı yolda bırakmaz dediğim kim varsa teker teker yarı yolda bıraktı beni. Hal böyle olunca insan ilişkilerinden soğuma noktasına gelebiliyorum. Benim için güven çok önemli bir şey. Karşımdaki insana güvenmediğim sürece asla bir şey paylaşmıyorum. Hayatımda belli başlı şeylere önem veriyorum zaten. Anlayış, samimiyet, güven ve saygı olmayan hiçbir ilişkinin içerisinde yer almıyorum. Bu durum bazen beni yalnız kılsa da eskisi kadar üzerinde çok durmuyorum. Sadece karşımdaki insana verdiğim değerden utanıyorum. Ben bu insana bunca değeri nasıl vermişim diyorum. Bu cümleyi bu aralar çok sık söyler oldum. Çevremdeki insanlar istinasız olarak beni hayal kırıklığına uğratıyor. Belki ben de başkaları için birer hayal kırıklığıyımdır ama konumuz şimdi bu değil.
   Anlamadığım nokta neden böyle şeylere maruz kaldığım. Sonuçta karşımdaki insanla bir şeylerle paylaşırken onu anlamaya özen gösteriyorum. Şu sıralar zaten anksiyetem yine coşmuş durumda. Nisbi ile beraber depresif kardeşler gibiyiz. Bana bir şey olduğunda o beni teselli ediyor. Ona bir şey olduğunda ise ben teselli ediyorum. Bu üzgün ruh hali yüzünden günlerdir yazamıyorum buralara. Hayatımda ilginç bir şey olmadığı için belki de yazmamışımdır. Evet yanlış okumadın hayatımda yeniliğe dair hiçbir şey yok.
   Okul beni çok yoruyor. Daha doğrusu oradaki insanlara katlanmak beni fazlasıyla yoruyor ve geriyor. Çünkü paylaştıkları çoğu şey gereksiz geliyor bana. Benimle benzer görüşe sahip insan neredeyse yok. En sinir olduğum nokta ne biliyor musun? Sırf bir gün işleri düşerler diye beni yakınlarında tutmaları. Bunu o kadar çok hissediyorum ki anlatamam. Bu durum benim en sinir olduğum şey. Bu zamana kadar kimseyle ''Bir gün işim düşer yaa'' mantığıyla arkadaş olmadım. Hep önemsediğim için arkadaş oldum karşımdakiyle. Zaten arkadaşlık da öyle değil midir? Karşımdaki beni sadece not verme robotu olarak görüyorsa onunla nasıl sağlıklı konuşabilirim.
   Allahtan kurtuluyorum bu sene onlardan. Gerçekten tahammül edemiyorum oradaki insanlara. Geçen hafta Sırma ile birlikte dersi beklerken yanımıza Faik geldi. Biliyorsun biz aylardır konuşmuyoruz onunla. Sırma herkesle hemen hemen iyi anlaştığı için onun yanına geldi Faik. Kendisi bu yaz yurt dışına çıktığı için bi ton şey anlatıyor durmadan. Ben sessizce dinliyorum tabii. Bir yandan kucağımdaki kediyi seviyorum bir yandan kafamda beliren ''benim burada ne işim var'' sorusuyla baş etmeye çalışıyorum. Kedi sevmek dünyadaki en güzel eylemlerden birisi bu arada. Kucağımdaki kediyi sevmek kendimi iyi hissettirdi. O an kendimi çevreden soyutlayıp sadece negatif enerjimden kurtulmayı istedim. Ulan aylar geçti bizim bu öküz Faik bir adım bile atmadı. Küs olduğumuz halde onunla aynı ortamda olmak bile yeterince kötüyken bide anılarını dinlemek tuhaf geldi bana.
   Demek ki insanlar benim arkadaşlığım olmadan da hayatlarına bir şekilde devam ediyormuş. Sırma ile aramızda iyi bir bağ oluştu. Birlikte yemek yiyoruz ara sıra. Benim gibi sanat meraklısı değil ama arkadaşlık konusunda diğerleri gibi değil. Kimseyi de böyle olması için zorlamıyorum zaten. Ama beni başkasına tercih ettiğinde çok bozuluyorum. O hayat benim'deki Efsun gibi tuhaf davranan bi kız var ve o, onun en arkadaşı gibi bir şey. Benimle konuştuktan sonra onunla uzun uzun konuşmaya devam etmesine hala alışamadım. İnsanların sürekli beni bir başkasına tercih ediyor. Bu durum canımı fazlasıyla sıkıyor. Gudubet arkadaş grubumda Faik de Sırık'ı bana tercih ederdi hep. Onunla hiç olmadığı kadar mutlu olurdu.
  Böyle şeylerin farkında olmak çoğu zaman canımı sıkıyor. Aynı sırada oturduğum arkadaşımın benimle doğru düzgün konuşmaması sinirlerimi bozuyor. Geçen gün dersi beklerken kutsal üçlü grubunun yanına oturdum. Kafalarını çevirip de ''Vişne nasılsın, neler yapıyorsun'' diye sormadı kimse. Dakikalarca sohbet etmek için çabaladım ama hiç oralı olmadılar. Konuştukları konu hakkında konuşmayı denedim ama yine de tavırlarından taviz vermediler. Ben de telefonumla oynamaya devam ettim napim.
   Sana anlatmadığım çok şey var aslında. Sevdicekle konuştuktan sonra bir süre toparlanamadım. Hala da toparlanabilmiş değilim aslında ama çaktırma, yaşamaya çalışıyorum işte. O buluşmada beni asla sevmeyeceğini sevmeyi bırak arkadaş bile olmak istemediğini anladım. Bunu anlamak canımı o kadar acıttı ki keşke insan olmasaydım diye düşündüm. Bazı şeyleri anlayabilmek için önceden yaşamak gerekiyor. Artık eskisi kadar düşünmüyorum onu. Sadece arada çevrimiçi olup olmadığına bakıyorum. Çevrimiçi olsa bile bir şey yazmıyorum. Olmayacağını biliyorum çünkü. Bunu bilmek ciğerlerimi paramparça ediyor ama yapacak bir şey yok. Bazı şeyleri alışarak öğreniyor insan. Gel dese gider miyim? Giderdim. Çünkü seven insan ne olursa olursa olsun gidiyor. Kırgınlıklarını, kızgınlıklarını bir kenara bırakıp gidiyor. Çünkü sevmek bazen gururu hiçe saymaktır.
   Çok istemiştim biliyor musun olmasını. En azından hayatımın bir köşesinde yer almasını, başım sıkıştığında omzuna koşmayı. Ne bileyim insan böyle şeylerin özlemini çok çekiyor şu sıralar. Aşkı hiçbir zaman bulamayacağımı anladım artık. Sevgi dedikleri şey illüzyondan ibaret. Hem insan bir kere aşık olur diye boşuna söylememişler. Yine de içimde ufacık bir umut gizliyorum. Belki yine bir gün karşılaşırız bir yerde diye. İnsanın hayatını umutlara bağlaması ne acı.
   Hafta sonu Özge'nin abisinin düğünü vardı. Düğünlerden ölesiye nefret eden biriyim normalde ama gitmek zorunda kaldım. Çünkü abisiyle hukukumuz var. Daha doğrusu onların ailesiyle yakın bir bağımız var. Bu yüzden gitmemek büyük ayıp olurdu. Düğün günü o kadar hazırlandık ettik, yola çıktık ama düğün salonunu bulamadık. Babam arabayla bizi neredeyse bayrampaşaya götürüyordu.  Sayesinde bir İstanbul turu atmış kadar olduk hafta sonu. Düğünler beni çok geriyor. Çünkü bir sürü kalabalık var.  Emre ile birlikte takıldım daha çok. O da olmasa o düğün çekilmezdi zaten. Özge bütün düğün boyunca bizle değil üniversiteden arkadaşları ve sevgilisiyle ilgilendi. Biz arka masada öylece bir başımıza sohbet ettik durmadan. Kendisi arkadaşlarıyla dans pistinde göbek atarken ben ne zaman gidicez diye dakikaları sayıyordum. İşte değer görmemek böyle bir şey. İşte sana bahsettiğim şey bu.
   Ulan ben kaç yıllık arkadaşıyım böyle bir davranışı nasıl bana layık görebiliyor. Saç tellerime kadar sinir oldum. Doğum gününü kutlamadığım için de öyle yapmış olabilir ama artık umursamıyorum. Umursamayacağım da. Artık değer verilmediğim hiçbir ilişkinin içerisinde yer almıyorum. Bu beni sonsuz yalnızlığa mahkum edecektir belki de -ki ediyor da- ama yapacak bir şey yok. Doğum gününü kutlamamı hak etmedi çünkü değer vermiyor arkadaşlığımıza. Düğün günü yaptıkları yüzünden çok kızdım ona. Hadi beni geç Emreye bile aynı şeyi yaptı. O çocuk da en az benim kadar iyi birisi. Zaten çevremde arkadaşlığına en çok güvendiğim kişi Emre. Ciddi söylüyorum yıllardır dostuz ve bir gün kavga ettiğimizi hatırlamıyorum.
   Özge'nin bu davranışları aramızdaki bağı iyice kopardı diyebilirim. Okuduğum kitapta bir yazar, insanoğlu hayal kırıklığıdır demişti. Sonradan bu sözü düşününce ona hak veriyorum doğrusu. Her seferinde kendini yiyip bitiren taraf ben oluyorum. Annem bir yandan ne zaman evleneceksin, o günleri görecek miyim diye darlıyor. Yahu ben daha kendimi gerçekleştirememişim ne evliliği. Tek çocuk olmanın en kötü yanı bu galiba. Ben evlenmek ve çocuk sahibi olmak istemiyorum. Kendi varlığımla bile bu dünyaya zor dayanıyorum. Bide benim yüzümden bir çocuğun daha zor dayanmasını istemem. Bi depresif Vişne çekecek durumda değilim anlayacağın. Üstelik aşk konusunda da çuvallıyorum her seferinde. Sevdiğim kadınlar beni sevmedi hiç nedense. Böyle olunca hep kendimden nefret ettim. Kendimden nefret ede ede sevgisiz, taş kalpli birine dönüştüm farkında olmadan.
   Annemin darlamaları yüzünden anksiyetem coştu tabii. Günlerdir bunu düzeltmeye çalışıyorum. Düğünlere bir daha gitmeyeceğim valla ya. Bu aralar aynada kendime bakarken hep ''Oğlum Vişne, şahane insansın ama kimse senin değerini bilmiyor. Yazıklar olsun onlara'' diyorum. Narsist damarım tutmuş bak görüyor musun. Yok be öyle narsistliğim yoktur pek aslında ama bazen kendimi severken narsistliğe kapılıyorum. Asansör aynalarında kendime rastladığımda hep bu cümle kafamda dönüp duruyor. Bide bu aralar bana derdini anlatan insanlara paso gaz veriyorum. Sanki kendim mükemmelim ya. Terzi kendi söküğünü dikemez hesabı işte napıcaksın. Geçen gün bir arkadaşım ''İnsan başkaları tarafından sevilmek istiyor'' dedi mesela. Ben de ona ''Başkalarını boşver sen kendini seviyor musun önemli olan bu'' dedim. (Yazılarıma yorum yapanlardan kopya çektim hep çaktırma) Bana böyle yorum yapanlarda çok oluyor sahiden. Başkasına söyleyince güzel oluyormuş ha.
   Kimseye akıl verecek durumda değilim zaten şu sıralar. Kendi aklım bana zor yetiyor zaten. Arada böyle konu açılınca birkaç şey söylüyorum sadece. Karşımdaki insanın bana değer vermemesi benim için büyük sorun. Bide mesela beni yolda gören ve ''aa naber, umarım iyisindir, görüşürüz'' tarzında bir şey söyleyen biriyle öyle konuşmak istemiyorum. Çünkü ben öyle geçiştirilmek, kenara fırlatılıp atılmak istemiyorum. Düşünsene yıllar sonra arkadaşın seni görüyor bir yerde. Samimiyetsiz bir tavırla ''Aa naber, iyi misin, hıı görüşürüz o zaman'' diyor. Kim olsa sinir olur bu duruma. Bu manzarayla sinemada karşılaştım. Kadın adama aynen bunları dedi ve adamın yüzü düştü filmi bile izleyemedi.
  Geçen gün beni elektrik çarptı biliyor musun. Var ya neye uğradığımı şaşırdım. Babam şarj aletini prizde unutmuş. Tam çıkaracağım sıradan beni bir elektrik çarpmasın mı. Allahım o nasıl bir acıydı öyle. Azer Bülbül gibi titredim yemin ediyorum. Titrerken parmağımı da vurmuşum. Kanadı bir süre. Sonra annemle ufak bir sinir harbi yaşadık. Blankaya dönüşmedim korkma canım. 
   Hayatımda bazen güzel şeyler oluyor ama etkisi kısa sürüyor. Bu yüzden kalıcı hale getiremiyorum bir türlü. Öğretmen olacağıma bile inanamıyorum bazen. Okulda göz göze geldiğimiz halde öküz gibi yüzüme bakanlara çok sinir oluyorum. Sanki konuşmamak için ant içmişler gibi ya. Anlayacağın kafam çok karışık. Yataklara düşecek kadar mutsuz değilim ama böyle şeylerle karşılaşmaktan çok yoruldum. Hiçbir şey yapmak istemiyorum artık. Hayattan o kadar soğudum ki hiçbir şey ilgimi çekmiyor. İnsanlara hoşuma giden bir filmi anlatmak için bile can atmıyorum artık. Odamdaki bütün ilaçları içip her şeye son vermeyi çok istiyorum ama cesaret edemiyorum. Oysa ben basit şeylerle mutlu olabilen insanım ama değer vermeyi bile çok görüyor bana insanlar. İçimde büyüyen kocaman bir boşluk her yanımı sardı. Kocaman bir boşluğun ardından bakıyorum her şeye. Boşlukta yaşamak ne tuhaf. Keşke yaşamak denilen bu zahmetli iş bu kadar zor olmasaydı..

You Might Also Like

6 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Ama öğretmen olduğunda seni seven bir sürü insan olacak.. hem belki başka bir öğretmen hanımla da tanışırsın. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Umarım dediğin gibi olur Moira :) Ben artık hayata karşı umudumu kestim ama hayatın bana neler göstereceğini de merak ediyorum.

      Sil
  2. Mert bir film eleştirisi yaptıgın site vardı ya neydi onun adı

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Daha önce filminebandım sitesinde film eleştirileri yazmıştım Artemis. Oraya bakabilirsin istersen

      Sil
  3. Hayatımda değişikliğe dair bir şey yok demişsin ya. Bazı değişikler de hayatını ters yüz edebiliyor Vişne...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet edebilliyor. Önemli olan o değişikliğe rağmen hayata devam edebilmek bence.

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe