Ama siz yalnız yaşamanın kendi içindeki hüznünü bilir misiniz?

Çarşamba, Aralık 07, 2016

  Eve geliyorsun. Odalar kapkaranlık. İçerisi buz gibi. Kapıyı kendi anahtarınla açmanın tarifsiz bir memnuniyetsizliğini hissediyorsun aniden. Evdeki derin sessizlik seni huzursuz ediyor. Yalnız olmak isteyip gerçekten yalnız kalınca aslında istediğinin o olmadığını anlıyorsun. Kalabalık, mutfağından çorba kokuları gelen bir evin hasreti beliriyor zihninde.
  İlk başka her şey gözüne şahane geliyor. İstediğin kadar bağırıp çağırabiliyor, hatta tuvaletin kapısını bile açık bırakabilmenin haklı gururunu yaşıyorsun. Oh be diyorsun ''sonunda özgürüm.'' Evin sessizliği içindeki tedirginliği daha çok besliyor. Keşke diyorsun keşke içimdeki huzursuzluğu yok edecek bir insan sesi olsa diyorsun.
  Kendini yalnız hissetmemek için dinlediğin şarkıyı son ses dinliyorsun. Amaç tamamen evdeki yalnızlığı görmezden gelmek. Salonda kimse olmadığı halde televizyonu açıyorsun. Sanki salonun içinde birileri varmış gibi hissetmen için yapıyorsun bütün bunları. Bir süre dinlediğin şarkılar bittiğinde odanın sessizliği kulağını çınlatıyor. Sessizliğin de sesi olduğunu anlıyorsun.
  Kombiyi açmana rağmen evde bir soğukluk hissediyorsun. Bu yalnızlığın getirdiği bir his mi yoksa diye düşünüyorsun. Kapıyı anahtarla açmanın hüznünü hissediyorsun. Camdan sana bakıp kapıyı açan, sana sarılan ''şükürler olsun eve geldin'' diyen birinin olmadığını anlıyorsun. Hatrını, gününün nasıl geçtiğini soran kimsenin olmadığını boş koltuklara bakarken anlıyorsun.
  Telefonlar ediliyor. Nasıl olduğun soruyorlar. İyiyim diyorsun ama evde yalnız kalmanın özgürlüğünü bile doğru düzgün çıkaramıyorsun. Yalnızlığa alışmışsın aslında ama ilk defa bu kadar yalnız bırakılmanın üzüntüsünü yaşıyorsun kendi içinde. Terk edilmiş yavru bir kedi gibi hissediyorsun. Annen arıyor sonra, nasılsın yemeğini yedin mi diyor. Kilometrelerce ötede seni düşünen birinin olduğunu hissediyorsun. Yanında olmasını sana sarılmasını istiyorsun ama o kilometrelerce ötede ve seni düşünmeden bir dakikasını bile geçiremiyor. Acaba iyi mi, yemeğini yedi mi, üşüyor mu gibi cümleleri ardı sıra sıralıyor içinden.
  Buzdolabında yemek olmasına rağmen yemek yemek gelmiyor içinden. Isıtmasına ısıtırsın elbette ama birlikte yemek yemenin güzelliğini hissedemedikten sonra yemek yemenin ne önemi var diyerek yemek yemekten vazgeçiyorsun. Bir şeyler atıştırıp duvardaki dakikaları sayıyorsun durmadan. Bu alemde yalnızlığını derinden hissediyorsun bir süre sonra ve başının çaresine bakmazsan evrenden masaya yerleşmiş bir toz gibi silinip gideceğinin farkına varıyorsun. Başının çaresine bakmaksına bakıyorsun ama neden böyle olması gerektiğini bir türlü anlamlandıramıyorsun kendi içinde.
  Evin sessizliği bir süre sonra seni ürkütüyor. Yalnız yaşamanın sanıldığı kadar güzel bir şey olmadığını anlıyorsun. Sonsuz özgürlüğün sonsuz mutluluk getirmediğini huzurun olmadığında fark ediyorsun. Saat ilerliyor ve gece yavaş yavaş kendini gösteriyor. Odaların soğukluğu içine işliyor. Yatıp uyumaya karar veriyorsun. Konuşacak kimse olmadığında evin içinde kendi kendine konuşmaya hatta şarkı söylemeye başlıyorsun bağıra bağıra. Amacın tabii ki korkunu azaltmak. Keşke yanımda annem olsa diye geçiyorsun içinden. En azından birine sarılmak istediğimde yanımda o olurdu ya da bana kapıyı açan, en sevdiğim yemekleri yapmak için uğraşan biri olsaydı o zaman daha kolay olurdu her şey diyorsun.
  Yatağına girdin. Işıkları söndürmek istemiyorsun. Işığı söndürünce evin tamamen karanlığa gömüleğini bilmek seni ürpertiyor. Bir yanın yalnız olmanın haklı coşkusunu yaşarken bir yanın yalnız kalmanın hüznünü yaşıyor. Bu iki uçurumun arasında kalmış gibi yatakta sağa sola dönüyorsun. Keşke iyi geceler dileyen biri olsa diyorsun tavana bakarak. Karanlık çoktan evin içine yerleşmiş uyumanı bekliyor. Göz kapaklarından uyku yavaşça akarken kendini uykunun kollarına bırakıyorsun. Yalnızlık kendini bir süre sana unutturuyor.
  Sabah oluyor. Telefonun alarmı tüm gayretiyle çalıyor. Yarılı uykulu bir tavırla alarmı on dakika erteliyorsun. Kaçan otobüsü umursamıyorsun. Sabahın soğuğunda kıyafetlerini giyerken evde yalnız olduğun aklına geliyor. Annem olsa kahvaltı hazır diye çağırırdı diye içinden geçiriyorsun sonra. Kahvaltını büyük bir sessizlikle yapıyorsun. Ekmeğini yerken boşluğa bakıyorsun. Çayını bile doğru düzgün bitiremiyorsun. Yatağını aceleyle topladıktan sonra annenden iyi dersler cümlesini duymadan kapıyı kitliyorsun.
  Otobüsü beklerken dışarının soğukluğu içine işliyor. Evlerde pişmiş yemeklerin kokusu geliyor yavaş yavaş. Okula gidiyorsun. Arkadaş olarak takıldığın birkaç kişiyle ders arasında ayaküstü konuşuyorsun. Sanki hayatında her şey normalmiş gibi davranıyorsun kahveni yudumlarken. Sahne bir gülümsemeyle onların günlük olaylardan bahsedişlerini dinliyorsun. Dersten sonra tek başına yemek yiyorsun. Evde yemek var olmasına da kim bitirecek şimdi onu? Dışarda en sevdiğin hamburgeri yerken bile mutlu olamıyorsun. Evin yalnızlığı aklına geliyor.
   Dışarıda herkes sevdiğiyle, arkadaşıyla veya ailesiyle birlikteyken sen annenin en son ütülediği kazakla birlikte üşümemeye çalışıyorsun. Üzerindeki mont seni ısıtmaya yetmiyor. Ellerini birbirine sürterek ısınmaya çalışıyorsun. Anneni düşünüyorsun, acaba iyi midir, ne yapıyor diye içinden sorular sorarken birden telefonunun çaldığını fark ediyorsun. Arayanın annen olduğunu görünce büyük bir hevesle açıyorsun. İyiyim diyorsun, yemeğimi yedim, yok hayır üşümüyorum, beni merak etme, tamam kapıları kitlerim diyorsun ağlamadan. Gözlerin doluyor ama ağlamamak için gözlerini yukarıya kaldırıyorsun. Sesinin çatallaşmasını engellemek için gırtlağını temizliyorsun sonra. Seni çok özlediğinden bahsediyor telefonda, merakla dinliyorsun onu. Sonra telefon kapanıyor ve sen yine kendi gerçekliğinle baş başa kalıyorsun.
   Kalabalığın ortasında kimsesizmiş gibi hissetmeni engelliyor bu telefon konuşması. Yemek yiyorsun. İştahın olmadığı halde doymaya çalışıyorsun. Çünkü biliyorsun ki eve gittiğinde yemek yemek bile istemeyeceksin. Yemek yedikten sonra eve dönüyorsun. Evin karanlığı içinde tarifsiz bir öfkeye aynı zamanda mutsuzluğa sebep oluyor. Özgür olmanın tadını bile doğru düzgün çıkaramıyorsun. Telefonda arkadaşınla mesajlaşırken bile evin sessizliği dolmuyor. Şarkıların yüksek ritmi yetmiyor hiçbir şeye. Televizyondaki adamın ne dediğini anlamıyorsun. Daha doğrusu sadece ses olsun diye açıyorsun onu. Bunun biraz da olsa eve kalabalık hissi verdiğini düşünüyorsun.
   Zaman geçiyor. Yapacak bir şey bulamıyorsun. Karanlığın dünkü kadar canını sıkmadığını fark ediyorsun başını yastığa koyduğunda. Anneni özlüyorsun. Keşke sarılabilseydim şu an ona, iyi geceler deseydi veya ben kitap okurken meyve getirseydi. Teşekkür etseydim. Gözlerindeki yorgunluğu alıp götürecek güzler sözler söyleseydim diyorsun tavana bakarak. Gözyaşların yan taraftan sessizce akarken yastığının ıslandığını hissediyorsun. Uykusuzluk arkadaşın olmuş adeta. Duvar saatinin sesi içine işliyor. Annenin diğer odada uyuduğunu her şeyin yolunda olduğunu hissederek uykuya dalmayı deniyorsun. Yalnızlık düşüncesi yüreğini kor misali yakarken farkında olmadan uyukalıyorsun. Sonrası kocaman bir karanlık..

You Might Also Like

3 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. yaklaşık 1 aydır bambaşka bir ülkede ilk defa yalnız yaşıyorum, her ne kadar şuan kafam rahat olsa da arka fonda hissettiklerim bu yazdıklarınızla birebir..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güçlü olun. Bir süre sonra insan alışıyor zaten. Önemli olan güçlü kalabilmek

      Sil
  2. Zaten yapılabilecek de başka bir şey yok sanırım.. Teşekkür ederim

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe