Kendime yalan söylemeye başladığımdan beri kimseye inanmıyorum

Pazartesi, Aralık 19, 2016

  Günlerdir kendi mutsuzluğumla baş etmeye çalışıyorum. Kendime sürekli iyisin diye yalanlar uydurarak günü atlatmaya çalışıyorum ama geceleri uyumadan önce tavana baktığımda gün içerisinde yaşadığım onca mutsuzluklar birer birer gözümde canlanıyor. Sinirle karışık bir hayıflanma hissiyle uyumaya çalışıyorum ama çoğu zaman uyuyamıyorum. 
  İşin özü bu hayatla anlaşamıyorum. İnsanların benden ne beklediğini ya da hayattan ne beklediğimi bilmiyorum. Hayal ettiğim hayattan kilometrelerce uzakta, uzanırken ayaklarımı dışarıda bırakan koltuğumda oturmuş sürekli bir şeyleri düşünüyorum. Geçmişi, şu anı ve geleceği düşünmekten bazen laf lafı açıyor, ben bunları ne ara düşündüm olm diye kendime şaşırıyorum. Eskiden çalışma masamın üzerinde çocukluk arkadaşlarımla çektirdiğim bir fotoğraf dururdu. O fotoğrafa her baktığımda bu hayata aitmişim gibi hissederdim. En azından yaşanacak şeyler var ve sevildiğimi hissediyorum diye düşünüyordum ama artık öyle düşünmüyorum. Hayat beni bu düşünceden tamamen kopardı. Artık bunun anlamsız olduğunu düşünüyorum. O yüzden fotoğrafın bir anlamı yok. O yüzden o fotoğrafı masamdan kaldırdım. Çünkü oradaki insanlar tamamen değişti. Tanıdığım gibi kalmadılar. Ben de değiştim. Sert, yarı umursamaz, gelecekten hiçbir beklentisi olmayan, yaşamak için hiçbir nedeni olmayan, kendinden ve insanlardan memnun olmayan, umutsuz ve bir o kadar mutsuz birine dönüştüm. Kendi halimde yaşayıp giderken hayatı kaçırdığımı hissediyorum çoğu zaman ve bunu engelleyemiyorum. Yeni insanlarla tanışmak bile istemiyorum artık. Çünkü bir insanla sürekli aynı ortamı paylaşınca onun iç yüzünü görüyorum ve bundan hoşlanmıyorum. Bazı insanları tanıdıkça seversin. Bazılarından da tanıdıkça nefret edersin. Sırma bunun en güzel örneği. Sana okulda neler olduğundan bahsedeyim.
    Genel olarak ruhsuz bir ortamda olduğum için hiçbir şey beni kolay kolay heyecanlandırmıyor. Bu hafta Grace'i ve Amelie'yi gördüğüm için biraz sevindim. Amelie ile sohbet etmeyi çok seviyorum. Bana o kadar güzel bakıyor ki keşke fotoğrafını çekebilsem o anların. Aşk değil aslında bu ama bir nevi hoşlantı. Yanındayken çok iyi hissediyorum kendimi. Elimi tutsa utancımdan kıpkırmızı olurdum herhalde. Birlikte bir yerlere gitmek istiyor ama şu sıralar o kadar o kadar yoğunum ki kendime bile doğru düzgün vakit ayıramıyorum yeminle. Eve gelip normalde dinlenmem gerekirken öğretmenlik için aldığım dersleri çalışıyorum ve onların konuları bitmiyor. Bir yandan bölüm dersleri bir yandan o dersler olunca iyice arada sıkışıp kaldım.
   Hal böyle olunca iyice çöktüm ama çaktırmıyorum etrafa. Grace ile sağlıklı bir iletişimimiz var şimdilik. Birlikte filmlerden, kitaplardan veya insan ilişkilerinden bahsedebiliyoruz. Üstelik ne fark ettim biliyor musun? Onun yanındayken kahkaha atıyorum. Ki ben normalde çok kahkaha atan biri değilim. Kendisi çok güleç bir insan olduğu için komik bir şey anlattığında hem kendisi gülüyor hem beni güldürüyor. Onun bu yönünü çok seviyorum. Nadir anlaşabildiğim insanlardan birisi. Hayatı sürekli olaylarla geçiyor. Yaşadıklarını heyecanla anlatırken onu sakinlikle dinliyorum hep. Komik olaylara birlikte gülüyoruz arada. Kendi hayatımda ise kocaman bir monotonluk hakim. Toplu taşıma araçları, kitap, müzikler, birtakım mutsuzluklarla birlikte günlerimi geçirmeye çalışıyorum. Arada kendimi şımartıp kahve içtiğim de oluyor canım o kadar da değil. Okulun yemekhanesinden memnun olmadığım için dışarıdan yiyorum genelde ve bu bende alışkanlık yaptı. Bunu düzeltmeye çalışıyorum. Fast food yememeye çalışıyorum ama big mac'e dayanamıyorum.
   Sınıfta konuştuğum bir çocuk var. Kendisi biraz safça birisi ve ama iyi niyetli. O yüzden ona Avarel adını verdim. Avarel biraz ortamcı birine benziyor ama bu durumu görmezden geliyorum. Kafası esti mi yanından geçen bir arkadaşına takılıp gidebiliyor yanımdan. O yönünü sevmiyorum sadece. Bu hafta Sırma, Grace, ben ve Avarel birlikte bir etkinliğe katıldık. Sırma ile bu aralar hiç anlaşamıyoruz. Onu tanıdıkça gerçek yüzünü de adım adım görmeye başladım ve bu durum beni rahatsız etti. İnsanlarla uzun süre vakit geçirdiğimde onların ne mal olduğunu anlayabilme gibi bir özelliğim var. Birisi hakkında ne düşünüyorsam aynısı çıkıyor ve bu durum beni hiç yanıltmadı. O yüzden biriyle yakın arkadaş olmadan önce uzun bir arkadaşlık süzgecinden geçiriyorum. Diyeceksin ki ''Ee sen Sırma'yı seviyodun noldu?'' Kendisi fazlaca egoist, karşısındakine saygısı olmayan ve onu sürekli ezme çabasına girmiş bir zavallı. İlişkimi kesmeyi düşünüyorum çünkü böylesi daha sağlıklı.
    O gün etkinliğe katılmadan önce bir çaycıda oturup vaktin geçmesini bekledik. Çaycı da ayrı bir rezaletti tabi. Üstelik çok meşhur bir çaycıymış. Çaylarımızı söyledik sohbet ediyoruz. Sohbeti Grace kurtarıyor genel anlamda çünkü çok konuşkan birisi ve anlatacak sürekli bir şeyleri var. Sırma o gün konuşma sırasında bana 'sen çok salaksın, yaşadığın yerde çok güzel spor alanı var değerlendirmiyorsun'' gibi bir şey söyledi. Bende ona sabahları erken kalkmadığımı, gerek olmadıkça spor yapmadığımı söyledim. Dinlenmeyi daha çok sevdiğimden bahsettim bana gözlerini devirerek baktı. Söylediği şey kendince doğru olmasına rağmen bunu o kadar itici bir şekilde aktarıyor ki insan haliyle sinirleniyor. Demek istediğim doğru bir şekilde konuşmayı bilmiyor. Bana salak veya aptal denmesinden aşırı rahatsız oldum. Dikkat ettim okulda benim dışımda kimseye böyle seslenmiyor. Acaba yakın hissettiği için mi böyle söylüyor diye düşündüm bir ara ama uzaktan yakından alakası yoktu. Kız bildiğin beni çekemiyor. Ben bilgimle üstünlük kurmamaya, alçak gönüllü bir tavır sergilemeye çalışıyorum ama bu durum onu rahatsız etmiş. Fırsattan istifade bunu şişik egosuyla doldurmaya çalışıyor.
  Onunla laf atışmasından sonra sinirlerim gerildi biraz. Çay paralarını ödeyip çıktık. Çaylar da aşırı pahalı. Küçücük bardağa 3 lira ödemek beni sinirlendirdi biraz. Üstelik ortamı da hiç sevmedim. Sürekli çay vermeye çalışıyorlar. Sohbet esnasında pat diye araya girip çay var alır mısınız gibi şeyler söylüyorlar. Bütün konuşmanın havası kaçıyor. Canım çok sıkıldığı için Grace'in boş sigara kabını parçalara ayırdım. Canım çok sıkkın olduğunda bir şeyleri yok etmeyi, parçalamayı ya da kırmayı tercih ediyorum. Ben sinirli bir tavırla sigara kutusunu parçalara ayırmaya çalışırken gevşek gevşek gülen garson gelip napıyorsun yaw :D sen bana iş çıkarıyorsun :D gibi aptalca şeyler söyledi. Zaten sinirliyim adama çattım. Çünkü canım istiyor öyle yapıyorum dedim. Kazıklamayı biliyorsunuz bari işinizi doğru yapmayı öğrenin. En sevmediğim garson tipleri de böyleleri. Bak işini doğru düzgün yapan çalışanlara çok saygı duyuyorum ama böyle gevşek, ne dediğini bilmeyen laubali insanlarla konuşmak istemiyorum. Müşteri - çalışan arasındaki ciddiyete önem veririm. Ben izin vermedikçe benimle laubali bir şekilde konuşamaz. Onun oradaki tek görevi çay vermek, boşları almak, küllükleri değiştirmek ve gerekli olduğunda müşterilere yardım etmek. Boş boş muhabbet etmek değil. Her işin bir kuralı var ya. Ben işte çalıştığım dönemde yardımcı olduğum çoğu insana ciddi bir tavırla yardımcı oldum. Laubali bir şekilde yaklaşmadım hiçbirine ve bundan kaçındım hep. Neyse zevzek çaycıyla aramızdaki bu diyalogdan sonra mekandan iyice soğudum. Grace takma ya boş ver dese de sinir olmuştum bir kere.
   Kızlar, Avarel sıkıştırdı biraz. Sevgilin var mı, okuldan sevdiğin birileri var mı diye soru sordu bir sürü. Avarel sınıftan bir kızdan hoşlandığını ancak açılamadığından bahsetti. Daha sonra kızlar ona birtakım tavsiyelerde verdi. Bu durum kendi içimde beni hezeyana uğrattı. Aylarca Amelie'yi sevdiğimi söylediğimde bana tek bir olumlu cümle bir söylememişlerdi. Avarel'e ''Kendine güven, sen çirkin değilsin, o kız seninle sevgili olur, neyin eksik ki'' gibi gaz verici cümleler söylediler bir sürü. Bana bunların hiçbirini söylemediler. O kadar garip oldum ki. Demek ki beni tam anlamıyla tanımamışlar. Moralimin bozuk olduğunu gördüklerinde bile böyle cümleler kurmamışlardı hiç. Onları başkasına tavsiye bulunduklarını görünce durumu biraz garipsedim. Kimse kimseyi %100 tanıyamıyormuş onu anladım.
   
    Etkinliğe tek başıma gitsem daha çok keyif alacağımı düşündüm bir ara. Gerçi Grace ile ikimiz gitsek de keyif alırdım ama Sırma ve Avarel etkiliğe karşı çok ilgisizdiler. Hele Avarel'in dar bakış açısı beni bitirdi ama anlayışlı bir tavır sergiledim. Film izledik. Filmden bir şey anlamamış. O yüzden filmi aşağılayıp duruyor. Oysa film muhteşem ötesi ve benim çok sevdiğim bir film. Dönüşte Grace bir espri yaptı bir konuşması esnasında ve ben yine kahkaha attım. O da bana benziyor biraz. İçi üzülmekten mahvolmuş ama dıştan her şey yolundaymış gibi gülüyor. Çok gülenlerin derin üzüntülere sahip olduğunu düşünmüşümdür hep. Sırma'nın bana olan tavrı hiç ama hiç hoşuma gitmiyor. Ertesi gün bir dersi beklerken o ders için verilen ödev hakkında konuştuk sınıfta. Ödevi yapmayacağını söyledi ama fikir değiştirmiş. Yaptığım ödeve nasıl baktığını görmen lazım. Böyle tepeden tepeden bakan bir bakışla ''bu ne ya mal gibi'' gibi şeyler söyledi. Ben durur muyum yapıştırdım cevabı ''En azından bir şeyler üretip yaptım sen onu bile yapamamışsın'' diye. Daha sonra beni kullanmaya çalıştı. Yardım etmemi istedi, yardım etmeye çalıştım ama onu bile beğenmedi. Daha sonra molada kantine yollamaya çalıştı ama gitmedim. Bildiğin beni kullanmaya çalışıyor. Hastayım ayağına not tutmadı ama bayan yanakla güle oynaya sohbet etti. Daha sonra kantine kendisi gitti. Böyleleri için kılımı bile kıpırdatmam. Kız bildiğin beni kıskanıyor. Böyle söyleyince de Survivor Nagihan gibi hissettim kendimi ama öyle yani. Ödevimi kıskanır bakışla süzdü ve bana kolaycısın dedi. Söyleyiş sonundaki kıskançlık seziliyor bildiğin. Bak ben bunu çoğu insan için söylemem ama gözlemlerimde asla yanılmam ben. Bu zamana kadar hiç yanılmadım.
   Ders bittikten sonra lavaboya gittiler, onları bekledim. Daha sonra ben lavaboya gittim ve bana ne dese beğenirdiniz? ''Seni beklemek zorunda mıyım salak'' dedi. Ben seni nasıl bekliyorsam sen de beni beklemek zorundasın dedim. Hıı diye lafı geçiştirdi. Daha sonra dışarı çıktık hava aşırı soğuk. Soğuktan götüm donuyor o derece üşüyorum. Hava çok sıcak güneş var dedi. Sana öyle geliyor hava çok soğuk dedim. Bayan Yanak da beni doğruladı. Daha sonra ''görmüyor musun güneş var salak. Daha sıcak ve soğuğu bilmiyorsun'' gibi şeyler söyledi. Ben de ''Güneşin olması sıcak olduğu anlamına gelmiyor. Asıl sen sıcak ve soğuk ayırımını yapamayacak kadar aptalsın'' dedim. Normalde arkadaşlarıma bu tarz şeyler söylemem. Çünkü bunun yanlış olduğunu biliyorum. Bunu sadece lisedeki sıra arkadaşımla yapardık ama bizim kendi aramızda samimi bir bağ vardı. Sırma da o bağ asla yok. Bir başka anımdan bahsedeyim. Yemek yemek için cafeye gittik. Daha oturmadan hemen menü istedi. Montumu bile çıkarmamışım düşün. Üstünlük kurmaya çalışıyor anlayacağın. Bir sakin ol isteriz menüyü hem o kadar kalabalık değil dedim. Yemek yedik. Daha sonra hesabı ödemek için kalktık. Bu beni beklemeden koşa koşa kasaya gitti. Masa numaramı bile bilmiyorum. Ona kızar bir tavırla ''Beni niye beklemiyorsun?'' gibi bir şey söyledim. Yaptığı şey saygısızlık. Kasa ve oturduğumuz yer çok uzakta, yakın olsa hani anlarım ama bu durum hoş değil. Bu ne demek biliyor musun? Seni beklemeye değer biri değilsin, sen benim için önemsizsin, geride kalmayı hak ediyorsun demek. Vücut dili, davranışları böyle gösteriyor. Bu yaptıkları çok gözüme batıyor anlayacağın. Tanıdıkça sevimsizleşen birisi oldu benim için Sırma. Grace'e hiç böyle davranmıyor dikkat ettim.
   Bu durumu Nisbi'ye çıtlattım. Ben senin yerinde olsam çok fena uğraşırdım dedi. Dalga geçerdim onu umursamazdım dedi. Nisbi geçmişte böyle şeylere çok maruz kalmış. O yüzden onlarla baş etmeyi çok iyi biliyor. Onun gibi davran ona o zaman sinir olur dedi. Ben de insanlara bilerek kötü davranmayı sevmiyorum dedim. Bana ''Seni ezmeye çalışıyor buna izin verme'' dedi daha sonra. Ben de buna izin vermeyeceğimi söyledim. Bu saatten sonra arkadaşlığımız sağlıklı olmaz zaten. Çünkü kendisi gösteriş meraklısı birisi. Yeni bir kıyafet aldığında ortaya gelip insanların onu beğenmesi için kıçını yırtıyor. Böyle gösteriş meraklılarından nefret ederim ve bunu çok sahte bulurum. Beğenilmek için yaşayan birisi sonuçta derinlik beklemekte hata ediyorum. Grace'de böyle sahtelikler yok mesela, neyse o olan bir insan, kasmıyor.
    Finallerimin başlamasına az kaldı ve ben yusuf yusuf bir şekilde ortalıkta dolanıyorum. Bir yandan konuları nasıl yetiştireceğimi düşünüyorum bir yandan nasıl Haziranı görüp göremeyeceğimi düşünüyorum. Yılbaşında nerede olurum bilmiyorum. Gerçi yeni yıla karşı da bir en ufak bir umut yok içimde. Çünkü monoton hayatıma her gün yenisi ekleniyor sadece. Eskiden rüyalarımı hatırlardım. Şimdi onları bile hatırlamıyorum. Ölmüşüm de gömen yok gibi hissediyorum bazen. Beni bu kadar sevgisiz bırakacak ne vardı çok merak ediyorum. Öğretmenlik sınavları da aynı haftaya denk geliyor. O yüzden kafama ağrılar giriyor konuların uzunluklarını gördükçe. İşin kötüsü yetişmiyor konular. 50 alsam geçiyorum hepsinden de onu bile aldırmamaya çalışıyorlar. Nefret ediyorum zaten verdikleri eğitimden. Adam gibi öğretemiyorlar. Misal dün matematik işlemli bir konu anlattı hoca denen müsvette.(Evet öyle diyorum çünkü sonuna kadar hak ediyor bunu) Oturduğu yerden slaytları eliyle çevirerek matematik işlemi anlatıyor inanabiliyor musun. Öğrencilerin hepsi boş gözlerle hocaya bakıyor. Anlamadıkları o kadar belli ki söyleyemiyorlar da. Hoca zihinden işlem yaptırtıyor. Önünde kocaman tahta olmasına rağmen kıçını kaldırıp işlem yapmıyor. Öğrencilere yardım etmek için çaba sarf etmiyor. Ben böyle hocalara müsvette derim. Öğrencisi için çabalamayan, onun iyiliğini düşünmeyenler öğretmen olmasın bir zahmet. Aldığı maaşı bile hak etmiyor. Bulunduğum sınıfta matematik gören öğrenciler yok. Dolayısıyla bu derste çok zorlanıyorlar ve çoğu zayıf aldı. Ben de öyle. Hatta tek zayıf dersim bu şu an. Kalırsam bizimkiler canımı okurlar. Ne bok yiyeceğimi bilmiyorum anlayacağın. Kendi kendime öğrenmeye çalışıyorum. Bugün bütün gün ders videosu izledim. Eksikliklerimi kapattım bir nebze ama yeterli değil.
    Sınıf aşırı kalabalık olduğu için kimse kimseyi tanımıyor pek. Konuştuğum iki kız da bana karşı ılımlı değil. Bir şeyler konuşsam havada kalıyor. Zorla konuşuyormuşuz gibi böyle anlatabiliyor muyum. Bir şeyler konuşuyoruz ama konuşmamızda ılımlılık yok. Öylesine konuşuyoruz anlayacağın. Gerçi iyi insanlar o konuda şüphem yok ama galiba konuşmak için yeterli değiliz. Çok az ortak konu bulabiliyoruz. Ben sessiz duran insanlarla aynı ortamda durunca sıkılıyorum. Böyle diyorum ama ilk buluşmada sevdicekle böyle uzun uzun susmuştuk asdkjfs. Ah salak kafam ne diye sevdalanırsın ki olmayacak şeye. Metroda hala fotoğrafına bakıyorum. Belki paralel evrende sevgiliyizdir. Belki paralel evrendeki ben, şimdiki benden daha mutludur. Paralel evrende mutlu olma ihtimalime tutunarak ayakta kalmaya çalışıyorum. Bir yerlerde bir başka benin mutlu olduğunu bilmek bazen her şeyi daha çekilir kılıyor.
   Hafta sonum öğretmenlik dersleri yüzünden zehir oluyor. Uykusuz kalıyorum. Anlatılan çoğu şey hep hikaye. Nitelikli şeyler anlatılmıyor. Sabahları uyanırken çok zorlanıyorum bu yüzden. Gitsem de gitmesem de pişman oluyorum. Okumayı, araştırmayı, okumalar üzerine konuşmayı çok seviyorum ama bu içinde bulunduğum okul ortamı beni okumaktan soğutmak için elinden geleni yapıyor. 12 saat derse maruz kalmak beynimi yoruyor. Bugün o yüzden okula gitmedim. Pişman değilim çünkü evde aynı dersleri çalıştım ve daha çok verim aldım. Okulda gidip şikayetlenmek yerine evde de halledebiliyorum. Umarım derslerden kalmam. Bir günde 3-4 sınava birden giriyorum çünkü. Gerisini sen düşün.
   Nisbi olmasa konuştuğum insan olmayacak günlük hayatta. Okulda konuştuğum insanlar elbette var ama Nisbi ile ayrı bir sohbet havamız var. Bana günaydın mesajı atıyor. Birlikte sövüyor birlikte gülüyor birlikte üzülüyoruz her şeye. Bu o kadar anlamlı ki bazen çok şanslı olduğumu düşünüyorum onu tanıdığım için. Onun dışında lisedeki iki tane kız arkadaşımla sohbet etmek hoşuma gidiyor. Beni anlıyorlar ve üçümüzün de sohbet uyumu çok yerinde. O yüzden bir şey olduğunda onlara da anlatıyorum. Bu ara nisbi'nin kafasını çok şişirdim anlayacağın. Gerçi her zaman kafasını şişirmiyorum, çoğu zaman gülecek şeyler de buluyoruz.
   Bir şeylerin değişmesi gerekiyor ama neyin değişmesi gerektiğini bilmiyorum. Marx sevilen bir insan yapmalısın kendini diyor bir aforizma kitabında. Sevilen insan değil de anlaşılan insan, değer verilen insan olmak daha önemli bir şey bence. Eskisi kadar mutsuzluklarımı çok düşünmüyorum artık çünkü alıştım. Bir şeyleri değiştirememenin verdiği hezimet üzerime çöktü. Ne yaparsan yap bazı şeyler olmuyor. En sonunda kabulleniyorsun bu durumu. İçimde çok huzursuzum ve bunu bir türlü düzeltemiyorum. Gökyüzüne bakıp derin nefesler almak bile çoğu zaman işe yaramıyor. Tanımadığım insanların gözünü dikip bana bakmasından bile rahatsız oluyorum artık. O yüzden kimseyle göz göze gelmemeye çalışıyorum. Bu çok tuhaf bir durum biliyor musun. Metroda kitap okuyorum mesela, tanımadığım bir insanın bana baktığını hissediyorum. Kafamı çevirip ona baktığımda bakışlarımız kesişiyor ve bu beni sebepsiz bir telaşa sokuyor. Psikolojik bir şey belki de bilmiyorum. Bana kalsa hayatımın sonuna kadar evimde kalmayı tercih ederdim ama bu mümkün değil. Bi ara agorafobim vardı da sonradan yendim bunu. Küçükken korku filmi izlediğimde olurdu hep bu. Hala da aklıma geldiğinde ürperirim.
   Hayat hiç istemediğim bir şekilde değişiyor ve bu değişimden ölesiye nefret ediyorum. Alışveriş yapmaya ihtiyacım var aslında ama param olmadığı için yapamıyorum. Ailemde de para istemek zoruma gidiyor artık. Zamanım olmadığı için part time çalışamıyorum bu dönem. Çünkü dersler çok yoğun geçiyor. Annem ara sıra bunu fark ettiğinde ben sana yardım ederim üzülme diyor ama kendisi bile ay sonunu zor getiriyor. Yırtık eldivenimi dışarıdakilere karşı gizlemek beni çok üzüyor. O yüzden eldiven kullanmamaya çalışıyorum. Bu sene kışlık alamadım. Babam ihtiyacın var mı diye sormuyor hiç. Odama tablo almama bile gereksiz gözüyle baktı. Anlayacağın zor bir şekilde sınanıyorum ve bundan nasıl paçayı kurtaracağımı düşünmeye çalışıyorum. Yazarak para kazandığım bir işim olsaydı keşke. İlerde olur belki belli mi olur.
   Her şeyi böyle içselleştire içselleştire deliriyorum yavaş yavaş. Sevilmediğimi bilerek ölmek çok üzüyor bazen beni. Annem ve ananem dışında koşulsuz seven biri yok beni neredeyse çevremde. Teyzelerime sizi özledim dememe rağmen beni özlediklerini bile söylemediler. Kendileri gibi beni de sevgisiz yetiştirdiler. Artık hiçbir şeye sevgi besleyemiyorum. Kimseyi özlemiyorum. Çünkü bunun hiçbir yararı yok. Çünkü bu çoğuna göre zayıflık belirtisi. Sevdiğini söylemek, özlemek birer zayıflık olarak görülüyor toplumda. Bundan çok rahatsızım. Sevdiğini söylemek en güzel eylem bana göre ve çok içten bir şey. Ara sıra intiharımı düşünüyorum. Geçen gün bütün hapları içsem sonrasında neler olur diye düşündüm ama düşünmek istemedim o an. Kalabalık sevgisiz bir aile beni çileden çıkarıyor. Gerçi bu düşünceyi fazla kafamda tutmuyorum. Ölümden korkuyorum. Yaşamak için yeni bahaneler üretiyorum kendi içimde. Game of thrones'un yeni sezonu başlayacak yakında sakın yapma diyorum mesela. İçimde çevremle paylaşmayı istediğim kendimden büyük bir sevgi vardı onu bile mahvetmeyi başardı bu insanlar. Artık birini sevmek bile külfet geliyor bana. Sevilmeyi hak etmiyor kimse. Ben de dahil. Kendi yalnızlığımda boğulup hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ediyorum sadece.. Artık umudum kalmadı hiçbir şeyden.

You Might Also Like

4 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. her satırını kendim yazmışçasına okudum. toplum olarak, hatta bloggerlar olarak gözlemliyorum ki çoğumuzun ruh hali böyle. üstümüze ölü toprağı serilmiş; ya da mutsuzluk verici bir gaz havaya salınmış da ciğerlerimize solumuşuz gibi. üstüne yor gost da tuz biber ekti..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çağımızın vebası mutsuzluk galiba Semma. Ben de seninle aynı düşünüyorum bu konuda. İçinde bulunduğumuz ortamdan ve ruh halinden kaynaklanıyor biraz. Şarkı da ayrı severim

      Sil
  2. Yanıtlar
    1. Beni biliyorsun Boleyn arada üzülür üzülür sonra toparlanırım. Sen üzülme boşver ya

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe