Starbucks Günlükleri #2

Cuma, Eylül 15, 2017

     Son birkaç haftadır kafam çok karışık. İnişli çıkışlı bir ruh haline sahip olmak berbat bir duygu. Yine dışarıda yazıyorum bu yazıyı. Dışarda yazmaya alıştım sayılım. Gerçi etrafımda bir sürü tanımadığım insan var ama olsun. En azından odamın boğucu havasından birazcık olsun kurtulmuş oluyorum.
   İngilizce çalışmalarına ara vermeden devam ediyorum. Gerçi tek başına çalışmak zor oluyor çünkü zaman zaman disiplinin ucu kaçıyor. Bir hocanın denetiminde ders çalışma fikri daha sağlıklı bir sonucu beraberinde getirir. Bir yanım kursa yazıl diyor öteki yanımsa ne gerek var evde zaten bir sürü kaynakla çalışıyorsun boşver diyor. Zaten şu an kursa verecek param bile yok.
   Sınav ingilizcesine çalışmak bir tık daha zor çünkü bilmediğin bir sürü kelimeyle mücadele etmek zorunda kalıyorsun. Hayatım boyunca görmediğim kelimelerle uğraşmak benim için bir hayli zor açıkçası. Yine de barajı geçmek için elimden geleni yapıyorum.
   Geçen hafta iki yakın arkadaşımla görüştüm. İlk önce Sırma ile buluşup sinemaya gittik. Dakika bir gol bir iş durumumu sordu hemen. Ben artık kendimi açıklamaktan sıkıldım ya. Bunlardan bahsetmek tadımı kaçırıyor biraz. Filmi beğenmedik. Tom Cruise o botokslu haliyle mimik yapmayı dahi beceremiyor. Daha sonra şu an yazı yazdığım yerde oturup kahve içtik. Yemek yemeyi teklif ettim ama sonra zamanlarda tutumlu olması gerekiyormuş o yüzden yemedi. Kozmetik dükkanına girip çeşitli ürünlere baktık. Ben her zaman olduğu gibi erkek parfümlerini koklamaya giriştim. O da ojelere falan baktı öyle. Daha sonra benim seçtiğim bir renkteki ojeyi aldı günün hatırası niyetine.
   Beni gördüğüne sevinmiş gibi görünüyordu ama aramızda belirsiz bir iletişimsizlik vardı sanki. Uzun zaman sonra görüşmemenin verdiği boşluktan olsa gerek. Bu durum nedense hoşuma gitmedi. Yazın büyük bir kısmını memleketinde geçirdi. O yüzden İstanbul'a alışmakta zorlanıyormuş. O da benim gibi şu an öğretmenlik için mücadele ediyor. Ben formasyonumu çoktan aldım canım. O yolları aşalı çok oldu. Staj yapacak bu dönem Sırma. O yüzden çok stresliydi. Ben de ona birtakım önerilerde bulundum kendimce. Bana ''Seninle konuşmak çok iyi geliyor insana bunun farkında mısın'' gibi şeyler söyledi. Tek yaptığım öneride bulunmaktı sadece.
   Pek konuşkan değildi bu sefer. Benim yüzümden mi böyleydi bilmiyorum ama konuşan taraf bendim genelde. Arkadaşlıkta karşılıklı konuşmak çok önemlidir çoğu zaman. Yanımdayken heyecanlandığını hissedemiyordum. Bu heyecan arkadaşlıktan duyulan bir heyecan aslında. Ben sevdiğim arkadaşlarımın yanında heyecanlı bir şekilde bir şeyler anlatmak ya da onları dinlemekten yanayımdır. Belki o gün modu düşüktür diyeceğim ama o da yoktu. Onun yanındayken ''Sıkıcı mıyım acaba ben?'' diye düşünmeden edemedim. Genelde sessiz sohbet ortamlarında aklıma hep bu soru geliyor. Galiba beni benim onu sevdiğim gibi sevmiyor. Ben soru sormadıkça bir şey anlatmadı mesela. Aramızdaki ilişki güzel ama bana yeteri kadar açık olduğunu düşünmüyorum. Benimle fotoğraf çektirirken bile sıkıntılı bir yüz ifadesi takındı hep. Bi ara fotoğraf çektirirken '' Zorla gülüyorsun farkında mısın? Böyle yapma'' gibi şeyler söyledim. Buluşmamız beklediğim gibi geçmedi. Zaman bazı şeyleri unutturuyor galiba insana. Maddi açıdan zor bir dönemde olduğunu ve tutumlu olma yolunu seçtiğini söyledi. Bende bu durumu anlayışla karşıladım. Gerçi ben de aşırı zor bir durumdayım ama çaktırmıyorum. Dur onu da anlatırım şimdi.
    Birkaç gün sonra Sırma, ortak arkadaşlarımızla buluşmuş. Amelie, yakışıklı, ginny ve gıcık Efsunla birlikte cafede buluşmuşlar. İlk başta bu duruma üzüldüm aslında ama sonradan geçti. Efsun'un olduğu yerde olmak istemiyorum artık. Yapmacık ucuz komedileriyle beni kendinden soğutuyor sürekli. Asla kanım kaynamıyor bu kıza. Yüzündeki o gizli nefreti yalnız ben görebiliyorum. Grace de ondan nefret ediyor. Ginny İstanbul'a geldiğinde görüşecektik ama benimle değil de onlarla görüşmeyi tercih etmiş. İnsanlar neden bana böyle davranıyor anlamıyorum. Tek istediğim keyifli bir ortamda birlikte vakit geçirmek ama o da kısmet olmuyor. Gerçi onların yanında olsaydım yine gizliden gizliye dışlarlardı beni eminim. Grace bana ortamlara uyum sağlayamadığımı söylüyor zaman zaman. Onun haklılığı moralimi bozuyor nedense. Grace'e moralimin bozulduğunu söyleyince ''Onlar gerçek arkadaşın değil ki. Öyle olsa seni ihmal etmezlerdi. Kabul et, onlar takılmalık insanlar. '' gibi şeyler söyledi bana. Sırma onlarla eğlenerek içinden geldiği gibi fotoğraf çektirmiş. Benimle fotoğraf çektirmeye tenezzül bile etmedi.
    Daha sonra birkaç gün geçtiğinde Grace ile buluştuk. 3 ay boyunca görüşememenin verdiği üzüntü onu görünce geçti. Okuldaki işlerini halletmek için İstanbul'a gelmiş. Bu bahaneyle beni de görmek istediğini söyledi. Okulda buluşup İstiklale gittik. Onu çok özlemişim. Her hafta telefonda konuştuğumuz için aramızdaki bağ kopmamıştı henüz. O da benimle konuşmayı seviyormuş. Buluştuğumuzda ''Ben normalde telefonda konuşmayı sevmem. Sadece seninle konuşurken dakikalarca konuşuyorum onu fark ettim'' dedi. Çoğu yönümüz birbirimize benziyor aslına bakarsan. Benimle ilgili kimsenin bilmediği şeyleri biliyor. Geçen gün moralini bozan bir durumla karşılaştı. Cinsel bir hastalığa yakalanmış. Kalıcı bir hastalıkmış ve tedavisi de yok. Virüs bulaşmış vücuduna. Bu durumu öğrenmek ona ağır geldi. Beni arayıp durumu anlattı. Kimseye söyleyememiş. Bu talihsiz olay benim de moralimi bozdu tabii ne söyleyeceğimi bilemedim. Teselli etmeye çalıştım ama başarılı oldum mu bilmiyorum valla.
  
Yurt dışı maceralarını anlattı genel olarak. Bir sürü ülkeyi gezdiği için anlatacak çok şey vardı. Benim anlatacak pek fazla bir şeyim yoktu içsel buhranlarım dışında. Bundan da fazla bahsetmedim zaten. Amy Winehouse şarkıları eşliğinde sigara içip kahve yudumladık. Kime sigara içtiğimi söylesem şaşıran gözlerle bakıyorlar bana. Öyle sık içen birisi değilim sadece arkadaşlarımla kahve içtiğimde kullanıyorum. Bu bana kendimi iyi hissettiriyor. Kendimle ilgili bazı şeylerden bahsettim daha sonra. Kendime haksızlık ettiğimi, kendimle gurur duymadığımı söyledi. O dönem uzattığı için mezun olamadı. Bana ''Mezunsun ve şimdi yeni bir şeyler yapıyorsun. Kendini yazarak çok iyi ifade ediyorsun. Neden kendinle ilgili iyi şeyleri görmekten kaçıyorsun anlamıyorum seni'' dedi. Ben de bunun hiçbir önemi olmadığını söyledim. Normalde bu tarz konuşmalar yaptığımda insanlar benden soğuyor ama Grace soğumadı.
    Sinema, edebiyat, birtakım mutsuzluklar, felsefik konuşmalarla geçti sohbetimiz. Daha sonra Ara cafe'de yemek yedik. Yemeklerini beğenmedim. Otobüs durağına kadar ona eşlik ettim. Otobüs gelene kadar onunla konuştum. Uzun bir süre gelmeyeceğini söyledi. Bunu duyduktan sonra moralim aşırı bozuldu. Ona ''Seni uzun bir süre göremeyeceğimi bilmek beni çok üzüyor. Bari doğum günümde gel'' dedim ama ihtimal vermiyormuş. Zaten sevdiğim bütün arkadaşlarım benden uzaklara gidiyor.
    Bana ''Sürekli kötü şeylere odaklanıyorsun. Böyle yaparsan iyi şeyler yaşaman çok zor olur. Hayatta iyi şeyler de olur çoğu zaman. Hem insanları hayatının sonuna kadar yanında tutamazsın ki. Her şey değişiyor. İnsanlar başka yöne gidiyor. Alış buna ve böyle yaparak üzme beni.'' gibi şeyler söyledi. Sevdicekle ilgili konuştuk biraz. Sevdiceği ilk buluşmamızdan bahsettim. Ona ilk kez sarılmam yanlışmış. Bana ''Sevdiğin insana ilk anda sarılman onu telaşlandırır. O kadar yakın değilsen bu durum geri teper. Sende böyle bir sorun var. Nerede sana gülen, iyi davranan birini bulsan hemen mutlu olup yelkenleri suya indiriyorsun. Bunu yapma, iyi bir şey değil. Sen çok istekli şekilde sarılınca haliyle geri çekilmek zorunda kaldı o da.'' dedi. Evet nerede bir sevgi kırıntısı görsem koşup onu sahipleniyorum. Çünkü hayatım boyunca gerçek sevginin tam olarak ne olduğunu bilmiyorum. İliklerime kadar sevilmemişim çünkü. Bunun eksikliğini asla dolduramıyorum.
   Onun bineceği otobüs bize doğru gelirken celladımız geliyor dedi. Daha sonra ''Yapma böyle bak üzme beni.'' gibi şeyler söyleyince sarıldım ve ona ''Seni çok seviyorum biliyorsun dimi'' gibi şeyler söyledim. O da beni sevdiğini söyledi ve ayrıldık.  Arkasından bakarken ağladım ağlayacağım yani o derece. Ben onun arkasından bakarken bir de ne göreyim dersin. Mine Söğüt! Oha mucizeye bak. Hemen yanına gidip onunla konuştum. Beni hatırlamadı ama bunu hiç ukalaca demedi. Ya nasıl sevindim onu gördüğüme anlatamam. Yolda yürürken kitaplarından bahsettik. Yeni kitabını bitirme aşamasındaymış. Kırmızı zaman kitabını aşırı sevdiğimi söyleyince o da ''Evet, ben de o kitabımı çok seviyorum'' diye karşılık verdi. Yazdıklarının kendi hayatıyla alakası yokmuş. Birtakım araştırmaları sonucunda yazıyormuş. Ben mutluluktan şapşallaşmıştım. Sürekli kaleminizi çok seviyorum, iyi ki yazıyorsunuz gibi şeyler söylüyordum sürekli. Daha sonra fotoğraf çektirdik hatıra niyetine. Şahane bir yazar kendisi. Egosu hiç yok ve çok anlayışlıydı bana karşı. Hüzünle mutluluğu aynı anda yaşamak çok tuhaf bir duyguydu benim için.
    Grace'e bu durumu anlattım hemen o otobüsteyken. ''Bide kısmetsizim dersin bak mucize yaşamışsın. İyi şeyler hala başına geliyormuş gördün mü'' dedi. Daha sonra fazla konuşmadık. Telefonla görüşmeye devam edeceğiz büyük ihtimalle. Grace ile olan buluşmam benim için daha verimli geçti. Bana karşı hala aynı anlayışa sahip. O beni anlayan nadir insanlardan biri. Durakta bunu ona söyledim. Bana ''Benim yerime başka Grace'ler gelir elbet'' deyince ''Asla senin gibi olamazlar'' diye karşılık verdim.  Vedaları hiç sevmiyorum. Zaten hayattan yeterince keyif almıyorum. Böyle durumlar modumu daha çok düşürüyor. Ondan ayrıldıktan sonra akşam bahçeye çıkıp gökyüzüne bakarak sigara içtim. Yıldızlar çok iyi görünüyordu. Evimin duvarına yaslanıp yitip giden hayatıma baktım. Hayatım ellerimin arasında kayıp gidiyordu ben farkında olmadan. Neden sorusu belirdi kafamda. Allahım dedim neden böyle olmak zorunda, neden beni çaresizliğimle baş başa bırakıyorsun gibi şeyler söyledim kısık sesle. Sigaranın yanan ışığına bakarken mutsuzluğumu bir kez daha farkında vardım.
    Şu an iyiyim. Yani iyi olduğumu sanıyorum. Moralim o kadar bozuk değil. Alışmışlığın verdiği tatsızlığı hissediyorum içimde. Yoluma devam etmem gerekiyor bir şekilde. İnsanlar hayatlarına devam ediyorlar. Ben de devam etmeye çalışıyorum. Hala iş bulamadım. Eniştemden yardım istedim ama pek ilgilenmedi. Futbol maçı izlemediğim için bana gözlerini düşürerek baktı. Teyzemlerle görüştüm daha sonra. Onlarla olmak bana iyi geldi biraz da olsa.
   Hayatımda yenilik pek fazla yok anlayacağın. İş bulma sitelerinde debeleniyorum ama umduğum gibi bir şey bulamadım. Ailemden para isterken artık çok utanıyorum. İç sesim ne küfürler ediyor bana bir bilsen. Her gece uyumadan önce bana ''Senden nefret ediyorum. Kaç yaşına geldin utanmıyorsun değil mi ailenden para istemekten! Aptalsın çünkü. Herkes kendini kurtardı, yolunu buldu sen ortada kaldın. Şu dolabındaki ilaçları içsen ikimiz de rahatlayacağız ama nerede sende o cesaret. Utan kendinden utan. Umarım allah bir an önce belanı verir.'' gibi şeyler söyleyerek huzursuz bir şekilde uykuya dalmamı sağlıyor. Her gece bu cümleleri duyuyorum içimden. Her gece birazcık daha eksiliyorum kendimden. Etrafımdaki insanlara bakıyorum. Hepsi hayatlarınından memnun gibi görünüyor. Her insanın kendine ait yalnızlığı ve mutsuzluğu elbette var ama dışarıdan bu hiç belli olmuyor. Her şey o kadar yolunda görünüyor ki dışarıdan acaba sorun sadece bende mi diye düşünmeden edemiyorum.
   İngilizce eğitim kitaplarını babam aldı. Benim nefesim daraldı yine bu yüzden. Başkalarına bağlı kalarak yaşamak çok boktan bir şey. Bunu düzeltmek için çaba harcıyorum ama yeterli gelmiyor. Anca starbucks köşelerinde yazıyorum böyle mal mal. Param da yok öyle ha. Bir kahveyle saatlerce oturabileceğim başka yer olmadığı için buraya geliyorum. Yoksa buraya meraklı değilim. Grace de çok kapitalist olduğumu düşünüyor. Starbucks gibi mekanların insanı tektipleştirdiğini ve bundan rahatsız olduğunu söyledi. Alternatif mekanların çoğu da bozuk bence. Hizmeti kötü mekanları sevmiyorum. Kapitalist değilim sadece rahatıma düşkünüm ve verdiğim paranın karşılığını düzgün bir şekilde almak istiyorum hepsi bu. Bu cümleleri Kanyon'un yanındaki Starbucks'ta yazıyorum bu arada. Buradaki insanlar kısmen daha normal. Benim gibi sıradan gibi gözüküyorlar. Bu da benim terapim gibi bir şey oldu. Kafam şu an aşırı rahatladı biliyor musun.
    Birkaç ay önce Sevdiceği gördüm. Yanında biri vardı. Ortak sevdiğimiz bir filmi sinemada izlemek için vakit öldürüyordum bir kafede. Ece Temelkuran'In Devir romanını okuyordum kahve içerken. Bir baktım yanıma geldi. Neye uğradığımı şaşırdım. Sarılmadım bu sefer ona. İlk buluşmamızda sarılmıştım. O da sarılma meraklısı değil zaten. Onu yanında biriyle görmek canımı azıcık acıttı. Yanındakine kötü baktım ve içimden ''Senin yerinde ben olmalıydım bu haksızlık'' dedim. Neler yaptığımızdan bahsettik ayaküstü. Ona kendimden bahsederken aramızdaki bağın uçup gittiğini hissettim. Asla birbirimizi tanımıyoruz. Çocuk gibi hissettim onun yanndayken. Onu yapıyorum bunu yapıyorum diye cümleler kurarken gittikçe yabancılaştığımızı hissettim. Görüşelim bir ara dedi ama bunu öylesine söylediğine adım gibi eminim. Onu görmek benim için sevindirici bir şey olsa da aramızdaki o imkansız mevzuyu yeniden hatırlamama neden oldu. İmkansız olarak kalacak bu gidişle. Onu düşünmeyi çoktan bıraktım. Sadece zaman zaman aklıma geliyor. Onun dışında eskisi gibi acı çekerek fotoğraflarına bakmıyorum. Benim için geride kaldı. Olmayınca bir süre sonra unutuyorsun yapacak bir şey zor. Alışması zor bir durum ama başka çözümü yok bunun.
   Yanından ayrılırken benim için de izle filmi dedi sadece. Issız adam filminin son sahnesini yeniden yaşıyormuş gibi hissettim o an. Sarılamadım bile. Artık sevgiye inanmıyorum. Birinin beni gerçek anlamda sevebileceğine inanmıyorum zaten. Biz karşımızdaki insanın bizde uyandırdığı duyguyu seviyoruz sadece. Duygu bitince sevgi de yok oluyor haliyle. O yüzden gerçek sevgi asla bu dünyada var olmadı. Gerçek sevgiye sahip olanlar ise çok nadir. Her şeyin sonu var. Sevginin bile.
   Şimdilerde kendimle yaşamaya çalışıyorum. İç sesim hala beni deli ediyor. Moralimi yüksek tutmaya çalışıyorum. Yalnızlığa çok alıştım galiba. Eskiden bu duruma kafayı takmıştım ama üzerinde fazla durmayınca unutuyor insan. İnsanın kendi yalnızlığına alışmak zorunda bırakılması ne korkunç.
   Eylül ayını asla ama asla sevmiyorum. Bana hep eksikliğimi hatırlatıyor. Eylül ayı gelince biraz daha yaşlandığımı hissediyorum. Çoğu insan eylül gelince içi kıpır kıpır oluyor. Bence yeni bir şeyler yaşamaya cesaret edemiyorum. Spora yazılmak istiyorum mesela ama soyunma odalarına karşı travma yaşadığım için o odalara bir daha girmek istemiyorum. Ter kokusunun buram buram hissedildiği o odalarda olmak beni geriyor.
   Ne çok yazmışım bak yine görüyor musun. Okurken gözlerin kanamamıştır umarım. Her şeye rağmen yaşamaya devam ediyorum. Arada ufak tefek intihar düşüncelerim hortlasa da onları çıktıkları yere geri gönderiyorum. Çünkü yaşamak ölmekten daha fazla cesaret ister. Öyle ya da böyle hayatın bana sunduklarını anlayışla karşılıyor ve sık sık gökyüzüne bakıyorum. Gökyüzü hiçbir yere gitmiyor. Tıpkı mutsuzluğum gibi..

You Might Also Like

8 kişi benim de tuzum olsun dedi

  1. Yazını ilk kez okudum.. seni tanımıyorum ama yazdıklarından çıkardığım o çocuksu ruhu çok sevdim :) bazen başedebileceğimizden daha çok sabretmemiz gerekiyor birşeylere evet.. Ama dediğin gibi yaşamak daha çok cesaret istiyor. Ve ben de çoğu zaman zor olanı yapıyorum ve yaşıyorum diyorum böyle anlarda.. Bir zaman gelecek ve geride bıraktıkların o kadar çok olacak ki şaşıracaksın. Bırak gitsinler.. Gitmeleri bile birşeyler katıyor inan.. Ne çok yazdım dimi.. Umarım az bişiler anlatabilmişimdir :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Hoşgeldin o zaman :)
      Teşekkür ederim beğenin için. Güzel ortamı bulunca yazıverdim işte bir şeyler. Benim terapim de bu kendimce. Zor olanı yapmak her zaman daha değer katıyor bence insana. O yüzden zor olanı başarana iyi bakıyorlar. Gitmelerine alıştım da geride kalmaya pek alışamadım. Zamanla ona da alışırım sanırım. Evet güzel şeyler anlattın. Teşekkür ederim :)

      Sil
  2. Ben de çok bunaldığımda, çok sıkıldığımda, etrafımın kapkaranlık olduğunu ve o karanlıkta yapayalnız olduğumu düşündüğümde yıldızlara bakarım. Karanlıktan kaçmak için yine karanlığa sığınmak da çok ilginç aslında :) Seni mutlu eden insanlarla birlikte ol, seni mutlu eden şeyleri yap. Yazılarını okumak bana iyi geliyor. Nedenini bilemiyorum ama sanırım birinin kendini dürüstçe ifade etmesi güzel bir şey. Etrafta kendini olduğundan daha iyi göstermek için çırpınıp maskelerin ardına gizlenen o kadar çok insan var ki. İnsanları gözümüzde çok da büyütmemeliyiz bence. Umarım her şey gönlünce olur :)

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Selam ilkay.
      Çoğu zaman yıldızlara bakmak insana iyi gelen bir şey bence. O kadar uzakta olmalarına rağmen onları görebilmek çok şaşırtıcı geliyor bana nedense. Beni mutlu eden insan yok etrafımda pek. Mutlu edenler de uzakta oluyor genelde. O yüzden genelde yalnız takılıyorum ve çoğu zaman bundan keyif alıyorum. Yazı yazmak, film izlemek beni mutlu ediyor epey. Bu yazıyı yazarken epey keyifliydim mesela. Ben de yazarken keyif alıyorum hep. Kesinlikle büyütülmemeli. Ne de olsa herkes er ya da geç hayatından çıkıyor. Teşekkür ederim. Umarım senin de öyle olur. :)

      Sil
  3. İlkay'a katılıyorum seni okumak çok keyifli :). Yine bazı konularda seni o kadar iyi anlıyorum ki, okumak iyi geliyor. Bence hayatında olmayanlara odaklanmaktansa olanlara sevinsen daha mutlu olacaksın ki yavaş yavaş başlıyorsun sanırım :). Umarım her şey gönlünce, gönlümüzce olur.

    Şu aralar benim de ruh halim gelgitli, ne okuyor ne yazıyor ne izleyebiliyorum. Zor bir dönemden geçtiğimi hissediyorum. Birkaç uğraş var onlarla oyalanıyorum ama acilen üzerimdeki bu üşengeçliği, buhranı :) atmam gerekiyor :).

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Teşekkür ederim güzel sözlerin için. :) Ben de senin yazılarını okurken çok keyif alıyorum. Yavaş yavaş bazı şeylerin farkına varıyorum. Bunların farkına varmak her ne kadar beni sarsa da alışmaktan başka çözüm bulamıyorum. İnşallah öyle olur. O dönemden ben de geçtim. Gelgitli ruh halinde olmak çok zor. Bırak bir süre böyle kal, bakalım nereye kadar götürecek seni. Ben şimdilik boşlukta süzülüyorum. Elbet bir gün yere çakıldığımı hissedeceğim.

      Sil
  4. Selam nam-ı diğer Vişne... :) Yine enfes yazılarından biri olmuş. Ellerine sağlık. Ama intihar olayını lütfen bir daha aklına getirme! Senin de çok güzel özetlediğin gibi yılmadan, pes etmeden, cesurca, mücadele ede ede hayatta kalmak; ölümden daha fazla cesaret eder. Grace'in kıymetini bil ve ona destek ol! Bir de ne diyecektim? Sadece Sen yaşlanmıyorsun, herkes, hepimiz bu dünyada yaş ala ala zamanı geçiriyoruz. Buna kafanı takma. Bu arada şarkı seçimlerin bir harika. Öyle güzel sürprizler yapıyorsun ki, bazen merakımdan yazıyı bir kenara koyup şarkıyı açtığım oluyor. :-pp Her şey güzel olacak...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Merhaba :)

      Teşekkür ederim beğenin için. Yok ya fazla getirmiyorum arada hortluyor bu tarz düşünceler. Evet yaşamak daha fazla sorumluluk ve cesaret istiyor bir bakıma. Bunu yaparken de zaman zaman zorlanıyorum her insan gibi. Grace'i çok seviyorum ve bana çok iyi geliyor arkadaşlığı. Şarkıları beğenmene ayrıca sevindim. Ben bu şarkıları özenle seçiyorum. Birçoğunu sürekli dinliyorum. Bu şarkıyı özellikle çok seviyorum mesela. Umarım öyle olur

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Subscribe

subscibe