Omzumda taşıdığım bir çuval var. Adına hayal kırıklığı diyorum

Salı, Şubat 14, 2017

Hayatta bazı anlar vardır. En umulmadık zamanda karşına öyle bir şey belirir ki evrenin sana mesaj gönderdiğini hissedersin. Bazıları mucizelere tanık olur, o andaki mutluluğunun tadını çıkarır. Bazıları ise gerçeklerle yüzleşmek zorunda kalır. Gerçeklerle yaşayan insanın bir tarafı hep mutsuzdur. O yüzden olabildiğince kaçmak ister bütün olanlardan. Hayal dünyasında yolculuğa çıkar, kendine öyle güzel bir dünya inşa eder ki kimseyi içeri almaz. İçeri alsa evini başına yıkacaklarını, ortalığı mahvedeceğini bilir çünkü.
  Ben gerçeklerin az çok farkında olan biriyim. Farkındalığın getirdiği mutsuzluğu taşıyorum zihnimde. Bazılarını bunu görmek istemiyor, bazılarının umrunda değilmiş gibi davranıyor, bense insanların gözlerinin içine baktığımda benim için ne düşündüğünü görebiliyorum. Çok tuhaf bir özellik bu aslında ama sahip olduğum yegane şeylerden birisi. Her seferinde de haklı çıkıyorum ne yazık ki. Keşke diyorum keşke bir sefer yanıltsa beni insanlar. Keşke evimi önyargı çukuruna yanına kurmasaydım. Keşke diğerleri gibi günübirlik mutluluklar elde edebilseydim. En azından eve geldiğimde elimde bir şey olurdu. Evet ya bugün böyle bir şey yaşadım ve bu benim için güzel bir anıydı diyebilseydim ama diyemiyorum artık eskisi gibi.
  Geçen hafta liseden arkadaşlarım Ezgi ve Öznurla buluştum. Uzun zamandan sonra onlarla konuşmak bir nebze olsun iyi geldi bana. Hepimiz aynıydık. Ben, beni seven arkadaşlarımı görünce pasiflora şişesini tek seferde bitirmiş gibi hissettim. Ezgi ve Öznur da bana karşı samimiyetlerini yitirmemiş. Kitabevi gezdik, kahve içtik, fotoğraf çektirdik, birbirimizi dinledik. Galiba sağlıklı bir arkadaşlığın temelinde birbirini anlamak var. Bu insanlar beni yıllardır tanıyor ve samimiyetleri bir an olsun azalmadı. Keşke daha sık görebilsem onları ama hepimizin vermesi gereken bir yaşama uğraşı var. Onlar da benim gibi kendilerince yaşama uğraşı veriyor. Uzun bir aradan sonra güzel bir gün geçirmenin huzuruyla eve gidip fotoğraflara bakmak, daha sonra sohbete mesajlaşarak devam etmek benim için güzel bir şeydi.
  Bütünlemeden geçtim. Bir hafta aralıksız ders çalışmanın sonunda yüksek not almanın sevinciyle annemlere söyledim. Annem çok sevinse de babam sevincini belli etmedi pek. Demek ki çalışınca oluyormuş. Zor bir dersti sonuçta ve benim için bu dersten geçmek çok önemliydi. Mezun olmama çok az kaldı. Hayatın kirli gerçekliği boyut değiştirerek daha da kötü bir hal alacak benim için. Çünkü yaşadığımız şeyler bir süre sonra katlanılmaz bir şekilde kötü bir duruma dönüşüyor. Biz farkında olmasak da hayat giderek zorlaşıyor ve bunu engelleyemiyoruz. Mezun oldun ee? İş yok, geleceğin belirsiz, bu umutsuzluk atmosferinde üstelik kendi kaderinle baş başayken nasıl yaşama uğraşı verebilir insan? Anlayacağın güçlü kalamıyorum. Hayatım stres yumağından ibaret. Birini çözmeye çalıştıkça hep daha büyük bir yumakla karşılaşıyorum. Yine de bütün bunlardan vazgeçmiyorum. Mutsuzluğumu yazıya dökerek ve birazını da kendime saklayarak yaşıyorum. Çünkü mutsuzluk da bir zehirdir. Yazarak vücudumdaki zehri akıtıyorum. Daha sonra yenilenmiş bir şekilde hayatıma devam ediyorum. İnsan ilişkileri, memnuniyetsizliklerim beni zehirliyor yine daha sonra. Bana yaşattırdıklarını onca hayal kırıklığını koyacak bir çuval bile bulamıyorum artık. Omzumda taşıdığım çuvallar o kadar ağırlaştı ki artık onu olduğu gibi bırakmak istiyorum. İçini açan da bir sürü cam kırıklıklarını görür. Evet, onlar birer hayal kırıklığı. Üstelik dokunanın elini kesen keskinliğe sahipler.
   Hayatımdan memnun değilim eskisi gibi. Her gece umarım bu sefer kalp krizinden ölürüm diyerek uykuya dalmak nasıl bir yaşama şekli gerisini sen düşün. Büyüdükçe insanlara olan güvenim giderek azalmaya başladı. Bugün neden güvenmemem gerektiğini bir kez daha anladım. Kendimi o kadar çok aptal hissediyorum ki ne küfürler etsem az kalır. Sen kalk 2 yıl bir gerizekalı uğruna gece gündüz acı çek, metrolarda fotoğrafına bakıp talihsizliğine dert yan, beni niye sevmedi diye geceleri duvarlara derdini atlar sonra o kalksın bir başka gerizekalıyla güle oynaya hayatını yaşasın. Olacak iş değil. Kendime ve verdiğim onca değere kızıyorum sadece. O kadar aptalım ki birine bağlanmanın ne kadar kötü bir şey olduğunun farkına varamamışım. Artık sevmiyorum. Uzun bir süre kimseyi sevmeyi de düşünmüyorum. Aşkın bana getirdiği tek şey acı. Hayatımın büyük kısmında var zaten bu bide üstüne aşkı yerleştiremem.
  Hayat aşk acısıyla yürümüyor çocuklar. Eninde sonunda o yataktan kalkıyorsun, eeh sikerler deyip kapıyı çekip ayakların ağrıyana kadar yürüyorsun. Bir şekilde her şey tarihe karışıyor ama o şeyin hissettirdikleri geçmiyor. Sobaya dokunmuşsun da elinde bir yara izi kalmış gibi düşün. O zaman atlatması daha kolay oluyor. Sevmiyorum demenin rahatlığı çok başka bir şey. Yaşadığım onca üzüntüden sonra insan istese de sevemiyor artık. O yüzden sevmemek en güzeli. Ama unutmuyorum ben bütün bu olanları ve unutmayacağım. İnsan yaşattıklarını yaşamadan ölmezmiş bu da aklınızda bulunsun.
  Okul giderek anlamsızlaşmaya başlıyor benim için. Konuşmak zorunda kaldığım insanlar için bir şey ifade etmiyorum. Arkadaş değil tanıdık gibiyim insanların hayatında, öylesine geçip gidiveriyorum işte. Yolda karşılaşıp ayaküstü konuşmalardan ibaret arkadaşlıklarım. İnsan bi vişne naptın sömestrda anlatsana diye sorar, merak eder ne bileyim beni önemsediğine dair bir işaret verir. Yok hiçbir belirti yok. Karşımdakini konuşturmak için onların ilgi alanından konuşmaya uğraşıyorum. İzlemediğim halde survivor konuşuyorum mesela. Eğer ben konuşmazsam ortam sessizliğe bürünüyor. Ben sessiz bir ortamı sevmiyorum biliyorsun. Çok sıkılıyorum günlük ilişkilerden, otobüs yolculuklarından, tanımadığım insanların yüzlerine bakmaktan, otobüs saatlerini hesaplamaktan, yürüyen merdivenlerde yavaş yavaş ilerlemekten.
  Galiba ben hayvanları insanlardan daha çok seviyorum. Bir kediye yiyecek verdiğim zaman kendimi çok huzurlu hissediyorum mesela. Bir kediyi sevmek, bir sokak köpeğine günaydın demek sevmediğim insanlarla selamlaşmaktan daha anlamlı geliyor bana. O yüzden hayvanları daha çok seviyorum. Köpek kadar sadık olmasını bile beceremiyorlar.
  Bugün arkadaşlarım kantine giderken önden gidip beni beklememeleri aslında tipik bir samimiyetsizlik örneğinden başka bir şey değildi. İçimden bunlar arkadaş değil, sadece tanıdık dedim. Arkadaşlar aynı yolda beraber yürüyüp beraber gülerler ve birbirini daima kollarlar. Sırma bugün benim yanımdaki boş sıraya oturmak yerine arkamdaki yakışıklı çocuğun yanına oturmayı tercih etti. Benle daha çok vakit geçirmesine rağmen böyle yapmasına ses etmedim. Tek oturmak daha keyifli hem siktir et oğlum. Başkasına tercih edilmeyi oldum olası sevmiyorum sadece. Hep bir başkası var çünkü. Beni kiminle karşılaştırırlarsa karşılaştırsınlar hep karşı tarafı seçiyorlar. İnsanoğlu kazık yiye yiye kalpsizleşiyormuş onu anladım en sonunda. 
  İnsanlara karşı his besleyemiyorum artık. Bana ne oldu bilmiyorum. Geçen hafta pazartesi günüm iyi geçmişti sadece. Ondan sonraki günler birbirinin aynısıydı hep. Eski alışkanlıklarımı da yavaş yavaş geride bıraktığımı fark ettim. Bu hafta film festivali var mesela ama gitmeyeceğim. Dandik filmleri 20 lira verip izlemek istemiyorum açıkçası. Bide tek başıma gidince hep sıkılıyorum onu fark ettim. Evde uzanarak film izlemek daha keyifli benim için. Dışarıda olmak yalnızlığımı bana daha çok fark ettiriyor.
  Okulda gerçekten sevebileceğim bir arkadaşım yok. Grace ile birçok şeyi konuşabiliyoruz ama o da diğerleri gibi yüzeysel takılmayı tercih ediyor. Sömestrda hiç mesaj atmadı mesela. İnsan hiç arkadaşını merak etmez mi ya. Ders seçimleri başlamasa mesaj atmayacaktı neredeyse. Ders seçimi başladıktan sonra mesaj yağmuruna tutuldum resmen. Keşke aynı önemi arkadaşlığıma da verselerdi. Sanırım istediğim şeyi hiçbir zaman bulamayacağım. Bu da benim lanetim sanırım.
 Öğlen cafeye gittik kalabalık bir grupla. Yine masada insanlar telefonlarıyla ilgilenmekle meşguldü. Sevmediğim birkaç insan da aralarında olunca sohbet edesim gelmedi. İzlediğim diziden bile bahsetmek istemedim. Ne gerek var ki dedim. Efsun'u görünce ufaktan bir sinirlendim. Amelie'yi taklit etmekten başka bir halt yaptığı yok. Sırma da öyle yapıyor. İnsanlar neden kendileri olmak yerine başkalarını taklit ediyor anlamıyorum. Onun gibi giyinince onun gibi ruj sürünce ne değişiyor? Neden kendine ait bir dünyaları yok, neden başkaları gibi olmak zorundalar anlam veremiyorum çoğu zaman.
  Yemeğimi yedikten sonra burun ucuyla sohbet etmeye devam ettiler. Masada samimiyetten eser yok. Ben böyle bir ortama düşecek ne yaptım. Kendime şu an mutlu muyum diye sorup durdum sürekli. Benim bu insanlarla ne işim var diyor içimden bir ses. Bana baktıklarında heyecanlanmıyorlar bile. Bazı arkadaşlıklarda vardır ya hani görür görmez böyle bi içtenlikle konuşmaya başlarsın, heyecanlı heyecanlı bir şeyler anlatırsın hah işte demek istediğim o. Sevdiğin birini görünce kendiliğinden bir konuşma isteği duyarsın ya onun gibi bir şey. Çevremdeki kimsede böyle bir istek yok. Niye yok onu da anlamıyorum inan bana. Nisbi'de bu heyecanı gördüm sadece. Birbirimize heyecanlı bir şekilde bir şeyler anlatırdık hep.
   Kendimi bu cansız kalabalıktan nasıl kurtarabilirim onu düşünüyorum şu sıralar. Kendi dünyamda yaşayıp gidiyorum aslına bakarsan. Geceleri güzel filmler izliyor, gündüzleri kitap ve dergi okuyor ve bir şekilde günü atlatmaya çalışıyorum. Gün içerisinde aynı müzikleri dinliyorum. Kendime yaşam gücü yaratmaya çalışıyorum. İç motivasyonum olmasa şu an hayatta olmazdım büyük ihtimalle.
  Yaşam benim için bir anlam ifade etmiyor. Günlerim fotokopiyle çoğalmış sanki. Yaşadığım hayal kırıklığı nasıl bir şeye benziyor biliyor musun? Bomboş bembeyaz bir kağıdı karşındakine veriyorsun ve diyorsun ki al bu benim umudum, hayallerim ve sana biçtiğim değer. Birlikte bu kağıda rengarenk bir dünya çizebiliriz. Sonra o eline kocaman bir siyah keçeli kalem alıp kağıdının her yerini büyük bir pervasızlıkla çiziyor defalarca. Çizerken bir yandan da şeytani bir sırıtış beliriyor yüzünde. Daha sonra sana kağıdını uzatıyor tekrar ve diyor ki al bu da benim sana verdiğim değer.
  Şimdilerde kitaplar ve filmler eşlik ediyor yalnızlığıma. İyi ki onlar var yoksa çoktan delirmiştim. Biliyorum bütün bu anlattıklarımın bir değeri yok aslında. Çünkü ben ne söylersem söyleyeyim hayat devam ediyor. Kimse kimse için çabalamıyor. Kimse kimsenin acısını görmüyor ve buldukları ilk fırsatta sırtından bıçaklamak için arkada bekliyor.
  Bazen kendimi kaplumbağaya benzetiyorum biliyor musun. En ufak bir sorunla karşılaştığımda hemen kabuğuma çekilip ortalığın yatışmasını bekliyorum. Kabuğum öyle sert ki kimsenin kırmaya gücü yetmiyor. Kaplumbağa gibi ağır ağır ilerliyorum hayat denen bu dikenli yolda. Ayaklarım kan içinde ama olsun yine de yürümeye devam ediyorum. Kaçmak, kabuğuna çekilmek hiçbir şeyi çözmüyor onu anladım. Kaçarak da yaşanmıyormuş. Ben sadece her şeyin etkisini geçmek için kendimi geri çekiyorum bir süre. Sonra bu sessizliğin ortasında yıkılmış harabelere bakıyorum. Biten şeyleri izlemenin kendi içinde bir hüznü var.
  Odamda arkadaşlarımın silueti beliriyor bazen. Ben koltuğumda uzanıp hüzünlü bir şarkı dinlerken yan koltukta oturan Cessie ''Bu halinden nefret ediyorum. Kalk ayağa ve kendin için bir şey yap. Uzanma şöyle kalk diyorum'' diye bana söyleniyor mesela. Daha sonra ona bakıp eylemsizliğin de bazen bir anlam taşıdığını söylüyorum. Ellerini kollarında birleştiriyor, omuz silkip kayboluyor. Sonra karşımda Spotty beliriyor. Ders çalışırken oturduğum sandalyeye oturmuş bana bakıyor. Gülümserken yüzünde gamzesi beliriyor. Utangaç ama samimi bir sesle ''Üzülme Vişne, hala hayattayız hepimiz için umut var. Bunu da atlatacağız. Kendine daha fazla kızma'' deyip beni teselli ediyor. Ona teşekkür ediyorum ve bana gülümseyip kayboluyor. Bazen sevdiğim insanları yanımda böyle hayal ediyorum. Aslında yoklar ama orada olduklarını bilmek bazen bana güç veriyor. Kendimi yalnız hissetmemi önlüyor böyle düşünceler. O yüzden bazen böyle deliliklerimin gölgesinde yaşamaya çalışıyorum. Ama ben hala sevdiğim biri tarafından böyle kazık yediğim için kızıyorum kendime. 2 yıl ya 2 yıl dile kolay. Şimdi başkasıyla mutlu olmasına kızıyorum. Ben neden yetemedim? Benim neyim yetmiyor insanlara ya allah kahretsin, gerçekten. Sevmek de bir işe yaramıyormuş onu anladım. Keşke bu gerçekle yaşamak zorunda kalmasaydım. Unutmuyorum bunu ve unutmayacağım. Elbet bir gün tanrı yine bizim yollarımızı kesiştirecek. O zaman yanından hiç konuşmadan geçerken sana baktığımda yüzümdeki ifadesizliği ve bakışlarımdaki öfkeyi göreceksin..

You Might Also Like

4 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Geçecek sevgili vişne, hepsi geçecek..Sabır sabır..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Zaten şu sıralar tek yapabildiğim şey sabretmek. Elimden başka bir şey gelmiyor Elif

      Sil
  2. Bazen yazıların ruh halime öyle güzel uyuyor ki. Seni kendime çok yakın buluyorum. Keşke ben de herkes gibi günübirlik mutluluklar elde edebilsem. Keşke gözlerimi, kulaklarımı kapatabilsem. Keşke bu kadar düşünmesem, takmasam.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim. Sanırım bunları kendi içimizde bitirmek bizim elimizde. Bazıları bunu çok önceden hallediyor bazılarıysa bir şeyler yaşadıktan sonra bütün bu olanları düşünmekten vazgeçiyor. Bize zaman gerekiyor sadece. Birazcık zaman..

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe