Penceremin kenarında yer edinmiş bu hüznü nereye saklayayım?

Cuma, Ocak 06, 2017

   Hayatta ne yaparsam yapayım bazı şeyleri halledemiyorum kendi içimde. Bunların başında kendimle geçinememek var. Öyle anlar yaşıyorum ki kendi varlığımı gereksiz buluyorum. Bir insan neden sürekli kendinden nefret eder? Çünkü kendi gerçekliğinin farkındadır da ondan. Çevremdeki insanların beni anladığını düşünürdüm bir zamanlar ama yanıldığımı fark ettim. İnsanlar sadece işi düştükleri zaman hatırlıyor beni. Onun dışında onlar için birer isimden ibaretim. Ne düşündüğümün veya ne hissettiğimin bir önemi yok. Çıkarları yüzünden samimi rolü yapıp işi bittiğinde tanımamazlıktan gelen insanlara ne anlatabilirsin? Üniversitede bunlardan çok var. Bir süre sonra yüzlerini dahi görmek istemiyorum.
  Ben hayal dünyasında yaşıyorum. Gerçek dünyayla benim dünyam arasında dağlar kadar fark var. İçinde yaşadığımız dünyada her şey çıkara dayanıyor. Dolayısıyla insanlar kendi çıkarları doğrultusunda hareket ediyor. Bunun samimiyetsiz bir şekilde yapılmasına sinirleniyorum sadece. Hayatın her alanında böyle insanlar var. Eminim iş yerinde bu tarz tiplerle karşılaşan insanlar vardır. Bir dönem ben de onlarla karşılaşmıştım. İnsanın çalışma şevkini kırarlardı.
  Bugün okulda çok yoğun bir gün yaşadım. Sınavlara yetişmeye çalışmaktan bir ara nerede olduğumu unuttum. Sabah sınava girdikten sonra saatlerce kütüphanede ders çalıştım. İflah olmaz bir inek olarak finallerimin iyi geçmesi için elimden geleni yaptım anlayacağın. Sabahki sınavım bir hayli zordu ama ona rağmen kendimce bir şeyler yazmaya çalıştım. Hoca iyi de soruları cins. Hele bir sınava girdim geçen bu hafta var ya tam anlamıyla yüksek lisans sorusu hazırlamış hoca. İlk 5 dakika kağıtla bakıştık resmen. Sonra ''Aman içinden ne geçiyorsa yaz Vişne'' deyip yardırdım. Hocanın sorduğu soruyla alakalı şeyleri düşünüp durdum. Bir yandan çevremdekileri gözlemledim. Hepsi anlık takılıyor neredeyse. Bu kadar yüzeysel olmayı nereden öğrendi bunca insan anlamıyorum doğrusu.
  Önceden gudubet arkadaş grubumun dışladığı bir çocuk vardı hatırlıyor musun. Aynı masada çocuğun konuşmaması için hep kendileri konuşurlardı ve ben buna sinir olurdum. O da bu duruma daha fazla katlanamadığı için onlardan uzaklaşma kararı almıştı. İlk önce o yapmıştı bunu sonra da ben. Şimdi ne kadar doğru bir karar verdiğimi anlıyorum. Çünkü sınıfta konuştuğum birçok insan var. Konuştuğum insanlar arasında az da olsa hukukum var. O da derslerle alakalı işte ne bekliyorum ki. Dönem boyunca benimle konuşmayan insan sınavda ne çıkar diye soruyor. Yardımcı oluyorum elbette ama azıcık samimi davranabilseler keşke. Of ben insan ilişkilerinden anlamıyorum galiba blog ya.
   Kütüphanede kendimi zorlayıp çalışmam bir işe yaradı kısmen. Son sınavım iyi geçti diyebilirim ama hoca ne puan verir bilmiyorum. Konuların üzerinde çok durdum anlayacağın. Sınavlarım bittikten sonra takıldığım insanlarla yemek yedim. Oradaki insanlardan o kadar ayrı hissediyorum ki kendimi bazen bunu hissetmek bana tuhaf geliyor. Başka yerde olsam da aynı şeyi hissederdim belki de. Kendi odamda, müziğim ve kitabımla daha huzurlu olduğumu hissediyorum böyle zamanlarda. Ihlamur içip klasik müziğin tadını çıkararak kitap okumak benim için daha keyifli açıkçası. Sigara dumanının altında sana değer vermeyen biriyle neden vaktini harcayasın ki?
   Bugün okulda son günümüz olduğu için fotoğraf çektirelim demiştim önceden ama yapmadılar tabii. Daha doğrusu benimle fotoğraf çektirmediler. Çünkü çirkinlik abidesi olduğum için kimse benimle fotoğraf çektirmeye yanaşmıyor. Aynı masada 5-6 kişi oturuyoruz. Ben masanın bir ucunda oluyorum genelde. Sırma ve Efsun telefonlarından masanın fotoğrafını çekiyor ama ben fotoğraflarda yer almıyorum. Sanki orada hiç var olmamışım gibi yemek yemeye devam ediyorum. Şimdi ''Beni de kadraja alın ya'' diye kıçımı yırtmak bile anlamsız geliyor bana. Üstelik bugün özenerek giyinmiştim biliyor musun. Neblim böyle şeylere maruz kalınca ister istemez üzülüyorum. Kendime olan öfkem geçmiyor ve daha da artıyor.
   Masada yakışıklı bir çocuk vardı ve kızların ilgisi ondaydı. Grace onunla fotoğraf çektirdi. Yakışıklı var yanımda fotoğraf çektireyim hadi dedi ve onunla fotoğraf çektirdi. Ben o sırada bütün olanları sessiz bakışlarımla izleyip yemeğimi yiyorum. Yakışıklı biri olamadığım için kendime sövüyorum içimden. Çocuk son derece iyi giyimli, boylu poslu ve elde edemediği kız yok. Yurt dışına okumaya gitmiş ama derslerin hiçbirini verememiş. Aklı fikri sevişmek olduğu için kızlardan başka bir şey gözü görmemiş. Konuştuğu çoğu kızı elde etmiş. Atletik yapılı olduğu için fiziği düzgün. Bir ona bir de kendime bakıyorum. Arada dağlar kadar fark olduğunu görüyorum. Keşke zeki ve çirkin olacağıma aptal ama yakışıklı olsaydım. En azından birileri tarafından sevilirdim. Çocuğa baktıkça kendime olan öfkem beni deli ediyor. İçimden sakin ol, yüzeysel şeylere takılma diyorum. Grace ve Sırma masadaki diğer insanlarla selfie çekmeye devam ediyor. Ben boşluğa bakıyorum o sırada. Bütün bunlar çirkinliğin ve özgüvensizliğin yansıması işte. Karşımdaki yakışıklı çocuk hayatta istediğim her şeye sahip neredeyse. Şık kıyafetler, iyi bir vücut ve birçok kız tarafından sevilmek.. Ben bunların kıyısından bile geçmiyorum. Sırma bana sıkıcısın demekle haklı galiba bir yandan. Sanat konuşmak çoğu insanın ilgisini çekmiyor şimdilerde. İçinde bulunduğum ortamdan da kaynaklanabiliyor belki de. Aklıma Cessie'nin sözleri geliyor yine. Kıyaslamak kötü bir şey yapma vişne, cessie'nin dediklerini hatırla diyorum kendime ama ne fayda. Sevilmemişliğin vücut bulmuş haliyim resmen.
    Adam cinsel yaşamını ballandıra ballandıra anlatırken Grace ona keyifle bakıyordu. Masada beni umursayan tek insan Grace'di zaten. Onunla kendimle ilgili bir gerçeği paylaştıktan sonra daha çok konuşma fırsatı buldum. Birbirimizi daha iyi tanıyoruz galiba yavaş yavaş. Zaten o masada o olmasa oraya gitmezdim. Yemek boyunca benimle Grace konuştu genelde. Filmlerden, ilişkilerden bahsettik. Snapchatte filtreli fotoğraflarımı çekip çekip güldü.
   Nasıl oluyor da çevremde bu kadar çok insan varken konuşamama durumu yaşıyorum anlamıyorum bazen. Diyorum ya kendime olan nefretim içime sığmıyor. Hayatım boyunca cool bir erkek olmayı arzuladım. Bu belki çoğu insana göre yanlış bir arzu olabilir ama cool olmanın verdiği rahatlık ve arzulanan olma isteği içimde hep vardı. Lisede bile beni seven olmadı. Başımı sıraya koyup zamanın geçmesini az mı beklerdim lisede. Grace ile sohbet ettik bir süre baş başa. Yolda yürürken kendimi değiştirmem gerektiğini söyledi. Kendime baksam giderim olurmuş. Spor yapsam hayatım değişirmiş. Ben sporu içimden geldiği için yapmak istiyorum, birileri istediği için değil. Yani sistem sana spor yapmazsan prestij elde edemezsin ilişkilerinde diye düşünce dayatıyor. Spor yapan çoğu erkek karı kız düşürmek için yapıyor. Sağlığı için yapan çok az. Neden yapıyor? Çünkü yazın plajda vücudunu sergilemek için. Kızlara hava atmak onlar için bir yaşama biçimi. Bu gruba dahil olup kendimi metalaştırmak istemiyorum. İnsanların beni olduğum gibi sevmesini istiyorum sadece.
   Grace hayatında olup bitenleri anlatırken çok hevesli ama ben bir şey anlatınca havası sönmüş balon gibi keyifsiz bakıyor. Ben onu dikkatle dinlerken onun böyle söylediklerimi geçiştirir gibi yapması bana çok tuhaf geliyor. Bu konuda hevesli olmaması canımı sıktı biraz. Beni anladığını düşünüyorum ama bazı noktalarda beni anlamıyor galiba. Yüzüme sıkılır bir ifadeyle bakıyor ben bir şey anlatırken. Bir süredir konuştuğum insan hakkında bir şeyler anlatıyorum, kısa cevaplar veriyor mesela. Ya o insan da ayrı bir olay zaten. Bu işten sıyrılma yollarını arıyorum şimdilerde.
   Konuştuğum insan beni, benim onu sevdiğim gibi sevmiyor. Beklentilerimiz çok farklı ve bu durum bende olumlu izlenim bırakmıyor. Beni bir seks objesi olarak görmesinden rahatsızlık duyuyorum. Ben kullanılıp atılacak bir mendil değilim. Her zaman ilişkilerde insanların olgun olmasını beklerim. Konuştuğum kişinin bana bu tarzda yaklaşması hoşuma gitmedi açıkçası. İlişkiler böyle yürümez. Tanıdıkça güzelleşir bir ilişki. Yaşı genç olduğu için henüz bunların farkında değil. Benim gibi o da depresif ama dışarıda kırlarda koşan heidi kadar mutlu. Onun bu depresif yönünü yok etmek, ona pozitif şeyler söylemekten dilimde tüy bitti yeminle. Ama ne yapsam boş çünkü dinlemiyor. Söylediklerim bir kulağından girip bir kulağından çıkıyor. Hal böyle olunca hiçbir şey söyleyesim gelmiyor. O yüzden uzaklaşmayı tercih ettim. Değerli olmadığım hiçbir ilişkide yer almam kusura bakmasın. Sırf onu mutlu edeceğim diye kendi mutsuzluğumu görmezden gelemem. Ulan ben olmuşum dert abidesi kalkmış başkasına pozitif düşün cnm :)) diyorum. Olacak iş mi bu ya. O yüzden bunu da es geçiyorum canısı yapacak bir şey yok.
  Grace ile kendim hakkındaki bir gerçeği paylaşmak beni bir süre rahatlattı ama daha sonra bu durumun beni rahatsız ettiğini hissettim. Ben galiba bu durumu başkalarına anlatmaktan rahatsız oluyorum ya. Kendimle ilgili gerçeği kendime saklamaya karar verdim. Bundan sonra kimseye de söylemeyi düşünmüyorum. Bazı şeylerin bende kalması daha mantıklı. Kendimi daha çok hasta hissetmemek için bu daha doğru geliyor bana. Sınavlardan sonra ufak çaplı düşünce silsilesi yaşıyorum anlayacağın. Ne kendimden ne de yaşadığım gerçeklikten memnunum. Ülkede yaşanan onca kötü şeyde tuz biber oluyor. Sürekli bir endişe halinde yaşamak çok zor. Ölme korkusuyla dışarı çıkmak çok kötü bir şey. Buna alışmış olmak daha kötü bir şey ya.
   Salaklığımdan bir yol kat edemedim galiba ben. Ginny bugün sınavda boş kağıtta verince ona sınavdan sonra çalıştığım notları verdim. Bunu beni sevsin diye yapmadım. O an içimden geldiği için yaptım. Zaten çok mutlu oldu bu hareketimden sonra. Bazı şeyler menfaat gözetilmeden yapılmalı. Ginny ile epey etkinliğe katılacağım galiba. Neyse işte benim bu varoluş sancılarım eve geldiğimde daha da arttı. Sınav dönemi ihtiyaç duyulan ama sonra unutulan biri olmak inan çekilir bir şey değil.
   Bu zamanda birinde sevgiyi aramak çok zor. Aşka inanmıyorum. Aşkın geçici bir illüzyon olduğunu düşünüyorum. Her şey bitiyor, her şey geride kalıyor. Aşk sadece kendi arzularımızın bir yansıması. Bir insan bir insanı gerçek anlamda sevemiyor. İlişkilerin kendi içinde sorunlar vardır her zaman. O yüzden aşka olan inancımı yitirdim. Kendime de inanmıyorum zaten artık. Grace bile şekilci yaklaştı bana düşün. Onun için dış görünüş daha önemli. Ben dış görünüş değil de karakterden yana oldum her zaman. Dış görünüşünü her zaman değiştirirsin ama karakterini öyle elde edemezsin. Kilon mu var? Spor yapar verirsin kalorileri. Dış görünüşle alakalı çoğu şey şimdilerde düzeltiyor ama insanın içi katran gibi siyah olunca ister elinde en güzel parfüm olsun o insanın içini temizleyemezsin. O katran siyahı seni öyle boğar ki bir süre sonra kaçarsın ondan.
   İnsanları anlamıyorum. İnsanlardan uzaklaşmak istemiyorum ama insanlarla da yaşayamıyorum. Beklentilerimiz farklı, üzüntülerimiz farklı. Aynı masada bile ayrılış var. Bir arada görünen şeyde bile bir kopuş var. Bütün bunlara rağmen pozitif kalabilmek çok güç. Masadaki yakışıklı çocuk her fotoğrafta yer aldı neredeyse. Kıskanmadım ama imrendim doğrusu. Bana değer vermeleri gerekirken başkalarına değer vermelerini kabullenemiyorum.
    Konuştuğum kişiyle ciddi bir şey yaşamayı da düşünmüyorum. İçinde sevgi olmayan hiçbir şeyde yokum, bu kadar net bir insanım bu konuda. O yüzden karşılıklı bir şey olmadıkça aşka bel bağlamamaya karar verdim. Gecenin bu vakti kafamda dönüp dolaşan tek bir şey var: Neden insanların hayatında yer edinemiyorum? Neden sadece çıkarsızca sevemiyorlar beni? Neden bu kadar çirkinim anlamıyorum.
   Bu hafta bir psikoloji deneyi daha yaptım. Böyle deneyler yapa yapa kafayı sıyırdım iyice ha. Deney şu; Bir el aynasını eline alıyorsun ve dakikalarca yüzüne bakıyorsun. Aynaya bakman kendinle yüzleşmeni ve kendini kabullenmeni sağlıyor. O yüzden ergenlik döneminde ergenlerin aynada kendine bakmaları çok önemli. Ben o evreyi atlamışım galiba. Aynaya ne kadar uzun bakarsan kendi içini görme şansın o kadar artıyor. Bazıları aynaya bakarken ağlamış düşün. Ben en fazla 5 dakika dayandım açıkçası. Karşımda duran enkaza tahammül edemedim - hala edemiyorum-
   Düşünüyorum. Kendimi bu cehennemden nasıl kurtarabilirim diye. Rüyalarımda bile daha mutlu bir hayatım var. Güzel rüyadan uyanmaktan nefret ediyorum. Güzel rüya gördükten sonra gerçek hayata alışmak kabus gibi benim için. Uzun soluklu düşününce nerede hata yaptığını anlıyor insan ama kabul edemiyor işte hatasını. İnsan yalnız kaldığında düşünceleri ona doğruyu söylüyor. Yolda yürürken kafana öyle bir düşünce yerleşiyor ki bu düşüncenin etrafında dönüp duruyorsun durmadan.
   Bunca sevgisizliğe rağmen kötü alışkanlığımın olmaması çok ilginç dimi? Bana da çok ilginç geliyor. Benim kötü alışkanlıklarım da hastalıklı düşüncelerim işte. Onlar peşimi bir türlü bırakmıyor. Bazen diyorum ki keşke kanser hastası bir çocuğun yerine geçsem benim yerime o yaşasa hayatını doya doya. Kanser olsam üzülmezdim. Neden üzüleyim? Bu dünyanın bana verebileceği bir şey yok. Bu dünyayla anlaşamıyorum, kendimle anlaşamıyorum, insanlarla anlaşamıyorum.
   Hayatımda kendimi hiç bu kadar yalnız hissetmemiştim. Yorgunum. Düşüncelerim beni içine hapsediyor. Demir parmaklıklar öyle kalın ki onları eğip kendimi kurtaramıyorum. Bir fotoğraf karesinde bile yerim yok baksana. Ne kadar çabalasam boş. Kocaman bir değersiz yığından ibaretim. Değmiyor değmiyor değmiyor. İnsanoğluna hiçbir şey değmiyor.

You Might Also Like

4 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Vişne, kaç kere dedim bana özelden bir mail yaz diye..Hadi yaz artık, diyeceklerim var sana:) İyi olacak her şey, üzülme bu kadar ne olur..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. jelibonseverim__@hotmail.com'a mail atabilirsin istersen Elif :) severimden sonra alttan tire iki tane var. Mailini merakla bekliyorum

      Sil
  2. Bence sen insan ilişkilerinden anlıyorsun.İnsan ilişkilerden anlamıyor.Sende sıkıntı yok.Aslında hiçbirimiz olduğumuz gibi görünmüyoruz.Sen bile.Herkes birbirini sıradan biri olarak görüyor.Aslında o sıradan birilerin iç dünyalarını görseler.Çok farklı.Ve artık kendine kızmayı bırak.Senin suçun yok.Onlar gerçekleri görmek istemiyorlar.Kendine kızmaman lazım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet sıradan biri olarak görüyor çoğu insan birbirini. Çünkü kimse kimseyi tam olarak tanımıyor bence. Keşke gerçekleri görebilecek kadar cesur olabilseler. O zaman her şey daha güzel olurdu belki de

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe