Bunca anlam arasında bu kadar anlamsızlık niye var?

Salı, Kasım 22, 2016

Hayatın gözümde giderek anlamsızlaştığını düşünüyorum. Kabusla karışık uzun metraj bir rüyanın içinde yaşıyormuşum gibi hissediyorum çoğu zaman. Acaba insanlar dışarıdan bana bakınca ne görüyor çok merak ediyorum bazen. Ben kocaman bir boşluk görüyorum sadece aynaya baktığımda. İçimde geçmek bilmeyen bir yaranın sızısı var. Ne yaparsam yapayım doğru ilacı bulamıyorum. Bu o kadar kötü bir şey ki neyle telafi edilir bilmiyorum.
  Her sabah bir ağrıyan bir sızıyla uyanmak, bu sızıyla günlük hayata uyum sağlamak, susmak, sadece etrafında olanları seyretmek benim için fazlasıyla zor. Fazla yaşamak taraftarı olmadım hiçbir zaman. Çünkü bu dünyanın bana verebileceği hiçbir şey yok. Annemin sevgisi ve varlığı olmasa şu an belki çok daha kötü bir yerde olabilirdim. Çünkü gözümü karartıp bir şeyden vazgeçtiğimde ondan geri dönemiyorum.
  Çabuk vazgeçen bir yönüm var ama bunu gün yüzüne fazla çıkarmıyorum. Kendi içimde kolayca vazgeçebiliyorum sadece. Birilerini sevmekten, hayatı sevmekten vazgeçebiliyorum ama bunu dışarıya belli etmiyorum. Çok tuhaf bir duygu selinin içinde yaşıyorum anlayacağın. Hayat benim için güzel değil şu sıralar. Vizeler bittikten sonra gün içerisinde konuştuğum insan sayısı da azaldı giderek. Sınavlarımda elimden geleni yaptım ama sonuçlarım nasıl olacak hiç bilmiyorum. Bir sınava çok çalıştığım halde kötü geçti. Sınavdan çıktıktan sonra verdiğim emeğe acıdım doğrusu. Saatlerce çalışmama rağmen mutlaka sorar dediğim şeyler dışında soru sormuştu hoca. Kopya çekemediğim için de sınav esnasında kaldım öylece. Elimden geleni yaptım elbette ama istediğim notu alamayacağım. Bu durum sinirlerimi bozuyor. Emeğimin karşılığını alamamak kadar kötü bir şey yok şu hayatta. Hoca ne not verecek bilmiyorum.
   Hiç keyfim yok. Hayata karşı en ufak bir istek duymuyorum artık. Akıl hastanesinde bütün gün yatakta uyumamı söyleseler uyurum, o derece vazgeçtim her şeyden. Önce benden vazgeçen ve arkadaşlığıma değer vermeyen insanlarla iletişimimi kestim. Bu durum, Nisbi dışında beni tamamen yalnızlığa bıraktı. Onun dışında satın alma ihtiyaçlarımı en aza indirgedim, fotoğraf çekme hevesimden vazgeçtim, çocukluk arkadaşlarımla aramdaki bağ gevşedi. Kısacası anlamsız bir hayata sahip oldum. Hayatımda anlamlı olan ne varsa duman misali uçup gitti. Geriye sadece yazmak kaldı. Biliyorum artık çoğu insan uzun yazı okumuyor. Çünkü görselliğin hüküm sürdüğü teknolojik dünyasında uzun yazılar biraz lüks kaçıyor.
   Mesela bir film hakkında yazdığım yazı, o film hakkında çekilen yorum videosu kadar fazla okunmuyor. Niye? Çünkü görsellik daima kendini daima öne çıkarıyor. Bu ilk insanların ortaya çıkışından beri süregelen bir şey. İlk zamanlarda yazı mı vardı? Hayır, aksine insanlar gördükleri her şeyi resimlerle veya duman kullanarak iletişim kurmayı tercih ettiler. Yazı daha sonradan hayatımıza girdi anlayacağın. Ne diyorum ben böyle ya. Sanırsın akademik tez yazıyorum ha. Neyse anlatmaya devam edeyim.
   Dün Emreyle sinemaya gittik. Onu sinemaya ben davet ettim. Bu Fantastik Canavarlar filmine gidelim dedik. Film beklentilerimi pek karşılamadı. Çok vasat bir film izlemek keyfimi kaçırdı. Gerçi öyle çok şey beklemiyordum ama bu kadar vasat olacağını tahmin edememiştim. Emre ile aramda iletişim problemi var. Çocukla doğru düzgün bir şey konuşamıyoruz. Çünkü kendisi teknoloji bağımlısı. Elinde telefon olmadığı zaman huzursuz hissediyor kendisini. Dolayısıyla her an yanında telefonunu taşıyor ve gözünü ondan ayırmıyor. Telefondan her şeyle ilgilenebiliyor ama yanındaki insanla ilgilenmiyor. O yüzden iletişim kuramadım doğru düzgün. Filmi nasıldı beğendin mi diyorum, eh işte diyor. Hal böyle olunca tek başıma dolaşıyormuş gibi hissettim. Acaba sorun bende mi diye düşünmeden edemedim. Sıkıcı bir insanım o yüzden galiba. Diğer erkek arkadaşlarıyla da böyle mi anlaşıyor acaba diye düşünmeden edemedim. Bu iletişimsizlik canımı çok sıkıyor.
   Okuldakilerden iyice soğudum. Efsunla konuşmuyorum. Kendisini facebook'tan beni sildiği için ona tavır aldım. Engelledim onu. Evet bana böyle yapanları direkt engelliyorum. Arkadaşlığıma değer vermeyene bunu yapıyorum ve haklılığımdan da ödün vermiyorum. Okulda birkaç soru sordu ama yüzüne bakmadım. Neyin var gibisinden de bir şey demedi zaten. Sevmediğim insanları siklememek çok güzel bir şeymiş bunu daha sık yapmalıyım. İnsana tarifsiz bir özgüven veriyor.
   Sırma ile olan arkadaşlığımız limoni biraz. Ne çok kötü ne de çok iyi. Sınavlarda birbirimize destek oluyoruz. Yukarıda bahsettiğim sınavım onun yüzünden kötü geçti biraz da. Çünkü yanında oturmamı istedi. İkimiz sınavda bir şey yapamadığımız için göt gibi ortada kaldık öyle. Erkek grubuyla otursaydım belki de sınavım iyi geçecekti. Bundan sonra sınavlarda hep erkek grubuyla oturacağım. En azından kopya çekince sınavlarım iyi geçiyor. Son sınavım bu yüzden iyi geçti. Gerçi sınava köpek gibi saatlerce çalıştım onun da etkisi var ama erkek arkadaşlarımın da yardımları oldu. Kopya çekmek dururken salak gibi strese kapılıyorum. Dönem boyunca okula gelmeyip yüksek notlar alan insanlara sinir oluyorum çoğu zaman. Verdiğim emeğe haksızlık yapıyorlar biraz sanki. Gerçi maddi imkansızlıklar yüzünden hem okuyup hem çalışan arkadaşlarım var onları bu durumun dışında tutuyorum. Çünkü onlar azim timsali insanlar bana göre. Benim sinirime dokunan kesim boş boş dolaşıp yüzsüz şekilde sınavdan önce not isteyen insan sürüsü.
   Sırma ve Graice ile vizelere çalıştım geçen hafta. Onların yanındayken kafamda yine burada ne işim var sorusu dönüp durdu kafamda. Erkeklerin arasındayken de böyle sorular dönüp duruyor kafamda. Kendimi yine bir yerlere ait hissedemediğim zorlu bir dönemimdeyim ve ne yapacağımı bilmiyorum. Huzur bulduğum yer yok neredeyse. Kahve + kitap ikilisi de bir süre sonra fire vermeye başladı. Alkol de öyle fazla işe yaramıyor. Yılbaşında içerim belki. İçince şakaklarını hissetmiyorsun ya hani bir süre sonra en çok o durumu seviyorum. Çünkü o andan sonra düşünmüyorsun hiçbir şeyi. Bir nevi uyanıkken bilinçsiz bir hale bürünüyorsun.
   Kullandığım sakinleştirici ilacı az da olsa işe yarıyor. Moira sağolsun bu konuda destek oldu yazdıklarıyla. Kendisi zaten öyle zararlı bir şeyi tavsiye etmez bilirim. O yüzden onun söylediklerine güvendim. İlacı çok zor zamanlarımda kullanıyorum genelde ve bu biraz da olsa yatıştırıyor beni. Son yazımda Graice ile aramızda yaşanan diyalogdan sonra kötü günler geçirdim düşünsel anlamda. O yüzden sakinleştiriciyle okula gidip geldim daha çok. Hayal dünyasında yaşıyormuşum gibi hissetmiştim. Böyle uykuyla uyanıklık arasında bir yerdeymişim gibi.
   Sırma ve Graice'in yanında olmak istemiyorum. Graice ile genelde filmler hakkında konuşuyoruz zaten biliyoruz. Geçen gün onunla film festivaline gittik. Bu değişiklik hoşuma gitti aslına bakarsan. Onun bakış açısıyla benim bakış açım çok farklıydı filme. Kendisi farklı bir insan ve ondaki bu farklılığı seviyorum. Karşısındaki insanla çok rahat iletişim kurabiliyor. Bense hiç öyle değilim. Kameralara bile doğru düzgün konuşamıyorum. Kameraya konuşmak benim için çok stresli bir şey. Bide biliyorsun çirkin bir insanım. Kimseyi kandırmaya gerek yok. Ama böyle uzaktan bakınca yakışıklı olabiliyorum. O da zaman zaman. Kendimi sevmeyi öğrenmem gerekiyor. Bazen kendime yetebileceğimi, kendimi sevdiğimi düşünüyorum ama bunun aslında kocaman bir yalan olduğunu kendimi hiçbir zaman sevmediğimi ve sevmeyeceğimi fark ediyorum. Hayatım kendimi bir şeylere kandırarak sürüp gidiyor. Başka türlü nasıl bu yaşa kadar gelebilirdim ki zaten.

   Bugün Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar kitabını okumaya başladım. Okudukça kendimden çok şey buldum. Keşke daha önce okusaymışım diye düşündüm. Bu zamana kadar nasıl okumadın deme bana bozuşuruz bak. Her kitabın, her filmin veya her şarkının doğru zamanı var öyle düşün. Benim için doğru zaman da buymuş. Okuduğum satırlar kendimi kötü hissettirdi. Her şeyi fazlasıyla anlamak hastalıktır diyor mesela. Bu benim için yazılmış bir cümle adeta. Hal böyle olunca okuduğum her mısraya dikkat ettim. Bugün bide metroda kitap okuyordu çoğu insan. Bu manzarayı görmek nedense hoşuma gitti.
   Kendime yaşamak için yeni sebepler üretmeye çalışıyorum şu sıralar. Annemin varlığı ve sağlıklı oluşuma şükrediyorum daha çok. Kendime ait sırça fanusta yaşıyorum. Dışarıyı görüyorum ama dışarıyla aramda görünmez, camdan bir duvar var. Dışarıyı görebiliyorum ama onlar bana ulaşamıyor. Bu aradaki görünmez detay hayatı daha da zorlaştırıyor. İnsanın kendine ait bir dünyası olması bazen iyi bir şey aslında. Ama bu süreklilik bir süre sonra can sıkıcı boyutlara ulaşabiliyor. Bilmiyorum, insan ilişkilerinde iyi değilim sanırım. Graice ve Sırma'ya Amelie'den hoşlandığımı söyledim geçen gün. Kimden hoşlandığımı sorunca ağzımdan Amelie'nin ismi çıktı. Aslında sevdiceği seviyorum ama bunu kimseye söylemem artık. Sadece bir kişi biliyor o da onun arkadaşı zaten. Sevdiceği eskisi kadar çok düşünmüyorum. Geçen gün metroda fotoğrafını büyülterek bakarken birine yakalandım. Utançtan yüzüm kızardı valla. Arada böyle çektirdiğimiz fotoğrafa bakıp ona karşı özlemimi gidermeye çalışıyorum. İnsan bir fotoğrafa bakıp birini ne kadar özleyebilir ki? Sokağın tavanı kadar belki de. Bazen özlemlerim içime sığmıyor, arasam sesini duysam belki dinecek özlemim ama yapmıyorum. Çünkü havanda su dövülemeyeceğini çoktan öğrendim. Eskisi kadar çok sevmiyorum. Çünkü buluşmamızda bunu çok iyi anladım. Karşılıklı olmasını çok istemiştim. Ne bileyim şu hayatta gerçek anlamda karşılıklı sevilmenin nasıl olduğunu hissetmek istemiştim ama olmadı. Her zaman olduğu gibi hevesim kursağımda kaldı.
   Eskiden olsa onu düşünmeden tek bir gün bile geçirmezdim. Şimdiyse çoğu zaman aklıma gelmiyor. Biz bu hale nasıl geldik? İnsan ilişkileri bir süre sonra unutulmaya programlanmış sanki. Yıllar geçiyor ve yaşanılan her şey ufak bir anı olarak hafızada kalıyor. Her şeyin gelip geçici olması bundan ötürü sanırım. Graice bir konuşmamızda fazla hassas olduğumu bunun bana zarar vereceğini söylemişti. Bide insanlara çok güven verdiğimi söylemişti kendinden emin bir tavırla. Sırma da bu söylediğini onayladı hatta. Ben niye kendime güven veremiyorum orasını anlamıyorum valla. Birkaç gün bunların yanındaydım, kafam kazan gibi oldu. Sınıftakiler hakkında demediklerini bırakmıyorlar. Ben bu kadar insan ilişkilerine gelemiyorum abi. Yok o onu dedi bu bunu dedi diye diye başkalarının hayatını konuşuyoruz durmadan. Banane bütün bunlardan ya ben ilgi alanımla ilgili konuşmayı seviyorum. Ama insanlar bunu sevmiyor, dedikoduyu seviyor. Kimse kimseyi kandırmasın, başkalarının hayatını konuşmaya bayılıyoruz. Ben bundan sıyrılmaya çalışıyorum çünkü gereksiz buluyorum. Onlara göre çok fazla dizi/film izliyormuşum ve bu iyi değilmiş. Graice ''Senin için çok duygusal diyorlar arkandan'' dedi geçen hafta. Duygusal olmak kötü bir şey değil. Evet duygusal yanım var dedim ben de. Sonuçta içimdeki boşluğu duygularla doldurmaya çalışıyorum ama başaramıyorum.
   Hevesi kırılmış küçük bir çocuk gibiyim. Ne oyun oynayasım ne de yeni bir oyuncak alasım var. Azıcık cesaretim olsa bütün bu yaşadıklarıma son vereceğim ama kimse Mehmet Pişkin kadar cesur olamıyor. Olayların sonrasını düşünmekten yapamıyorum belki de. Denize atlasan yüzmeyi bilmiyorsun, sonra bir anda yaşamak istediğini fark ediyorsun ama etrafta kimse yok ıssız sahil. Sonra denizin beni içine çektiğini hayal ediyorum. Sonrası düşünce buhranı. Kalp kriziyle ölmek daha makul gibi. Göğsüne ağrı giriyor, nefesin kesiliyo hoop mefta. Şurada konuştuğum şeye bak olacak iş değil valla.  Albert Camus demiş ki ''İnsanın her gün yaptığı en iyi şey intihar etmemeye karar vermektir'' Acaba şu an yaşasa benim için ne söylerdi çok merak ediyorum bazen. Keşke süper gücüm falan olsaydı ya.
   Bütün bunlardan o kadar çok yoruldum ki her gece yorganımı tabut misali kafama geçirip her şeyden kurtulmaya çalışıyorum. Bu anlamsızlık denizine karşı mücadele vermek fazlasıyla zor. Çevremde beni gerçek anlamda düşünen, üzülme ben yanındayım, her şey düzelecek diyen biri olsa ya da ne bileyim soğuk kış gecelerinde istiklalde yürürken elimi ısıtacak bir el olsa, birlikte o kalabalığın arasına karışarak huzur bulsak belki daha kolay olurdu her şey. Ama olmuyor. Kızların gözünde sevgili olabilecek biri gibi olamıyorum. Hayat karşı öfkem, zaman zaman beni yoklayan aşağılık kompleksim buna izin vermiyor belki de. Ya da konuşma tarzımdan sınıfta kalıyorum. Evet problemimin ne olduğunu biliyorum. İnsan kendisi hakkında bol bol düşününce ne sorunu olduğunu da farkına varıyor. Bide başkalarının bana hakaret etmesine asla izin vermiyorum kim olursa olsun bu. Ben burada kendime salak falan diyebilirim ama bir başkası diyemez, bunu kabul etmiyorum etmem de.
  Keşke hayat gözümde bu kadar korkunç olmasaydı. Keşke bu zorlu yolda tek başıma mücadele etmek zorunda kalmasaydım. Bütün bunlar niye başıma geldi? Neden yalnızlıkla sınandığım bir hayatın içerisinde yer alıyorum inan ben de bilmiyorum. Bir şeyler yaşamaya korkan, gelecekten umutsuz, fazlasıyla suskun ve bir o kadar mutsuz, sürekli yalnız, duygusuz, sıkıcı birine dönüştüm farkında olmadan. Keşke bütün bunlara son verecek cesareti kendimde bulabilsem.

You Might Also Like

8 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Ah Vişneciğim, başlıyorum, başlayacağım ama nereden başlayacağım hiç bilmiyorum.
    Yeraltından Notlar'ı ben de birkaç ay önce okudum, ben de kendimden çok şey buldum. Muazzam bir kitap gerçekten, bu bir. :)
    Bu gün kızlarla otururken oğlanın fotoğrafına bakıp viyaklamaya başladım ben de. Bunu bile adama yaptığım bir saygısızlık olarak görüyorum, pek sık yapmıyorum. Sevmiyor çünkü öyle sağda solda fotoğrafları falan olsun. Hâlâ silememiş olmam da ayrı bir olay zaten ahah. Ay yemin ederim, bana onu çağrıştıran her şey canımı acıtıyor. Bana "her şey" onu çağrıştırdığı için de mütemadiyen canım acıyor galiba fkdsjfds. Böyle hislerin insanı değilim, çok yadırgıyorum, anlam da veremiyorum, zaten prensip olarak platonik aşka falan karşıyım. Bu da yaşamın böyle bir dönemi diyerek geçiştiriyorum falan fnskfds.
    Hobiler hayat kurtarıcı, bu gün çok bunaldım kalktım Blues'a dart atmaya gittim. Cansu'yla iki maç yaptık, hoca oradaymış onunla maç yaptık falan biraz toparlandım. Yarın maç var, yarını da öyle atlatırız :) Hobilerini terk etmen kendine yapacağın en büyük kötülük olur. Bir şeyleri düşünmemek için değil, enerjini sana iyi gelen bir şeylere kanalize edebilmen için ve keyif aldığın şeyleri düşünme fırsatını kendine verebilmen için bu çok önemli.
    Sandığın kadar yalnız değilsin. Bizler varız, seni seven insanlar var, dostların var. Tabii ki bizler içindeki boşluğu dolduramayız, onu kişinin kendisi dışında hiç kimse dolduramaz, aşık olunan biri bile dolduramaz. Doktorum zamanında bana yalnızlık herkese ait demişti. Ondan kurtulmanın yolu yok, onunla barışmanın ve onu olumlu bir şeye dönüştürmenin yolunu bulacaksın. Ve yalnızlıktan kurtulamayış aslında algıladığımız kadar trajik değil, bu yalnızlık hissi, birey oluşumuzun bir getirisi. Dolayısıyla hepimizin aslında ihtiyaç duyduğu bir şey. Senin yaşadığın şeyi daha çok "tecrit" olarak tanımlıyorlar. Kendini izole etme, ulaşmak istediğin halde diğerlerine ulaşamama... Canını yakmasının nedeni bu.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cessie yine döktürmüşsün :D
      Yeraltından Notlar romanını hala okuyorum ve dediğin gibi muazzam bir kitap gerçekten. Adam neler yazmış yıllar önce. Okudukça daha çok sevdim adamın yazdıklarını valla. Hala silmemiş olmak içinde hala bir umut barındırdığının bir göstergesi aslında. Bilirim o can acısını, aynısından bende de var. Kabus gibi bir şey. Platonik aşkın vücut bulmuş haliyim desem kızarsın kesin asdfj. Karşılıklı aşk daha güzel tabi ama platonik aşk bazen daha anlamlı hisler doğuruyor insanda. Dart maçlarından haberdarım. Okuyorum yazdıklarını. Yenilmenize rağmen karşı takım kibar davranmış hatta. Negzel insanlarla oynamışsın bak. Teşekkür ederim desteğin için. Yazdıkların bana yardımcı oluyor zaten. Yalnızlığı olumlu bir şeye dönüştürmenin yolunu bulmaya çalışıyorum ama bulamıyorum çoğu zaman. Bu yüzden vaktimin çoğunu bu arayış içinde sürdürüyorum. Çoğunlukla bulamıyorum ama olsun bu da bişey dimi. :)

      Sil
  2. İnsanlardan çok çabuk vazgeçiyorsun. Biri seni feysbukta sildi diyelim, hay sikeydim bu sosyal mecraları zaten... Sen de bastın engeli. Eee? Niye bunu yaptın sen şimdi? Sevmediğim insanlara umursamaz davranmak diyorsun ama basbayağı umursuyorsun işte. Öfkelenmişsin, canın sıkılmış, tepki göstermişsin. Üstelik bunu çok sağlıksız ve pasif bir şekilde yapmışsın. Eskiden her gün sana selam veren biri selam vermeyi bıraksa engeli basamazdın çünkü feysbuk yoktu, canını yiyeyim eski günlerin. Delikanlı gibi gider sorardık, senin derdin ne diye. Şimdi niye yapmıyoruz? Neden beni sildin, yanlış bir şey mi yaptım gibi bir soru sormak, bir cevap almak, buna duyduğun öfkeyi, kırgınlığı, her ne ise olduğu gibi medeniyet sınırları içerisinde karşındakine ifade etmek daha sağlıklı değil mi? Keşke benim çocuk feysbukta bana engeli basacağına karşıma geçip eteğindeki taşları dökseydi, "şu şu şu nedenlerden şöyle biri olduğunu düşünüyorum ve seninle hiçbir şekilde iletişim kurmak istemiyorum" deseydi mesela. Ay hakaret işitmeye bile razıydım. En azından konuşabilseydik. Birbirimize bu fırsatı bile veremiyorsak, yani derdimizi medeni insanlar gibi konuşarak çözemiyorsak, kendimizi ifade edemiyorsak allahaşkına teknoloji neyimize, feysbuk neyimize zaten. İletişim için üretildi bunlar, iletişim kurmak dışında her bok için kullanıyoruz.
    Yaşadıklarını anlıyorum, böyle hissettiğim zamanlar çok oldu. Doktoruma kaç kez ben ölmek istiyorum dedim bilmiyorum. Kadın sonunda dayanamayıp bana şöyle dedi: "Ölebilirsin Cessie. Ölmek sandığın kadar büyük ve zor bir şey değil. Bir süre sonra ailen de dahil olmak üzere çevrendeki herkes bunu aşıp yaşamlarına devam edecekler. Sen de ölmüş olduğun için hiçbir şey bilmiyor, düşünmüyor ve hissetmiyor olacaksın zaten. Çok basit." O zaman anladım ki, gerçekten çok basit. Bunu bunca dramatize eden bizleriz. Ölmek istiyorsan, ölebilirsin. Çok cesur olmak gerekmiyor, çok acı çekmeyeceksin, bunu da biliyorum çünkü ölmeye niyetlendiğim de oldu. Ama tam ölüyorum derken, yaşamayı ne kadar sevdiğimi de fark ettim. Sadece şunu söyleyeyim, benim kadar şanslı olamayabilirsin. Öldüğünü düşündüğün ama yaşamayı delice sevdiğini fark ettiğin o anda yaşadığın çaresizliği sana anlatmamın hiçbir yolu yok. Yaşamanı da istemem. Daha utanç verici bir şey de yaşamadım, bilmiyorum, hayal de edemiyorum.
    Hayattan hepimiz delice korkuyoruz, yalnızca sen değil. Ama yaşamdan korkuyorum diye yaşamamak kadar aptalca bir şey bilmiyorum. Bu kadar sert konuşabiliyorum çünkü bunu yaptım, bir sene kadar, küçücük bir odada, küçücük bir koltukta hiçbir şey yapamadan ve her şeyden deli gibi korkarak oturdum. Bir senemi kaybettiren devasa bir aptallıktı. Şimdi aynı noktaya dönmemek için elimden gelen her şeyi yapıyorum.
    Deneyim muazzam bir şey, çok iyi bir öğretmen. Ama neyse ki nispeten gelişmiş bir frontal lobumuz var ve bir çok şeyi görerek de öğrenebiliriz, deneyimlemeden de fikir sahibi olabiliriz. Benimle ne zaman istersen konuşabilirsin, yaşadıklarımı aşağı yukarı biliyorsun zaten. Sana tek tavsiyem ipin ucunu kaçırmaman ve kendini sonsuz bir eylemsizliğe mahkum etmemen olur yol yakınken, çünkü onu kırmak çok çok çok zor oluyor, inanılmaz zor oluyor. Ama illa ki yaşayacağım ben bunu diyorsan, bu hayat senin. Nasıl istiyorsan öyle dokuyacaksın :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Cessie, o engellediğim kişi oturup niye böyle yaptın diye konuşulacak birisi değil. Kendisi zihnen olgunlaşmamış birisi. Dolayısıyla davranışlarında tutarsız bir tavır sergiliyor. Bu durumu Griace'e sordum. Onu da silmiş. O bu durumun üzerinde çok durmadı. Bana ''O hep böyle şeyler yapıyor. Mezun olduktan sonra konuşmak istemediği insanları siliyor'' daha sonra. Graice bu durumu önceden yüzüne vurmuş ama aldırış etmemiş pek. Sırma'ya söyledik bu durumu o da şaşırmadı. Hep yaptığı bir şeymiş bu. Dolayısıyla böyle bir insanla muhatap olmak istemiyorum. Böyle biriyle sağlıklı bir arkadaşlık kurulacağını düşündüğüm için bu yolu seçtim. Oturup konuşsak bile alakasız şeylerden bahsedecektir eminim. Doktorun biraz realist yaklaşmış olaya sanki. Bir şeyleri anlatmak için bu kadar realist olması şaşırttı beni doğrusu.
      Ya sana dm atmayı düşündüm ama başın o kadar kalabalık ki bide benim dertlerimle uğraşmanı istemedim. Bazı şeylerin tek başıma üstesinden gelmeye çalışıyorum fakat yapamıyorum. Böyle durumlarda insanın desteğe çok ihtiyacı oluyor. Umarım o noktaya geri dönmezsin. Bunun için uğraşıyorsun görüyorum. Eylemsizlik çok boktan bir süreç ya gerçekten. Keşke bu kadar can sıkmasa bu durum

      Sil
  3. Bende senin gibiyim şu anda harcamalarımı kesmeye çalışıyorum içinde hiç bir istek yaşama sevinci kalmadı sinifimdaki herkes bana acıyor onların yanında sürekli gülümsüyorum herşeye evet diyorum ama içimde çığlık atıyorum yoruldum artık vişne yoruldum... en çok biz hakediyoruz sevilmeyi ama hep üzülüyoruz insanların laf sokmasından heyecanlanmaktan gerilmekten bıktım ilaçlarda ise yaramıyor ben ne günah işledimde bu haldeyim bilmiyorum

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Sana acıdıklarını nereden çıkarıyorsun. Böyle düşünme ya. Sonuçta onlar senin kadar gülümsemeyi bilmiyor mesela. O çığlık atma meselesini iyi bilirim. Bende de fazlasıyla var bu durum. İlaçlar bazen işe yarıyor bazen de yaramıyor işte. Günah olarak değil de bir nevi sınandığını düşün. O zaman daha kolay gibi görünüyo. Ben öyle bakmaya çalışıyorum.

      Sil
  4. Şifremi sonunda hatırladım ve ilk işim buraya gelmek oldu. İnanabiliyor musun Vişne? Resmen şifremi unutmuşum. Bir ara "Bu hesap senin değil." bile dedi google bana. Bloguma ulaşamadım. Neyse konu ben değilim. Buraya senin için geldim.

    Nereden başlasam bilemiyorum aslında. Yazında o kadar çok konu var ki nereye ne diyeceğimi kafamda belirlerken sona gelince hepsini unutuyorum. Sanırım unutkanlığım arttı. Yaşlılık belirtileri saçıyorum etrafa. :)
    Karşılıklı sevilmenin ne olduğunu, neye benzediğini, ne hissettirdiğini ben de bilmiyorum. Kitaplarda, filmlerde gördüğüm kadar. Bu devirde de bir insanın bir insanı hiçbir çıkar beklemeden seveceğine de inanmıyorum. Çünkü kendime bile bakınca bir beklenti içinde birini sevdiğimi hissediyorum. Mesela o yüzden birinden hoşlanmıyorum. Çünkü ben sevince karşı taraf da beni sevsin istemeye başladım ve bu beni fazlasıyla yordu. Kendimi yedim bitirdim. Sonuç yine sıfır. O yüzden artık o akışına bırakıyorum.
    Arkadaşlar... Biliyorsun bu konuda fazlaca sıkıntılıyım. Seni gerçekten anlayabiliyorum. Bir yere ait hissetmeme duygusu bende her zaman var. Bir tek evimde bunu hissetmiyorum. Aynı senin durumunu yaşadım. Arkadaşlarımla otururken "Ben buraya ait değilim." dedim. Ama tam olarak nerede olmalıyım, nereye ait olduğumu da cevaplayamadım. Sakin hiçbir yer bana göre değilmiş gibi. Bilmiyorum sen nasıl hissediyorsun? Burada olsam mutlu olurum dediğin bir yer var mı?
    Son zamanlarda ailevi sıkıntılarım oldu. Yazdan beri durumum kötü aslında. O yüzden sana bir türlü ulaşamadım. Ama sen bana ulaş tamam mı? Kendini ait hissetmediğin bir yerde olduğunda, canın sıkıldığında, teknoloji bağımlısı bir arkadaşının yanındayken falan. Ben iki elim kanda olsa da sana ulaşırım. Yazarken ellerim titredi. Kendimi çok kötü hissettim "Ben sana mesaj atamadım ama sen bana mesaj at." derken. Gerçekten bunun için çok özür dilerim. Ailemi toplayacağım derken herkesten uzaklaştım, her şeyden koptum. Ama aklım hep sende.
    Kendine iyi bak. insanları düşünme diyeceğim ama düşünmemek elde değil bunu da biliyor ve bunu söylemeden gidiyorum. Sen sadece kendine iyi bak.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Kıymetli arkadaşım Spotty yazdıkların beni çok duygulandırdı. Bu cümlelerin için sana çok teşekkür ederim. Yokluğun bloggerda çok belli oluyor valla. Bir an önce yeni yazılarını yazmanı bekliyorum haberin olsun. Okulda neler oluyor, arkadaşlarınla neler oluyor çok merak ediyorum. :)
      Bence karşılıklı aşk çok zor bulunuyor bu zamanda. Bence birini sevmiyorum deme kesin olarak. Sonuçta okulda belki hiç beklemediğin anda biri çıkabilir karşına belli mi olur. Hayatın her zaman ne getireceğini bilemiyoruz. Umarım karşılıklı bir gönül ilişkisi yaşarsın. Aitlik sorununu aşamıyorum bir türlü. İşin ilginç yanı nereye ait olduğumu da bilmiyorum biliyor musun. Evimde koltuğuma oturmuş kitap okumak, her şeyden uzak olmak bir nebze iyi geliyor ama sonra hayatı kaçırdığımı fark etmenin ağırlığı çöküyor üzerime. Tuhaf bir durum anlayacağın. Hala da çözmeye çalışıyorum bu durumu. Ya inan yaşadığın şeyleri bilmiyordum. Keşke bana söyleseydin sana destek olurdum. Biliyorum aramızda kilometreler var ama cümlelerin insanlara iyi geldiğini düşünmüşümdür hep. İnşallah bu ailevi meseleyi çözersin çabucak. O gibi durumlarla karşılaşırsam mesaj atarım tabi. Teşekkür ederim beni düşündüğün için. Bunu okumak beni çok mutlu etti. Sen de kendine iyi bak canım arkadaşım ^^

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe