Sevdim abla ne kötülük var bunda

Salı, Ekim 04, 2016

  Ben dünyanın en büyük aşığı olamayabilirim ama bu gidişle dünyanın en salak insanı olacağım. Her seferinde kendimi salak gibi göstermeyi nasıl başarıyorum bilmiyorum ama bu durum canımı fazlasıyla sıkıyor. Büyük umutlarla başladığım her şey elime yüzüme bulaşıyor. Bide kime duygusal anlamda değer versem hepsi ama hepsi götümde patlıyor istisnasız. Bu nasıl bir şanstır anlamadım gitti.
  Geçenlerde büyük bir adım atıp sevdiceğe mesaj attım. 2 yıl aradan sonra o mesajı nasıl attığımı inan ben bile bilmiyorum. Zaten o 2 yılda her gece sürekli whatsapptan ismine geliyor bir süre bir şeyler yazma umuduyla bekliyorum ama hiçbir şey yazamıyordum. Her gece böyle ekrandaki ismine bakardım ve bomboş sohbet sayfasına.
   Ben galiba gönül meselelerinden anlamıyorum. Bu zamana kadar kız arkadaşlarıma ilişkiler konusunda çeşitli tavsiyeler verdim ama kendime dair hiçbir şey yapmadım. Hep akıl veren birisi olunca kendi yalnızlığını da unutuyor insan bir nebze de olsa. 2 yıl aradan sonra öyle bir ruh haline girdim ki artık ne yapacağımı bilmez oldum. Aşk çok tuhaf bir duygu ya. Yaşarken ölmek dedikleri bu olsa gerek gerçekten. Birini tek taraflı sevmek o kadar zor ki bazen keşke bütün bunlar hiç başıma gelmeseydi diyorum.
   Şimdi tek taraflı sevince otomatik olarak mutluluk senden uzaklaşıyor. Çünkü karşındaki insan seni sevmiyor. Eee illa sevmesi mi gerekiyor? diyeceksin bana biliyorum. Eğer o da severse o zaman iki ruh birbirini tamamlamış oluyor. Zaten aşk dedikleri şey iki ruhun birbirini tamamlamasıyla ilgili bir durum. Hani Tomris Uyar ''Bende sende devamın var'' diyor ya, işte aşk dedikleri öyle bir şey.
   2 yıl aradan sonra dayanamayıp ona mesaj attım. Onu görmek istediğimi söyledim. Çünkü hayatımdaki en önemli anı yaşamak istiyordum. Beni kırmayıp buluşmayı kabul etti. O süre zarfında kafamda sürekli onu görünce ne konuşucam diye sorular belirmeye başladı. Hayatımda en çok görmek istediğim insanla aynı masada oturmak bile hayal geliyordu benim içi çünkü. Hal böyle olunca tuhaf bir strese kapıldım. Kesin rezil olurum diye telaşa kapıldım. Nasıl olacak, nasıl davranacak bana, acaba elimi tutacak mı derken uyku tutmaz oldu beni geceleri.
   Buluşma günümüzden önce sürekli onu düşündüm. Hala aynı mıdır diye düşünmeden edemedim. Kitabevinde en sevdiği ressamın bir eserini görünce aklıma geldi birdenbire. Sevdiği resmin fotoğrafını çekip yolladım. Böyle ufak ama ince detaylardan hoşlanıyorum. Ona bunu gönderdikten sonra mutlu oldum. Yalnız bir şekilde istiklalde dolaşırken onun gönderdiği mesajla tüm günümü ayakta tutmaya çalıştım. O istiklalin bir ucundaydı ben de öteki ucundaydım mesaj attığım gün. Ben o gün bir film gösterimine katılmak için zaman öldürüyordum aylak aylak dolaşarak. Bir yandan arkamdaki insanların konuşmalarına kulak misafiri oluyor acaba onların hayatları nasıl diye kafamda türlü türlü hayaller kuruyordum. İnsan yalnız kalınca çevresindeki konuşmalara da ortak oluyor ister istemez. Bu durum Oslo 31 Ağustos filminde de oldukça fazla yer alıyor. O filmi izlediğimde hayatımdan bir kesit izlediğimi düşünmüştüm. Çünkü karakterle hemen hemen aynı şeyi yaşıyor ve aynı şeyleri hissediyorduk. O yüzden film bittikten sonra bi tuhaf olmuştum. Güzel filmdir kendisi izlemeni öneririm.
   Gösterim bittikten sonra akşam karanlığında istiklalde gözlerim onu aradı belki karşılaşırız diye ama göremedim hiçbir yerde. Neyse buluşma günü geldi çattı. Ben şok ben vefat. Nasıl heyecanlıyım anlatamam. Böyle bir yanım yusuf yusuf atıyor resmen görmen lazım. Acaba ne konuşucam, acaba sohbetimi beğenecek mi, acaba anlaşabilecek miyiz, acaba o da beni sever mi zamanla diye düşüne düşüne yolu yarılamışım. Hem heyecan, hem telaş, hem de mutlulukla karışık bir duygu haliyle yollardaydım. Uzun zaman sonra ilk defa sevdiğim bir insanın gözlerine bakacaktım. Bu benim için unutulmaz olacaktı anlayacağın.
   İstiklalde buluştuk. Beni beklediği yere gittim yüzümde güller açarak. Onu uzaktan gördüm ilk başta. Etrafına bakarak yolumu gözlüyordu. Uzaktan beni fark edince yüzünde memnuniyete dair izler vardı. Tam karşımdaydı. Hayatımda en çok görmek istediğim insan, karşımda durmuş bana bakıyordu. Mutluluktan içim titriyordu. Yıllardır beklediğim bu an beni büyülemiş gibiydi adeta. Kocaman sarıldım ona. Yıllardır sevdiğini göremeyen bir aşık gibi adeta. O ilk sarılma anımızı hala unutamıyorum. Öyle güzeldi ki.
   Yol boyunca havadan sudan konuştuk. Onun iş hayatı benim okul hayatım derken insanların arasına karışmışız. Yoldan geçenleri görmüyorum bile biliyor musun. Yani yanımdan geçenler sanki birer hayalet gibiydi. Koca yolda sanki ikimiz yürüyormuşuz gibi hissediyordum. Neyse işte bir cafeye oturup sohbetimize devam ettik. Ben şapşal bir ifadeyle yüzüne bakmaya hala devam ediyorum. Sevgimden bir kez daha emin olmanın haklı gururuyla gözlerine bakıyordum. Limonatalarımızı içip hayattan, benim kronik mutsuzluğumdan, arkadaşlarımla olan ilişkilerimden konuştuk. Konuşmaya mutsuzlukla girmek iyi olmadı sanki ya.
   Arkadaş ilişkileri konusunda bana önerilerde bulundu. Onları çok fazla taktığımı ve bunun çok gereksiz olduğunu söyledi. Ne istediğimi sordu mesela. Ben de net bir şekilde mutlu olmak ve anlaşılmak istiyorum dedim. İnsanların seni anlamasını bekleme kimse kimseyi gerçekten anlayamaz dedi. Mutsuzluğumla ilgili epey konuştuk. Konuştukça moralim giderek düşmeye başladı. Söylediklerinin doğruluğu altında eziliyordum çünkü. Onlara ihtiyacım olmadığını, yalnızlığın güzel olduğunu vurguladı sık sık. Sevdiğim insanın beni sevmediğini söyledim. Bu durumda bile bir şey söylemedi. Bilmemezlik yaparak konuyu uzatmamaya çalıştı. ''Ben anı biriktirmek, mutlu olmak, önemsenmek ve sevdiğim insanın beni sevmesini istiyorum sadece'' dedim. Çok somut şeylerle ilgileniyormuşum ona göre. Mutluluğa inanmıyor o da benim gibi.
    Konuşmamız sırasında sık sık sigara içti. Ben farklı konular açarak başka şeyler konuşmayı denedim ama o hiç oralı olmadı. Ben hiç böyle bir buluşma hayal etmemiştim biliyor musun. Elini bile tutamadım. Beni ne engelledi bilmiyorum o an. Oysa ben elini tutmak ve gülümsediğini görmek istiyordum sadece ama olmadı. Yan yana yürürken bile aramızda toroslar vardı sanki. O kadar yüksek bir duvar koymuş ki kendine onu aşmak imkansız. Aynı yolda bile yürürken aramızda bu kadar aşılmaz duvarların olması beni çok üzdü açıkçası. Beklentilerimi bir türlü aza indirgemeyi öğrenemedim bir türlü.
    Sinemadan tut, dizilere kadar her şeyden bahsetmeye çalıştım. Bir ara yarı vejeteryanım dediğim için kızar gibi oldu hatta bana. Konuşurken telefonla ilgilenmesi canımı çok sıktı. Kendimi çok değersiz, sıkıcı ve aşağılanmış hissettim. Konuşmaya değer bulunmayan sıradan biri gibiydim sanki onun için. Bi ara tuvalete gitti. Gittikten birkaç dakika sonra gözlerim dolmaya başladı. Gözlerimi ellerimle ovuşturup bunu durdurmaya çalıştım. Arka masamızda Haydar Ergülen oturuyordu ama ikimizin de umrunda değildi.
   İlk buluşmamızda daha güzel şeyler hayal ediyordum açıkçası ama hiç beklediğim gibi olmadı. Bana doğru düzgün gülümsemedi bile. Yine de karşımda oturup sigara içişini hatırlıyorum. Bir yandan sigara içiyor bir yandan benim hayata karşı kızgınlığımı anlatışımı dinliyordu. Aslında salaklık bendeydi. Pollyanna gibi olsaydım belki de buluşmamız daha güzel geçecekti. Ama o neden bu kadar çok mutsuzsun diye sorunca içimden geçen ne varsa anlattım. En çok içimi açtığım insan şu ana kadar o galiba. Hani Birhan Keskin ''İçimi açtım sana, içini açabilmek için'' diyor ya işte benimkisi de o hesap. Bana içini dökmedi. Onun için bir yabancıdan farkım yok gibiydi.
   Bir ara sohbetimiz tıkandı -ki ben bu durumdan ölesiye nefret ederim- ne yapacağımı bilemez oldum. Konuşmak için kıvranıyorum adeta konu bulayım diye. Sürekli telefondan baktığı için dikkatim dağıldı hep. Benimle buluştuğu için pişman olduğunu hissettim. Hem zaten benim gibi çirkin biriyle oturmak bile hata. Konuştuğu insanların çoğu eli yüzü düzgün insanlar. Bense onların yanından bile geçemiyorum. Aklıma Cessie'nin dedikleri geldi: Kendini onlarla kıyaslama, sen sensin, onlar da o Vişne. Neblim onun konuştuğu insanların tipleri biraz daha iyiydi.
    Sohbetimin gittikçe sıkıcılaştığını fark ettiği için kalkma kararı aldı. Ben de tek başıma orada kalmaya dayanamayacağım için kalktım. Mekandan çıkarken caddenin ortasında bir fotoğraf çektirdik. Yan yana geleceğimi hiç tahmin etmediğim insanla fotoğraf çektirmek benim için tarifsiz bir mutluluktu. Fotoğraflarda da nasıl güzel çıkıyor bir görsen. Her fotoğrafında ayrı güzel çıkıyor. Beni gideceğim yere kadar yolcu etti. Benden bir an önce kurtulmak istiyormuş gibiydi sanki. Konuşmalara kısa kısa cevaplar veriyor ve yüzüme bakmıyordu.
    Vedalaşacağımız yere geldik. O an hiç gelmesin istedim, zaman dursun biz hep orada o anda kalalım istedim. Gitmesin istedim sadece. Orada durdum ve güneş ışığının aydınlattığı ela gözlerine baktım. Ne dediğini duymuyordum sadece gözlerine ve yüzüne bakıyordum. Sonra sarıldık. Ben yine en değerli eşyamı bulmuşcasına sarılıverdim. Arkadaşlarım her zaman güzel sarıldığımı söylerler acaba ona sarılırken ne düşündü. Öyle moralim bozuldu ki anlatamam. Metronun merdivenlerini indiğimde gözlerim yine dolmaya başladı. Ellerimle yüzümü silmeye çalıştım. O başka yola gitmişti ben başka yola. Yollarımız bir daha ne zaman kesişir bilmiyorum. Yürüyen merdivenlerde dururken çektirdiğimiz tek bir fotoğrafa bakıyordum sadece. Ondan elimde kalan tek somut hatıra o: masum ama değerli bir fotoğraf.
   Ondan ayrıldıktan sonra moralim bozuk bir şekilde yemek yedim. Onca insan onun hayatında olurken neden beni hayatına almadığını anlamaya çalıştım. İlk buluşma olduğu için çok anlam yükledim belki de. Off kafama sıçayim kafama ya. Ne diye mutsuzluğumdan bahsediyorum ki. Ben anlattıkça aramızdaki konuşma daha farklı bir yöne kaydı sanki. Yine de onu gördüğüm için mutluydum. Doğru hislerle sevdiğim için bir kez daha sevgime inandım.
   Bir yanım deli gibi onunla görüşmek istiyor. Sürekli yanımda olsun, sesini duyayım, yüzünü göreyim istiyorum. Öteki yanımsa umudumu kesmemi söylüyor. Çünkü karşımdaki insan beni onu sevdiğim gibi sevmiyor. O kadar zarf attım ama hiç oralı bile olmadı. Aklıma Zuhal Topal'daki Hanife geldi bi an. Annem evlilik programlarının bağımlısı olduğu için az çok aşina oldum programa yemek yerken. Hanife bi programda tek başına sevgi yetmiyor Zuhal abla. Karşındaki seni sevmedikçe aşk işe yaramıyor boşa kürek çekiyorsun demişti. Çok tuhaf gelebilir ama ben de şu an böyle hissediyorum. Boşa kürek çekiyormuşum gibi hissediyorum. Çünkü ne yaparsam yapayım olmuyor. İnsan ilişkilerinde bir türlü dikiş tutturamıyorum.
   Bütün bunları kimseye anlatamadığım için buraya yazmak istedim. Artık ona mektup yazmanın da bir manası kalmadı. Ne de olsa hiçbir zaman okumayacak onları. Aşk dedikleri şey kendini hırpalamaktan başka bir şey değil. Karşılıklı olunca dünyanın en güzel şeyi ama karşılığı olmayınca tam bir eziyete dönüşüyor. En azından sarıldım. En azından karşımda oturdu. Sigara içişi izledim. Bir yanım aşkının peşinden git diyor ama öteki yanım seni sevmeyen istemeyen birinin neden peşinden gidesin? diyor. Günlerdir bu üzüntüyü nasıl atlatacağımı düşünüyorum. Bugün saatlerce kampüsün bahçesinde yalnız bir şekilde dolaşırken kafamda hep bu soru vardı. Bazen Mehmet Pişkin'in yerinde olmayı çok istiyorum. Galiba sonum onun gibi olacak. Bir mucize olsun istedim ama olmadı. Zaten şu hayatta istediğim hiçbir şey olmadı..

You Might Also Like

10 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Bazı cümlelere 'sanırım bunu ben yazmışım' dedirtip beni sabah sabah ağlattın ya... benim de öyleydi ilk gördüğüm an, ben üzüntümü anlattım o sigara içti. 'Bu kadar mı efkarlıymışım lan ben' dedim, ama içimden. Karşılıksız sevmemin o acısına aşığız biz, ilham dedikleri şeye sanırım. Üzmeyin bizi lan!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke böyle şeyler yaşamasaydın Tolga. İnsanın içi acıyor bazen bunları hatırladıkça. Olan her seferinde yine bize oluyor ya. Aşka olan inancımı yitirmiş gibi hissediyorum. Üzmesinler artık ya biz de kalp taşıyoruz

      Sil
  2. Kendine bir iyilik yap ve mutsuzlugundan psikologlar dışında kimseye bahsetme lütfen bak belki benim çektigim şeyleri duysan vayyy bee dersin bir ara denedim insanlara içimi dökmeyi ama insanların uzaklaştıgını fark ettim sende anlatma mutluluk maskesi takın şu hayatta herkes maskeyle dolaşıyo zaten bir tanede sen tak baksana senle buluşmaya gelmiş gülmeniz eglenmeniz gerekirdi sana neden bu kadar mutsuzsun deyince seble buluştukdan sonra artık mutsuz degilim demen gerekirdi kızlar biraz içini kolay kolay dökmeyen tipleri sever lütfen artık tak şu mutluluk maskesini sorunların yokmuş gibi davran o özendigin insanların aslında çok boktan hayatları oldugunu düşün bu ülkede çook zor durumda olan insanşar var mert artık ne olur silkelen benimde hoşlandıgıö bi çocuk vardı çocuk ne zaman dertlerini anlatsa birde dertde dert degil o bana onu dedi bu beni böyle kırdı yemin ederim engelleyesim geliyordu ben onunla konuşmak kafa dagıtmak güzel şeyler konuşmak isterken dertden bahsetmek pek hoş degil lütfen artık kimseye mutsuzlugundan bahsetme işe yaramıyor bunu denemiş biri olarak söylüyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sanırım doğru söylüyorsun. Böyle yaparak hem kendime hem de ilişkilerime zarar veriyorum. Bu yüzden blogum dışında insanlara mutsuzluklarımdan bahsetmeyeceğim. Mutluluk maskesi takmama gerek yok öyle maskevari şeyleri sevmiyorum. Sadece olduğum gibi davranıyorum Artemis. Ama mutluluk yalanlarına kanmam gerekiyormuş sanırım. Off bilmiyorum nereye el atsam orayı mahvediyormuşum gibi hissediyorum. Bu söylediklerini düşüneceğimi bilmeni isterim. Teşekkür ederim tavsiyen için.

      Sil
  3. Vişne, seninle konuşmak istiyorum. Sesini, konuşma tarzını merak ediyorum. Bana gmailden telefonunu yazar mısın?

    e.aydinsari@gmail.com

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Benim sesim telefonda inanılmaz kötüdür Elif. Üstelik telefonda konuşmayı hiç sevmiyorum. Hem sesimi de sevmiyorum zaten. Annem ve babam dışında telefonda konuşmam pek bu yüzden

      Sil
  4. bak sana bir şey söylemek istiyorum vişnecim!
    İnsanlar için kendini bu kadar üzme sakın!
    Seni umursamayan birini sen daha fazla umursama,
    ama seni seven birini sen daha çok sev!
    Burayada kendimden bir söz bırakıp gideyim vişnecim :)
    Ne kadar yalnızsan o kadar güçlüsün!

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Doğru diyorsun ama insan bir yerde üzülüyor işte. Önemli olan o üzüntüyü aşabilmek. O da zamanla olacak sanırım Berk :)

      Sil
  5. Bu tarz olaylar yani aşık olmanın verdiği huzursuzluk insanlara kötü bir şeymiş gibi geliyor. Karşılığını bulamayan sevginden dolayı üzgünsün, kırgınsın. Lakin daha kötüsü ne biliyor musun? Hiç aşkı tadamamış bir ruh.

    YanıtlaSil
  6. Ayh Vişne, kalk Ankara'ya taşın allaşkına, ben seni düzelteceğim fksdjköfd. Bak, hislerini böyle yaşaman, samimiyetle anlatman ve bizlerle paylaşman çok çok çok güzel. Ama bu kurban rolünü üstlenmeyi bırakmalısın artık, gerçekten.

    Ya seni o kadar iyi anlıyorum ki, anlatamam. Bir yandan inanılmaz yanlış anlaşıldım, bir yandan bunu düzeltmeme ve kendimi açıklamama asla fırsat verilmedi, bir yandan sevdiğim adam sanırım benden iğreniyor, bir yandan herkese öfkeliyim bir yandan kendime öfkeliyim bir yandan kimselere kızamıyorum falan...

    Koray'ı gerçekten çok seviyordum, hep çok sevdim, hâlâ seviyorum. Ben bu adamın iki sene boyunca peşinde koştum, bir sürü şey paylaştık, bir sürü güzel şarkı dinledik. Arkadaşları benim neyi neden yaptığımı anlayamayabilir, yanlış yorumlayabilir ama o bilebilir. Beni tanıyor. Bu yüzden onu affedemiyorum. Bana bunca zaman verdiği değeri hak etmediğimi söyleyişini falan asla affedemiyorum. Onunla olmak için uğraşıp durduğum onca zaman baştan sona kabus gibiydi, geriye dönüp bakınca öyle geliyor, yine de asla bunu hak etmediğini söylemezdim.

    Şimdi bir başkasını seviyorum ve adam benden iğreniyor falan... Ona öfkelenmek bile istemiyorum. Kendime hep diyorum ki, sevgimiz bize aittir, hislerimiz bize aittir. Yani o kadar uzun süredir her şey o kadar hüsranla sonuçlanıyor ki anlatamam. Sadece aşk konusunda değil, sevdiğim ve değer verdiğim insanlarla ilgili mütemadiyen hayalkırıklığına uğruyorum ama yine diyorum ki, sevgimiz bize aittir. Şimdi hepsini geri alma şansım olsa, ne bileyim deseler ki o iki seneyi hiç yaşamamış olmak ister misin, bu insanları hiç tanımamış olmak ister misin, istemem. Değiştirme şansım olsa galiba yaptığım hiçbir şeyi değiştirmem. İnsanları anlıyorum, her şeyle ilgili her zaman haklı sebepleri var. Geri dönüp bakınca kendimden başka kızacak kimseyi bulamıyorum ama kendimi de anlıyorum, benim de haklı sebeplerim var. Birilerini hiç sevmemektense, sevmek ama bunun acısını çekmek daha güzel. Bir drama queen olmak değil elbette kastettiğim, insanlar değişir, duygular değişir, aşklar değişir. Saplantılı bir şekilde kendine acı vermeyi asla hoş bulmuyorum. Ama yani, durup düşününce de, o üzmeseydi de kim üzseydi anasını satayım. Hiçbir zaman beni anlamasa ve bir daha asla karşılaşmasak ve sonsuza dek benden iğrenmeye devam etse falan bile önemli değil, daha güzel gülen birini görmedim.

    Kendinle barışmalısın, duygularınla barışmalısın. Bunları hissetmen kötü değil. Hayatı bütünüyle kabul etmek gerek, sevdiklerimizle, sevmediklerimizle, sevilmeyişlerimizle falan kabul etmek gerek. Yaşadığın her andan keyif alman gerek, olduğun kişiden keyif alman gerek. Ne kadar acı verici olduğunu biliyorum ama önemli değil. Ya doğru zaman değil, ya doğru kişi değil ve bu da önemli değil. Şu an böyleyiz, böyle olması gerekiyormuş ve bu iyi. Bi zamanlar şöyle demiştim "asla ait olamayacağım yerlere ait olmaya çalışmışım gibi hissediyorum. şimdi buraya geldim, ama doğru yer burası da değilmiş. yine de güzel, çünkü buraya gelmemiş olsam bunu bilemeyecektim." Kim bilir neler neler öğreneceksin hayattan ve öğreniyorsun, hepsi için herkese teşekkür edip yolumuza bakmak en doğrusu galiba...

    YanıtlaSil
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe