Gülüyor gibi yaptım ölmüyor gibi yaptım

Cumartesi, Şubat 04, 2017

   Hayatım giderek Orhan Gencebay şarkılarına dönüşmeye başladı. Özellikle kaderimin oyunu şarkısının sözleri resmen benim hayatımın özeti gibi yemin ediyorum. Arabesk yanımı bir tarafa bırakıp hayatı yaşamaya çalışıyorum ancak istediğimi elde edemiyorum. Orhan Gencebay benim yerime söylüyor zaten her şeyi.
  Çok fazla bir şey yaşamadım sömestrda. Odamdaki duvarlara bakıyorum sık sık. How to get away with murder dizisini deli gibi takip ediyorum. Sanırım izlediğim en iyi diziler arasında girmeyi başardı. Viola Davis zaten başlı başına bir şaheser. Oyunculuğu konusunda beni kendisine hayran bırakıyor. Zaten diziyi bir izlemeye başladığınızda gerisi de çorap söküğü gibi geliyor çünkü aşırı heyecanlı bir dizi. 2-3 haftada 2 sezon bitirdim galiba. Bir günde 5 bölüm üst üste izledim inanabiliyor musun. O gün ekrana bakmaktan gözlerim mahvoldu. Her şey bir yana sahiden güzel bir dizi. Takip ettiğim bir sürü dizi var ama çoğuna yetişemiyorum. Çünkü tek bir diziye bağlı kalmayı sevmiyorum. Birden fazla diziyi aynı anda izleyince sonuç böyle oluyor. House hala yarım mesela. Bitmesine 2 sezon kaldı ama izlemeye üşeniyorum. Grey's anatomy desen öyle. Yang gittikten sonra izleyesim gelmiyor diziyi. Sırf Meredith hatrına izliyorum arada o kadar.
  Eve hapsolmuş bir şekilde tıkılıp kaldım. Bugün uzun zaman sonra dışarı çıktım. Haftaya lisedeki arkadaşlarımla buluşacağım. Ezgi ve Öznur'un arkadaşlığını çok seviyorum. Şu sıralar en çok konuştuğum iki insan o zaten. Onun dışında okuldakiler konuşmuyor pek. Çünkü işlerini gördüler, notları aldılar, sınavlardan geçtiler, benimle daha ne işleri olabilir ki dimi? Bütün bunlara katlanamıyorum biliyor musun. Haziran'da mezun olacağım ama daha şimdiden nefret ediyorum okuldan. Bölümümü çok seviyorum ama insanlar için aynı şey söylemem. Birkaçı dışında çoğu gereksiz geliyor. Sanki öylesine bu bölümü okuyormuş gibi çoğu. Ortak konu bulamayınca çoğuyla bir şey konuşulmuyor zaten. Çok sinir oluyorum bana böyle davranmalarına.
  İkinci dönem için daha mesafeli olmamı söylüyor bir yanım. Öteki yanım da 'aman canım ne gerek var bunlara, sık dişini nasılsa bir daha görmeyeceksin onları' deyip sakin tavrımı korumam gerektiğini söylüyor. Okulda kendimi çok yalnız hissediyorum aslına bakarsan. Bu yalnızlığımı giderebilmek için kendimi oyalamaya çalışıyorum bir şekilde. İnsanlara bağlanmamayı öğrenmeye çalışıyorum işte. İnsanların kayıtsızlığına tahammül edemiyorum sadece. Kızgınım bütün bunları yaşadığıma. Normal bir hayatımın olmayışına kızıyorum bazen. Asosyal bir inek olmak hiçbir halta yaramıyor. Sadece misafirlikte aileni gururlandırmaya yarıyor.
  Ginny büte kaldığı için ona ders notu vermiştim hatırlarsan. Bunu hiçbir çıkar gözetmeden içimden geldiği için yapmıştım hatta. Bütünlemeler açıklandıktan sonra sınavı iyi geçmiş mi diye mesaj attım ancak mesajımı gördüğü halde cevap vermedi inanabiliyor musun. Samimi olduğunu düşündüğüm bir insandan böyle bir davranışı ben de beklemiyordum. Kafamdan senaryolar üretiyorum tabii ''Canım belki işi vardır, çok yoğundur, unutmuştur bla bla bla'' ama kendimi buna ikna edemiyorum. Bir gün yoğunsundur, iki gün görmezsin ama hiç mi aklına cevap vermek gelmez ya. En sinir olduğum hareketlerden birisi de bu. Gördüğü halde cevap vermemesine çok kızdım. Karşılaştığımızda bundan bahsedeceğim.
  Sırma benden gizli gizli öğretmenlik eğitimine başvurmuş. Bence kıskandığı için böyle bir şey yaptı çünkü geçen sene hiç böyle bir şey düşünmediğini hatta çok gereksiz olduğundan bahsetmişti. Buna rağmen başvurmasını çok ilginç buldum açıkçası. Bakalım saatlerce ders dinlemeye dayanabilecek mi? O kadar dersin altında kalkabilecek mi? Ben çok zorlandım açıkçası bu süreçten. Daha doğrusu çok yıprandım bu süre zarfında. Yine de vazgeçmeyip yoluma tam gaz devam ettim.
  Öğretmenlik eğitimi finallerimden geçmişim bir ders hariç. Bütünleme sınavına çalıştım bir hafta boyunca. Annemler kendime çok yüklenmemem gerektiğini söylese de ben inat edip çalışmaya devam edip. Ders kitabını baştan sona okudum günlerce. Ezgi ve Öznur çok destek oldular sağolsunlar. Bu sürede sakinleştirici almaya çalıştım çünkü düşüncelerim yine beni mahvetme noktasına geldi. Sınav günü algım yine mahvoldu tabi. Uzun süre eve kapandığım için çevreye olan duyarlılığım kaybolmuş gibiydi. Çok garip bir ruh hali bu anlayacağın. Sakinleştiriyor, kötü şeyler düşünmeni engelliyor, mutsuzluk bile aklına gelmiyor ama algıyı feci etkiliyor. Şu sıralar kullanmamaya çalışıyorum. Gerçi bu doğal bir ilaç hiçbir yan etkisi yok, bağımlılığı yok falan ama yine de tedbirli olmak lazım.
   Şu an bu satırları yazmak yerine açıp bir film izleyebilirdim ama yapmadım. Çünkü günlerdir aynı şeyleri yapmaktan çok sıkıldım. Oscar maratonu yapıyorum kendimce ama pek eğlendiğim söylenemez. Bi kere Emre ve Özgeyle Harry Potter serisi için izleme maratonu yapmıştık mesela çok eğlenmiştim. Cipsler, içecekler, çerezler eşliğinde film izlemek, benim her repliği ezbere söylemem ve onların bu duruma sinir olmaları eğlenceliydi benim için. Bu replik söyleme işini dozunda yaptım tabi abartıya kaçmadım. Güzel günlerdi ve ben o günleri çok özlüyorum. Şimdilerde öyle günleri yaşanmıyor. Çünkü o da anlamını yitirdi kendi içinde.
   Geçen hafta Emre ile sinemaya gittik. Ben davet ettim dayanamayıp. Çünkü evde çok sıkıldım. Biletleri aldıktan sonra yemek yedik, sonra kahve içip tatlı yedik. Uzun zaman sonra arkadaşımla bir şeyler paylaşmak iyi geldi bir nebze. Sanırım çevremde bana karşı anlayışlı tek arkadaşım o. Güvenebileceğim yegane arkadaşım. Seçtiğim film pek onu tarzı değil aslında ama salondan keyifle ayrıldı. La la land filmini izledik bu arada. Etrafımda bir sürü sevgili vardı ve biz iki sap izleye izleye bu filmi izlemişiz. Yanımdakilere çok imrendim doğrusu. Tam sevgiliyle izlenmelik bir filmdi bu çünkü. Yanımda oturan çifte göz ucuyla bakıp onların ne kadar şanslı olduğunu ve bir anlığına da olsa onların yerinde olmayı istediğimi düşündüm. Daha sonra filmi izlemeye devam ettim. Hayat biz düşünürken başımıza gelen şeylerdir ne de olsa.
  Böyle zamanlarda insan sevgilisi olsun istiyor. Sonra düşünüyorum beni kim niye sevsin? Her şeyden bu kadar nefret ederken kim beni koşulsuz sevebilir ki? Hele ki bu zamanda koşulsuz nasıl sevsin insan bir başkasını? Böyle bir şey mümkün değil bu zamanda. İki insanın birbirini gerçek anlamda sevebileceğine inanmıyorum. Aşka olan inancımı yitirdiğimden olsa gerek. Bi ara konuştuğum biri vardı hatırlıyor musun? Hah o da ipleri kopardı benimle. Ona kendi mutsuzluğumdan bahsedince sohbeti kesti. Bunu biraz da ben isteyerek yaptım çünkü karşımdaki kişi olgun biri değildi. Davranışlarından bu çok belliydi. Ben onun için bir skordum o yüzden bunu sonlandırmak istedim. Hem sana demedim mi ben insanlar mutsuz insan sevmez diye, bak doğru çıktı dediklerim. Dediğim gibi bütün bunların bitmesini ben istedim. Sadece bahane olarak mutsuzluğumdan bahsettim. Mesela arkadaşlarımın benimle fotoğraf çektirmemelerinden ve bu durumun beni üzdüğünden bahsettim. O bu durumu umursamadı bile. Oysa ben onu teselli etmek için uykusuz kalmıştım. Diyorum sana canım blogum, değmiyor hiçbir şey için anla bunu. İnsanlar için yaptıkların değmiyor ve hiçbir zaman da değmeyecek. Çünkü Dostoyevski diyor ki insanoğlu iki ayaklı nankör bir varlıktır. Ben de öyleyimdir belki bunu inkar etmiyorum. Ben sadece başkalarında gördüklerimi söylüyorum hepsi bu.
   Yeraltından notlar kitabını bitirdim. Kitap tam anlamıyla yıktı geçti beni. Hiç bu kadar etkileyici olacağını beklemiyordum. Okurken kendi hayatımdan izler okuyormuşum gibi hissettim. Çok güçlü bir eser gerçekten. Özellikle karakter analizi enfes. Zeki Demirkubuz'un neden bu adamı sevdiğine şaşırmıyorum artık. Hatta onun bu sevgisine ben de ortak olmaya başladım. Yeraltı diye film yaptı bu kitaptan esinlenerek. İzlemediysen mutlaka izle bak şahane bir film. Engin Günaydın şahane bir iş çıkarmış. Demirkubuz'un son mucizesi belki de o film benim için. Kitap çok sarsıcı bir içeriğe sahip. Genel anlamda çok sevdim. Yıllar geçtikten sonra yine okur musun diye sorsalar cevap evet olurdu. Çünkü defalarca okunmayı hak eden bir kitap.
   Doğum günlerindeki kalabalık ortamı oldum olası sevmemişimdir. Yapmacık bir şekilde insanların yüz yüze baktığı ortam bana hiç samimi gelmiyor. 3. numaralı teyzemin kızının doğum günü vardı. Küçük kuzenimi elbette seviyorum ama samimi olmadığım insanlarla yüz yüze olmaktan rahat hareket edemiyorum. Herkes ne yaptığımı merak ediyor. Fazla detaylara girmeden ne okuduğumdan bahsediyorum birkaç cümleyle. Oysa ben onu yaşamak için haftalarımı harcıyorum. Bir cümlede her şeyi özetlemek bazen çok sinirimi bozuyor. İşin diğer faslı da tokalaşmak. Bir oda dolusu insanın elini sıkıp öpmek bana çok gereksiz geliyor. Samimi olmadığım insanlarla tokalaşmanın gereksiz olduğunu düşünüyorum sadece. Sorun çıkarmamak için yüzüme gülücük maskesi yerleştirdim, sanki hayatımda her şey yolundaymış gibi. Teyzelerim dışında hiçbir akrabamın yanında rahat olamıyorum. Diğerlerini de sevmiyorum zaten. Beni sevip sevmemeleri de umrumda değil açıkçası. Annemin, anneannemin sevgisi yetiyor çoğu zaman.
   Sadece bir şeyler paylaşmak istediğim zamanlarda çevremin daha geniş olmasını bekliyorum bazen. Sonra bu düşüncenin gereksizliğini düşünüyorum. Tam bir paradoks içinde yaşıyorum anlayacağın. Mesela oscar maratonu yapacağım arkadaşlarım olsaydı çevremde her şey gözüme daha güzel gözükebilirdi. İzlediğimiz film hakkında birden fazla düşüncenin ortaya çıkması her zaman faydalı bir şey. Ama ne yazık ki bunlar olmuyor. Bu saatten sonra da olmasın zaten boşver. Yeraltından notlar kitabındaki adam gibi düşüncelerim git gel yaşıyor anlayacağın.
   Gözlerim çok ağrıyor. Günlerdir elimdeki kitapları okumaya çalışıyorum. Bir yandan dergileri okuyorum. Diğer taraftan dizileri takip edip akşam film izliyorum. Günlerimi böyle heba ediyorum işte. Daha sonra uyumadan önce snapte insanların ne yaptığına bakıyorum. Uyumadan önce radiohead dinliyorum ve bu durum hiç değişmiyor.
  Dün çok güzel bir film izledim. The 400 blows diye bir filmdi. Çok hoşuma gitti film. Küçük bir çocuğun yaşadıklarını anlatıyor. Filmin sonu beni çok etkiledi. Uzun süre ekrana baktım öyle. Çok samimi bir yapısı vardı filmin. Böyle film falan izleyerek can sıkıntımı yatıştırmaya çalışıyorum işte kendimce.
  Grace ile birlikte birkaç etkinliğe gitmek istiyordum ama yoğun olduğu için gelmedi. Bi arkadaşıyla snap atmış geçen gün. Arkadaşıyla durmadan gülüyordu video boyunca. Benim yanımdayken hiç bu kadar çok güldüğünü hatırlamıyorum. Yoksa benim yanımda insanlar sıkılıyor mu? Sürekli bunu düşünüyorum. Kendi varlığımı sorguluyorum durmadan. Neden yaşadığımı bile bilmiyorum. Ne özel gücüm var, ne geleceği görebiliyorum, ne muhteşem zekaya sahibim, hiçbir özelliğim yokken hayatta olmam niye? Ölüp gitsem ne değişecek? Hiçbir şey. Neden dünyada olduğumu anlayamıyorum. Neden bu hayatı yaşamak zorunda olduğumu da anlamıyorum. Kapana sıkışmış gibi hissediyorum.
  İçimde kocaman bir öfke var. Rock dinlediğimden olsa gerek. Ne zaman rock dinlesem içimde öfke beliriyor sebepsiz yere. Lisede bu yüzden çok öfkeliydim çünkü sürekli rock dinliyordum. Şimdilerde kulağıma rock şarkıların takılıyor. İnsanların beni anlamamasına öfkeliyim sadece. Çok fazla bir şey de istemiyorum oysa. Neden bir hayatın içinde en ufak yerim yok bunu anlamıyorum. Neden her şey unutulmak zorunda? Neden her şey bu kadar boş ve anlamsız anlamıyorum gerçekten.
   Bütünlemeye girmek beni çok üzdü. Yıllarca okuyorum ama hiç böyle bir şey yaşamadım. Demek ki insan başarısızlığı da tatmalıymış. Allahtan sorular bu sefer kolaydı ve hepsini yaptım. Büyük ihtimalle geçeceğim bu dersten. Bizimkilere bunu açıklamak benim için çok zor oldu. Annem şaka yaptığımı düşündü uzun süre. Babam ne diyeceğini bilemedi. İçten içe kızıyordu elbette ama bunu belli etmedi. Çünkü bu kızgınlıklarını kavgalara saklıyor huyu böyle. İnsanoğlu böyle ne yazık ki. İçindeki öfkeleri kavgalar için biriktirir ve en umulmadık anda kinini haykırır. Zayıflıklarını kollar genelde ve daha sonra bunu yüzüne vurur. Daha sonra karşı taraf öfkeyle dolup taşar ve o da saldırır kelimelerle. Bu hep böyledir ve hiç değişmedi şimdiye kadar. Çünkü bazıları karşısındakinin açığını yakalamak için arkadaş oluyor insanlarla. Bütün bunların farkında olmak beni fazlasıyla yoruyor çoğu zaman.
   Bütün bunlardan nasıl sıyrılacağımı bilmiyorum. Yaşamayı bilmiyorum galiba. İnsanlar arasındaki yapay ilişkilere tahammül edemediğimden olsa gerek. Tek istediğim beni anlayan, üzüldüğüm zamanlarda üzülme ben yanımdayım diyen birilerinin olmasıydı ama bu bile bana çok görülüyor. Bencil olmaya çalışıyorum ama onu bile beceremiyorum. Birinin bana sarılmasına ihtiyacım var ama o da imkansız. Nutella yiyip mutlu olmaya çalışıyorum -ki o da kanser yapıyormuş-, canım sıkıldığında ferahlatıcı oda spreyini odama sıkıyorum, mutsuzluğuma sövüp, beni deli eden düşüncelerimin kaybolması için dua okuyorum. Telefonum hala açık bırakıyorum. Geçen zamanı söylüyor sadece bana telefonum.  Kendi sevgisizliğimle kavruluyorum. Keşke kendimi yok edebilme cesaretini kendimde bulabilseydim. O zaman her şey daha güzel olurdu.

Bu da şarkımız olsun (Bu şarkıyı deli gibi seviyorum)

You Might Also Like

8 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. sen yine kendini mutlu etek için bir şeyler yapıyorsun ben hiç bir şey yapmıyorum yemek yemeyide azalttım sonum ne olacak bilmiyorum ayrıca senin mutlu olmanı kadar çok istiyorum ki çünkü bunu hakediyorsun bizim sınıftakilerde seninkiler gibi sınav zamanını beklerken arkadaşım bir parfüm sıkmıştı bende çok güzel olduğu için banada sıkabilir mi diye sordum kabul etti eve gelince annem çok beğendi kokuyu ismini sordum watsapp dan kıza bilmiyorum diye cevap verdi insan kullandığı parfümün ismini nasıl bilmez bilmese bile alır eline bakar yani sorun sende değil sorun insanlarda herkes o kadar bencil olmuş ki yanıyorum desen üzerine tükürmezler bile ve sakın ölmeyi düşünme senin gibi bir insana dünyanın ihtiyacı var sonuna kadar yaşa belki sonu güzel biter filminin

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim güzel sözlerin için kkumer. Sana yapılan da çok saygısızca bir hareketmiş. Karşındaki insan bildiğin istememiş o parfümü kullanmanı. Yemek yemeyi azaltma ya, sağlığından ödün verme bence. Kız bildiğin yalan söylemiş dediğin gibi. Böyle ufak tefek yalanlar insanı arkadaşlıktan soğutuyor işte. Oysa o parfümü çoğu insan kullanıyor, kendini özel hissetmesi saçma bu yüzden. Boşver yine güzel bir parfüm bulursun sen. Umarım sonu güzel biter dediğin gibi

      Sil
  2. Üzülme bu kadar vişne..Geçiyor her şey ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet Elif, her şeyin bir zamanı var nasılsa. Bu durum da her şey gibi geçiyor bir süre sonra.

      Sil
  3. dexterı özlüyor gibi yaptım, diğer özlediklerimi unutuyor gibi yaptım.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Dexter unutulmaz bir karakter. Ben de çok özlüyorum. Unutmak hepimizin kaderinde var galiba

      Sil
  4. Ya kullandıgın sakinleştiricinin adını verebilir misin rica etsem 😊

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe