Küçücük sandalın içinde akıntıya kapılmış sürükleniyorum

Pazartesi, Mayıs 29, 2017

   Kafam çok karışık. Ne hissedeceğimi bilemez oldum şu sıralar. Bir haftada heyecanı, korkuyu, endişeyi, sevinci, hüznü, coşkuyu ve aklına gelebilecek her türlü duyguyu yaşadım. Bu hafta benim için çok zorlu geçti. Yine de bir şekilde atlatmayı başardım. En azından atlatmış rolü yapıyorum. Aslında çok kötüyüm. Moralim çok bozuk. Bir türlü ruh halimi iyileştiremiyorum. Duygusal komaya girmiş gibi hissediyorum. Eskiden hissettiğim o hiperaktif enerjiyi kendimde bulamıyorum artık. Kulağa çok depresif gibi geliyor ama bu sanırım büyümenin yan etkilerinden biri olsa gerek. Büyüdükçe gülümsediğin anların sayısı azalıyor. Çünkü hayat seni sürekli bir diken üstünde tutmayı istiyor. Sürekli bir telaş içinde yaşamayı gerektiriyor büyümek. Hele yalnızsan, çevrende seni destekleyen arkadaşların yoksa bu daha da zor oluyor.
   En son sana Ales maceramı anlatacağımdan bahsetmiştim. Sınava hiç çalışmadan girdim. O yüzden herhangi bir beklenti içerisinde değildim. Bir bakıma sınava rahat girdim anlayacağın. Zaten çok yüksek notlar alacağımı sanmıyorum. Düşük not da almam diye tahmin ediyorum. Ortalama bir puanla hangi üniversiteye devam edebilirim onu bile bilmiyorum. Nereye gittiği bilmediğim bir sandalın içindeyim sanki. Dalgalar beni bir oraya bir buraya sürüklüyor ve benim tek amacım suyun üstünde kalmak. Aklıma gelecek her çözümü deniyorum ama bir noktada tıkanıyorum galiba.
   Kendimi içinde bulunduğum durumdan kurtarmak için her yolu denemeye çalışıyorum anlayacağın. Ales de onlardan birisi. Bilmeyenler vardır belki açıklayayım: Ales yüksek lisans veya doktora için girmenin zorunlu olduğu bir sınav. Bir üst düzey sınav anlayacağın. Sınav yeri evime yakın olduğu sorun yaşamam sanıyordum ama sınava zar zor yetiştim. Normalde Ezgi ile birlikte gidecektim ama kendisi o gün stresli olduğu için bide ben stresine stres eklemek istemedim. Onunla gitseydim daha kolay ulaşırdım sınava. Annemle birlikte sınav yerine gittik. Sınava 15 dakikadan az kalmıştı. Kampüs kocaman olduğu için fakülteyi bulamadım başlangıçta. Yanımdakiler sınava yetişmek için koşmaya başlayınca ben de koşmaya başladım. Sonra arkamda bana yetişen anneme baktım o da telaşlıydı. Onun yanına gidip 'Seni bırakmak zorundayım yoksa sınava geç kalacağım' dedim. Eşyalarımı ona verdikten sonra kampüsün içinde deli danalar gibi koşmaya başladım. Yanımdaki kızla sabahın dokuzunda deli danalar gibi koşacağım hiç aklıma gelmezdi doğrusu. Sanırsın açlık oyunlarındayız. Öyle bir atmosfer var ki koşmayan oyuna dahil olmayacaktı.
   Açlık oyunlarının gerçek hayat versiyonu gibiydi sanki o ortam. Herkes koşuyor, herkes sınava girebilmek için bütün gücünü harcıyor. Ben de ter içinde kaldım tabi. Sınavın olacağı fakülteye son iki dakika kala girdim. Allahın cezaları son 15 dakika kimseyi almadıkları için böyle road runner gibi koşmak zorunda kaldım. Yanımda su da yoktu. O kadar susadım ki sınav boyunca sınav bittikten sonra ilk işim su içmek oldu. Sınava ilk defa girdiğim için acemi yanım kendini fazlasıyla belli ediyordu. Sorular iyiydi bana göre. Yapabildiğim kadarıyla yaptım. Sonuç ne olur bilmiyorum. Sınavdan sonra annemle yemek yedik. Kampüsün ne kadar güzel olduğundan bahsettik. Sabah onu tek başına bırakmak canımı sıktı biraz. Eğer koşmasaydım belki de sınava giremeyecektim. Yemek yedikten sonra eve geldik. Normal hayatlarımıza devam ettik.
   Öğretmenlik için staj raporlarını yazdım bir güzel, sonra gönderdim. Raporlarımı çok beğendiğini söyledi hocam. Bugün sınav sonuçlarını açıkladı, geçmişim. Sertifikalı bir öğretmen duruyor artık karşında heyt be. Bu beni sevindiriyor. Zaten öğrencilere ders anlatmayı çok sevdim. Umarım bundan sonraki hayatımda bu işi yaparım. Gerçi atanma şansım sıfır ama umut fakirin ekmeği ne de olsa. Ya hayatım bir türlü düzene girmiyor deli olacağım. Bir tarafını düzeltsem öteki tarafı bozuluyor. Sanırsın yatak çarşafı değiştiriyorum.
   Ben kimse için asla yeterli olmuyorum sanırım. Bunu bilmek canımı çok sıkıyor. Grace benimle ilgili tek bir fotoğraf paylaşmadı mezuniyette. Halbuki benim değerli biri olduğumu söylerdi. Bu hafta çok kötü şeyler oldu. Sınavlarım iyi geçti ama arkadaşlık ilişkilerinde zaman zaman sorunlar oluştu. Bir sınav kağıdım eksik geldi onu tamamlamak için deli gibi koşuşturdum. Spotty ile ruh halimiz üzerine epey konuşuyoruz. Beni anlayan nadir insanlardan birisi. Birbirimize o kadar benziyoruz ki anlatamam. O da benim gibi arkadaşlık ilişkilerine önem veriyor. İnsanlardan istediğimiz şey basit aslında: Değer görmek istiyoruz. O kadar haksızlığa uğruyorum ki arkadaşlık ilişkileri konusunda, artık çabalamaya uğraşmıyorum bile. Ne yaparsam yapayım karşı taraf seçiliyor çünkü. Kendim olmaya çalıştığımda durmadan eleştiri oklarıyla bezenmiş bakışları üzerimde hissediyorum. Başka biri olmaya çalıştığımda ruhsuz,sıkıcı biri gibi görünüyorum dışarıdan. Ne yapacağımı şaşırdım bu konuda.
   Kalabalık arkadaş grubundayız. Sevdiğim arkadaşlarım var yanımda. Ginny, Amelie, Polen, Yakışıklı, Grace, Sırma ve daha niceleri. Bunların arasına Sıska'yı da ekleyeyim. Sıska sonradan tanıdığım samimi bir kız arkadaşım. Birlikte garip Türkçe pop şarkılar söylüyoruz durmadan. Çok eğleniyoruz. Nereden baksan 7-8 kişi net varız. Epey de kalabalıkmışız ha. Ben sevdiğim insanların yanında değişiyorum biraz. Daha enerjik, daha komik, kendini rezil etmeye meyilli birine dönüşüyorum. Benimle gülen insan var. Yerine göre davranıyorum genelde ama genel olarak kalabalık ortamlarda eğlenceli olmanın dozunu ayarlayamıyorum. Bu durum gruptaki erkekleri rahatsız ediyor hissediyorum. Polen geçen gün bir erkeğin arkasından konuşurken 'Erkek dediğin ağır olur biraz' demişti. Onun sözleri hala kulaklarımda çınlıyor. Acaba ben böyle davranınca aklından böyle cümleler geçiyor mu diye düşünmeden edemiyorum. Anlayacağın hiçbir yerde kendimi rahat hissedemiyorum. Bi Grace ile konuşurken çok rahatım. Her konuyu konuştuğumuz için rahatlık oradan geliyor. Yine de o benim yerine başkalarını seçiyor. Bunu fark etmek beni çok yaralıyor. Düşünsene en sevdiğin arkadaşın seninle olan fotoğrafı değil de başka biriyle olan fotoğrafı paylaşıyor. İnsan ister istemez üzülüyor be.
   Ben bu grubun neresindeyim peki? Bilgimatik. Evet yanlış okumadın, insanlar kafalarında derslerle alakalı sorular olduğunda beni altın değerinde görüyorlar. Neden? Çünkü notlara sahibim. Çevremdeki insanlar sanki beni yanlarında notlarım için tutuyormuş gibi hissediyorum. Neler yaptığımı, hafta sonumun nasıl geçtiğini sormuyorlar bile. Soru sorarak konuşmayı sürdüren taraf ben oluyorum genelde. Bundan çok sıkıldım. Kendim olamamaktan çok sıkıldım. Sürekli bir şeyler yüklüyorlar omuzlarıma. Mutlu olmam gerektiğini söylüyorlar durmadan. Ben mutlu olamıyorum. Çünkü DNA'larımda mutlu bir hayatın kodları yer almıyor. Sülalece mutsuzuz. Mutlu olanlara gıptayla bakılıyor hatta. Mezun olduğum için sevinen çok az insan var. Hayatı sürekli olumsuz görmüyorum elbette ama bir şeyler beni mutlu olmam için engelliyor. Bunun sebebi ne bilmiyorum. Arkadaşlarım o kadar ilgisiz ki bana karşı içimdeki bütün hevesleri öldürüyorlar. Bu durumla sürekli karşılaşmak bir süre sonra bende bağışıklık yaptı.
   Sabahları Nişantaşı sokaklarında yürürken kaldırımlarda tezgahlarını kuran insanları görürdüm durmadan. Öğleyin metroya doğru yürürken tezgahında bir şeyler satarak geçinmeye çalışan insanların yüzlerine bakardım hep. Trafik ışıklarının yanındaki esmer çiçekçi Filiz ablanın yüzüne bakardım hep. Yüzünde keder okunurdu. Konuşmadım hiç onunla. Bir tane sonradan görmüş gay, snapchatte dalga geçerdi onunla hep. Onun yanına gidip ''Abla kendini şu salağa meze yapma. Sen soğukta bir çiçek satmak için uğraşırken o en lüks cafelerde oturup seninle dalga geçtiği videoları paylaşıyor'' diyemedim. Dersem hem üzülür hem sinirlenirdi. Yüzüne baktım sadece. Yüzündeki acıyı, umutsuzluğu, yaşam sıkıntısını gözlerinden okumaya çalıştım.
   Boyu çok kısa olmasına rağmen tezgahında kalem, mendil satan bir adama denk geldim. Teşvikiye camisinin orada ayakkabı tabanları satan adamı gözüme çarpmıştı. Cafelerin yanında bir başına oturan deli adamı görmüştüm. Acaba ne düşünüyor diye içimden geçirmişimdir hep. Yolda yürürken aklımda hep şu cümle tekrarlanıyordu: ''Bak herkes bir yaşama uğraşı peşinde ve var olmaya çalışıyorlar. Yılmıyorlar, soğukmuş yağmurmuş demeden tezgahlarının başında bekliyorlar. Niye? Bir gün daha rahat yaşayabilmek için. Herkesin acısı kendine güzeldir unutma. Şu insanlara bak ve ne kadar mücadeleci olduklarını gör. Hiçbiri hayattan vazgeçmiyor senin gibi. Hiçbiri köşesine çekilip ölmeyi dilemiyor. Tüm güçleriyle orada durup bir şey almaları için insanların yüzüne bakıyorlar. Bazen siftah yapmıyorlar ama olsun en azından kendilerini hayat denen bu vahşi ortamda belli ediyorlar. Bakın buradayım, evet sizin kadar durumum iyi değil ama bunu telafi etmek için çalışıyorum. Lütfen beni görmezden gelmeyin diyorlar kendilerince. Sen ne yapıyorsun? Hiçbir şey. Çünkü korkaksın. Yaşamaya korkuyorsun. Keşke ölsen. Keşke!.''
 
  Kaldırımları içimden böyle cümleler kurarak yürüdüm hep. Çevremdekiler beni seviyordu sevmesine ama gözlerimin içine bakmıyorlardı. Kimseden iltifat bekleyecek durumda değilim. Sadece samimiyet ve anlayış arıyorum insanlardan hepsi bu. İç sesim durmadan beni öldüresiye eleştiriyor ve bunun üstesinden gelemediğimi hissediyorum zaman zaman. Kitap okuyamıyorum doğru düzgün. Dikkatimi bir türlü toparlayamıyorum. Her şey üstüme üstüme geliyormuş gibi şu sıralar. Grace ile konuşsam sürekli kendi hayatıyla ilgili şeyler anlatıyor. Bana bir türlü sıra gelmiyor anlayacağın.
   Bir ortama sonradan dahil olmak o kadar kötü bir şey ki anlatamam. O hiçbir zaman ait olamama hissi geliyor göğüs kafesinin tam ortasına yerleşiyor. Yaşadığın sürece öyle bir ağırlaşıyor ki taşıyamaz oluyorsun. Keşke bütün bunları sana denize karşı bir bankta yan yana otururken anlatsaydım. Sonra susup denizi seyretseydik. Dünyanın en hafiflemiş insanı olurdum herhalde.
   Benimle ilgili anlaman gereken bir şey var. Ben asosyal, müşkülpesent, özgüveni düşük, kendini bir türlü sevemeyen, intihara meyilli, inek biriyim. Cessie kendime karşı objektif olmamı söyledi geçen gün. Objektif olunca böyle kötü sonuçlar ortaya çıkıyor idare et artık azıcık. İnsanları bazen dertlerimle boğduğumu düşünüyorum. Beni okurken çoğu zaman canın sıkılıyor dimi? Yaşarken benim canım daha çok acıyor inan bana. Bütün bunların sebebi maalesef çocukluktan kaynaklanıyor ve bunu düzeltemiyorum. Doktora moktora git deme işe yaramıyor. Sakinleştiricilerle idare etmeye çalışıyorum işte. Bu halim yüzünden genelde hayata tutunamıyorum. İlişkilerim pek sağlıklı olmuyor çünkü bir şekilde insanlar hayatımdan çıkıyor ve ben bu süreci kaçırıyorum. Bir bakmışım o insan yok. Keşke ailem daha az 'sen hiçbir şeyi yapamazsın' deseymiş. Elime attığım çoğu işi bu yüzden yapamıyorum belki de. Allah kahretsin ya, gerçekten. Beni okuyan anneler sakın bunu çocuğunuza yapmayın. Ben kendimden nefret ederek büyüdüm. Çocuklarınıza böyle bir kötülüğü yapmayın. Bununla alakalı Bergman'ın Güz Sonatı diye bir filmi var. Çok ama çok güzel bir filmdir. Bir anne - kızın hesaplaşmasını anlatır. Kızına ilgi göstermeyen bir annenin içsel hesaplaşması anlatılır. Benim en sevdiğim filmler arasındadır. Oradaki kızın ne hissettiğini çok iyi anladım.
    Kpss'ye de girdim tabii durur muyum. O sınavlar da benim için bir hayli ilginçti. Bu sefer babam evdeydi o götürdü bizi. Sınav yeri yine aynı olduğu için sınava rahatlıkla yetiştim. Yağmur yağıyordu, üşüyordum ama içimdeki cılız umut ateşini hayatta tutmaya çalışıyordum bir yandan. Bütün bunların bir anlamı olmalı diye düşündüm. Bunca varoluş sancısının bir çıkış yolu olmalı. Tünelin ucundaki ışığı bir gün görür müyüz dersin? Bizim için hala umut var mı? Bilmiyorum.
   İnsanlar kendilerini sevmekten başkalarını sevmeyi öğrenemedi. İlaçlarla ömür geçirmek istemiyorum artık. Şu sıralar tek isteğim başkalarına bağlı kalmadan yaşamak. Birisiyle 2-3 konuşmadığım günler olmuştu. Başkalarına bağlı kalmak istemiyorum. Düzgün bir iş arıyorum ama yok yok yok! Dergide çalışmak için torpil gerekiyor, atanmak için torpil gerekiyor, düzgün bir iş için torpil gerekiyor. O da ben de yok. Bütün bu yazdıklarım kendime ve hayata olan kızgınlığımdan kaynaklanıyor. Herkesi bir şekilde bir yere koydu hayat. Bense dalgaların arasında o küçücük sandalın içinde akıntıya kapılmış bir şekilde sürükleniyorum. İşin kötüsü nereye varacağımı bilmiyorum..

Hamiş: Balo + Mezuniyet yazısı yazmaya halim yok. Haftaya yazıcam söz!

You Might Also Like

5 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Seni anlıyorum çünkü az biraz benziyoruz, belki biraz daha fazla. Eminim bu şekilde hisseden çok fazla insan vardır. Ama bi noktaya takıldım, eğer arkadaşlarının seni genellikle notlar/ders için önemsediklerini hissediyorsan o kişilerle arana mesafe koy bence. Bana değer vermediğini düşündüğüm çok samimi bir arkadaşımla pat diye bağımı kopardım ve hayatımdan pek bir şey eksilmedi. Zor oldu, kötü hissettim ama oluyor bir şekilde. Umarım Ales'ten istediğin puanı alırsın & ben de alırım. :3 Sevgilerle

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Keşke bu şekilde hisseden insanlar etrafımda daha çok olsa. En azından bir şey paylaşmak istediğimde onlar yanımda olurdu. O kadar duygusuz, düşüncesiz, çıkarsız insan var ki etrafımda hangisi gerçek hangisi sahte ayırt edemiyorum artık. Mesafe koymayı denedim de pek işe yaramıyor. Daha kötü oluyorum öyle olunca. Evet şu sıralar o bağı koparmayı deniyorum. Benim için çok zor oluyor. Umarım bunu da atlatabilirim. Teşekkür ederim. Umarım sen de yüksek puanlar alırsın :))

      Sil
  2. İşin sırrı; yaşamakta sanırım. Çünkü bazı istisnalar hariç, hemen hemen herkes aynı yollardan geçiyor. Ziya Osman Saba'nın dediği gibi-hatırımda yanlış kalmadıysa- "Hayat dediğin, sidikli bir sokaktır; o sokaktan geçebilmek her babayiğidin yiyebileceği b... değildir."
    Şanslısınız ki: Daha yolun başındasınız ve her şey elinizde. 50 den sonra anlayacaksınız bunu.
    Hah hah hah! Ne baba bir cümle kurdum değil mi?
    Sevgilerimle hoşça kalın ve de kolay gelsin. :))

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Evet yaşamayı henüz öğrenebilmiş değil çoğumuz. Sadece yaşıyormuş gibi yapıyoruz, rüzgar bizi nereye götürürse artık. Ziya Osman Saba ne güzel söylemiş. 50 yaşında gibi hissediyorum ama ya. Umarım bu durumdan bir önce sıyrılırım. Evet güzel bir cümle oldu. Teşekkür ederim :)

      Sil
  3. Sanırım aynı hayatı yaşıyoruz 😕🤐

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe